Millete, “Ancak Cumhûriyet İçün Var Olacaksın!” Diyen Betonik Kafalar…
28 Ekim 2017
Fethullah Gülen İdelocya Örgüsü’nü Kendi Kitabı Gibi Kullanmış
29 Ekim 2017

İSLÂMCI VEYA MUHÂFAZAKÂR DEMOKRATLARIN KADIN-ERKEK KARMALI RESEPSİYON BAYRAMI…

Ahmed SELÂMÎ

 

89 senedir devam eden T.C.’deki cümhûriyetin, dünyâdaki adı “republique” olan yüzlercesinden hangisine tekâbül etdiği; ve içinde taşıdığı keyfiyetin, hangi tezâhürler ile  ortada bulunduğu hiç hesâba katılmadan, mücerred bir “cumhûriyet tapınışı!” aldı başını gidiyor…

Cumhûriyet, mücerred “cumhûriyetçiyim!” demek üzere şartlanmış ve din hakîkatı ve vâkıasıyla arasına kesin çizgi ve mesâfeler çizmiş vatandaşlarının hayâl ve tasavvurlarında, hayâtın olmazsa olmazı, mukaddeslerin en kutsalı, ilke ve inkilapların en başda geleni, Türk halkının ezelden beri son derece büyük bir hasretle beklediği “peygamber nefesi” gibi bir şey!. “Tanrısal”l şimşek parıltısı ve yıldırım kudreti çarpıcılığında kıymeti hâiz, hiçbir dinin ulaşamayacağı kadar ma’nâ ve ehemmiyeti olan, mu’cizevî bir keyfiyet!..

Âdem Aleyhisselâm’dan beri insanlığın erişdiği yegâne insanlık onur, gurur ve sürûruna açılan son ve en mükemmel rejim, uygarlığın zirvesine oturtulan en kurtarıcı tac, kralların hayâl bile edemediği ufuk çizgisi, Britanya imparatorluğunun ve Japon Güneşi’nin akıl erdirmekde yavan ve yaya kaldığı ve sırrına ermekde aslâ tâkât getiremediği sihirli değnek… Kendisine %99,999 îmânlı bile olan cumbaşlarını kendinden kabûl etmeyen ve zehirlenmeyi hakketdiğine vicdânı yetişen ve en fazla 20 dakika içinde hayâtını elinden alan ve sunumu en leziz ecel şerbeti!

İşte Anadolu yaylasında, 1000 yıllık islâmî kıymet hükümleri tepesine geçirilen veya “armağan edilen!” cumhûriyet bu!

“Kanla irfanla kurduk!” diyenlere âid; ve “ihtimal ki bazı kelleler koparılacak!” müjdeleri ile “fazileti!” her şeyin ön planında putlaştırılan cumhûriyet!.

Vicdânı kör tapayla tıkanmış nevzuhur ve yeni çeneleri muhâtab alırsanız, “o zamanın şartlarında öyle lâzımdı!” gibi, kan akıtmayı, kelle kopartmayı meşrû’ ve lâzım, hatta şart sayan, gözlerini kan bürümüşlerin cinnetlik ve sadistlik keyfiyeti… İnsanlık dışında kalan ve hayvanlık bile olamıyacak kadar aşşağılık keyfiyet…

Mücerred “Cumhûriyet!” diyerek, bunu, tabu hâline getirmek; ve “imân” etmiyenini, diri diri yakma derecesinde cezâya müstahık görmek!

İçinde sakladığı ma’nânın, mutlak hakîkatla zerre kadar alâkası bulunmasa bile, sâdece lâfız planında tedâvülde bulunan, mechûl oluşuyla tanrılaşan, tatbikatıyla da korkuların en dehşetlisini millete tattıran bir mefhum ki, bununla tepeden tırnağa esir alınan da, koskoca bir millet… Bütün bunların netîcesi ise, tam bağımsızlık denen istiklâliyet!

Hâl böyle olunca da, onun kadr ü kıymetini bilmeyip de ona karşı çıkmak, hele ona ters bakıb ihânet etmek, dünyâ târihinin kaydedeceği en büyük suç!

Daha büyüğü muhal olan, insan kafa ve kellesinin idrâk edebileceği en büyük, en kocaman, daha irisi olmayan suçüstü suç ve suç denen herşeyin müntehâsı!

Öyle ise, kim bu yüceler yücesi ekber ve a’zâm nimete yan bakarak o en büyük suçu işlerse, o, en büyük cezâya da çarptırılmayı, zerre kadar şübhe edilmemelidir ki, hakk etmişdir!

O, asılmalı, kesilmeli, bombalanmalıdır!. Meydana, şehre, mektebe, orduya, mahkemeye, câmiye, hastahâneye, sokağa, mahalleye, vapura, otobüse, sinemaya, tiyatroya, mozoleye, anıt kubûr’a, kutlamaya, kurtlanmaya, katlanmaya, kartlanmaya, fişlenmeye, baloya, resepsiyona, eşli, karılı, zevceli, mahremli, hanımlı, dişili, kancıklı, her türlü şekliyle Çankaya’ya ve hulâsa büttün kamusal alan ve talan mıntıkalarına, keyf ü hevâya uygun şekil ne ise, ona göre sokulmalı veya sokulmamalıdır!. Oraların “cumhûrî ve dembokratik nimetlerinden (!) eşş.. gibi ve bin kere, yüzbin kere mahrûm bırakılmalıdır!.”

Artık bundan sonra gelsin de, buna, devletlû ve hükûmetlû bir tek can olsun ve  dayansın!

O zaman “tepki” denen ruh hâli, derhal hırs ve menfaat köpürüşü ve nefs çığlıkları ile agoraya fırlayacak ve kendi mantık ve iktidâr haklılığı içinden avaz avaz bağıracakdır:

“- Sen misin beni böylesine mahrûm eden, beni eşimle resepsiyona, fransız hançeresinden îmânıma, şahsiyetime ve özüme sıvadığım bu resepsiyona sokmayıb ayak bile atdırmayan, o halde ben de bunu, bu mahrûmiyyet gibi kanıma dokunan haltı kahretmek üzere bütün gayretimi, hırsımı, kinimi, arzu patlayışımı, beşer zaaflarımın topunu kuşanırım; ve topyekûn devlet salâhiyyetlerimi, azmimi, inâdımı, herşeyimi, milletin bütün dertlerinin üstüne geçirerek seferber eder; ve en nihâyet bütün Çinsedlerini yıkar, hâkile yeksân eder ve (resepsiyon) kalesine, o kalenin burçlarına sancağımı dikerim; ve bir Ulubatlı huzuru ile orada, “cumbayramımı bambaşka bir coşku seli içine kendimi bırakarak kutlar!” ve muradıma ererim!.

“Förs leydilerimi” de, orada düşman çatlatırcasına gezdirir, teşhir eder, tanıtır, onlara gülücükler dağıttırarak herkese poz poz sevgi ve mahabbetler sundurur, ayakda diker, önünden, kadın-erkek yüzlerce davetlimi geçirir ve tek tek ellerini, elleriyle sıktırır ve böyle bir uygar elektrik akımıyla 70 milyonun biribirine bağlanıb kenetlenmesine, millî huzur ve barışın tesisine, can emniyetinin tamâmiyle tekrar avdetine, saatlerce ayakda dikilerek  buna mahkûm edâsı içinde katlanmak pahasına da olsa, bu el sıkmalar ve kardeşlik dokunuşları ile hızmet ederim- ederiz-edeceğiz!..

Bizi bu yoldan kimse çeviremez; bizim de bu yoldan kendi irâdemizle dönmemiz kat’iyyen düşünülemez!

Böylece, cumbayramının yıllardır tadamadığımız o müstesna zevk ve lezzetine, en tepe noktasıyla nâil olur; ve bu imtiyâzı, siyâsî hasımlarımızın tasallut, inhisâr ve kuşatmasından bizim muhafazakâr demokrat ve laik kesime aktarmış; ve böylelikle, milletimize bu büyük ve eşsiz hizmetimizi de îfâ etmiş oluruz…

Eşlerle resepsiyonlara adım atmak, oraların neş’esinden pay ve hisse kapmak, hep kamalist ve ateist kanadın kavuşduğu bir nimet olarak sonsuza kadar veya 1000 yıl devam edemezdi!. Şimdi bu çağdaşlık, bu eşli uygarlık, bu eşli meydana çıkmalar, bu tür eşli meydan okumalar, bu cins eşli modern ve karma hayat, artık bizim de en tabii hakkımız olmuş ve sonsuza kadar da olacakdır…

“Yâ Allââââhh bismillâh!”

Asırlardır, hatta Âdem Babamızdan beri gelen kadın erkek mekânları ve kafa çekme yerleri ayrılığı, bizi hep aşağılanmalara itdi ve binnetice aşşağılık duyguları ile büyüyüb serpildik ve netîceten hastalık derecesinde maraza kapıldık!. Artık bugün, kocaman ve koskocaman makamlara geçib oturduk! Hâlâ kendimizi dünün o tatlıyaramaz Anadolu çocukları, anamızın dizi dibinde uyuyan ma’sûm yavruları gibi göremeyiz! Artık büyüdük, şey kadar koskocaman adamlar olduk!  Sonra artık biz de, sosyal aktivite sâhibesi, modern ve feminist islâmcı hanımlarımızla,  diplomalı diplomasız först leydilerimizle, aslan gibi yiğit adam, madam ve erkeklerimizin bulunduğu böyle yerleri şenlendirmeyelim mi?.  Hayatdan kâm almayalım, oraları lâtîf cinsin yumuşatan ve hizâya sokan kadife sesleriyle tel tel taramayalım mı?. Bu artık, bu zamanda aslâ îzâh edilemez…

Çankaya’mız boşluk kabûl etmez, edemez. Orayı biz doldurmazsak Afyonlu Necdet abimiz gibi kamusal alan mucidleri doldurur ve resepsiyonlarda bizim esâmîmiz bile okunmaz! Hem, ara sıra Çankaya’ya bizler de hâkim olmalıyız ki, “hâkimiyyetin halkda olduğu isbât edilmiş” ve böylelikle de Aziz ATAMIZIN rûh-i cümhûrîleri şâd ü handân olmuş ola!.Dünyâ ayağımıza kadar gelmişken onu nasıl iki tekme ile iter; ve onu kendimizden uzaklaştırır; ve kendimizle onun arasına nasıl mesâfe sokarız!?. Dünyâ denen cîfeyi darıltmayı, gençliğimizde çok düşünür ve idealistce hayâllere dalar, bunları, GÜL suyu kokuları içinde nice seneler burunlarımızla buhurdan gibi koklardık! Lâhûtî âlemden gelen ecdâd izlerini, evliyâ menkıbelerini, gülistan yollarını koklar gibi koklar dururduk!.

Ammâ artık büyüdük, koskocaman adamlar ve madamlar ve çok yüce makamların sâhib ve sâhibeleri olduk, erişilemez yerlere erişdik ve başlarımız neredeyse bulutları delib geçer oldu!

Ohhhh! Artık resepsiyonlarımıza da kavuştuk, ölsek de gam çekmeyiz!

Yaşasın Cumhuriyet bayramımız!. Bütün halkın bayramı, tek tek bütün milletin söz birliği ederek, bir gecede gökden vahiy inercesine i’lân etdiği cumhuriyetin bayramı!.. Bu “republique” olmasaydı, ne “resepsiyon” bileceğimiz vardı; ve ne de Çankayalarda islâmcı muhafazakâr meltem rüzgârlarının eseceği! Ve, başvekîlin penaltı sâhasına girib polis kalecisine ” ortalık gerilirse esnek vurun, top taca fırlasın!” diyen akıllılar bile zuhûr etmezdi! Hatta, “resepsiyon de la republique!” ritüelleriyle, yüzlerce kadın ve erkeğin ellerinden tutub, o binbir ma’nâlı elleri sıcacık vatandaşlık hisleri ve barış hasretiyle kavrayabileceğimiz düşünülemezdi!.

Fransızlar iyi ki bu “republique” dedikleri cümhûriyeti dünyâya ihrâc etmişler; ve kartalmaya yüz tutan kızlarımızı ve turşuya dönen avratlarımızı hılâfet cenderesinden ve onun kafes arkasında pineklemekden kurtarmışlar!

Cumhuriyeti ve onun nimetlerini ve resepsiyon neş’elerini aslâ tadamayan, ammâ, bütün İslâm coğrafyasının bu sonsuz lezzetlere garkolması içün o meşhur (ingiliz siyâsetini) büyük bir özveri ve maharetle yürüten; ve Lozan’lara kadar bizleri adım adım takib eden ve elimizden tutan; ve bizlere müzâhir olan, o ada Kraliçemizin ecdâd ve ervâhına ve ülkesine de sonsuz minnet ve ihtiramlar…

Zaten batıcı batı “uygarlığı” ve boynumuza geçirdikleri dizgin “yularlığı” olmasaydı, aslâ adam da, madam da olamazdık!. Hele fötr şapkalarını sâdık dostları ile başımıza geçirmeselerdi, beynimizin sağ lobu ile sol yarı küresi, ilke ve inkilâp denen batılılaşma şeylerine zerre kadar îmân ve i’tikâd üretimi de sağlıyamazdı!

Hılâfetçi, geri ve zibidi kalmış, hâlâ haremlik selâmlık kafası taşıyan, 15 asırlık zavallı ve kafes arkası dolikosefal ve brakisefal enseli irticâcıların; ve o en büyük tek adam, o bir tek Türkün, dünyâya hatta Cihâna bedel olduğundan bîhaber “göbek kaşıyıcı bidon kafalıların” ve o kefal ve palamut kellelerin bilgilerine…”

(İntişârı: 03.11.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir