Bayram, Seyrân Ve İdeoloji!
27 Ekim 2018
-1- Haçlı Yeni Yılına Girişde Kaş Yaparken Göz Çıkaranlar, Hattâ Mil Çekenler!
Zıyâiyye BEKÇİSİ
2 Ocak 2019

MİLLETE: “ANCAK CUMHÛRİYET İÇÜN VAR OLACAKSIN!” DİYEN BETONİK KAFALAR…

Ziyâiyye BEKÇİSİ

 

Republique istismârcıları, bu millete öyle bir “cumhûriyet ikrâhı (zorlaması) dayatdılar” ki, bunun benzerini Stalin ve Mao komünizmasında bile göremezsiniz!. 1923’den bu yana, tam 90 sene… Dediler ki:

“Dinini terk edib cumhûriyete îmân edeceksin; yoksa kemiklerini kırıb rûhunu çin işkencesiyle duhan dumanı gibi savururuz; veyahut da, bu memleketde yaşayamazsın, kendine sığınacak ve sürünecek bir köşe bulacaksın!.”

Bunun adı da, “Milletini sevmek, milliyetçilik, halkçılık, garbçılık, laiklik, cumhuriyetçilik, medeniyetçilik, adam olmak, hürriyetçilik, çağdaşlık, kamalistlik, hümanistlik, feministlik, v.s…” oldu!

90 yıl, milletin kafa ve rûhunu, bu çin işkencesiyle dağladılar…

Maksadları da, “İslâmiyyet’i”, tepeden tırnağa bu memleketden sıyırıb atmak; mezarlıklarından mimarîsine, câmilerinden vakıflarına, yazısından yazmasına, rûhundan bedenine kadar herşeyi, Bâtıl Batı icâdları ile değiştirib, müşahhas ve mücerred plânda, on asırlık kıymetler kıymeti ne varsa, bunları da, Bulgara kiloyla satılan devlet arşivleri gibi gözün göremiyeceği bir yerlere sürmek ve gömmek…

Bu ise, yahudi-haçlı dünyâsının 14 asırdır her gece gördüğü ru’yâ idi; ve nice harb ve darbların asıl gâyesi de, bu ve bunun gibi siyâsî ve cinâî usûller ile, bu netîcenin tahakkuku…

İnkârı muhâl bir mâzîyi ademe mahkûm etmek!. Milletin kökünü kazıyarak, yerine, yahûdi-haçlı şebekelerinin ve bunlara bağlı gizli ve sinsi teşkilâtların zorlamasıyla, “kanla irfanla (!) ve kelleleri kopararak!” yepyeni ve mechuller mihrâkı bir “ulus” oturtmak…

Allâh, Rasûl ve Dîn düşmanı,  taş gibi ateist, beşerî ve seküler bir ideolojiyi (zihniyeti), dîn denilen mutlak nizâmın yerine çakmak… Bunu, istinâd etdikleri adamlarını da, Allâh ve Rasûlü makâmına (!) heykel hâlinde ve tanrı edinerek putperestçe dikmek!

İkinci olarak ortaya çıkan ve millet olmaya değil de, “ulus=ibrânîce sürü” olmaya can atan bu kökü nâmevcûd kalabalığı, “milleti” yiyip bitiren, kan hücrelerinin mikroplar tarafından yok edilişinin benzeri bir hâle getirmek… Ne kadar muvaffak oldularsa, o kadar oldular; ve bir tümör tomarı hâlinde de belli yerlere vampirce yapışdılar!. Ortalık, vampirlerin sökülüş çığlıklarıyla toz-duman!

Öylesine bir şartlandırma peşine düşdüler ki, “cumhûriyetçi” olmamak, “Allâh’sızım” deme suçunu bine katladı! Böyle bir ikrâh ve zorlama netîcesinde de, “Müslümanlık” iddiasının milleti, teslîm bayrağını çekdi; ve yerine “republique” flamasını oturtdu!..

“En ileri müslüman benim” komedisini oynayanlar bile, “republique”çi görünmenin rantlarından istifâde etmek içün, neleri istismâr etmedi ve nelerden istifâde etmediler!. Erbakan’ın sözünü hatırlayın: “Cumhûriyeti biz kurduk!”

O zaman, “Hılâfeti sen yıkdın!”

Palavranın ve hazıra konmanın lüpçülüğüne bakınız!. Cumhûriyet kurulmadan sanki referandum yapılmış da, Erbakan ve avenesi de gece gündüz uyku durak bilmeden “republique” diye ölesiye çalışmışlar!. Bu republique’in ilân edileceğini bir gün evvel 10 kişi bile bilmiyor; Cumhuriyetçi K. Karabekir’in bile haberi yokdu. Bir emr-i vâki’ ve bir oldu bitdi, herşey bir günde tamâmına eriverdi!

Şevket Eygi de hazıra konan lüpçülerden olub, “Cumhûriyet fazîletdir!” sözünün mûcidi yunanlıyı, ne kadar yıllarca yâdetdi; ve herifin bu sözünü kaç senedir zikredib, adamın rûhunu şâd etme (!) peşinde koşdu da koşdu durdu!. İskenderpaşa Câmii İmamı Merhûm Muhammed Zâhid Efendi Hocaefendi’den “icâzetim var” diye havalarda gezen Eygi’ye, hiç kimse de:

Bu icâzetde republique dersleri ile ıhvân-ı dîni irşâd kaydı ve ibâresi de var mı?Hocaefendi merhûm sana, republique zikrini husûsî hücresinde nısfu’l-leylde hafiyyen mi kalbine akıtdı!?”

Diye sormadı, sormuyor!

Şimdi de, medya mer’alarına yayılan nice kalem tutar ve yazıp atarlar:

“-Şöyle lâtif ve hâtifî bir cumhuriyet kurulsaydı! Bu tarafa doğru kuyruğu uzasaydı, dişleri şöyle keskin, gözleri böyle parlak ve sesi şöyle gevrek olsaydı, asıl o zaman yaşadıydık! Ammâ şimdi, şu kadar sene saltanat, bu kadar sene şefokrasi yürüdü, yazık oldu halka ve bize! Keşke şu ve şu adam, madam ve paşalar dahî evlerinde hapsedilmeyip paralamentoya gelselerdi de, onlar da oylama ve oyalamalara iştirâk etselerdi; ve republique’imiz ayık kellelerle i’lân edilseydi! Ve, oldu bitdiye getirilmeden, şöyle içimize sine sine, top atışlarıyla ve gün ışığında, ikindi serinliğinde, dualar ve tekbirlerle, gül suyu serpmeleriyle, gürül gürül resm-i küşâdı yapılsaydı!”

Bugünün medya ve matbuatdaki cum istismarcıları, bel’amları, menfaatçıları, tatlı su frengleri, kökü-soyu bilinmezleri, adam-madam tapıcıları ve ikbâl içün yapamıyacağı hiçbir şey olmıyan, dindar da hoca da geçinici paspasları, işte bu kabil lâflar sıkarak sayıklamadalar!..

Bugün, bidâyetdeki “Müslümanlık mı, republique mi” tercihi ve nice ulemânın Müslümanlığı tercih edişi ve bunun aslâ şübheye mahal bırakmıyacak olan hakîkatı, artık dile bile alınmıyor!..

“Şimdi, (altı .oklu) cumhûriyeti mi, Fransız tipi olanı mı, germanistik duranı mı, dembokratik gezeni mi; “sağlıklılaiklik” benzeri, sağlıklı bir cumhuriyet mi, Arab ve Acem olanı mı, “Ne mutlu Türküm” diyeni ve dedirteni mi, “varlığım Türk varlığına armağan olsun” diye and içireni ve ırkçılık bulaşığı olanı mı, LGBT damgası vuranı mı, leblebi ile rakı içireni mi, kapitalist faşist karması olanı mı, Müslüman görüneni mi, Acemistan şii  mollası versiyonlusu mu, Amerikan çeşnilisi mi, “devrim” diyerek bütün millet varlığını deviren ve yok eden canavar tiplisi mi, suratlısı mı suratsızı mı, cıvığı mı katısı mı, v.s.” yollusu mu olsun münâkaşa ve lagalugaları  yapılsa da, mutlak hakîkat karşısındaki manzaranın ne olduğunu dile getiren üç-beş kişi bile kalmamış!

Başvekîl Cenabları da, cumhuriyeti, “cumhûrun” ortaya koyduğu (!) vazgeçilmez bir kıymet olarak dilinden düşürmezken, herkes kendi “cumhuriyet maketini” modaya uyarak ve akıl tutulmasıyla diline dolamakda… “Cumhuriyeti CUMHÛRUN ortaya koyduğu” iddiası ise tam bir hayal rahatlatması… Bunun tersini, baş cumhuriyetçilerin bizzat kendi beyanları bile bedâhaten ortaya koymaktadır ki, artık daha fazla sözü zâid buluruz!. Eli kalem tutan entellektüel ellekler ise, beşerî sistemlerin Müslümanlık karşısındaki gen ve irsiyet hamûlesindeki fıtrî keyfiyetlere dokunmaya fikir tâkatları yetişemediğinden salağa yatar haldeler!.. Hattâ  bundan ürkmekde, korkmakda, kaçmakdalar… Memleketdeki fikir yozlaşma ve harâbiyyetini ve dembokrasi denen sulandırıcı ve şahsiyet bırakmayıcı sam rüzgârının savurmasıyla, nice târîhî vâkıa ve vak’aların iç yüzü ve hakikatını, “Morfolojisini, anatomisini, fizyolojisi, nöroloji ve psikolojisini” bakkal terâzîsiyle bile  okkalayıp kaç gram etdiğini ne gören, ne de bilen kaldı!.. Eksriyyetin de ekseriyyeti, seküler dünya narkozu ile politik uyuşturucuların dumanaltı etdiği canlı cenâzeler… Keleş ve gebeş bir manzara…

“Cumhûra âid bir idâre” diyerek ve bunu, maymun mukallidliği içinde fıtratından uzak göstererek, düşünme ve tefekkür eline vermekden de kaçırarak, ortalıkda dolaştırma üçkâğıtçılığı, bugün “müslümanım” diyen sürü veya kalabalıklarda çok daha revac bulmuş görünüyor!. “Cumhûr” dendiği zaman, bir memleketde yaşayan 5 kavim ve 5 millet, 5 dine mensub ehâlinin tamâmı mı anlaşılacak, yoksa, mücerred “Müslüman millet” mi?

İşin can alıcı noktası işte burası!. Bunun, ahlâkı katlederek gizlenmesi ne ma’nâya gelir?. Bazı açıkgözler, işlerine geldiği zaman “cumhur” kelimesinin dinde de bazı ıstılahlarda geçişini istismâr ederek, “Fransız patentli republique’i islâmî menşe’li gösterme” fikir fâhişeliğine kadar bile çukurlaşabiliyorlar!. 1789’a kadar dünyada görülmeyen bir sistemin İslâm’da hele “Hulefâ-yı Râşidîn” zamanında görüldüğünün Şevki gibi herifler diliyle ortalığa sıvanması, iğrenç bir hakîkat tahrîfi olsa gerekdir…

Sistemler arasındaki, tamâmen dış yüzde görülen bazı benzerliklere bakarak onların iç yüzleri, keyfiyet ve mâhiyyetlerinde de bir (ayniyyete) hükmetmek, ilim ve iffet ehli bir müslüman içün, son derece aşağılık ve ahlaksızlık derekesi olarak bilinir… Vahye dayanan bir sistemle nefs emrindeki akla dayanan herhangi beşerî bir sistem, nasıl bir eşitleme ile eşitleniyorsa, bu, hiçbir hakîkat îmân ve fikrine yer vermeden, Fransız kafasıyla fransız olarak fransızlaşmak hesabına ortaya konulan bir keyfiyet olabilir…

Kaynak ve çıkış noktası (vahiy) olan her ne ise, o; ve bunun gibi cemiyet sevk ve idâresinin varacağı zarûrî istikâmet de, mutlak hakîkata, mutlak taraf olma îmân ve keyfiyeti elindeki bir hükûmet ve devlet şeklidir… Mecâzî ma’nâda dîn denilse de, haçlı ve yehudi felsefesinin ördüğü şekil ile, Allâh Azze’nin vaz’etdiği keyfiyet, burada, beşerîlikle vahye istinâd arasındaki nâmütenâhî farkı ortaya koyacakdır… Artık biribirine zıd iki ayrı şekli de aynı kelime ile “cumhur” diyerek ifâde edemezsiniz. Birisi, beşer aklına tapınmanın ortaya koyduğu (republique); diğeri, mutlak olarak Allâh Celle’ye bağlıyan vahye dayalı (hılâfet) şekliyle varlık belirtecekdir…

Müslüman olmak ve olmamak çizgisinin nerelerden geçebileceğini, şer’î tefekkürün elinden alırsanız, ortada güdülmesi imkânsız, bir sürü peydahlarsınız… Ve sadece put diken, şirk bileyen, lâf üreten, terör ve FİTNE fırlatan; kan, kıtâl ve ölüm, alkol, fâiz, kumar, zinâ, fuhuş ve huzursuzluk üfüren ve biribirini yiyen; azılı tuğyankâr ve tâğûta tapan o vasata âidiyyet içinde sürü…

Bunu, bayram olarak kutlu, putlu ve mutlu nakarâtına bağlamak da, artık alışkanlık ve “bağımlılık” yapar ve her geçen yıl daha da ucuzlamış olur; ma’nâsı da, “erozyona” uğrayarak gitdikçe çetrefilli bir isrâf belâsına inkilâp eder…

“Anlaşıldı mı” demek de para etmiyeceği içün, bunu da sormıyacağız!. Âdem Aleyhisselâm’dan Kıyâmet kopuncaya kadar devam edecek bir inât cebhesi, Müslümanlığın karşısında olduğu halde, her şeyini onun yok olması içün sarfedecekdir… Ne kadar maymun taklidçiliği ve benzeme ve iblisleşme şehveti ve şahsiyet iflâsı varsa, o kadarı içün; ve var gücüyle…

Bunun içün bayramlar bile icâd ederek, nutuklar çekerek, davul dümbelekler çalarak, yol ve meydanlara dökülerek, gövde gösterileriyle sidik yarışları düzenliyerek… İsraf ve adâletsizliğin ve biribirlerini yemenin zulüm ve düşmanlığını da bileyerek…

Ne kadar zavallılık!

“İnsanım” diyenlerin şu hâline bakmak bile acı…

(İntişârı: 28.10.2013)tt

Son tashîh ve ilâveler: 30.10.2018 / 12:46:28

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir