“Hiçbir Mü’min Hiçbir Kâfiri Ciddiyetle Dost İttihâz Etmesin!”
18 Eylül 2017
Kadınların Bereket Cihetinden En Hayırlısı
8 Mart 2019

ZEVCLE ZEVCENİN KARŞILIKLI HUKÛK SÂHİBİ OLDUKLARINA DÂİR AKHÂM-I KUR’ÂNİYE

 

Merhûm Mehmed Vehbi Efendi

(Sâbık Konya Meb’ûsu ve Eski Şer’iye Vekîli)

 .

Zevcle zevcenin yekdiğerine karşı hukûku mütekâbile sâhibleri olduklarını Cenâb-ı Hakk diğer âyetle beyân zımmında

وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذ۪ي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِۖ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ۟

buyurmuştur.

Yani “Ey zevcler kadınlarınız üzerine ma’rûfât dâiresinde sizin birçok hakkınız olduğu gibi kadınlarında sizin üzerinizde birçok hakları vardır.” (el-Bakara: 228) Zîrâ ricâl hikkatta ve akıl ve dirâyette ve ferâiz-i ilâhiyeyi noksansız yerine getirmekte ve bir takım müşkülâta göğüs germekte, meşakkat ve mihnete tahammül etmekte kadınlar üzerine meziyet ve rüchânları meydânda bir hakîkattır ki inkârı gay-i kâbildir. Çünkü kadınların bünyelerinde olan zaaf ve ferâiz-i ilâhiyeyi tamâm edâ etmeğe ma’lûm olan birtakım hallerini kim inkâr edebilir. Hâlbûki Allâh Teâlâ cümleye gâlib, zîrâ kullarını istediği gibi yaratır ve ba’zısını diğerinden âli kılar kimse karışamaz. Ef’âl-i hikmetten hâlî değildir. Binâenaleyh herkesin hukûkunu yerli yerine te’mîn eder ve hikmetin intizâ’sını işler ve âile teşkîlâtı hüsn-ü imtizâca ve âile içinde birinin reis ve âmir olmasına tevakkuf eder ki hepsi her cihetten müsâvî olsa herkes benlik da’vâsında olur. Âmir, me’mûr birbirine karışır ve intizâm yoluyla cereyân edemeyeceği tabiî olduğundan Cenâb-ı Hakk ricâli nisvândan daha meziyetli halketmiş ve ahenk intizâm yoluyla cereyân etsin için zevcelerin zevcine itâatını vâcib kılmıştır. Fakat bu vücûb de bedelsiz değildir. Zîrâ zevc de kadının itâatına karşı bir takım yukarıda beyân olunan vezâifle mükelleftir. Hüsn-ü imtizâca gelince, her birinin diğerinin hukûkuna riâyetle hâsıl olacağından riâyetsizlik imtizâcsızlığı ve imtizâcsızlık tefrikayı mucîb olub tarafeynin sefâletini iktizâ edeceğinden Cenâb-ı Hakk tarafeynin mütekâbil vazîfelerini beyân etmiştir ki zevcin zevceden da’vâ edecek birçok hakkı bulunduğu gibi zevcenin de zevcden da’vâ edecek bir çok hakkı vardır.

İşte şu tafsîlât üzere ahkâm-ı Kur’âniye ve diyânet-i İslâmiyede İslâm kadınları erkekler kadar hakkına mâlik ve hukûkda zevcle zevce aynen müsâvî olduklarını ve kadının zevcine riâyeti ne kadar lâzım ise zevcin ona riâyeti de o kadar vâcib olduğunu beyânla İslâm kadınları hürriyetten mahrûm ve zevclerinin esâreti altında yaşadıklarını iddiâ edenlerin da’vâları yanlış olduğu tezâhür eder. Belki İslâm kadınları erkeklerden daha ziyâde hukûka mâlikdirler ki; zevc kadının nafakasını ve süknâsını tedârike mecbûrdur ve tedârik edemediğinde ver hakkımı diyebilir. Çünkü kadın hak sâhibi zevc ise ona borçludur. Şimdi hakkelinsâf düşününce alacak sâhibi mi hürdür, yoksa borçlu olan zevc mi hürdür? İşte bu kadar külfete karşı zevcin kadından istediği meşrû’ sûrette emrine itâattır ve kadının zevcle berâber hâricte kazançla uğraşması mı hürriyettir, yoksa kazancı zevc üzerine tahmîl edib de evinde oturmaması mı hürriyettir? Zevceyn arasında olan bir takım evlât ve ahlât ve ahfât yetiştirmek ve a’vân ve esâr çoğaltmak gibi bir takım müşterek menfaatlerde bile kadının lezzeti ve nasîbi erkekten daha çoktur. Çünkü ebeveyn bahsinde beyân olunduğu vechile evlât üzerine anaya şefkatı babanın hizmeti üzerine mukaddem olduğu gibi evlâdın anaya şefkatı babadan daha ziyâde olduğu hâlde evlâdın nafakası ve her meşakkati baba üzerindedir. Gerçi ana da çocuğun terbiye ve büyümesi husûsunda zahmet çekerse de pederin meşakkatına kıyâs edilemez. Zîrâ yedirmek, giydirmek, okutmak, yazdırmak gibi külfetler hep baba üzerine olup analar bunlardan mes’ûl değildirler.

Velhâsıl kadınları erkeklere müsâvî kılacağız diye çalışanlar, hukûkda müsâvî kılacağız demek isterlerse ne kadar çalışsalar Kur’ânın kadınlara bahşetmiş olduğu hukûkun onda birini bahşetmedikleri gibi, hukûk diye ortaya koydukları şeyler kadınların sefâletini mucîb ve kadını kadınlık meziyetinden tecrîd etmekten başka bir şey değildir. Eğer maksatları kadınları her cihetten erkekler gibi kılacağız demek ise bu da hikmete karşı kılıç çekmektir ki muhâli mümkün kılmak için uğraşmaktır. Çünkü hilkatte kadınları erkeklere müsâvî kılmak mümkün değildir. Ne hâcet bunu iddiâ edenler kadınların birçok kadınlık hâllerini erkeklik hâlleri ile mübâdele edebilsinler.

Bu gibi şeyleri ileri götürmek için çalışanlar, Cenâb-ı Hakk’ın kendilerine vermiş olduğu kudreti acze, izzeti zillete, ulviyeti süfliyete tebdîle çalışmakla gerek kadınlara ve gerek kendilerine hakâret etmekten başka bir şey yapmış olmazlar. Çünkü hilkatı tağyîre çalışmak kadar abes bir şey olamaz. Zîrâ hilkatı tağyîr mümkün olmadığından bu husûsta çalışmak hiç fâide vermez. Bu gibi ahkâmda hikmet fertlerde aranmayıp, belki fertlerin cinsinde ve nev’inde aramak kavâi-i şer’iyemiz iktizâsından olduğu cihetle ba’zı kadınların ba’zı ricâlden daha akıllı ve sâhib-i kiyâset ve cesâret olmasiyle i’tirâz vârid olmaz.

Zîrâ hüküm cins-i ricâl ile cins-i nisvân arasında arandığından bazı efrâdın evsâfiyle cinse hükmolunamaz. Çünkü, erkeğin cinsi kadının cinsinden her zaman yüksektir ve müsâvîliği cinslerin kabiliyeti ile ölçmek lazımdır.

 

[Akhâm-ı Kur’âniye, Konyalı Mehmed Vehbi Efendi, Sh;139,140,141 , Tan Matbaası-Sirkeci, İstanbul, 1971]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir