Bayram, Seyrân Ve İdeoloji!
28 Ekim 2017
İslâmcı Veya Muhâfazakâr Demokratların Kadın-Erkek Karmalı Resepsiyon Bayramı…
29 Ekim 2017

MİLLETE, “ANCAK CUMHÛRİYET İÇÜN VAR OLACAKSIN!” DİYEN BETONİK KAFALAR…

Ziyâiyye BEKÇİSİ

 

Bu millete öyle bir “cumhûriyet ikrâhı  (zorlaması) dayatdılar” ki, bunun benzerini Stalin ve Mao komünizmasında bile göremezsiniz!. 1923’den bu yana, tam 90 sene… Dediler ki:

“Dinini terk edib cumhûriyete îmân edeceksin; yoksa kemiklerini kırıb rûhunu çin işkencesiyle duhan dumanı gibi savururuz; veyahut da, bu memleketde yaşayamazsın, kendine sığınacak ve sürünecek bir köşe bulacaksın!.”

Bunun adı da, “milletini sevmek, milliyetçilik, halkçılık, garbçılık, laiklik, cumhuriyetçilik, medeniyetçilik, adam olmak, hürriyetçilik, çağdaşlık, kamalistlik, hümanistlik, feministlik, v.s…” oldu!

90 yıl, milletin kafa ve rûhunu, bu çin işkencesiyle dağladılar…

Maksadları da, “İslâmiyyet’i”, tepeden tırnağa bu memleketden sıyırıb atmak, mezarlıklarından mimarîsine ve taş üstündeki taşına kadar herşeyi, Bâtıl Batı icâdları ile değiştirib, müşahhas ve mücerred plânda, on asırlık kıymetler kıymeti ne varsa, bunları da, Bulgara kiloyla satılan devlet arşivleri gibi gözün göremiyeceği bir yerlere sürmek ve gömmek…

Bu ise, yahudi-haçlı dünyâsının 14 asırdır her gece gördüğü ru’yâ idi; ve nice harb ve darbların asıl gâyesi de, bu ve bunun gibi siyâsî ve cinâî usûller ile, bunun tahakkuku…

İnkârı muhâl bir mâzî! Milletin kökünü kazıyarak, yerine, yahûdi-haçlı şebekelerinin ve bunlara bağlı gizli ve sinsi teşkilâtların zorlamasıyla, “kanla irfanla ve kelleleri kopararak!” yepyeni bir “ulus” oturtmak… Allâh, Rasûl ve Dîn düşmanı,  taş gibi ateist, beşerî ve seküler bir ideolojiyi (zihniyeti), dîn denilen mutlak nizâmın yerine çakmak… Bunu isnâd etdikleri adamlarını da, Allâh ve Rasûlü makâmına (!) heykel hâlinde ve tanrı edinerek putperestçe dikmek!

İkinci olarak ortaya çıkan ve millet olmaya değil de, “ulus=ibrânîce sürü” olmaya can atan bu kökü nâmevcûd kalabalığı, “milleti” yiyip bitiren, kan hücrelerinin mikroplar tarafından yok edilişinin benzeri bir hâle getirmek… Ne kadar muvaffak oldularsa, o kadar oldular; ve bir tümör tomarı hâlinde de belli yerlere vampirce yapışdılar!. Ortalık, vampirlerin sökülüş çığlıklarıyla toz-duman!

Öylesine bir şartlandırma peşine düşdüler ki, “cumhûriyetçi” olmamak, “Allâh’sızım” deme suçunu bine katladı! Böyle bir ikrâh ve zorlama netîcesinde de, “Müslümanlık” iddiasının milleti, teslîm bayrağını çekdi; ve yerine “cumhûriyet” flamasını oturtdu…

“En ileri müslüman benim!” komedisini oynayanlar bile, “cumhûriyetçi” görünmenin rantlarından istifâde etmek içün nelerden istifâ etmediler!. Erbakan’ın sözünü hatırlayın: “Cumhûriyeti biz kurduk!”

O zaman, “hılâfeti sen yıkdın!”

Şevket Eygi de “Cumhûriyet fazîletdir!” sözünün mûcidi yunanlıyı, ne kadar yâdetdi ve bu sözüne kaç senedir omuz verip, adamın rûhunu şâd etme (!) peşinde oldu!

Şimdi de medya mer’alarına yayılan nice kalem tutar ve yazıp atarlar:

“-Şöyle lâtif ve hâtifî bir cumhuriyet kurulsaydı! Bu tarafa doğru kuyruğu uzasaydı, dişleri şöyle keskin, gözleri böyle parlak ve sesi şöyle gevrek olsaydı, asıl o zaman yaşadıydık! Ammâ şimdi, şu kadar sene saltanat, bu kadar sene şefokrat yürüdü, yazık oldu halka ve bize! Keşke şu ve şu adam, madam ve paşalar dahî evlerinde hapsedilmeyip paramentoya gelselerdi de, onlar da oylama ve oyalamalara iştirâk etselerdi; ve cumhuriyetimiz ayık kellelerle i’lân edilseydi! Ve, oldu bitdiye getirilmeden, şöyle içimize sine sine, top atışlarıyla ve gün ışığında, ikindi serinliğinde, dualar ve tekbirlerle, gül suyu serpmeleriyle, gürül gürül resm-i küşâdı yapılsaydı!”

Sayıklamasındalar

Bugün, bidâyetdeki “Müslümanlık mı, Cumhuriyet mi” tercihi ve nice ulemânın Müslümanlığı tercih edişi ve bunun aslâ şübheye mahal bırakmıyacak olan hakîkatı, artık dile bile alınmıyor… Şimdi, “(a.tı .oklu) cumhûriyeti mi, Fransız tipi olanı mı, germanistik duranı mı, dembokratik gezeni mi; “sağlıklı laiklik” benzeri, sağlıklı bir cumhuriyet mi, Arab ve Acem olanı mı, “Ne mutlu Türküm” diyeni mi, “varlığım Türk varlığına armağan olsun!” dedirteni ve ırkçılık bulaşığı olanı mı, LGBT damgası vuranı mı, leblebi ile rakı içeni mi, kapitalist olanı mı Müslüman görüneni mi, suratlısı mı suratsızı mı, cıvığı mı katısı mı, v.s.” yollu bir tercih kapışma ve laga lugasına veya bataklığına saplanış piyasa yapıyor!…

Başvekîl de, cumhuriyeti, “cumhûrun” ortaya koyduğu (!) vazgeçilmez bir kıymet olarak dilinden düşürmezken, herkes kendi “cumhuriyet maketini” beyin körlüğü ve böyle bir akıl tutulmasıyla diline dolamakda; ve Müslümanlık karşısındaki gen ve irsiyet hamûlesindeki fıtrî tavrıyla ele alamamakda, hatta bundan ürkmekde, korkmakda, kaçmakda… Anatomisi, fizyolojisi ve psikolojisi ile okkalayıp kaç gram etdiğini ne gören, ne de bilen kaldı…

“Cumhûra âid bir idâre” diyerek ve bunu, maymun mukallidliği içinde fıtratından uzak göstererek, düşünme ve tefekkür eline vermekden de kaçırarak, ortalıkda dolaştırma üçkâğıtçılığı, bugün “müslümanım” diyen sürü veya kalabalıklarda çok daha revac bulmuş görünüyor!. “Cumhûr” dendiği zaman, bir memleketde yaşayan 5 kavim ve 5 millet, 5 dine mensub ehâlinin tamâmı mı anlaşılacak, yoksa, mücerred “Müslüman millet” mi?

İşin can alıcı noktası işte burası!. Bunun, ahlâka kıçatdırarak gizlenmesi ne ma’nâya gelir?

Binrincisinde, 5’lerin beşi de, nasıl bir eşitleme ile eşitleniyorsa, bu, hiçbir hakîkat fikri ve îmânına yer vermeden, Fransız kafasıyla fransız olarak fransızlaşmak hesabına ortaya konulan bir keyfiyet…

İkincisi ise, mutlak hakîkata, mutlak taraf olma îmân ve keyfiyeti elinde bir hükûmet ve devlet şekli… Haçlı ve yehudi felsefesinin ördüğü şekil ile, Allâh Azze’nin emretdiği keyfiyet, burada, beşerîlikle vahye istinâd arasındaki nâmütenâhî farkı ortaya koyacakdır… Artık iki şekli de aynı kelime ile (cumhur) diyerek ifâde edemezsiniz. Birisi, beşer aklına tapınmanın ortaya koyduğu (republic); diğeri, mutlak olarak vahye dayanan (hılâfet) şekliyle varlık belirtecekdir…

Müslüman olmak ve olmamak çizgisinin nerelerden geçebileceğini, şer’î tefekkürün elinden alırsanız, ortaya güdülmesi imkânsız, bir sürü peydahlarsınız… Ve sadece put diken, şirk bileyen, lâf üreten, terör fırlatan, kan ve ölüm, alkol, fâiz, kumar, zinâ, fuhuş ve huzursuzluk üfüren ve biribirini yiyen, azılı bir vasat…

Bunu, bayram olarak kutlu, putlu ve mutlu nakarâtına bağlamak da, artık serbest ve ucuz  olur…

“Anlaşıldı mı” demek de para etmiyeceği içün, bunu da sormıyacağız!. Âdem Aleyhisselâm’dan Kıyâmet kopuncaya kadar devam edecek bir inât cebhesi, Müslümanlığın karşısında olduğu halde, her şeyini onun yok olması içün sarfedecekdir… Ne kadar maymun taklidçiliği ve benzeme ve iblisleşme şehveti ve şahsiyet iflâsı varsa, o kadarı içün; ve var gücüyle…

Bunun içün bayramlar bile icâd ederek, nutuklar çekerek, davul dümbelekler çalarak, yol ve meydanlara dökülerek, gövde gösterileriyle sidik yarışları düzenliyerek… İsraf ve adâletsizliğin ve biribirlerini yemenin zulüm ve düşmanlığını da bileyerek…

Ne kadar zavallılık!

“İnsanım” diyenlerin şu hâline bakmak bile acı…

(İntişârı: 28.10.2013)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir