Irkçılığı, Irkçılığa Küfrederek Yaşatmak…
3 Temmuz 2015
Chp, Dinsiz Parti Değilmiş!
10 Temmuz 2015

4.Temmuz akşamı Tv 24’de Filozofik atıcı Yusuf Kaplan’ın da aralarında bulunduğu 3 kişi, anlamadıkları İslâmiyyet’i öyle bir düzeltmiye ve payandalıyarak

HÜKÛMET SÜNNÎLİĞE YAN BAKAR VE  MEFLÛC OLURSA…

Zıyâiyye BEKÇİSİ

 

4.Temmuz akşamı Tv 24’de Filozofik atıcı Yusuf Kaplan’ın da aralarında bulunduğu 3 kişi, anlamadıkları İslâmiyyet’i öyle bir düzeltmiye ve payandalıyarak tamire kalkdılar ki, evvelâ ve en başda İngiliz-Yehûd-ABD triumvirasının istihbârâtı, sonra da Acemistan şiileri, alabildikleri kadar zevk almış; ve ne kadar muvaffak olduklarını ve Türkiye’den DÎN’in ne kadar silindiğini görmekle de bahtiyâr olmuşlardır…

Ekrandaki üç kafadardan biri, şiilerin uzatdığı elin 2 asır evvel “Osmanlı Sarayı tarafından geri çevrildiğine” hayıflanacak kadar, pusulası ve ibresi bozuk biridir! Ve sunucu ile paslaşarak, Yusuf’cuğu, fazla acıtmadan ufalama ve saf dışına itme çelmelemeleri ile, saatlerce çene salladılar!. Yusuf ise, saf saf heriflerin çukuruna bata çıka, sendeleyib durdu; ve ne dediğini, ne kendisi ve ne de karşısındaki seyirci kitlesi anladı!. Bir abesler yumağından nasıl bir (bâtıl) çorabı ördüler; ve kimin kellesine geçirdiler, bir rezil komedidir gitdi!

Yusuf ise, “ha, hı, eeee, tamam mı” nakarât-ı meşhûresiyle, düşe kalka yol alma ıkınışı içinde, çırpındı durdu!. Zavallı…

Bu üçlünün Mes’elesi ise, İngiliz’in “Ortadoğu” adını takdığı İslâm Coğrafyasında, “mezheb savaşlarının başını alıb gitdiği, bunun nasıl durdurulması!” gibi bir mevzû’ etrafında dönüb dolaşma abesi…

1) Triumvira’nın maksadı, “mevhum mezheb savaşı” yaftası üzerinden, (böyle bir vâkıa olmadığı hâlde, sûret-i mahsûsada böyle gösterilerek) hedef saptırma ve insanları eritme, yeni hududlu haritalar projesi vaz’etmekdir… Bu, iğrenç ve kancık İngiliz projesinin, yehûd ve ABD desteği ile, 2 asırdır bu mıntıkadaki son tatbik şekli…

2) Haçlı ve BÂTIL Batı, 1000 senedir, İslâmiyet’i ortadan nasıl kaldıracağının zorlanışı peşinde bulunuyor… Bunlar, en büyük düşmanlarının, en doğru ve en salim yolunun da, “Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat” usûlü ile yaşanan “sünnîlik” şekli olduğundan yüzde yüz emindir.

3)  O hâlde, yapılacak tek iş, SON ŞERÎAT’ın bu en öz ve sağlam yolunu ortadan kaldırmak… Bunun da biricik yolu, aynı zamanda kendilerinin de zarar görmeden ele alınacak çâre-i yegânesi, “sünnîleri” ortadan kaldırmak üzere, diğer müslüman geçinen sapık ve dalâlet mezheblerini, sünnîliğe karşı tahrîk, teşvîk ve tetik başına sevketmek…

4) İngiliz bunu, 3 asır evvel, Sünnî Osmanlı’ya karşı Vehhâbîliği peydahlıyarak kuvveden fiile çıkarmış, muvaffak da olmuşdur. Bu muvaffakiyyet ve tecrübeye dayanarak, “Ortadoğu” dediği coğrafyayı, sünnîliği yok etmek üzere yeniden haritalaştırıb, böylece, projesinin ikinci büyük hamlesini yeniden başlatmakdır… Bu iğrenç tecâvüzü meşrû’ göstermek içün de “esbâb-ı mu’cibe, mezheb savaşları!.”

Bu “savaşlar” önlenirse, “kan dökülmesine hümanistçe mübâşeret edilmiş olunacakmış!”

Ve bu İngiliz siyâsetinin şeytânî plânı, “laik ve ruhsuz” politikacısından, gerzek medyacısına, beyinsiz “mütefekkirlerinden” odun profesörlerine ve süs tavuğu sarıklılarına kadar bütün nevzuhur ulusa, bir “vâkıa” olarak yutdurulmuş vaz’iyyettedir…

5) Akıl, mantık nimetini ve insanlık haysiyet ve şerefini sıfırlamamış kafalar ise, hemen şu suâli soracaklardır:

“Yüzyıllardır ve Osmanlı idâresinde, hatta birinci Cihan Harbinden sonra, buralarda böylesine “mezheb savaşları ve boğaz kesmelere” kadar azıp giden vahşet sahneleri görülmemişdir de; neden bir-iki sene içinde bu “mezheb (!) savaşları” yerden fışkırır gibi bitivermiş ve boy salar oluvermişdir?”

6)  Acemistan şiileri tarih boyunca, sünnîliği yok etmenin zaten gönüllü ve içdeki cebhesidir. Haçlı ve Bâtıl Batı içün de bu, en büyük kazanç hissesi olarak dâima mahfuz ve muhkem bir kuvve… İslâm coğrafyasında “takiyye” denen içi ve rengi saklayıcı “temel  îmânî usûl” ile, bambaşka bir inanç veya inançsızlık sistemi kozasına girerek onu zırh gibi giyen; bunun içün de hiçbir zaman kendisi olamıyan bu ne idüğü belirsiz sistem, hiçbir asırda İslâm’ın değil, İslâm görünerek ve o “meşhur takiyye” silâhıyla, İslâm’ı (sünnîliği) yok etmenin peşinde olmuşdur… Ve İslâm’dan, İslâm’ın yok etdiği kadîm “İran putperestliğinin intikâmını” almanın da’vâcısı olagelmişdir!..

7)  Bu hâliyle de Acemistan şiiliği, zahirde Haçlı ve Bâtıl Batı’nın zaman zaman muârızı gibi görünse de, aslında, sünnîliğin en amansız düşmanı olarak kalmış; ve Bâtıl Batı ile her zaman bu sünnî düşmanlığında ittifâk etmişdir…

8) Batı, DEAŞ denen ve sünnîlikle alâkası bulunmıyan, Teymiye-Selefiye-Vehhâbiye çizgisindeki kafa kesici bir taifeyi de, yerden bitercesine; ve Avrupa’lardan topladığı eşkıyâ, esrarkeş ve hapishâne kaçkını adam ve madamlarla da payandalayıb peydahlayınca; ve bunları da şiilik aleyhinde imiş gibi göstererek, sünnilerin (!) sempatisine mazhar edince, ortaya “mezheb savaşı” gibi yüzde yüz uydurma, zorlama ve sun’î bir manzara çıkardılar… Yemen’de de, aynı şiî ve vehhâbî sürtüşmesini…

  Halbuki Yemen’de de, “mezheb savaşı” değil, Şii İran ve Vehhâbî SUUD nüfuz yarışı üzerinden, bölgenin yeni haritalarını çizme manevraları vardır…

9) Neden “mezheb savaşı” adı öne çıkarılıyor? İşte mes’elenin bam teli de tam burası!. Bu çatışmalardan, bu coğrafya halkı son derece bîzardır; ve bunun bitirilmesi içün çâre aramaktadır. İşte o çâre de, Sünnî usûlünün mutlak HAKK’a ve (vahye) vasıl edeceği esasların, şia ve sâir bâtıl mezheblerle “takrîb-i mezâhib=mezhebleri biribirine yaklaştırma” projesi içinde törpülenmesi; ve sünnîliğin omurgasını, “HAKK” oluşdan diğerleri seviyesine çekerek, bâtıla kaydırmak… Böylece de, sünnîlik karşısında 15 asırdır ezik ve paspas olarak yaşıyan topyekûn bâtıl religion, ideoloji, doktrin ve devlet sistemlerini, mücerred zıdd-ı kâmili olan; ve “hakkı” temsîl ederek, dışındakilerin tamâmına da, lisân-ı hâl ile ve her an “bâtılsınız” balyozu indiren “Sünnîlikden=Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat”den kurtulmak…

10) Bu İngiliz-Yahudi projesi, asırlardan beri, her tatbik fırsatı buldukça hortlatılır ve piyasaya sürülür… Sezai gibi “kaderin üstünde bir kader vardır” herzesi yiyen adamları, “yaşayan sahabî” ilân edecek kadar tartı ibresi yerinden fırlamış Y.Kaplan ve benzeri şahıslar, böyle sünnîlik adına nasıl ileri geri lâf ederler cidden acâib bir manzara… Ve karşılarına da, Acem şîasını “ashaba küfretmekden vazgeçmeyi göze alarak  sanki uzlaşma tarafı oluvermiş” gibi takdimle vazîfeli herifler dikilerek, bunların diliyle, sünniliğin “katılığı ve barış tanımazlığı”, müşahhas ve muhteşem bir hakîkat tablosu gibi ve fakat (alçakça) medyadan propaganda ediliyor!

 Sünnîlik, kendi temel ve esaslarından o kadar emindir ki, hiçbir bâtılla uzlaşmaya giremez; girerse, bu onun kendi kendisinden şübhesi, kendi hakîkatının bizzat kendisi tarafından inkârı ve binnetîce kendi eliyle kendisinin intihârı demek olur… Şia ise, bidâyetdeki “Hakk olan Ali Şiası bulunmakdan, İbni Sebe Şiası olmıya kadar; oradan da, nice bâtıl mezheblerden ve kadîm İran putperestliğine kadar, düzinelerce inanç piyasasından binbir renk ve desen devşirerek teşekkül etmiş, tamâmen beşerî bir bünye… Ve bütün bu keyfiyetini de, ancak i’câd etdiği “takiyye” maskesi ile saklamaya çalışan; ve her asırda nice itikad prensipleri reform ve revizyona uğrıyan; ve bütün bunlar neticesinde de kendi özünün hakk olmadığını kendi iç muhâsebesinden saklıyamıyan; ve her türlü değişmiye, her zaman ve mekanda kayma karakterinde oynak bir yapı…

11) RTE’nın muhtelif vesilelerle ve senelerdir “sünniliğe vurmasına; en son incisi olarak da “bizim sünnilik diye bir dinimiz yok” demesine; DİB başının “Kur’an’da sünnîlik diye bir şey yok!” misillü abes ve çirkin ötesi iğrenç beyanlarına; bir takım prof etiketli echel-i cühelâ mahrecli bel’amların bu istikametdeki yazı ve konuşmalarına; ve şimdi de bu kabil ve bu istikâmetdeki projelerin TV kanalları ile millete şırınga edilişine bakılırsa, ortada, sünnîlik aleyhinde müthiş ve gizli bir faaliyetler yumağı sarılmıya çalışıldığı hemen anlaşılacakdır!..

12) Kaş yaparken göz çıkaran Yusuf, bir kere olsun, SÜNNÎ USÛLÜNDE “Edille-i Şer’iyyenin dört olduğunu ve bunların dördünün de vaz’-ı beşeri değil, vaz’-ı ilâhî olduğunu” bile söyliyemedi, ağzına bile alamadı!. Hatta, icmâ’ ve kıyâs-ı fukahayı şu veya bu vesîle ile de olsa, bir kere dilinin ucuyla telâffuz bile edemedi… Sünnî usûlü o kadar muhkem ve o kadar vahye müsteniddir ki, onun hakîkatına dışarıdan bir müdâhale, bu bünyede sûret-i kat’iyyede kabul göremez… Sünnîlik, sünnî usûl kânunları dışında ve hiçbir şekilde, Allâh ve Rasûlü’ne varılamıyacağından o kadar emîndir ki, bu emniyet, işte onun, herhangi bir şeyle (uzlaşma) adı altında ifsâd ve bozulmasına yol açamaz… Bu keyfiyyet ise, O’nun, en kat’î ilâhî te’mînâtıdır… Sünnîlikle ancak bir şartla uzlaşmak mümkindir: Kendi bâtılından nasuh tevbesi ile çıkıb, sünnîliğin hakk olan usûl çizgisine ihlâsla vusûl etmek…

 13) Bu kaynaklar üzerinde vücud  bulmuş SÜNNÎ disiplinini, hangi şeytan ortadan kaldırabilecekmiş şaşılır!.

Filozofik Yûsüf, sâdece “Kitab asıl, sünnet usûl ve burdan hakka vusül” tekerlemesini ezberlemiş; ve karşısındaki gizli ve sinsi şia dostlarını kendine güldürmekden başka bir halt da ortaya koyamamışdır!…

Hulâsa, Nüfûz ve yeni haritalar çizerek (sömürü) çarkını işletme  kahpeliğini “mezheb savaşları” iftirâsı ve yaftası üzerinden dile vereceksin; ve buna, nice ebleh ve echel “ortaşark” böyyükbaşlarını inandıracaksın; ve bu “mezheb savaşları”nın en uslanmaz tarafı olarak da bu “ayar verme” vesîleleriyle SÜNNİLİĞİ tahrîf ve tebdîl edecek yahudi tıynetliler elinde onu, ehlileştirecek, yani yok edeceksin!

İşte (Dünya fitne merkezi İngiliz) ve şürekâsı ile yerli işbirlikçileri olan beyinsizlerin, “Ortadoğu” adını verdiği İslâm Coğrafyasında, insanları kese biçe çevirdiği iblislik bu…

 

(İntişârı: 08.07.2015)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir