Velâdet Kandili Şeytanları!
19 Kasım 2018
Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm’ın Beşerle Mukâyesesi Mümkin Mi, Veya O’nu Tanımak…
20 Kasım 2018

MODERNİST SOYTARILARIN MUKADDES VELÂDETLE ALÂKASI OLAMAZ!

Eşsiz Velâdet’den hisse, O’nun velâyet silsilesini  ve O’na ittibâ’ı kabûl edene, sâdıklara ve O’nun izindekileredir; modernist, reformist, revizyonist ve mezhebsiz münâfıklarla, takiyyeyeci soytarılara aslâ…

Ahmed SELÂMÎ

 

Âdet yerini bulsun, sus payı tevzi’ edilsin, “dinsiz” dedirtmeme küllemesi yağlı yedirilsin, RESMÎ EMNİYET SİBOPLARI İYİ İŞLESİN ve uyuşturma tabletleri tatlı tatlı yutdurulub derin uyutsun gibi, laik dembokratik resmiyetin düzenlediği bir (Velâdet Kandili) furyası, dünyânın hiçbir yerinde zerre kadar ihlâs ve samimiyyet belirtemez; ve bu, (îmânî, şer’î ve islâmî) hiçbir kıymet hükmüne de bağlanamaz…

Samîmi ve hakîkî müslüman olub, münâfıklık peşinde olmayan adam, kim olursa olsun, onun, Peygamberler Peygamberi Aleyhisselâm’a, Allâh Azze’nin Habîbi ve toprak altındaki onmilyarlarca (topyekûn ümmetlerin) gözbebeği, O Yaradılmışların Fahri ZÂT’a en küçük bir mahabbeti varsa; o, velâdet sene-i devriyesinde, 15 asırlık ümmet birliğine zerre kadar saygısızlık ve kaygısızlığı aslâ göze alamaz, şirretleşemez; ve dolayısıyla da adı geçen (eşsiz velâdeti), haçlı takvimine göre değil, ancak, 12 Rabîulevvel’de tes’îd eder… Ve bu târihin karşısına, o ümmeti ve o ümmetin Peygamberi RÂSÛL-İ RUSÜL Aleyhisselâm’ı, O Allâh Sevgilisini tahfif ve tahkîr edercesine efrencî takvimdeki nisan ayının bilmem kaçını, haçlının istavrozuna tapar gibi de aslâ dikemez, ona sâbitleyemez… Ve “kutlu doğum haftası” gibi lâyık-masonik terkiblerin (kurtlu, putlu ve şutlu) veznindeki kelimeleriyle oyun oynayamaz; ve edebini de zerre kadar necâsete bulayıb telbis etmeden, müslüman gibi merdçe ortaya çıkar!.

Artık hiç kimse, “ALLÂH İNDİNDE DÎN MUHAKKAK İSLÂM’DIR” hükmündeki mutlak hakîkata zerre kadar dikleşib kâfirleşmeden; bu hâkîkatları kellesinin en mühim ve oynanmaz mahrem noktasına çakmalıdır… Ve aslâ da, îmâna halel getirici bir şeytanlaşmanın içine dalmaya tenezzül edilmemeli; ve ahlâksızlık çukurlarından birine inercesine de, müfsidliğin necâsetine bulaşılmamalıdır!

Eşsiz Velâdet Kandili gibi mukaddes zaman noktalarını, tebliğ ve mesajlarının politik  malzemesi yapmak soytarılığına soyunmak istemiyenlere beyânımız odur ki, Kâinâtın Fahri Aleyhisselâm Hazretleri’nin bir tek sakal teli bile topyekûn mü’minler içün paha biçilmez bir kudsiyyet ve mizânüstü bir kıymet ifâde ederken; O’na saygısızlık içine değil de nâmütenâhî kere hâşâ alâmeleinnâs “hakâret” içine bile giren, medyadan siyâset arenalarına kadar bir mekânda, hatta arz çapında bir meydanda hora tepilirken; ve böylece de, 90 senedir ortalığı en iğrenç küfür, şirk ve nifâk kokularıyla bunaltırlarken; buna, bugünün siyâsîleri de dâhil, her devrin adam ve madamları içinde en asgarî insanlık borcu olarak bile bir müeyyide getiren olmamış ve olamamışken…

İç kanamasıyla değil de, mekanikleştirici bir moda hâline getirilen ve cehâlet püsküren mesajlarla tatmîn olarak; ve iç rahatlığıyla “Kandil yapmak” öyle mi?

En âdî bir mes’eleyi ve sıradan şahıslararası hakâret mevzularını bile, kânunlar düzerek koruma ve kollama altına almak yoluna giden; ve sonra da, “Velâdet” gibi böylesine nâmütenâhî mukaddes ve muazzez mevzularda kayıtsız ve vurdumduymaz olan adam ve madamların, “islâmî beyân ve mesajları”, riyâ ve politik yemleme borazanları olarak öttürülmenin ötesine geçemez; bunlara, zerre kadar îmân-ı şer’î sâhibi olan bir adam, müsbet bir tek puan bile veremez…

Mükevvenâtın hılkat sebebi olan O Allâh Rasûlü, senede bir gün “kandil” gecesi veya “velâdet haftası” denen zaman parçasına sıkıştırılarak, o da, resmiyyet denen tahdîd ve tahrîfin cenderesi ve resmî zorbalığı içinde tes’îd (!) edilecekse, bu bile, başlı başına denî bir abes; ve gülünç bir i’tikâd kanseri ve sapması kabûl edilmelidir!. Lâyık resmiyet, elini ve herşeyini İslâmiyyet’in gırtlağından çekmediği müddetçe, o dînin esasları ile yaşadığına inanmak ne kadar muhalse; resmiyetin o din hakkındaki her hükmü de istisnâsız, gayr-i mer’î ve keenlemyekündür…

Allâh Azze’nin Sevgilisini sevmek ve O’na itaat, ittibâ’ ve inkıyâd, nasıl ki Allâh Celle’yi sevmek ve O’na itaat, ittibâ’ ve inkıyâdın mutlak yolu ise; O Rasûl-i Rusül’ü sevmemek ve O’na itaat, ittibâ’ ve inkıyâd etmemek de, Allâh Azze’yi sevmemek ve O’na itaat, ittibâ’ ve inkıyâd etmemenin en müşâhhas, mücessem ve müşekkel müşrikliği, kâfirliği veya münâfıklığıdır…

Seven, sevdiğinin sevdiklerini sevmedikçe; sevdiğinin sevmediklerini de sevmedikçe, “seviyorum” dediğini aslâ sevmiş olamaz; ve sâdece, kuyruklu bir yalanın şerefsiz bir sâhibi olmuş bulunur!. Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm Efendimiz Hazretleri’nin en büyük emâneti, mirâsı ve O’nu, O’nun istediği gibi sevmenin en birinci şartı, O’nun tebliğ buyurduğu Şerîat-ı Ğarrâ-yı Ahmediyye’yi muhâfaza etmek içün, hayâtı bu yolda fedâ edebilmekdir… Bunu hem yasaklıyan; hem de ona lâf u güzâf çapında sâhib çıkdığını beyân eden politik gevezelik ve zevzekliklerin tamâmı da, sahtedir, yalandır, politikacı ikiyüzlülüğü ile halka serpiştirilen yemlerdir… Hele hele her “seçim” denen narkozlama yani “dembokrasi şölenleri” yaklaşırken şirinlik muskası gibi beyanlar, Allâh’ın Azîz Dînini ististismâr ve onu pislik politikalara âlet etme rezâleti ve münkirliğidir…

Kâinâtın Mefhari Aleyhi Ekmeli’t-Tehâyâ Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretlerinin, o ilk îmân edeni; vefâ, sadâkat, emânet ve hizmet ve destek yâr ve yârân birincisi; ve Âdem Aleyhisselâm’dan Kıyâmet’e kadar gelecek yüzmilyarlarca mü’minîn ve mü’minâtın ÖZ ANASINDAN MUVÂZENE VE MUKÂYESE ÜSTÜ BİR KIYMETİ HÂİZ ANALAR ANASI BULUNAN HADÎCE RADIYALLÂHU ANHÂ VÂLİDEMİZ HAZRETLERİNİN, HÂNE-İ SEÂDETLERİNİN OLDUĞU MEKÂNI, BUGÜN GÖZÜ DÖNMÜŞ VAHŞÎ BEDEVÎLERİN VEYA VEHHÂBÎLERİNİN HELÂ YAPACAK KADAR KÜFR Ü DALÂLET, HIYÂNET, DENÂAT VE ŞENÂAT İÇİNE YUVARLANMALARI, O MUKADDES BELDELERİN NASIL KORKUNÇ BİR ESÂRET VE İŞGÂL ALTINDA OLDUKLARININ EN BÂRİZ İSBÂTIDIR… VE O RASÛL-İ RUSÜL ALEYHİSSELÂM EFENDİMİZ HAZRETLERİNİN EN ZİYÂDE SEVİB RÂZI OLDUĞU EŞSİZ ZEVCESİNİ, BÖYLELİKLE DE AZGINCA ASLÂ  SEVMEMİŞ OLAN İNGİLİZ PROJESİ SUÛD VEHHÂBÎLERİ İLE SELEFÎ MÜSVEDDELERİNİN, ZERRE KADAR PEYGAMBER SEVGİSİNDEN BAHSEDİLEMİYECEĞİ GİBİ; BAHSEDEN DE, O MUKADDES SEVGİNİN MAHRÛMU VE NASİBSİZİDİR VE ONLARA MAHABBET EDENLER DE, AYNI KÜFR Ü DALÂLET VE ŞENAAT ZİNCİRİNİN MÜRTEKİBLERİ…

Mukaddes sahâbîlere küfür isnâdına kadar her hakâret ve bühtânı revâ gören, Allâh Rasûlü’nün ikinci Halîfesine bile buğz ve adâveti, dînî bir esas, farîza ve MEZHEBÇİLİK hânesine yazan; BUNUN İÇÜN SENEDE BELLİ BİR GÜN ÖMER RADIYALLÂHU ANH EFENDİMİZ HAZRETLERİNE HÂŞÂ TOPLUCA VE KARNAVAL HAVASIYLA LÂ’NET OKUYAN TAKİYECİ ACEMOĞULLARININ yani şia tâifelerinin de, bu mukaddes sevgi (!) iddiaları, sâdece, mutlak  bir riyâkârlık, gözboyama ve  “acem palavrası” BİLİNECEKDİR!. Mü’minlerin vâlidesi Hazret-i Âişe Radıyallâhu Anhâ Vâlidemiz Hazretlerinin iffetine, ÂYET-İ KERÎMENİN ŞEHÂDET VE TEZKİYESİNİ DE TEKZÎB EDEREK LÂ’NETLİ DİLLERİNİ UZATMALALARI DA, BU KALABALIKLARIN KUR’ÂN-I MECÎD İLE ZERRE KADAR ALÂKALARININ OLMADIĞINI İSBATA KÂFÎDİR… Bu kesânın arkasında namaz pozları veren Ankara sarıklı politikacıları da görülürse, kat’iyyen şaşırmamalı; ve mevcûd politikanın ne menem rezâlet olduğuna böylece şâhid olunmalıdır!.

Ayrıca, Kelime-i Tevhid’den, O Peygamberler Peygamberini tard etme alçaklığını BAZI EMEKLİ VÂİZ ESKİLERİ VE DİYALOG KARGALARININ “Allâh’a îmânı devâm etdiren” bir keyfiyet gibi İBLİSÇE ileri sürmeleri, mücerred yahudi ve nasrânîlere yaranma ve yalakalık içün işletilen en alçak MÜNKİRLİKDİR; ve Peygamberler Şâhı’na düşmanlığın da, en sunturlu SİNSİ çukurunda, başı değil, kuyruğu ipe takarak başaşağı intihâr REZÂLETİ

Ehl-i Sünnet ve’l-cemaatın (Müslümanlığın) en ana ve şümullü îmân esâsı, Kelime-i Tevhid’de münderic ve mündemic olub, Müfessir Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri’nin ifâde ve ibâresiyle bir vechesinden tamâmına bakış aynen şöyledir:

“- Velev bir tek râsûlü olsun, diğerlerinden ayırıb kabul etmemek, mâhiyyet-i nübüvveti kabûl etmemekdir; mâhiyyet-i nübüvveti kabûl etmemek ise, bütün peygamberleri ile beraber Allâh Teâlâ-yı kabûl etmemek…” (c.2, s.1144, tab’-ı evvel)

Velâdet Kandilleri başda olmak üzere, zamanın en mukaddes noktalarına kadar Allâh Dîninin her yerini ve yanını ufûnete boğan Haçlı-münâfık koalisyon emperiyalizması, Büyük Mürşid Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Kaddesallâhu Sırrahu’l-Âlî Hazretlerinin, “Zamanımızdaki en büyük ibâdet CİHÂDDIR” tesbîtine tam îmân ve itaat edilmediği takdirde, bu ümmetin iliklerini sömürmeye her mekânda devâm edecekdir…

Tefekkür ve tezekkürün ve en büyük ibâdetin ne olduğunu idrâk edemeyenlere Mukaddes Velâdet vesîlesiyle hidâyet; müdrik olanlara ise tebrikler…

(İlk intişârı: 23.01.2013) tt

Son tashîh ve ilâveler: 19.11.2018 / 11:37

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir