İsâbet-i Ayn Yüksek Dağı Yerinden Oynatır
31 Ağustos 2017
Kadının Sefere Çıkışı
3 Nisan 2018

KİM BİR KAVME BENZERSE

 

“-Her Kim bir kavme benzemeye çalışırsa o, o kavmin efrâdından sayılır.”

[ Ebû Dâvud, Künûzü’l Hakâik ]

Îzâh:

Bir kimse, bir kavmin, bir zümrenin tarz-ı hayatını taklide çalışırsa, bu hususta onlara teşebbühde bulunursa onlara kalben meftûn, meclûb bulunmuş olduğunu göstermiş olur. Binâenaleyh onların etbâından sayılır. Artık bir müslüman tebcile lâyık olmak isterse suleha-yı ümmete benzemeye çalışmalıdır. İhânete mâruz kalmamak için de fâsık, fâcir kimselerle ve başka milletlere benzemekten sakınmalıdır. Selâmet bundadır. Evet… Hiç şübhe yok ki, bizim selâmetimiz, bizim refâh ve saadetimiz mücerred kendi dînimize riayet ile, kendi milliyetimizi muhafaza ile kâimdir. Biz millî seciyemizi bırakırsak, biz dinî terbiyemizi ihmâl edersek, biz sair milletlerin sanatlarını, ticaretlerini bırakır da millî âdâbımıza münâfî olan birtakım havâî hâllerini taklide tenezzül eyler isek artık bizim için selâmet ve saadete nailiyet imkânı kalmaz. Bütün kâinat, lisan-ı hal ile bizlere hitabederek der ki: Ey müslümanlar!. Siz Kur’an-ı Mübinde (Hayrül’ümem) olmak üzere senâ olunuyorsunuz, siz emr-i mâruf ile nehy-i münker ile muvazzaf olup bütün insanları ıslah ve irşâda çalışmakla mükellef bulunuyorsunuz. Hâl böyle iken şimdi ne oldu sizlere?. Sizler neden bu kadar geri kaldınız?. Siz mürebbi ümme olmak lâzım gelirken şimdi neden feyzinizi, terakkinizi yabancıların verecekleri terbiyeden bekliyorsunuz?. Haniya sizin o muazzam, o şâşaâdar maziniz?. Ne oldu sizin o nezîh, metin milliyetiniz?. Artık ey millet-i islâmiye. Uyanalım, dinimizin ulvî emirlerine, tavsiyelerine riayet edelim, İslâm tarihinin o parlak levhalarına muzlim sahifalar ilâve etmiyelim, atalet bucağına can atmıyalım, etrafımızdaki milletlerin ne yolda çalıştıklarını gözden uzak tutmayalım, onların muzır âdetlerini, ictimaî seyyielerini taklîde çalışmayalım. Hem dünya hem de ahirete ait vazifelerimizi ihmâl etmeyelim. İslâmiyetin neşretmiş olduğu irfan ve hikmet ziyalarına karşı gözlerimizi yummayalım, sonra nedamet faide vermez, te’dîb-i İlâhîden kendimizi kurtaramayız. Allâhu Azîmüşşân hazretlerinden rıza-yı ilâhîsine muvâfık hareketlere nâil olmamızı niyâz ederiz.

[ Hikmet Gonceleri, Ömer Nasûhi Bilmen, sh:323, Hadîs-i Şerîf:399 ]

(İntişârı:12.02.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir