(2) Sünnîlik Olmadan İslâm Mı Olurmuş, Gülünç!
21 Nisan 2016
Parlamento Başı Ve Cumhurbaşkanı Vekîli Kahraman’ın Laiksizliği!
26 Nisan 2016

Sözüm ona “millî bayram” maskesi altında ma’lûm beyaz Türklerin “ateist ideolojilerini” dayatmıya kalkması, halkları bölen ve parçalıyan su

BAYRAM, SEYRÂN VE İDEOLOJİ!

Zıyâiyye BEKÇİSİ

 

Sözüm ona “millî bayram” maskesi altında ma’lûm beyaz Türklerin “ateist ideolojilerini” dayatmıya kalkması, halkları bölen ve parçalıyan su katılmamış “fitne” unsurlarından birisidir…

1920’den beri devâm eden bu dayatmayı, senede ne kadar böyle zamanlar varsa, o kadar 95 kere tekrarlar; ve bunun adına da “Millî Bayramlar” adını takarsan; sonra da bunu “halkın irâde ve hâkimiyyeti” gibi maskelerle ehâlî arasında dolaştırır ve  ateist ideolojinin reklâmı içün “dokunulmazlık” şerbeti de içirerek takdîs şartına bağlarsan, aklı bilmem neresinde olmayıb da (başında) olan hiç kimseye bunu yediremezsin!

Sâdece Osmanlı denilen bir devleti yıkmak değil de, onun milletini, bütün “kıymetlerinden”  soyarak bambaşka bir (ulus) yani İbrânice “sürü” peydahlamayı hedefler de bunu dayatırsan, buna “bayram” değil; “istihâle” denilen bir “soykırıma” mecbûriyyet denir!. Dünyâ gâvurluğunun görmekden kaçındığı en büyük “soykırım” yani katliamla bir milletin YOK edilmesi, işte budur… Hani nerde “Osmanlı Milleti?”

“Osmanlı torunlarıyız” zevzekliği ve palavrasını (din ve sünnîlik düşmanlığına bulayarak) piyasaya sürenler, bu işin siyâsî veya hamâsî işportacılarıdır; ve zerre kadar da kıymet ifâde edemezler!

Dolayısıyla millete rağmen, milleti ipek böceği gibi “istihâleye” uğratarak, (metamorfize ederek), onu, bütün şahsiyet kıymetlerinden soyub, bambaşka milletlerin değerlerini tepesinden geçirmiye “millîlik” demek ve dedirtmek; ve bunu neş’e ve coşkunluk içinde ele almıyan bir milletin de ona lâfız çapında bile olsa “bayram” deyişi, akla ve hakka zerre kadar mülâyim gelemez!

“Ben bu milleti öldürür ve yerine bambaşka bir millet peydahlar; ve bunu da “millî bayram” i’lân ederim!”

 Deyib, sonra da, “Bunu, “öldürülenlerin” sulbünden gelenlere her sene zorla yedirir ve içiririm” diyorsan, bu, Kıvrıkoğlu felsefî palavrası soyundan, 1000 yıl yaşıyacak (!) bir nesne olur!.

Bayram, ciddî, çok ciddî temelleri olmadan; milletin ruhundan kopub gelen bir şahlanış bulunmadan; müşterek hâtırâların mukaddes ve muazzez bir muhassıla âbidesi menzilesinde görülmeden; ve milletin, Kıyâmet’e kadar kuvvet ve kudret membaı yapılmadan, “ateist bir ideoloji misyonerliğinin reklâm mihrâkları” hâlinde sürdürülmesi, hem güldüren bir fâcia ve hem de millet sırtında abes bir yükdür…

Mâzîsinden koparılan hiçbir millet yokdur ki, istikbâline, (varlık) yüzü görerek bağlanmış olsun!

Artık bu millet, millet olarak mı, “ulus” olarak mı istikbâle yürüyecekdir? Eğer bunu düşünecek hâli bırakılmışsa, mutlaka kararını vermek zorunda…

Son 180 yılın, hele 106 ve hele hele 93 yılın mücerred (yalan-dolandan)  ve göz boyamadan ibâret, sahteyi hakîkî ve hakîkîyi sahte gösteren (resmî târihi), artık bir inkılâb çapında hizâya getirilemezse, geçen zaman, bu milletin sâdece (erimesine) yarıyacakdır!

Adına “bayram” denilerek ihdâs edilen resmî hangi gün olursa olsun, eğer o, resmî, ateist ve milleti yepyeni bir maskara hüviyetine büründürme hatları taşıyan bir proje ise, bunun, haricdeki en azılı düşmanların bile yapamıyacağı zarar ve ziyâna sebeb olması mutlakdır… Bunu hâlâ göremiyen milletler ve onların güdücüleri mevkiindeki adam ve madamlar, istikbâli karartan en başbelâsı âmiller bilinmek mevkiindedir…

Mefharet hissi… Bu olmadan, yani iftihâr edecek asırlarca yaşanmış bir târihi olduğunu apaçık görmeden; ve ecdâdına bağlılığı şeref ve i’tibâr kazandıran bir kuvvet ve kudret kaynağı bilmeden yaşamıya mahkûm edilen milletler, yaşadıklarını zannetseler de, onlara “canlı cenâzeler” gözüyle bakılacağı bedâhaten ortadadır… “Bayram denen vâkıayı”, asgarî kıymeti hâiz yapan ölçü budur.

Bunu, Merhûm Üstâd’ım Necib Fâzıl Bey’in “Rapor 12” nin 51. sahifesindeki satırlarıyla taclandıralım:

“Uzun söze ne hâcet:

“Meşhur Yunan fikircisi (Ksenefon), “Sparta ve Atinalıların Cumhûriyeti” isimli eserinde şöyle der:

“Tereddîye uğrayan ve çürümeye başlayan devlet ve cemiyetlerde biricik alâmet, millî bayramların çokluğudur. MEFHARET rûhu ölünce, iş, onun bayramına kalır.”

Bu milletde evvelâ “Mefharet hislerini” öldürmek içün, onun ecdâdı ile irtibâtını kesmek üzere, bu kökünü kurutma cinâyeti işlenmişdir!. Bu da “millete”, tam tersden, “milleti kurtardık!” sahtekârlığı ve hâinliği ile cebren ve silâh zoru ile dayatıldı…

İşte böylece, o zikri geçen meş’um “istihâle” veya “soykırım”  fâciası irtikâb edilmiş; ve bugün milletin “din telâkkî ve anlayışı” bile, “mezhebçilik fitnesi” adıyla aşağılanıb ayaklar altına alınarak, ecdâda ve onlar üzerinden DİNİN en mukaddes ve muazzez kaynaklarına gidiş yolu, tıkanılmak noktasına gelinmişdir!

1950’ye kadar bu tecâvüzler, en kaba, hoyrat ve vahşet dedirten bir asıp kesme, yakıb yıkma kuduruşuyla yapılmış; sonrasında ise, daha ziyâde, “milletden görünme” sahtekârlığıyla sürdürülmüşdür… 10-15 senedir de, yepyeni ve budanmış, kökünden koparılmış, “Hoşgörü-Diyalog” cinnetine yakalananlar ma’rifetiyle ve Luter usûlü mücerred “Kitab” deme gözbağcılığıyla, her şeyi tepetaklak edilen ve “Kitab derken Kitab’ı reddedici” bir “DİN UYDURMA” devrine girilmişdir!

Böyle bir zifîrî manzara içinde “mefharet hissi” denen bir mazhariyetin zerresinin bile kalamıyacağı, izâhdan vârestedir. Onun içün de, “iş, onun bayramlarına kalmış”, körpecik çocukların dinî ve fıtrî bütün kıymetleri, bu eritib sıyıran organizasyonlar elinde, onlardan soyulma periyoduna girilmişdir!

Müslümanın “Mefharet hisleri” ise, mücerred, onun mukaddes, muazzez ve münezzeh DÎNİNDEN (Sünnet ve Cemaat Yolunda) oluşundan gelir; ve onun yılda 2 bayramı, bunun yaşatılmasının en büyük ve mutlak âmillerindendir…

 

(İntişârı: 22.04.2016)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir