Chp İnanç Ve Mantığına Göre, Dinsiz Devlet Ve Parti!
14 Temmuz 2015
TAQVIM- Zu’l-hicce 1436- Kurban Ve Qavurma Bayramları Hakkında Ta’mîm-i Şer’î
13 Eylül 2015

BÜYÜK OSMANLI MÜFESSİRİ ELMALILI DÜŞMANI ECHELLER!

Ahmed SELÂMÎ

 

Elmalılı Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretlerine utanmadan “hal’ fetvâsı verdi” diye iftirâ eden adam ve madam sürüleri, Ukbâ’da hesab veremeyeceklerdir… 106 senedir apaçık bilinen bir hakîkatı, aksine kalbederek Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri aleyhinde kullanmakdan hayâ etmiyen fitne ve fesâd çarkçıları, üzüm yemek değil de bağcıyı dövmek âdîliği taşıdıklarındandır ki, böyle alçaklıklara tenezzül peşine düşerler… En basitinden, internetdeki Mustafa Armağan’a âid şu satırlar bile, okunduğunda mes’ele bütün açıklığıyla görülecekdir:

“Soru: II.Abdülhamid’in hal fetvasını Elmalılı Hamdi Yazır mı vermiştir? Böyle bir âlim bunu nasıl yapar? (Selim Sezer)

Cevap: II. Abdülhamid’in (BİZDEN: Yahu herifler! Büyükleri zikrederken, 6-7 harflik de olsa, adam gibi ta’zim lâfzı kullanın, diliniz şişmez!) hâl’ fetvâsını Elmalılı Hamdi Yazır vermemiştir, zaten veremezdi de, çünkü ne Şeyhülislâm ne de Fetvâ Emîniydi. Mes’elenin esası şudur: Kendisinden fetvâ istenen Fetvâ Emîni Hacı Nûri Efendi, fetvayı vermeye yanaşmamış, suçlamaları (31 Martı tezgâhlamak, dînî kitapları tahrif edip yaktırmak ve devlet hazînesini saçıp savurmak) kabul etmemiş; ve Padişâhın, kendisinin çekilmesini uygun bulmuştu. Ancak sarıklı milletvekillerinden Mustafa Asım Efendi, Hacı Nûri Efendi’ye, “eğer fetvayı vermezse, İttihatçıların, Abdülhamid’i öldürecek kadar gözlerinin dönmüş” olduğunu söyleyip râzı etmiştir. Merhûm Elmalılı, sâdece hal’ fetvâsının müsveddesini yazmıştır. O kadar.

Mustafa Armağan”

Görüldüğü gibi mes’elenin aslı 106 senedir bu şekilde bilindiği hâlde, kendilerinden başkasını müslüman görmeyib onları tekfir ve karalama ile yok kabûl etme denâetindeki birileri tarafından, Ulemâ-yı İslâmiyye’nin, bu şerefsiz usûllerle ta’n ü teşnîa tâbi’ tutularak levmedilmesi, akâid noktasından da ne kadar iğrenç netîceler doğurur, bunu da (îman hassâsiyeti) olan mü’minlerden başkası anlamaz ve bilemez… 

Mezhebsizlik, Selefilik, Haşhâşî Diyalogçuluğu, Sünnî Tokatlayıcılığı ve Şiilik gibi sapıklıkların başını alıb gitdiği; ve ümmet diye bir şeyin ortadan kalkdığı; ve bey’atsız ve cemaatsız sürüler hâline gelindiği bir zamanda, (Ulemâ-yı Osmâniyye) ile uğraşmanın nasıl bir “çukur ehli olmak” bulunduğu, elbetdeki ehline ma’lûmdur…

Bir takım kör taassub içinde kalarak yarım akılları ile Müslümanlara akıl veren ve bindiği dalı kesecek kadar zıvanadan çıkan herifler, çok büyük bir VEBAL altındadır; ve encamları da hayır olmıyacakdır…

Üstâd-ı Muazzez, Merhûm Necib Fazıl Bey’in, BÜYÜK DOĞU ile ilânını basdığı ilk ve tek ilmî ve ciddî eser, “ELMALILI MERHÛMUN TEFSÎRİDİR!..” Abdülhakîm Arvâsî Hazretlerinin yetiştirdiği Üstâd, o îmân öfke ve hassâsiyyeti ile bu tefsîrin keyfiyet derecesini göremiyecek de, evhâm küpü ve tenâkuzlar içinde boğulan bu adam ve madamlar mı görecekmiş!?

İSLÂMİYET, EN SIKINTILI VE “SÜNNÎLİĞE HER MÜBTEZELİN SÜRTÜNDÜĞÜ” BİR MÜKREH DEVRİNİ YAŞARKEN, işi gücü, böyle kıymetli ehl-i sünnet âlim ve eserlerini karalamak olanlara binlerce nefrin!

Ivır zıvır cinsinden kelimelere takılarak, böyle karalama ameleliğine soyunanlar, neyin, nerede ve nasıl kullanıldığına bakmadan, siyâk ve sibâka ehemmiyet vermeden ve devrin usûl ve muâşeret terbiyesine yabânî olarak ibâreleri okumıya kalkarlarsa, iblise malzeme ve âleme de rezîl olurlar… Kitâbet ve kıraat kânun ve kâidelerine ünsiyet terbiyesi kalmayıb sıyrılmış heriflerin, “öküz altında buzağı arama” usûlleri ile meydanlara dökülmesi, onların, bizzat kendi kendilerini perişân eden salaklıklarıdır…

Nice dembokratik  parti pırtıların din düşmanı kellelerine, kuyruk, dalkavuk ve yağcı olarak, küfre tevbe bile edememiş bir takım kör taassub grupları, Elmalılı Merhûm’un sâdece şu 2 cümlelik muhteşem ve riyâzî formül bedâhatindeki nasîhat ve irşâdını dinlerlerse, ebedî çukurluk olmakdan bile kurtulabilirler:

“ALLÂH’A ÎMÂNDAN EVVEL KÜFRE TEVBE ŞARTDIR. BU TEVBENİN  ŞARTI DA, TÂĞÛTLARI ASLÂ TANIMAMAYA AZMEYLEMEKDİR…”

Hâl böyle iken, bunun tam tersi ile kitablar uyduran; ve “MÜSLÜMAN, BULUNDUĞU MEMLEKETİN KÂNUNLARINA ZIT BİR İŞ YAPAMAZ” gibi küfür ve hezeyannâmelerle milleti idlâl edenler, (neye ve nereye zıt) bir iman peşinde olduklarını görüb, narkozdan kurtulabilecekler midir?

MÜHÜRLENMİŞLERSE SANMIYORUZ!

Üstâd-ı Muazzez Necib Fâzıl Bey, Şefokrasi zulmünün en katı küfür ve şirk devrinde BİLE, BÜYÜK DOĞU’suyla “ALLÂH’A ISYÂN OLAN YERDE KULA İTAAT OLUNMAZ!” diye kapakdan Kâinât’a meydan okur, mecmuası kapatılır ve kendisi zındanları boylarken; Mason Sülü’yü zerre kadar utanmadan “İslâm Mücâhidi” ilan edib, O masona “mason” dediği içün de Üstad Merhûm’a “Ona mason diyenin kendisi kâfirdir” hezeyânı savuran; ve Üstad’dan, “İbni Sebe’den daha alçak adam” tokadı yiyenler kimlerdir?

 Sonra, “Müslüman, bulunduğu memleketin kanunlarına zıt bir iş yapmaz!” yâveleri savurarak, müslümanları, Allâhsız’ların kânunlarına perçinliyen; ve onları, laik-seküler ateist kapılarına ehlileştirilmiş köpekler olarak bağlamak istikâmetine yönelen; ve ömrü, tâğûtlara hizmet ve her tepesindekine “evet efendimler” ve beğenmediği her şahsı “tekfirle” geçen; ve mesâisini rütbe üstüne rütbe devşirmekle çürüten, bu bir takım adamların, “Elmalılı Tefsîrine uydurmadır” diyerek iğrenç bühtanlarda bulunuşu…

Bunların neresi akıl ve îmân kârıdır?

 Bu adam ve madamların icâzetsiz ve câhilce yazdıkları şeyler “uydurma” olmıyacak; ve fakat, o dirâyet tefsiri ile Allâh’sız ŞEFLERİ yerin dibine geçiren; ve devrinin şirk ve küfür DÂRINA “Dârü’l-ikrâh” diyerek 17 sene hâne-i seâdetine kapanan ve taşraya çıkmıyan; ve “Şa’bâniyye”den nasibli ve o Osmanlı Medrese ve Müderrisleri elinde ve son derece sağlam “îmân ve parlak zekâsıyla” yetişen; o, soyu sopu belli ve Anadolu evlâdı  olarak da südü bozuklukdan  münezzeh MERHÛM, öyle bir tefsîr yazacak ki, bu, “uydurma” olacak!

El hayâ el edeb…

“Müslüman, bulunduğu memleketin kanunlarına zıt iş yapmaz” herzesi yiyenler, bu herzelerinin delâletiyle, putperestliği, heykelperestliği, faizperestliği, karhâneperestliği, meyhâneperestliği, Lutîperestliği, kıtâlperestliği, soygun ve vurgunperestliği ve bunlar gibi binlerce iğrenç iblisliği meşrû’ sayacak; veya bunlara hiç tükürmiyecek, lânet etmiyecek; veya bunların kökünü kurutmak içün hiç parmağını bile oynatmıyacak…  Allâh’ın bütün haram ve yasaklarını, kendi kânunları ile ipkâ peşindekilerin bu kanunlarına zıt hareket, müslümana YASAK olacak… Böylece, Allâh’ın lâ’netledikleri şeylere karşı çıkılmıyarak, bunların bir nevi muhâfızlığı yapılacak… Müslüman geçinen sürüngenler kimlerse, İslâmiyet’in bütün bu haram ve yasaklarına  (gık) bile demeden yaşayıb, gününü gün edecek… Damatlar, holdingler, dünyalıklar, ünvanlar, şakşaklar, “evet efendimler!..” ile, bir erzel-i ömr…

 Ve yüzlerce ıvır zıvır ve herzeler içinde “cennet-i a’lâya” uçmıya namzet (!) modern evliyâlık ritüelleri…

 Hadi ordan soytarılar!

Yarım asır evvel suyu üfliyerek içenler, holding dedikoduları, spiker karıları, artist tabakaları, politika takaları, tv anırtıları, sex proğramları ve put anıtları arasında,  “ne şehiddir ne gâzî” encâmının canlı cenâzeleri…

Elmalılı ise, ırkçılıkdan münezzeh, Oğuz Türkü ve YAZIR kabilesinden oluşuna kadar, Anadolu’lu ve bu toprakların çocuğu…

Bizim dinimiz İslâm’dır; ve laik, dembokratik cumhurî kalabalıkların “KULATAPIŞ” dîni değildir; ve aslâ da olamaz…

Müslüman, dünyaya bir kere geldiğini çok iyi bilir; ve edille-i şer’iyyenin 4’ünün de “vaz’-ı beşerî” değil, “vaz’-ı ilâhî” olduğuna  son derece büyük bir cezm ü yakîn ve azimle inanır… Gene aynı derecede bilir ki, müctehid imamların (USÛLLERİ)ne mutlak olarak bağlanmayıb modernizma sürtüğü ve “kulatapış” dîninin laik-dembokrasi mü’mini sarıklı şeytanların kuyruğuna takılmakla, Allâh ve RASÛL-İ RUSÜL Aleyhisselâm’a müntehi olmak imkânsızdır…

15 asırdır direnen Müslümanlar,  milyonları bulan ulemâ ve evliyâsıyla nasıl yaşanacağını bilememiş de, bu soytarılar mı Müslümanlara (ayar) verecekmiş!. Bulunduğun memleketin kanunlarına yat, sonra da cehennemin esfel-i sâfilîni yerine CENNET-İ A’LÂNIN kaptan köşküne koş!

Nerede o bolluk ve ucuzluk?

Her laik-dembokratik hükûmete yağ çekib aşna fişne ol, en küçük sıkışmada Acemistan soytarıları gibi “takiyye” ibişliğine sarıl, sonra da Müslüman geçin; ve üstelik, müfessirlerine kadar hiçbir Müslümanı beğenme, aforoz et, binbir çile ile muhâceretin en sıkıntılı şekillerini yaşıyan Büyük ve Kahraman Osmanlı Şeyhülislam’ına alçakça, kancıkça ve kâfirce “HÂİN” diyen kahpeleri bünyene katarak BESLE, SEMİRT, ŞİŞİR, TV’lere çıkarıb müslümanların beynine kuburtay vezninde yıldıray ve saldıray diye çak, sonra da “Müslüman” geçin, gözkülle…

Yiyene!

“Ören Bayan” firmasının örgüsüyle ne kadar çorap örülmüşse, bu milletin başına da o kadar çorap ÖREN çıkar; lâkin âkıbet, çorap ÖREN’lerin değil, garîbân ehâlinin başına çorap ÖRMİYEN’lerindir

“Abdullan İbni Sebe’den daha alçak” oluşun, işte bunların topu da, birer isbât vesîkası…

Holding-dandik soygunlarının daha dumanı yüzündeyken, milleti soymaların mürekkebi bile daha kurumamışken, zırt pırt her kalkan uçağa oturub havalalanmalar kâr getirmez; ve o havalanmalardan düşenlerin encâmı da, bütün tarih boyunca gözler önündedir!..

Müslümanlığı inhisârına alan ne kadar sahtekâr ve soytarı, klik, grup, fraksiyon ve şia (parti) bilmem ne varsa, topu da nasıl belâsını bulmuşsa; bundan sonra da bulacakdır… Dünyada, ihmâl değil ammâ, imhâl görenlerden olsalar bile, UKBÂ’da nasıl sürünürler, onları da orada görürüz…

(İlk intişârı: 27.07.2015)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir