Her Şeyi Berbât Edenler, Haccı Ve Kurbânı Mı Etmez?
17 Eylül 2016
-2- 10 Kasım Münâsebeti İle İlk Ve Son Türkiye Reis-İ Cumhûrları Ne Dedi?..
14 Kasım 2016

Türkiye’de meşrûtiyet ve cumhûriyet devirlerinin târihi nedense millet ve dünyâdan saklanmaktadır. Bir takım ölen zevâtın vasiyetleri, hatırâtı, nice

10 KASIM MÜNÂSEBETİ İLE İLK VE SON (T.C. REİS-İ CUMHÛRLARI) NE DEDİ?..

(1)

Mehemmed SAFFET

 

Türkiye’de meşrûtiyet ve cumhûriyet devirlerinin târihi nedense millet ve dünyâdan saklanmaktadır. Bir takım ölen zevâtın vasiyetleri, hatırâtı, nice vesîkalar öyle bir saklanmaktadır ki, bunlar ortaya çıkarsa sanki bazı adam veya madamların PEK BÜYÜK SUÇ VE CÜRÜM VE CİNÂYETLERİ ortalığa saçılacak; ve sanki dünya da “vay anam vay vay, ulan bu ne, ne ulan bunlar?” diyecekmiş gibi, ecâib ve mine’l-garâib bir manzara!..

Bir de, 1. Reis-i Cumhur “Ebedî Şef Kamal Paşa’yı” önüne gelen kendi keyfi ve arzusuna göre konuşturub ona kendi kafatasındaki muzahrafâtı söyletiyor!. “Müslümanım” diyeninden, “Alevîyim, Ateistim, Fetocuyum, Allâhsızım, Masonum, Homongolosum, ib..yim, Mehdiyim, Kedicikliyim, falan fırkanın çetebaşıyım, falan kerhânenin patroniçesiyim, bilmem neyim” diyenine kadar… O “EBEDÎ Şef” de Ukbâ’nın (Âlem-i Berzâh) nezâretinde tutulduğundan:

“Ulan beni istismâr etmeyin, bana kendi zırva ve hezeyanlarınızı, yâvelerinizi, puştluklarınızı söyletmeyin; burada zâten canım burnumda, topunuzun 7 şeyinden başlarım… v.s.”

Diyemiyor…

Kaçdığı Alamanya’da Cumhurbaşkanı Herifin yanında terbiyeli maymun gibi duran, ABD bayrağına sarılarak uyuyan şu Feto yavşaklarından C. Dündar, M. Kamal Paşa içün “Ateistdi, dinsizdi” diye yazdı-çizdi, konferanslar videolar peydahladı, lâkin hiçbir CHP’li, Ulusallamacı, Kamalist, Atatürkçü ve parti pırtıcıdan “Hayır, gâvur olur mu ulan Fetocu it, Müslümandı!” diyen bir tek ferd-i vâhid ortaya çıkmadı!..

Böyle (necâset) bir “susanlar” diyârının “dilsiz şeytanları” cirit atarken, bizler de işte öylesine aval aval bakıb milletçe kaval ve maval dinliyoruz!.. “Yeni Türkiye” denilen şey de, demek ki böyle bir şeymiş…

Müteveffâ Uğur Mumcu da, Kâzım Karabekir’in hâtırâtından iktibâs ederek yazdığı kitabında, oradan, Millî Şef’in şunları dediğini iktibâs etmişdi:

“Araboğlunun yâvelerini Türkoğullarına öğretmek içün Kur’an’ı Türkçeye terceme etdireceğim ve öylece de okutduracağım. Tâ ki budalalık edib aldanmasınlar!”

Bu ibâre karşısında da CHP’lilerin, Ulusallamacıların, Atatürkçü ve Kamalistlerin, Atacı ve Batıcı cümle çağdaşların, hatta T.C. sarık-cübbelisi ve takım elbiseli-gravatalı DİB BAŞI ve (10 kasım YAŞI) cümle sâdikân ve dilberânın hiçbirinden:

“Hadi ordan Mumcu ve sâir Cumhuriyet ve layıklık düşmanları!  Atamız böyle HAKARETLERİN adamı olacak basit bir adam olamaz!”

Diye bir fısıltıcık bile duyulmadı…

Mütekâidîn-i askeriyye ve siyâsiyyeden öyle rütbeli ve havalı cıvalı adam ve madamlar da tanıdık ki, bunların bir kısmı “Atamız en iyi müslümandı!” diye kitablar kaleme alırken; bir diğerleri “Kemalizm Türkün Dînidir” diye yazdı!. Bazıları “O, bir Tanrı idi. Türkün Tanrısı, Yokdan Yaradanı idi!” diye yazılar Kaleme aldı.

Bazı (o. Çocukları) da, “O, Tanrının son Peygamberi!” diye nesebsizliklerine ve veled-i zinâ oluşlarına mutâbık sıkıb durdular… Sarık ve sırmalı cübbe içindeki Dib’li ve Tip’li, Kur’an ta’biriyle nice “biçilmiş düzgün keresteler”, “sakız çiğnemek orucu bozar mı?” yollu suallerle yıllardır milleti din adına narkozlarken, bu kabil (o. Çocuklarına) gıkları bile çıkmadı…

  1. Şef’e kimisi tanrı kimisi son peygamber derken, birileri de çıkıb:

“Ulan tanrı ise peygamber değil, peygamber ise tanrı değildir; hem tanrı hem peygamber olunur mu, ayrıca SON Peygamber Aleyhisselâm apaçık bellidir, hâşâ ve kellâ O’ndan sonra Peygamber mi gelirmiş, a bilmem ne çocuğu!”

Demedi, diyemedi… Çünki “Yeni Türkiye’de” aydınlık, demek ki böyle gelecek; ve “güneş ufukdan şimdi” böyle doğacakmış!.

Bâlâda beyân etdiğimiz gibi sisli-dumanlı-bulanık bir hava ve su içinde yüzüb gidiyoruz; ve milletçe de böyle güzel güzel bizleri oltanın ucundaki yemlerle kolaycacık avlayıb parti parti, fırka fırka ve şia şia havuzlara doldurub birileri de oralardan çıkarıyor ve kızartıb kızartıb gövdelerine indiriveriyor!. Rakı fabrikası çoğaltmakla öğünen ve İzmir kordon boyundaki ufûneti yok etme sözü vererek oralardaki vatandaşlarının rahat rahat rakılarını yudumlama va’dinde bulunan ve böylece (oy depolarını) kabartacağını sanan (!) dîni bütün başvekîlimiz (!) efendi de olunca, biz balıkların da meze olmamasının çâresi kalmıyor!. “Yeni Türkiye Şerefine” kadehler de böylece havalandı mı, iş tamamdır!. Sorarsanız:

“Atamızın izindeyiz, o nasıl RAKISINI leblebiyle yuvarlıyordu ise, biz de Kamalizimde yeni atılım ve katılımlar içine girerek yeni “yöntem” dembokratik narkozlama ile “RAKI” faslını yürütüyoruz!. Hep yerimizde sayacak da değiliz, zaman içinde değişdik. Laikliğe ve demokrasiye bile yeni tanımlar getirdik yeni ma’nâlar yükledik!. Müslüman nasıl siyâset yaparmış bunu da gösterdik! Değişmeyen yerinde duran yıkılır, biz dimdik ayakda ve kıyamda durmalıyız!”

Diyecek; ve karşılarındakini pek zekîce (!) ve AKP eşsiz felsefeleriyle hemen altedeceklerdir!.

108 senedir, târîhimiz kapkaranlık ve bilinmezlerle doludur; mubhem ve muğlâk, hatta tahrîf ve tağyîr bulamaçları içinde tanınmaz ve (aksine kalbedilmiş) vaz’iyyetdedir… Bütün vesîkalar fısıltı gazeteleriyle de dünyâyı her 3 ayda bir dolaşıb duruyor, sanki tur atıyor! Bunların dışında, kitablara geçen ve insan ağzını bir-birbuçuk karış açık bırakanları bile var!..

“Ebedî ŞEF” Kamal Paşa ölüm döşeğinde iken, günahı kadar sevmediği Millî ŞEF İsmet’in öldürülmesini (gebertilmesini diyenler de var) emreder!.. “Ebedî Şefdir”, emretmişdir, kelle alınmalıdır, başka çâre akıldan bile geçirilemez… Halbuki Millî Şef Kulak İsmet, son derece sessiz ve “sızıntı” usûlleriyle kadrosunu hazırlıyarak “Millî Şeflik” makâmına oturacağı gün veya saatlerin hatta dakikaların plan ve hesabları ile meşguldür!.

 “Ebedî Şefin” emri tasavvur âleminde bile olsa der’akab İNFÂZ edilmiş; ve Kulak İsmet Berzâh Âlemi’ne postalanmışdır!. Bunun “Ebedî Şefe” isbâtı da, günlük bir gazetede “İsmet Paşa Hazıretleri kaza kurşunuyla öldürüldü, cenâzesi….” şeklinde manşetden haber yapılarak; ve bu bir tek nüsha Millî Şefe gösterilerek icrâ edilir; ve O’nun huzûr ve sükûnu da böylece, sâdık (!) tapıcıları (!) tarafından te’mîn edilivermiş olur!!!.. “Ebedî Şef” de, İsmet denenin çocuklarının tahsili içün onlara maaş bağlanmasını ve onlara iyi bakılmasını; yetimliklerini hissetmeden yaşamaları (!) içün, en içden ve samîmî merhamet ve himâyelerini ızhar buyururlar!.

Bunlar, kitablara geçmiş, gazetelerin dilleri ve tv’lerin ekranları ile ortaya dökülür olmuş hâdisât-ı cumhûriyyedir!…

Şu hâdise dahî bunlar gibidir:

“Ebedî ŞEF” Kamal Paşa gözlerini yumunca, etrafındaki sâdık bende ve pervâneler (!) atalarının dinsevmez oluşu; ve kendilerinin de dine bir hiçmiş gibi bakar olmaları hasebiyle, dînî merâsim yapmadan Etnoğrafya müzesindeki mekânına kaldırılmasını isterler ve bunda da karar kılarlar!. Fakat “Ebedî Şef”  Kamal Paşa’nın hemşîresi Makbûle Hanım, “Ağamın cenâze namazı kılınacak” diye öyle bir direnir ve tutdurur ki, ahbâb u yârân apışıp kalır!. Nâçâr, o zaman hiç sevilmiyen ve kendilerinden iğrenilen (sarıklı) takımından, bir bende bulunur… Arabça düşmanlığı da o devirde tavan yapdığından “ibâdet (!) dili Türkçedir!..”  Sarıklı “yobaz” denilen, o aynı zamanda bendedir de, işte o, “Türkçe okuduğu tekbir ve dualarla”  ve 5-10 kişinin iştirâkiyle; o ritüelini ikmâle çalışır ve sağına soluna “ESENLİKLER SİZİN ÜZERİNİZE, ESENLİKLER SİZİN ÜZERİNİZE” diyerek “o cins selâmını” da vererek işini bitirir!..

Böylece Makbûle Hanımın Ağası hakkındaki son arzusu yerine getirilmiş (!) ve direnişi de yerli yerine oturtulmuş olur!. Böylece Makbûle Hanıma göre Ağasının ruhû da şâd ü handân olmuş bulunur!..

Bunlar da, gene gazete, tv ve kitablara geçmiş yakın târih manzaraları!.

Bir de Feto iblisinin kuyruklarından A ve M. birâderlerin pederi mason birâderlerden müteveffâ Çetin Altan’ın, köşesinde yazdıkları var. “Ebedî ŞEF” Kamal Paşa 9.05’de değil, gece 3-4 suları gibi gözlerini dünyâsına kapatmışdır!. O zaman devlet dâireleri tam 9.00’da mesâîye başladığından; ve hiç kimseyi gece yarısı yatağından kaldırıb, onları ataları içün rükû ve sücû da geçirmek, KIYAMDA durdurub kemalistce ibâdet etdirmek mümkin olamıyacağından, bu KIYAMDA durdurma işi de mümkin olsun düşüncesinden hareketle, “9.05 ölmüşdür” diyerek mes’ele hâll ü fasl ediliverir!. 77 senedir de bu KIYÂM duruşuyla Paşa’ya ubudiyyet (kulluk) ritüeli edâ ve îfâ edilmektedir…

Ancak KIYAMDA duruş ile yapılan bu ritüel, bu internet asrında Ekvator pigme ve buşman kabilelerince bile nasıl karşılanır bilemeyiz!. “Çağdaş Düşünce ve Görümce Dernekleri” çok daha iyi bilseler de, bizce bu tip ritüeller pek iptidâî (primitif) şeyler gibi görünüyor!. 9.05’de ambulans âcile yetişecek hastasıyla; uçağa, trene, vapura ve herhangi bir işe yetişecek yolcular o telâşları ile, bu kamalist KIYAMDA durma ritüelini nasıl edâ edeceklerdir?. Bunların, bu kamalist ritüeli edâ değil de münasib zamanlarında hânelerine girdikleri zaman (kazâ) etmeleri de neden mümkin olamasın?. Dolayısıyla şu veya bu şekilde ihtiyacı olub da 9.05’de KIYAM ubûdiyyetini (kulluğunu) edâ edemiyen; yürüyen, koşan, belini tutan, idrârı sıkıştıran; doğurmaya yetişecek, ameliyata koşturulan ve nice böyle sıkışıklığı olub da hareket içinde kıvranan, belki o saatde yüzbinlerce ademoğlu bulunacakdır… Bunlara öküz gibi bakan ve kazık gibi dikilen bazı hayvanların, ayıca bakış ve muameleleri de suç teşkîl etmeli; bunun çün “Büyük Ulusallama Parlamento” kânun çıkararak (!) bu işe dünyâ çapında bir çözüm ve “KIYAM açılımı” getirmeli değil midir?…

Şu kadar var ki, Müteveffâ Cumhûriyet Târihçi ve romancılarından Reşad Ekrem Koçu nâm zât da 1968 veya 69’ların Tercüman Gazetesinde “Ali Rızâ Bey’in” üvey baba olduğunu; ve küçük M.Kamal’ın o sıra 7-8 yaşlarında bulunduğunu yazmışdı… İbrahim İhsan Bey’in babalığının ise, öz babalık olduğu bazı kaynaklarda zikredilmektedir… “Ebedî Şef Kamal Paşanın” oğlu da “Abdurrahim Efendi” olub birkaç sene evvel Karacabey’de vefat etmişdir…

10 kasım münâsebetiyle CB Tayyib Erdoğan’ın neler, “Ebedî Şef Kamal Paşanın” ise tam tersden neler söylediklerine ise bilâhare geçelim…

 

(Mâba’di var)

(İntişârı: 11.11.2016)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir