Mukaddes Velâdet! Ve, Aihm’in Emri: “-Peygamberimiz Denmiyecek!” Rte Ankara’sı: “-Emrin Olur!”
Tâhir MÂHİR
26 Kasım 2018
18 Yaş Altına Zinâyı Serbest, Evlenmeyi Yasaklayan Bir Sistem, Asıl Dînî Nikâhla Cidâlde…
Tâhir MÂHİR
2 Aralık 2018

KADININ ÇALIŞTIRILMASI SOKAĞA SALINMASI OLACAKSA, ORADA ÂİLE ERİMİŞDİR…

Tâhir MÂHİR

 

Hospıtıl güzelleyici ve sahiblenicisi Emine Hanım Bacıları da, “gemicikli” hâtıraları tedâî etdirerek sık sık mikrafon tutar oldu!.

KADIN MEVZUU ruznâmeden inmez olalı beri, evlilikler, boşanmalar, kadın hakları, kadına tâciz, şiddet de şiddet, nafaka, moda, tecâvüzler, tasallutlar, intiharlar, öldürmeler, cinâyetler, hıyânetler ve âile mefhûmu gibi şeyler, dünyâ şeytanlarının projeleri istikâmetinde, iblis medya ve bazı mihrakların, sanki kafa kol parçalıyarak halkı asit kazanında eritme vesîlesi oldu!

Politikacılarla, onların imtiyazlı ve her yere çanta gibi taşıdıkları hatuncukları da, bilir bilmez, saray âlimeliği ve allâmeliği rütbeleriyle bu işlere müdâhil olunca, idrâkler, kurbağacasıyla “algı, sargı ve yargı” cinsi şeylerle, daha da yahudi saçına döndü; ve içinden çıkılamaz mecrâlara doğru kaydı gitdi ve savruldu!

2015 Mayısında Saraylı Hanım Şiirt’li Emine Bacı da öyle bir savurmuş ki, ta 15 asırlık mukaddes mâzî, din telâkkîmiz, kıymet hükümlerimiz, âile anlayışımız ve târîhimiz bile bundan nasîbini almış; ve sanki tusunami dalgalarına kapılmış gibi sallanıb gitmişdi!. Ne mi demiş:

“Kadın içde erkek dışda toptancı anlayışı yanlışdır!”

Bacının mantık-asına göre bu “yanlışın” doğrusu, onun mefhûm-ı muhâlifi veya zıddı olacaksa, “Kadın dışda, erkek içde toptancı anlayışı doğrudur” demekdir!.

Aman Allâh’ım! Daha ne günler göreceğiz?

Kime ne, memleketde fikir-zikir-tıkır ve mangır hürriyeti var! Yokmuş gibi yapıb hiç kimse ve hele Dersim’li Kürt ve alevî vatandaş Kılıçdârzâde ve kasetkâr arkadaşlar, “Diktatör Bozuntusu” gibi tozuntu lâflar edib, halkı Böyyük Liderinden ayırmaya kalkmasın!

Millî Först Leydi’lerine göre Kadın da erkek de dışarda olunca, evde kim olacak veya ev kime kalacak?. Çoluk çocuk ve bebelere mi?. Kibritle oynayıb yangın çıkarsınlar, ilaçlarla oynayıb zehirlensinler, gaz musluğuyla oynayıb patlamalar duyulsun, hela suyuyla yüzlerini yıkasınlar, biri diğerini merdivenden yuvarlasın, v.s. v.s içün mü?

Yoksa, “ana-baba işe, çoluk çocuk kreşe” nakarâtıyla herkes çil yavrusu gibi bir yerlere mi dağılsın isteniyor, fırlatılıb atılsın mı denilmek isteniyor!?

Yavrucaklar ve yumurcaklar analarının sevgi ve şefkatini görmeyince, kreş denen keleş, sun’î ve cüzzamlı ana kucakları mı olsun istenmektedir!? Yavrucaklar oralarda itilib kakılır; icâbında daha 5-10 gün evvelki haberlerde olduğu gibi bakıcı kadın, 1.5 yaşındaki sabîyi ağzını kapatarak hırpalar ve şiddetin a’lâsını o ufacık yavru üzerinde bağıra çağıra tatbik ederken, bazıları yavrucakların etini budunu morartacak kadar döverken, böyle yetişen nesil, hangi ucûbe rûh hâletine sâhib olacak ve istikbâl hangi ellerde  mahvolub gitmiyecekdir!?.

Erkekler, gündüz 8-10 saat işde çalışarak yorgun-argın eve dönünce, ev işlerini alelacele ve yalap-şalap hâlletdiğini zanneden gene kendisi gibi 8-10 saat başkasının ücretli köleliğini yapan kadınıyla akşam evde buluşunca, biribirlerine hangi öcüler gibi bakışacaklar ve nasıl mes’ud u mesrûr olabileceklerdir?.

Kadın aynı zamanda, zevci ve çocukları önünde, onlara gereken zamanın beşde birini bile ayıramadığı içün devamlı bir eziklik ve gizli bir suçluluk içinde yaşıyarak, rûhî bir gerginlikle her gün sıhhatinden ve şahsiyetinden kaybetmiyecek midir? Ve o, analık, zevcelik, kadınlık ve kendi kendisi dışında kalarak bunları  yaşayamayınca, acebâ kimi, kimleri, hangi mesâî arkadaşlarını memnûn ve mesrûr edebilecekdir!?.

Hulâsa kadının dışarıda çalışması:

1) Çocuklarının, 2) Zevcinin, 3) Kendisinin felâketi ve âilenin eritilmesi demekdir…

Evinde, evin onca işini, çocuklarının bakım, terbiye ve yetişmesini hafife alan kadınların, cemiyetin en küçük birlikleri olan (âile yapılarını) hiç düşünmeyib, onu, her geçen gün zayıflıyarak yıkılmaya itdikleri bedâhaten ortadadır. Ev işleri demek, ahmak ve robotik beyinlerin hor gördüğü ve hizmetçiye de yaptırılabilecek yemek, bulaşık, temizlik ve çamaşır gibi (mu’tâd işlere munzam); asıl, ÂİLEYİ yaşatıb devâm etdirecek içdeki en vazgeçilmez ta’lim terbiye ve rûhî techîzatlanma gibi mukaddes vazîfeler bütünü demekdir… Metbû’ olması i’câb eden âile reisinin, evinin dışındaki mücâdele ve vazifelerini yapmaması, o âileye nasıl ihânet ve ne ise; ana ve zevce olan kadının da, evi (yuvası) dışına fırlıyarak, fıtratına ters iş vasatlarına batması; ve fakat, âilesini, o seâdet dünyâsını şer’î ölçülere göre en üst seviyeye çıkarma mücâdelesini ihmâl ile bu uğurda vazifelerini yapmaması aynen odur, hatta bu çok daha mühim bir hâldir…

Ruh ve beden mukâvemeti erkeğe nazaran zaif olan kadının, evi dışındaki karmakarışık, hiçbir temel ve esâsla bağı olmıyan sokak ve yaban havası içinden nice yamuk ve şeytânî idrâkler toplıyarak evine suçluluk rûhiyâtıyla dönmesi, onu, hergün biraz daha kararan rengiyle zevcinin ve çocuklarının önüne dikecekdir…

Boşanmalar, ipden boşanmış yaban hayvanlarının tepinmeleri hızıyla neden artdı acebâ?!.

Ankara denen yer, cevab ver!

Sokaklardan, iş yerlerinden, çöp bidonlarından toplanan nesneler gibi sırtlanılan o idrâkler, eve girerken cümle kapısında çöp bidonuna bırakılıb öyle mi eve giriliyor?. Kadınlara her gün yüzlerce değen gözden, isâbet-i ayn (nazar) dediğimiz delici ve delirtici oklardan kaçının isâbet etdiğini kim hesab ediyor?. Buna (nazara), Kelâm-ı Kadîm şâhidken, modernite içindekilerle saltanat ve saray erkânı “Biz böyle şeylerin münkiriyiz, hadi canım!” dese, bizim de ona “Canın isterse cancağzım, canım benim!” deme hakkımız olmıyacak mıdır?.

Ana-babayla işe, çocuklarla kreşe ve mekteblere dağılarak, kimsesiz, ıssız ve baykuş yuvasına döndürülen hânelerin ferdleri, bu hâlleri ile sâdece biribirlerinden uzak yaşamayı talim eden; karâbeti sâdece biyolojik kanlarında bırakarak, haçlı Avrupa’da olduğu gibi biribiri dışında yaşayan; “ferdiyetçilik çukuruna=bireyci robotlaşmasına” düşerek her şeyleriyle biribirine (yabancı), “anonim” insan yığınlarını inşâ ederler!..

Modernite denilen ictimâî cüzzam illetinin Anadolu’muza sirâyet etdirilmesi içün şeytânî mihrakların binbir desise ve vesîle ile bunu ön plana çıkarmalarının ana sebebi, âile telâkkîsini bozarak, insanımızı kendi kendisi olmakdan çıkarmak, yani ecdâdının ahfâdı olmasından koparmak, haçlı-yahudi köleliğine müştâk hâle getirmekdir… Global eşkıyâlar bunları yahudi protokollarına, göstermelik nice hakk hukuk beyannâmelerine, parti-pırtı “tüzüklerine”, anayasa denen şirknâmelere, kânûn denilen insî tanrı düzenleyicilerine kadar pek çok vesîkaya sinsice yerleştirmişlerdir… Canlı bombaları sâdece PKK teröristleri ile Feto-Nato çukurlarında arayanlar, îmân, ahlâk, akıl, zekâ, ehliyet ve liyâkat noktalarındaki patlayıcıları da hesâba almazlarsa, daha çoook 15 Temmuz felâket ve helâketleri yaşanacak demekdir… Sathî ve köksüz (palyatif tedbir denen) gözküllemelerle  bu kabil hâinliklerin önüne geçilemez; vâkıa da bunun  hergün apaçık isbâtını yapıyor, ancak ecdâdın gözü yerine “organ nakli” ile haçlı bâtıl Batı gözü takanların, bunları görmesi gayr-i mümkin bile değil, muhâldir…

Gidiş, Trump denen megalomanın, etrafındaki deve çobanı kâtiller ve kabuklu ve gaddar müttefikleri eliyle, Kudüs merkezli bir patlamaya doğru koşarak gidişdir… Zâten geç kalan politika üçkâğıtçıları, daha da geç kalırlarsa, Suriye’ye durmadan ve yıllardır silâh taşıyan gâvur TIRLARI ve nakliye tayyârelerini SAYIB bunların çetelesini tutmakla kalırlar ki, bu da, on paralık fâide vermiyecekdir!

İnsanlar, fıtraten, yapı taşları âileler olan “cemaat hâlinde”, yani biribirleri ile var olarak yaşamak üzere yaratılan zîşuur mahlûkâtdır. Aynı zamanda Allâh Azze’nin (zarûrât-ı dîniyyeden) bir emri olan bu temel keyfiyet, içinde bulunduğumuz “câhiliyyet-i uhrâ”da zerre kadar akledilemiyor. O kadar ki bu, “müslümanım” demekden başka hiçbir müslümanlığı kalmamış kuru kalabalıkların ruznâmesinden de çıkmış, çıkarılmışdır… “Câhiliyyet-i ûlâ” devrinin, câhilleri ve kâfirleri var idi; bugünün “Câhiliyyet-i uhrâsının” ise, ECHELLERİ ve ekferleri bahis mevzuudur…

Netîceten, beyân etdiğimiz gibi  aynı zamanda bu, “zaif ve hüviyetsiz, modernist ve sokak merkezli” o çarpık âilelerden müteşekkil Anadolu ictimâî hayâtının, 100 seneden beri nice vahşî zorlama ve tenkîl hareketleri ile ortaya çıkarılışıdır…

Bu, beyân etdiğimiz gibi, bir tek dünyâ devleti ve üstün ırk sarhoşluğu ve sapıklığının, yahudi protokollarına kadar akseden âmir hedefidir…

Bu, Haçlı cebhesi ile global çetelerin de kendisini içinde bulduğu ve günümüzde Sûriye’li göçleri üzerinden de tırmandırılmak istenen hedefdir…

Âileyi bu tahrib ve tahrîf, aynı zamanda öyle müessir ve korkunç bir silâhdır ki, global çeteler, ellerindeki bu silâh ile, karşılarındaki bütün kavimlerin topyekûn bekâ silâhlarını kullanılamaz ve işlemez kılmak kuvvet ve kudretine de sâhib olacaklar; yani onların, ellerindeki direnmeye müteveccih maddî plandaki silâhlarını da, yani, onları en isâbetli kullanma azmi veren “Allâh Azze’nin tevfîkâtına müstenid, en sağlam, en sıhhatli ve en sahih âile birlikleri” dediğimiz o en temel ve her silâhı kullanmakda esas olan dînî ve ma’nevî silâhlarını, susturmuş olacaklardır…

Bazı milletlerde “Devrim” adıyla yapılan bütün inkilâblar, onların elindeki “Bekâ Silâhlarını” tamâmen almak hedefini istihdâf etmişdir…

“Velâdet-i Nebî Haftalarıyla” O Sultân-ı Rusül Aleyhisselâm’a nisbet iddiası taşıyan politikacılar ve yakınları, bunda zerre miskâl samîmî iseler, bu ümmet bakiyesi çilekeş halka, haçlı standartları olarak idhâl edilen âile imhâ usûllerini değil;  tam tersine, Hâce-i Kâinât Aleyhisselâm Hazretlerinin rehberliğini yapdığı muazzez ve mukaddes i’tikâd ile (âile telâkkîsini) zerkeder; ve bu halkın istikbâli önünde kör tapa gibi duran her haçlı gâvurluğunu kökünden söküb atar!

Lâfdan, gösterişden, şov yapmakdan, halkı aldatmakdan, her adımı (oy) dilenme ve toparlamaya ayar yapmakdan, riyâ perendeleri atmakdan, ecdâdın kıymet hükümlerine ters durmakdan, haçlı Batı’nın âilesiz âile hayatı telâkkîsiyle âileyi yıkmakdan, gavur oyunlarına gelmekden, şahsiyetimizi kaybetmekden, içi geçmiş ve çürümüş bir cemiyet olmakdan kurtulmanın üç ana temeli de işte şudur:

1) Mukaddes ve Muazzez İslâmiyyet’i, “Güncellemeli, artık bugün 14-15 asır evvelki hükümleri kalkıb uygulayamazsınız” demek gibi, sonsuz derecede mes’ûliyyetli  sakat hükümlerle yamultub sulandırmalara kat’iyyen tevbe ederek; 15 asırlık îmân ve asliyeti, adâlet ve necâbeti ve bütün uzviyyet ve unsuriyyeti, tamâmiyyeti ile, cihâd, namaz ve hılâfetine kadar her şeyiyle muhâfaza etmek;

2) Bu aziz ve münezzeh Allâh Dînindeki âile telâkkîsini, aşağılık duygularından kurtularak; ve haçlı tuzaklarına düşürücü çarpık modernite telâkkîlerinden mutlaka uzak durarak sapasağlam muhâfaza etmek;

3) 1000 yıllık Türk-İslâm yazısını (Alfabeta’sını değil, Elifbâsını) mutlaka dirilterek, erimişlik ve yok olmuşlukdan kurtulmaya, yeniden dirilmeye, canlanmaya ve târîhî devamlılık ve hayâtiyyet kazanmaya, vazgeçilmez ve mutlak bir vâsıta yapmak…

Anadolumuzun 1918’lerden beter dört tarafdan kuşatılıb ablukaya alındığı günümüzde, politikacı sihirbazlıkları ile, bir takım adam ve madam parti krallarının akıl ve mantık dışı ve halkı biribirine düşürücü işkembe hamûlesi şeytânî beyanlarla vakit geçirme gününde olunmadığı kat’iyyen bilinmelidir. Bütün himmet ve gayretleri ile “seçimden seçime” oy dilenme ve biribirlerine kara çalma rezilliklerine saplanıb batmış saltanat delisi politikacılar, aksi takdirde, bu halkın ve memleketin zaten mevcûd îmânî, ahlâkî, idârî, harsî, hukûkî ve adlî, iktisâdî ve ictimâî işgâl ve istîlâ’sına, onlarca kat daha şedîd ve korkunç bir işgâlin inzimâm etmesine sebeb olmuş bulunacaklardır…

Haçlı Bâtıl Batı-Siyon dünyâsı ve onların parmaklarındaki decâcile, cebâbire, zaleme, cevâsis ve tâğût sürfeleri, 1908’den beri bu halkı kendi kendisi olmanın dışına iterek, her türlü kıtâl, işkence ve şiddet irtikâbıyla, haçlılaştırmak şenâtını irtikab etdiler.

Bugün zinâ serbest!

Öyle bir Allâh’sız sistemler peşinde iblis-i lâîn olmanın yolları tatbik ediliyor ki, 18 yaş altı evlenmeler şuç sayılmış; lâkin 18 yaş altı cinsî serbestlik, alenen şehvetperestlik ve fuhuş, “mükteseb hakk ve hukuk” hâlinde ve resmen himâye görerek propaganda edilir olmuşdur!. 18 yaş altında evlenmiş olanlar, belediye kayıt muâmelesi yapamıyacağına göre, demek ki deniyor:

“Bunlar, “İmam Nikâhı” denen “Dînî Nikâhla” yaşıyorlar. O hâlde madem ki böylece “Allâh kânûnunu” “Layık kânunlardan evvel yerine getiriyorlar, bunlara bu ağır suçlarını (!) burunlarından fitil fitil getirerek temizletmeliyiz!”

 Çin işkencesi yapmaya müsâvî bir zâlimlik, gaddarlık ve acımasızlıkla, babalar 12.5 yıla kadar hapishânelere atılıyor; kadınları perişân, yavruları babasız ve boynu bükük bırakılıyor… Eşlerden ölenler, felç olanlar, nice illetlere yakalananlar, evsiz kalanlar, aç yaşayanlar ve ilâç bile bulamayanlar katmerli sefâlet içinde sürünmektedir… Öteki taraf da, bu manzaralardan sadistçe zevk alabiliyor! Politikacılar da dâhil bunca cebâbire, zaleme ve gaddarlarda zerre kadar  îmân, insaf ve merhamet kalmamış mı ki, bu rezâlet ve âfetlere bir çâre bulunamıyor!?

İşte bütün bu rezâletlerin altında yatan asıl sâik, Allâh ve İslâm düşmanlığı, yani ateizma ve ataizmadır!.

Böyle kahrolası düzmece sistemler, Anadolu varlığının en büyük felâket, helâket ve kahr u perîşanlık sebebidir. Bunu görüb âcilen tedbir almıyan hükûmetler, Dünyâ ve Ukbâ’da en büyük ve ebedî mes’ûller olarak felâketin en büyüğüne müstahık olmıyacaklar mıdır?…

Ailede âile reisi bile yok, bırakılmadı!

“Kahrolası pozitif ayırımcılık” denilen şeyle ve politikacı şişirib şımartmaları ile nice kadın, evlerinden sokağa fırlatılan; ve öz evini (seâdethânesini) dört duvar arası hapishâne gibi gören hâin ve nankörler sürüsü hâline getirilmiş; ve daha da azdırılmak istenmektedir…

Her türlü iğrenç ve binbir belâ getiren cinsî sapıklık, “cinsî tercîh şeytanlaşması ile hakk” gösterilir olmuş; (oy) denen pisliğe TAPAN  bir nice putperest politikacı, bu sapıklıkları himâye eden “başsapıklar ve azmetdiriciler” sınıf ve mevki’lerini ihrâz eden  kahramanlar (!) sınıfını teşkîle başlamışlardır!

Erkekler âile reisi (metbû’) olmakdan çıkarılıb, sözü dinlenen olmayınca; ve kadın 8 saat ücretli köleliğin peşine koşulunca, yabancılaşan 2 ayrı cins, biribirini iten iki zıd kutub hâline dönüyor; ve ihtilâf, zarûrî bir netîce olarak, arkasından tefrika, buğz ve adâveti; bunlardan sonra da her türlü şiddet ve vahşeti ve boşanma denen ipden boşanmışlığı ruznâmeye getiriyor… Osmanlı’nın i’tilâ devrinde İstanbul’da ve yılda 3-5 talâk vak’asına mukâbil, bugün “boşanma” denen ipsizliğin nisbeti, sâdece bir günde 15-20 arası…

İşte kökünü kurutan ve inkâr edenlerin, bugün çakıldıkları “Cumhuriyet kazanımları!”

Bu gidişin sonu, “Hayvanlarda bile görülmeyen herkesin herkesle cumartesi çocuğu imâlâtına girmesi; ve dünyanın, piçler elinde bırakılmasıdır!”

Görüldüğü gibi, “Allâh adına kıyılan nikâhlarla, belediye reisi adına karı-koca i’lân etdiren gayr-i şer’î nikâhlar” arasındaki fark, zerre miskâl akıl, îmân ve vicdânı olanlar nezdinde, işte bundan ibâretdir!

Nafaka mes’elesi de, cüzzama munzam bir kangren!

“Allâh ADINA değil de, belediye reisi adına” şirk patlatırcasına “karı-koca ilân edil”; bir hafta sonra “el cezâu min cinsi’l-amel” muktezâsı boşan; ve ömür boyu da nafaka zulmüne çarpıl!. Bunun adı da, “Hukuk devleti ve onda yaşayan mutlu, putlu ve umutlu bir VATANDAŞ olmak” olsun!

En tepelerdeki çeneler vâsıtasıyla ve sık sık, her fırsatda, kadınlara alenen veya zımnen denilenler şöyle saçmalıklar:

“Aman aman, sakın evde “4 duvar arasındaki hapishânenizde” elleri böğründe kazık gibi bomboş ve çakılmış gibi durmayın! İslâm anlayışınızı güncelleyin!. 14-15 asır evvelki hükümleri bugün kalkıb uygulayamazsınız!  Komünizma zamanındaki kolhozlarda, kadınlar o zaman ne kadar kan ve ter dökerek ve iffetlerini bozuk para gibi harcayarak ne güzel anonim çalışıyorlar ve ekonomiye kutsal katkı ve atkılar aşkediyorlardı! Bugün komünistlik yok ama “cici dambokrasimiz” var; bunun da kendine hass (kolhozları) olmaz olur mu yani!?. Aman  iş bulun, “âile yuvamız” dediğiniz hapishânelerinizin “4 duvarı” arasından sıvışıb firâr edin; câhiliyyet-i uhrâ’nın hürriyyet ü zürriyyeti içindeki bağımsız ve ipsiz irâdeniz, şehevât ü hevesâtınızla, yayından fırlayan fırlama oklar gibi “iş de iş” diyerek sokaklara fırlayın!”

“İşte Osmanlı torunu” idâreci ve irâdeci  ve  politikacı vatanseverlerimizin, yüksek frekanslı beyin fırtına ve kasırgaları ile; ve oralardan peydahlanan HORTUMLARLA “yerli ve millî” oluş reklâmları ve şiir gibi müessir ve dağlıyarak müteessir edici nasihatları, bu minvâl ve sinyal üzredir!…

Bin kere şükür ki, uydurdukları “Kutlu Doğum Haftası” gibi “Velâdet-i Nebî Haftası” da sona erdi!.

Seneye kadar Allâh Kerîm!

Mevlâ görelim neyler…

 

İntişârı: 29.11.2018 /tt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir