“Sözcü” Kafa Tutdu; Ve Çok Hiddetle “Ben, Ben, Ben” Dedi!..
10 Kasım 2013
Cemaat Dersânelerinin Dış Yüzü Değil; İç Yüzü Dehşetengiz!
28 Kasım 2013

10 KASIM VE 10 MUHARREM DEYİNCE…

Zıyâiyye BEKÇİSİ

 

“10 kasım” dendi mi, bir “mâtem günü” anlaşılması ve bunun da mücerred T.C. mekânına âid olması, dünyâ târihi içinde şübheleri celbeden bir nokta!

Neden böyle bir “matem” bu milletin içine sokulmuş; ve neden böyle bir “mâtem merâsimi veya ritüelleri” ihdâs edilmişdir?. Ve neden böyle “kutsanmış” (tanrılaştırılmış veya putlaştırılmış) bir adam i’câd etmiye ihtiyâç doğurtulmuşdur!? Ve neden, böyle bir tepe üstüne son derece büyük ve kadîm Yunan ve Roma (tapınaklarını) tedâî etdiren bir mekân inşâ edilmişdir?. Bu tapınak, T.C.’de, “kânûnî bir türbe yasağına” rağmen, onların hepsinden de, mukâyese edilemiyecek kadar saltanatlı ve müsrifçe paralar akıtılarak oraya dikilmişdir, neden?

Daha pek çok sual sorulabilir; ve bunlar, “devrim” adı altında T.C.’de yapılan inkilâpların iç yüzünü pek kolay ortaya koyar…

Kısa ve hulâsa olarak beyân etmek icâbederse, bütün bunlar ve benzerlerinin, Anadolu yaylasına getirmek istediği din ve medeniyet (!) İslâmiyyet’in kökünü kazımak neye mütevakkıf idi ise, işte odur… İslâmiyyet’i, son hücre ve ferdine kadar, Bayar’ın dediği gibi, Lozan’da verdikleri (SÖZ) mu’cebince, bu topraklardan haçlı-yahudi tezgâhından ibâret bir operasyonla, kökünden söküb atmak…

10 Muharrem’in yerine koyarcasına ve şiilerle alevîlerin mâtemini 10 Kasıma taşırcasına bir mâtem nakli…

Putlaştırma merkezleri şunu demek istemişlerdir:

“Bu milletin, ölümü matem olabilecek bir tek ferdi vardır; ve o da şudur, onun dışında hiçbir fânî bu kadar matemi ve yanıb yıkılmayı hakk edemez; ve en küçük bir kıymet de ortaya koyamaz!”

Mantık, usûl ve göz külleme sihirbazlığı, işte bu…

 10 Muharrem şii ve alevî mâtemlerindeki islâmdışı mutlak garâbet ve menfîlik, dünyânın gözünü rahatsız etmeye başladıkdan sonra, bu 10 Kasım mâtemleri de, timsah gözyaşları ile ölü ağlayıcılığı mesleğinden, AKP’nin, sulandırıb bulandırıcı, “değişim, dönüşüm ve açılımcı” ruhsuz  mesleğine nakledildi!.

Türkiye adını verdikleri Müslüman Dârı Anadolu yaylasında öyle bir put dikilmeliydi ki, Türk, Kürt, Arab, Laz, çerkez ve ne varsa, topunun da üzerinde ikrâh (zorla)  birleşeceği ve tapınacağı  bütünleştirici bir ilâh olsun; ve O, Vâcibü’l-Vücûd Allâh Azze ve Celle yerinde  konulsun; ve 6 cihetden de bakıldığında, hep o görülsün!.

“Kamalistim veya Atatürkçüyüm” diyen saltanat ve servet vurguncusu bir grup, bütün bunların peşine düşdü; ve asıb kesmelere kadar, en vahşî ve gaddar despotizma ile, bu hedefe yürüdü… Şimdiki Kamalist veya Atatürkçü artıklar ve Merol Tütercimler’e kadar pek çoğu, “bu putlaştırmanın hata!” olduğunu, 75. yılın sonunda, gezi ve geri zekâlılar olarak i’tirâf eder hâle gelebildiler!.

Halbuki 60 yıl kadar evvel, bu noktada değil de, (putlaştırma ve tanrılaştırma) periyodunda olduklarından, o zamanda taşıdıkları kafa yapısına uygun bir tapınak inşâ etmişler; ve milletin para ve servetini, her sokak ağzına heykel dikdikleri gibi, oralarda da çarçur etmişlerdi…

Tapınmacılığı o kadar taşlaştırmışlardı ki, heykel başına bir leş kargası bile şey etse, hakâret ve irticâ’dan peşine düşülür, çatı budu ayrılırdı!

Tapınak hâline getirdikleri Anıt Kabri, 1960 azmasından sonra, nice ölülerini de oraya taşıyarak kabir hâlinden çıkardılar; ve (kubûr=kabirler) hâline döndürdüler; ve bir nevi tapınak kabristânına tahvîl eylediler!

Fakat tapınak oluş hâlâ devam ediyor ve 90 yıllık ateizma ve ataizma rûhu, resmî ve beşerî bir religionun ritüelleri arasına girmiş olarak, “Anıt Kubûr’da” bütün hiddet ve şiddetiyle devam etdiriliyor… Bu dinin (lâ teşbih) bir “türbesi” hâline getirilerek, her beşerî bayramda, her anayasada adı geçen müessesenin (kurbağaca kurumun) te’sîsi târihlerinde, misâfir devlet adamlarının ziyâretlerinde, matemlerde ve daha düzinelerce kutsala ihtiyaç ve tapınmaya lüzum hâsıl oldukça, oraya çıkıb, ölüp gitmiş bir zâtdan imdâd istiyorlar ki, bu, bizzat kendi kânunlarında da yasak olan bir âfet…

Oraya her çıkışlarında, (tanrı ve put) hâline getirdikleri Kamal Paşa’nın rûhunu, elîm azaba boğmakda; ve O’nun istemediği şeni’ bir fiili irtikâb ederek, Paşa’ya, edilmiyeceklerin en ağır ve şiddetlisini revâ görmektedirler… Bu i’tibarla, bu adam ve madamları, Paşa’yı gerçekden seven adam ve madamlar olarak görme imkanı da aslâ olamaz…

 İşte, dünyânın gözü önündeki, Paşa’ya âid beyan:

“Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, 30 Ağustos 1925’teki Kastamonu söylevinde “Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şindir(lekedir).”

Anıt tepede Mozole’ye çıkanlar, yaşıyormuş gibi orada Kamal Paşa ile konuşuyor, O’ndan “MEDET UMUYOR”; bunu deftere yazarak tevsîk ediyor ve kendisine, sağ ve hayatda olan bir kumandana tekmîl verircesine tekmîl veriyorlar… Bütün bunları, Paşa’nın, “Ölülerden meded ummak olarak şiddetle reddetmesi, dolayısıyla da medenî bir cemiyet içün bunun leke olduğunu!” apaçık bir dille beyân etmesi, son derece mânîdâr ve çarpıcıdır!. Bu adamların, atalarıyla teârüz edib cedelleşircesine, hâlâ “ölüden medet ummak” üzere orada bir takım resmî religion ritüellerini sık sık icrâ etmesi, cidden medeniyetsizlik ve perişanlık olsa gerekdir…

Bu kadar geri zihniyet ve ruh hâlleri taşıyarak tenâkuzlar içinde yuvarlanan, kendi ateist ve ateist inançlarında kat’iyyen yasak olan “ölülerden medet umma” hâlini animistçe delen, bu yasağın sahibi atalarını da  75 senedir kan ağlatan, devlet, hükûmet, parlamento, parti ve ordu kumandanları ile; Mozole’ye çıkarak “Ölüden meded umma” suçu işliyen; ve Anadolu “cemiyeti içün leke” olacak cürmü irtikâb edenler, bugünki iktidâr sâhibleri de dâhil, 75 yıllık bütün “ölüden meded umma” takımları, rütbe ve devlet protokolündeki yerlerine aslâ bakılmaksızın, derhal derdest edilerek Silivri gibi sipsivri bir arâzîde kamplara alınmalı; ve sonra da, halka ve insanlığa 75 yıldır kan kusturan bu zihniyet, “sarık, şalvar ve cübbeli; kapkaraçarşaflı ve hacıyağı tüttüren bu bacı, umacı, hacı ve hoca takımlarının önüne atılıb eline verilerek” muhâkeme edilmeli; ve o “vahşi ve yamyam mürtecîlerin” ma’rifetiyle (!) ibret-i âlem ve ibret-i müessire olacak şekilde en ağır cezalara çarptırılmalıdır!.

Paşa içün Mevlid okutan sâbık müftü ve parlömanter “püftü” makûlesi adam ve madamlar dahî, aynı suç irtikâbından aynı âkibete dûçâr olmalı; o mevlidde “âmin” diyen kim varsa, onlar da, “ölüden meded umma” suçunun teşvik ve kışkırtıcıları olarak hesaba çekilmelidir…

 Tabii sonra da, İskilibli Merhûm ve 500.000 müslüman gibi, darağaclarına son derece medenîce havâle… Suçları da şu: “Ölüden meded umma ve lekelenme!” 

10 Kasımlarla 10 Muharremlerin mücrimleri ve mâtemcilerin tamâmı, artık meydanları boş bulamamalıdır… Ve bu memleketin kime âid olduğunu, dost düşman bütün dünyaya gösterme günü gelmişdir!. AKP iktidârı, “açılım” diyerek bütün şer’î ve târîhi kazanç ve fazîletleri ateşe vererek, kendi felâketini hazırlamaktadır!

“Ölülerin” sırtından, omzundan, geçmişinden, yardakçılığından, yalakalığından, vesâyetinden, vekâletinden, ticâretinden ve akıl almaz derecede kabarık mîrâsından geçinen, rütbeli rütbesiz topyukûn yiyici ve içiçiler, hırsız ve dolandırıcılar, kim olursa olsun, “ölüleri” istismâr ve menfaatine âlet eden bütün aşşağılık, şerefsiz ve Allâh’sız mücrimler, asıl, Allâh’ın Şerîat’ı önünde en büyük mücrim ve hâinlerdir…

 

(İntişârı: 11.11.2013)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir