10 Kasım Ve 10 Muharrem Deyince…
Zıyâiyye BEKÇİSİ
8 Kasım 2018
-2- 10 Kasım Münâsebeti İle İlk Ve Son Türkiye Reis-i Cumhûrları Ne Dedi?..
Mehemmed SAFFET
9 Kasım 2018

10 KASIM MÜNÂSEBETİ İLE İLK VE SON (T.C. REİS-İ CUMHÛRLARI) NE DEDİ?..

(1)

Mehemmed SAFFET

 

Türkiye’de meşrûtiyet ve cumhûriyet devirlerinin târihi nedense millet ve dünyâdan saklanmaktadır. Bir takım ölen zevâtın vasiyetleri, hatırâtı, nice vesîkalar öyle bir saklanmaktadır ki, bunlar ortaya çıkarsa, sanki bazı adam veya madamların PEK BÜYÜK SUÇ VE CÜRÜM VE CİNÂYETLERİ ortalığa saçılacak; ve sanki dünya da “Vay anam vay, vay be, ulan bu ne, ne ulan bunlar?” diyecekmiş gibi, ecâib ve mine’l-garâib bir manzara!..

Bir de, 1. Reis-i Cumhur “Ebedî Şef Kamal Paşa’yı”, önüne gelen kendi keyfi ve arzusuna göre konuşturub ona kendi kafatasındaki şeytânî muzahrafâtı söyletiyor!. “Müslümanım” diyeninden, “Alevîyim, Ateistim, Fetocuyum, Allâh’sızım, Masonum, Homongolosum, Mehdiyim, Kedicikliyim, falan fırkanın çetebaşıyım, falan hânenin madamı ve patroniçesiyim, bilmem neyim” diyenine kadar… O “EBEDÎ Şef” de, Ukbâ’nın (Âlem-i Berzâh) nezârethânesinde tutulduğundan:

“Ulan beni istismâr etmeyin, bana kendi zırva ve hezeyanlarınızı, yâvelerinizi, uydurduklarınızı söyletmeyin; burada zâten canım burnumda, topunuzun 7 şeyinden başlarım… v.s.”

Diyemiyor…

Kaçdığı Alamanya’da Cumhurbaşkanı Herifin yanında terbiyeli maymun gibi duran, ABD bayrağına sarılarak uyuyan şu Feto yavşaklarından Con Dündar, M. Kamal Paşa içün “Ateistdi, dinsizdi” diye yazdı-çizdi, konferanslar videolar peydahladı. Lâkin hiçbir CHP’li, Ulusallamacı, Kamalist, Atatürkçü ve parti pırtıcıdan “Hayır, gâvur olur mu ulan Fetocu it, Müslümandı!” diyen bir tek ferd-i vâhid ortaya çıkmadı!..

Böyle (necâset) bir “susanlar” diyârının “dilsiz şeytanları” cirit atarken, bizler de işte öylesine aval aval bakıb milletçe kaval ve maval dinliyoruz!.. “Yeni Türkiye” denilen şey de, demek ki böyle bir şeymiş!..

Müteveffâ Uğur Mumcu da, Kâzım Karabekir’in hâtırâtından iktibâslar yaparak yazdığı kitabında, oradan Millî Şef’in şunları dediğini iktibâs etmişdi:

“Araboğlunun yâvelerini Türkoğullarına öğretmek içün Kur’an’ı Türkçeye terceme etdireceğim ve öylece de okutduracağım. Tâ ki budalalık edib aldanmasınlar!”

Bu ibâre karşısında da CHP’lilerin, Ulusallamacıların, Atatürkçü ve Kamalistlerin, Atacı ve Batıcı cümle çağdaşların, hatta T.C. sarık-cübbelisi ve takım elbiseli-gravatalı DİB BAŞI ve (10 kasım YAŞI) cümle sâdikân ve dilberânın hiçbirinden:

“Hadi ordan Mumcu ve benzeri sâir Cumhuriyet ve lâyıklık düşmanları!  Atamız böyle HAKÂRETLERİ hakk edecek basit bir adam olamaz!”

Diyemedi, böyle bir fısıltıcık bile duyulmadı!..

Mütekâidîn-i askeriyye ve siyâsiyyeden öyle rütbeli ve havalı-cıvalı adam ve madamlar da tanıdık ki, bunların bir kısmı “Atamız en iyi müslümandı!” diye kitâblar kaleme alırken; bir diğerleri “Kemalizm Türkün Dînidir” diye yazdı!. Bazıları “O, Türkün Peygamberiydi” dedi!. Bazıları da bunu az buldu: “Tanrı idi. Türkün Tanrısıydı. Yokdan Yaradanı idi!” diye hezeyannâmeler, yazılar kaleme aldı!

Bazı (Cumartesi Çocukları) da, “O, Tanrının son Peygamberi!” idi diye nesebsizliklerine mutâbık ve muvâfık sıkıb durdular!.. Sarık ve sırmalı cübbe içindeki DİB’li ve TİP’li, Kur’an ta’biriyle nice “Biçilmiş düzgün keresteler”, “sakız çiğnemek orucu bozar mı?” yollu suallerle yıllardır “ulusu” din adına narkozlarken, bu kabil (Cumartesi Çocuklarına) gıkları bile çıkmadı!..

  1. Şef’e kimisi tanrı, kimisi son peygamber derken, birileri de çıkıb:

“Ulan tanrı ise peygamber değil, peygamber ise tanrı değildir; hem tanrı hem peygamber olunur mu, ayrıca SON Peygamber Aleyhisselâm apaçık bellidir, hâşâ ve kellâ O’ndan sonra Peygamber mi gelirmiş, a rûhu ve beyni çürümüşler!”

Demedi, diyemedi… Çünki “Yeni Türkiye’ye aydınlık”, demek ki böyle gelecek; ve “Güneş ufukdan şimdi” böyle doğacakmış!.

Bâlâda beyân etdiğimiz gibi sisli-dumanlı-bulanık bir hava ve su içinde yüzüb gidiyoruz; ve millet bakiyesi olarak da, böyle güzel güzel bizleri oltanın ucundaki yemlerle kolaycacık avlayıb parti parti, fırka fırka ve şia şia havuzlara doldurub, birileri de oralardan çıkarıyor ve kızartıb kızartıb gövdelerine indiriveriyor!. Rakı fabrikası çoğaltmakla öğünen; ve İzmir kordon boyundaki ufûneti yok etme sözü vererek oralardaki vatandaşlarının rahat rahat rakılarını yudumlamaları va’dinde bulunan; ve böylece (oy depolarını) kabartacağını sanan (!) “dîni bütün” başvekîlimiz (!) efendi de başlarda olunca, biz balıkların da meze olmamasının çâresi kalmıyor!. “Yeni Türkiye Şerefine” kadehler de böylece havalandı mı, iş tamamdır!. Sorarsanız:

“Atamızın izindeyiz, o nasıl RAKISINI leblebiyle yuvarlıyordu ise, biz de Kamalizimde yeni atılım ve katılımlar içine girerek yeni “yöntem” dembokratik narkozlama ile “RAKI” faslını yürütüyoruz!. Hep yerimizde sayacak da değiliz, zaman içinde değişdik. “Ezmânın tegayyürü ile ahkâmın tagayyürünü” inkâr edib Meçelle münkiri mi olalım?. Laikliğe ve demokrasiye bile yeni tanımlar getirdik, yeni yeni kimsenin aklına gelmiyen mostralık ma’nâlar yükledik!. Müslüman, nasıl haçlı standartlı politika yaparmış bunu da gösterdik! Değişmeyen yerinde duran yıkılır, biz dimdik ayakda ve kıyamda durmalıyız!”

Diyecek; ve karşılarındakini, pek zekîce (!) ve AKP eşsiz felsefeleriyle hemen altedeceklerdir!.

108 senedir, târîhimiz kapkaranlık ve bilinmezlerle doludur; mübhem ve muğlâk, hatta tahrîf ve tağyîr bulaşıkları içinde tanınmaz ve (aksine kalbedilmiş) vaz’iyyetdedir… Bütün vesîkalar, fısıltı gazeteleriyle de dünyâyı her 3 ayda bir dolaşıb duruyor, sanki tur atıyor! Bunların dışında, kitablara geçen ve insan ağzını bir-birbuçuk karış açık bırakan ne uydurmalar bile var!..

“Ebedî ŞEF” Kamal Paşa ölüm döşeğinde iken, günahı kadar sevmediği “Millî ŞEF İsmet’in” öldürülmesini (gebertilmesini diyenler de var) emreder!.. “Ebedî Şefdir”, etek öpenler “Emretmişdir, kelle alınmalıdır, başka çâre akıldan bile geçirilemez” derler… Halbuki bu sırada Millî Şef Kulak İsmet, son derece sessiz ve “sızıntı” usûlleriyle kadrosunu hazırlıyarak “Millî Şeflik” makâmına oturacağı gün veya saatlerin hatta dakikaların plan ve hesabları ile meşgûldür!.

 “Ebedî Şefin” emri, tasavvur âleminde bile olsa der’akab İNFÂZ edilmiş; ve Kulak İsmet Berzâh Âlemi’ne postalanmışdır!. Bunun “Ebedî Şef’e” isbâtı da, günlük bir gazetede “İsmet Paşa Hazıretleri kaza kurşunuyla öldürüldü, cenâzesi….” şeklinde manşetden haber yapılarak; ve bu bir tek nüsha EBEDÎ Şef’e gösterilerek icrâ edilir; ve O’nun huzûr ve sükûnu da böylece, sâdık (!) tapıcıları (!) tarafından te’mîn edilivermiş olur!!!.. “Ebedî Şef” de, İsmet denenin çocuklarının tahsili içün onlara maaş bağlanmasını ve onlara iyi bakılmasını; yetimliklerini hissetmeden yaşamaları (!) içün, en içden ve samîmî merhamet ve himâyelerini ızhar buyururlar!.

Bunlar, kitablara geçmiş, gazetelerin dilleri ve tv’lerin ekranları ile ortaya dökülür olmuş vâkıa-yı cumhûriyyelerdir!…

Şu hâdise dahî bunlar gibidir:

“Ebedî ŞEF” Kamal Paşa gözlerini yumunca, etrafındaki sâdık bende ve pervâneler (!) atalarının dinsevmez oluşu; ve kendilerinin de dine bir hiçmiş gibi bakar olmaları hasebiyle, dînî merâsim yapmadan Etnoğrafya müzesindeki mekânına kaldırılmasını isterler ve bunda da karar kılarlar!. Fakat “Ebedî Şef”  Kamal Paşa’nın üvey hemşîresi (Makbûle Atadan) Hanım, “Ağamın cenâze namazı kılınacak” diye öyle bir direnir ve tutdurur ki, ahbâb u yârân apışıp kalır!. Nâçâr, o zaman hiç sevilmiyen ve kendilerinden iğrenilen (sarıklı) takımından bir bende “Şerâfettin Yaltkaya” da oradadır abdest almaya bile fırsat bulamadan alelacele öne geçirilir; o ve sümmettedârik te’mîn edilen 10-15 kişi ile “Tanrı uludur” diyerek namaza (!) durulur! Ve “Esenlikler size” diyerek iki tarafa selâm da verilerek namaz (!) edâ ve icrâ edilivermiş olur! Dahî, Makbûle Atadan hanımın emr ü fermânı yerine getirilivermiş ve sekînet ü sükûnete kavuşturuluvermişdir!.

Arabça düşmanlığı da o devirde tavan yapdığından “İbâdet (!) dili Türkçe’dir!..”  Sarıklı “yobaz” denilen, o aynı zamanda bendedir de, işte o, “Türkçe okuduğu tekbir ve dualarla”, deoiğimiz gibi  o ritüelini ikmâle çalışır; ve sağına soluna “ESENLİKLER SİZİN ÜZERİNİZE, ESENLİKLER SİZİN ÜZERİNİZE” diyerek “o cins selâmını” da vererek işini bitirir!..

Böylece Makbûle Hanımın Ağası hakkındaki son arzusu yerine getirilmiş (!) ve direnişi de yerli yerine oturtuluvermiş olur!. Böylece, Makbûle Hanım’a göre Ağasının ruhû da şâd ü handân oluvermişdir!..

Bunlar da, gene gazete, tv ve kitablara geçmiş yakın târih manzaraları!.

Bir de, Feto iblisinin kuyruklarından A ve M birâderlerin pederi mason birâderlerden müteveffâ Çetin Altan’ın, köşesinde yazdıkları var. “Ebedî ŞEF” Kamal Paşa 9.05’de değil, gece 3-4 suları gibi gözlerini dünyâsına kapatmışdır!. O zaman devlet dâireleri tam 9.00’da mesâîye başladığından; ve hiç kimseyi gece yarısı yatağından kaldırıb, onları ataları içün rükû ve sücûda geçirmek, KIYAMDA durdurub kemalistce ibâdet etdirmek mümkin olamıyacağından, bu KIYAMDA durdurma işi de mümkin olsun düşüncesinden hareketle, “9.05’de ölmüşdür” diyerek mes’ele hâll ü fasl ediliverir!. 77 senedir de, tanrılara hass bu KIYÂM duruşuyla Paşa’ya ubudiyyet (kulluk) ritüeli edâ ve îfâ edilmektedir!..

Ancak beşerî tanrılara göre yapılan bu KIYÂMDA duruş ritüeli, bu internet asrında Ekvator Pigme ve Buşman kabilelerince bile nasıl karşılanır bilemeyiz!. “Çağdaş Düşünce, Düdükce ve Görümce Dernekleri” çok daha iyi bilseler de, bizce bu tip ritüeller pek iptidâî (primitif) şeyler gibi görünüyor!. 9.05’de ambulans âcile yetişecek hastasıyla; uçağa, trene, vapura ve herhangi bir işe yetişecek yolcular o telâşları ile, bu kamalist KIYÂMDA durma ritüelini nasıl edâ edeceklerdir?. Bunların, bu kamalist ritüeli edâ değil de münasib zamanlarında hânelerine girdikleri zaman (kazâ) etmeleri de neden mümkin olamasın?. Dolayısıyla şu veya bu şekilde ihtiyacı olub da 9.05’de tanrısına KIYAM ubûdiyyetini (kulluğunu) edâ edemiyen; yürüyen, koşan, belini tutan, idrârı sıkıştıran; doğurmaya yetişecek, ameliyata koşturulan ve nice böyle sıkışıklığı olub da hareket içinde kıvranan, belki o saat ve dakikada yüzbinlerce ademoğlu bulunacakdır… Bunlara öküz gibi bakan ve kazık gibi dikilen bazı hayvanların, ayıca bakış ve vahşî muâmeleleri de suç teşkîl etmeli; bunun çün “Büyük Ulusallamacı Para-lamento” kânun çıkararak (!) bu işe dünyâ çapında bir çözüm ve “KIYAM açılımı” getirmeli değil midir?…

Şu kadar var ki, Müteveffâ Cumhûriyet Târihçi ve romancılarından Reşad Ekrem Koçu nâm zât da 1968 veya 69’ların Tercüman Gazetesinde “Ali Rızâ Bey’in” üvey baba olduğunu; ve küçük M.Kamal’ın o sıra 7-8 yaşlarında bulunduğunu yazmışdı… İbrahim İhsan Bey’in babalığının ise, öz babalık olduğu bazı kaynaklarda zikredilmektedir… “Ebedî Şef Kamal Paşanın” oğlu da “Abdurrahim Efendi” olub, birkaç sene evvel Karacabey’de vefât etmişdir…

10 kasım münâsebetiyle, son cumhurbaşkanı ileri politikacı ve  “Edebî Şef”  Receb Tayyib Erdoğan’ın neler söylediğine, ilk cumhurbaşkanı “Ebedî Şef Kamal Paşa’nın” ise tam tersden neler beyân etdiğine ise, bilâhare geçelim…

 

(Mâba’di var)

(İntişârı: 11.11.2016)tt

Son tashîh ve ilâveler: 08.11.2018 / 10:56:19

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir