Hayrettin, Cennetmekân Abdülhamîd Hân’la Efgânî “Maskara” Ve Masonunu Aynı Kefeye Koymaz Mı!?.
9 Şubat 2018
Çanakkale Zaferdi, Ya Sonrası!
16 Mart 2018

“DÜNYÂ KADINLAR GÜNÜ” DENEN BÂTIL, HAÇLI BATI İFSÂDI!

Zıyâiyye BEKÇİSİ

Tanzimât çukuruyla berâber İslâm Milletinin yehudi-haçlı kültür ve medeniyeti karşısında aşağılık duygusuna kapılması ve bütün ayarlarını buna göre yapma süflîliği, bütün felâket ve huzursuzlukların temeli olmuşdur. Aydın ve entel geçinen idâreci mevkiindeki bütün kadrolar, maatteessüf ve binlerce yazıklar olsun ki, târihdeki milletin ŞAHSİYET ve ASÂLETİNİ bu yollarla eritib, maymundan beter mukallid ve oyuncak bir sürü meydana getirmek cürmünü irtikâb içün çalışmışlardır…

Netîce i’tibâriyle bunların uzantı ve kuyrukları, bugün “Müslümanız” deseler de, Müslümanlığın binlerce kere dışına çıkmış ve “Lâyık Dembokratik Cumbokrasi” nâmındaki beşerî bir dînin sâlikleri hâline gelmişlerdir. Dolayısıyla günümüzde Anadolu’da, Müslümanlık’ın dışında pek yaygın ve dominant dîn budur!. Bunlara göre herhangi bir dînden, ideoloji veya doktrinden, ritüeller, merâsimler, âyinler, kânunlar, günler, geceler, kutsama ve putsamalar, v.s.ler alıb, bunları dinlerine karıştırmanın hiçbir mahzûru yokdur…

Müslümanlık ise, kendi kendisinden ibâretdir ve dışarıdan hiçbir şey idhâl etmiye aslâ müsâid değildir, olamaz. İslâmiyyet içün “Güncellenmek” yani orasını burasını beşer eliyle zamana ve zemîne uydurmak düşünülemez, bu kat’iyyen muhaldir; Allâh Azze’nin karşısına “Asıl tanrı benim” deyişle çıkmakdır. Bu, Allâh Azze ve Celle’ye ve İslâmiyyet’e kesinlikle inanmamaya müsâvîdir. İslâm, kendisinin güncellenmesine ya’ni değiştirilib revizyona veya bir Luter eline düşüb ona tâbi’ tutulmasına, Sübhân olan Rabb TEÂLÂ’nın Mutlak ve HAKK Dîninde, eksiklik, ihmâl, boşluk, yanlışlık, kifâyetsizlik, geçersizlik var da, bunlar, dışarıdan alınan bir takım şeyler ve nesnelerle tamamlanacakmış gibi bakar; ve bunu muhâl görür ve son derece şiddetle de reddeder… Aksi hâlde, bu DÎNİN RABBİ olan ALLÂH AZZE ve CELLE, SÜBHÂN olmakdan çıkar. Halbuki O ve O’nun DÎNİ, o kadar noksanlıklardan münezzehdir ki, bir müslüman 5 vakit namazıyla her 24 saatde bir, tam 540 defa ve son nefesine kadar Allâh Azze ve Celle’yi ve dolayısıyla İslâmiyyet’i tenzîh ve tesbîh eder… Zerre miskâl NOKSAN SIFAT ve kusur, Rabbi ve O’nun nizâmı içün hayâlinden bile geçmez, geçemez… Allâh Teâlâ, o nâmütenâhî KUVVET, KUDRET, İLİM ve  TAKDİRİYLE öyle bir son Rasûl (Aleyhisselâm) ve ŞERÎAT hükümleri göndermişdir ki, bu hükümler, ilk tatbikinden Kıyâmet kopuncaya kadar “Güncellenme” gibi bir ihtiyacdan nâmütenâhî uzakdır. Aksi hâlde bu, Cenâb-ı Hakk Azze ve Celle Hazretleri’nin SÜBHÂN oluşu ile teârüz eder, O’nun ACZİYYETİNE delil ve hüccet teşkîl eder… Böyle bir tanrıya ise ALLÂH denilemez. Öyle ise, Müslümanın RABBİ olan ALLÂH, Kur’an-ı Mübîn’in ilk nâzil olduğu günden Kıyâmet kopuncaya kadar hiç mi hiç ve aslâ değişmesi mümkin olmıyan HÜKÜMLER koymuşdur; buna mutlak olarak sâhibdir, kudreti vardır, bu onun kemâl sıfatlarla muttasıf oluşunun, noksan sıfatlardan münezzeh bulunuşunun mutlak bir netîcesi olarak vardır.

Müslümanın îmân etdiği ilâh işte budur, müslüman buna ism-i hass ile ALLÂH der. Kânun ve hükümleri “güncellenmeye” muhtac olan bir ilâha hiç kimse ALLÂH diyemez; derse de, ALLÂH’a inanmış olamaz… Çünki ALLÂH CELLE, Kitâbı ile kendisini böylesine kemâl sıfatlarla muttasıf tanıtıyor… Rasûlü olan Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm O’nu böyle tanıtıyor; 15 asırlık yüzbinlerce ŞERÎAT âlim ve allâmesi, müctehid, müceddid, müfessir, muhaddis, mütekellim, mutasavvif  O’nu böyle vasfediyor… Bunların tebliğ, tefsir ve irşâdları dışındaki her söz veya fiil, abesdir, yâvedir, şeytânîdir… Zamanımızdaki (Masonik) propaganda, program ve misyonlar bu beyanlarımızın dışında, Allâh Azze’yi aciz göstererek, O’nu kendilerince ulûhiyyet ve rubûbiyyet sıfatlarından mahrûm, alel’âde bir Roma tanrısı seviyesine düşürmeyi hedeflemektedirler…

Biz, bunun içün, aşağıdaki satırlarımızı, Müslümanların, Müslümanlık dışından alacakları kânun, gelenek, görenek , kültür, medeniyet, ictimâî ve hukukî hiçbir şey olamıyacağı esasına binâ edeceğiz… Lâyık Dembokratik ve Cumbokrasi dîni herşeyi ve her nâneyi içine alabilirse de, bizim bununla alâkamız yokdur.

Dünyada, bütün kudreti kendi ellerinde toplıyarak bir tek dünyâ devletine gitmek ve bütün kavimleri kendilerine köle yapmak hedefinde bulunan beynelmilel ÇETE, bütün beşeriyeti kendi plânları istikâmetinde zombileştirmek içün, pek çeşitli îcâd ve uydurmalarla insanları tektipleştirme peşindedir. “Dünyâ Kadınlar günü” denilen uydurma ile de, beşeriyyeti (Kadın Mevzuunda), aynı idrâk ve telâkkîlerle tektipleştirerek hedefine yürümek istemektedir…

Söylenenler ve yapılanlar arasındaki iğrenç teârüz bir tarafa, herşeyden evvel (Kadınlar Hakkında) söyledikleri de, Mutlak HAKÎKAT karşısında hem mutlak YANLIŞ ve BÂTIL; hem de o hakîkatı ortadan kaldırmaya ma’tûf bir şeytanlıkdır, o kadar…

Dünyada, (Tektipleştirme) yolu ile (Tek Devlet) idealine yürümek istiyen karanlık ve sinsi (Siyon-Haçlı) zirvesi, müslüman coğrafyasında da KADINA BAKIŞIN, İslâmiyyet’e göre değil, kendi istedikleri istikâmetde olmasını te’mîn içün bu kabil GÜNLER ihdâs ederek, zombileşmiş tek tip köle i’mâlâtı peşindedir…

EVİNİN DIŞINA ÇEKİLEN KADINI ÂİLESİNE YABANİLEŞTİREREK VEYA SOKAK VE İŞ HAYATINA EHLÎLEŞTİREREK, ONU SÖMÜRMENİN YOLU BU KABİL GÜNLER UYDURMAKDAN; VE ONLARI VE ERKEKLERİ DE BU İĞRENÇLİĞE ALIŞTIRMAKDAN GEÇECEĞİNİ ÇOK İYİ BİLEN DÜNYÂ ZİRVESİNDEKİ BEYNELMİLEL ÇETE, MAAL’ESEF, LÂYIK DEMBOKRASİLERİ DE BU İŞİN MİSYONERİ GİBİ KULLANMAYI BECERMİŞDİR!

Artık İslâm Dîni ile alâkası kalmıyan lâyık, kayık ve gayr-i ayık dembokrasi ve cumbokrasiler de, halklarını, bu siyon-haçlı zehirleri ile tektipçilere ikrâm etmenin cürmünü irtikâb etmekde bir hayli YOL ALMIŞ bulunuyor!. Bütün bunlar, 95 yıllık “BATILILAŞMA” veya “KENDİ KENDİSİ OLMAKDAN ÇIKMA” ihtilâclarının bir tezâhürü bilinmelidir. Dillerinden “Millî ve Yerli Olma” gibi gözkülleme lâf u güzâflarını düşürmeyenlerin, bir yandan da tamâmen siyon-haçlı uydurması “GÜNLERİ” mukaddesleri arasına sokarak, ANADOLU çapında köpürtüb bunun misyonerliğine soyunmaları, halkın batılılaştırılarak yani (haçlılaştırılarak) kendi kendisi olmakdan ve İslâmiyyet’den uzaklaştırılmasını te’minden başka bir ma’nâya gelemez…

İslâmiyyet’in “KADINA BAKIŞI” ile, siyon-haçlı dünyasındaki tektipleştirme zirvesi olan ÇETENİN kadına bakışı, sonsuz derecede biribirinin mütenâkızı olduğu, bedâhât derecesinde ortada bir hakîkatdır… Bunu göremeyen veya gördüğü ve bildiği halde kasden milleti bu çukurlara düşüren idâreci mevkiindeki adam ve madam bütün parti ve politika cambazları, milletin sulandırılarak, adı geçen çeteye ikrâmı peşindedirler demekdir…

Adı geçen bu çete, “Kadın erkek eşitliği” gibi iğrenç bir zulmü, bütün dünyada hâkim kılarak, kadını da erkek gibi her ağır ve sokak işine kadar her mekanda çalıştırmanın yani köleleştirmenin yolunu açmaktadır!. Adı geçen “Kadın-erkek eşitliği” denen iğrenç zulmü, sanki onlara verilmiş en büyük bir HAKK gibi göstermektedir!. Halbuki bu, aslâ bir hakk olamaz; ve tam tersine bu, mutlak bir ZULÜMDÜR… Kadınların fizyoloji, fizyonomi, anatomi, morfoloji ve psikolojileri nazara alındığında, iki cinsin “EŞİT=Müsâvî” kabûl edilmeleri bile ne gayr-i mümkini, muhaldir… Bu “Kadın-erkek eşitliği” denilen iğrenç zulüm, uydurulan “Beynelmilel GÜNLERLE” kadın-erkek bütün insanların idrâk ve telâkkîlerine birer virüs gibi enjekte edilmektedir…

İslâmiyet, kadın ve erkeğin aslâ “Eşit=Müsâvî” olamıyacağını ve erkeğin kadınlar üzerinde hem maddeten ve hem rûhen “KAVVÂMÛN=hâkîm bulunduğunu” ya’ni erkeğin fizîkî ve rûhî bakımdan KUVVELİ, kadınların ise ZAİF olduğunu; ve binâenaleyh, iki tarafın, bunun netîcesi olarak ancak FARKLI  HAKK ve VAZÎFELERE sâhib olacağının ZARÛRÎ bulunduğunu beyân buyurmaktadır. Kuvvetli ve zaif olana aynı vazîfeleri yüklemek, zerre miskâl îmânı, aklı, insanlığı ve vicdânı olan bir insan içün ZULÜMDEN başka bir şey olamaz. Burada da ÂDİL bir MUVÂZENENİN ORTAYA ÇIKMASI, ANCAK HAKK VE VAZİFELERİN KENDİ TÂKATLARINA, KUVVET VE KUDRETLERİNE VE FITRATLARINA UYGUN OLMASINI ZARÛRÎ KILACAKDIR. Kadınların fıtraten zaif, erkeklerin ise kuvvetli oluşlarının zarûrî bir NETÎCESİ olarak, onların HAKK ve VAZÎFELERİNİN farklı olması, en basit bir akıl ve mantık önünde bile aslâ inkâr edilemez… Böyle olunca da, gene zaif olanın HAKKININ çok, VAZÎFESİNİN AZ olacağı; kuvvetli olanın ise HAKKININ AZ, VAZÎFESİNİN ÇOK OLACAĞI MUTLAKDIR… Şu halde burada, MUTLAK ADÂLETE YANİ FITRATA UYGUN EN MÜKEMMEL MUVÂZENE, KADININ HAKKININ ÇOK, VAZÎFESİNİN AZ; ERKEĞİN HAKKININ AZ, VAZÎFESİNİN ÇOK OLMASIDIR…

İşte adı geçen (Tektipçi ve tekdevletçi beynelmilel ÇETE), kadınların sömürülmesinin ya’ni onların her iş ve mekanda ırgat ve köle olarak çalıştırılmasının, ancak, onların, “EŞİTLİK, HAKK HUKUK, V.S.” gibi yalan ve bâtıllara inandırılmalarından geçeceğini bilmekte; ve bunun içün de, adı geçen siyon-haçlı cebhesinin uydurduğu “KADINLAR GÜNÜ” gibi tuzaklarla bu zulümler irtikâb edilmektedir…

Resmî ağızların, “Kadınların şu kadar çeşitli işlerde ve şu kadar daha fazla sayıda İSTİHDÂM edilişlerini” bir ma’rifet ve meziyetmiş gibi ağızlarına almaları, İslâmiyyet’le alâkalarının olmayışını; şuursuzluğun, “GAYR-İ MİLLÎ ve GAYR-İ YERLİ!” oluşun evc-i bâlâsında bulunuşlarını, tenâkuzlar içinde abuk sabuk yuvarlanışlarını isbâtlar… Evinin, zevcinin ve çocuklarının bir nevi terkini intâc edecek dışarıdaki çalışmanın, âile müessesesini bozacağını; bunun, kadının, çocuklarının ve zevcinin de felâketini hazırlıyacağını, bugünün Garblı ilim, milim ve bilim adam ve madamlarına kadar nice gâvurlar bile söyler olmuşlardır… Ancak, yerli ve yabânî adam olamıyan adam ve madamlar, bilhassa politikacı sürüleri, insana “Homo economicus” gözüyle bakacak kadar salaklaştıklarından, bunlar, mostralık istisnâları teşkil etmektedirler!.

Hele ma’lum beynelmilel ÇETE’nin uydurduğu günlerde “ANALARA RAHMET VE MAĞFİRET”  de dilemeye özenen devletliler de görülmektedir ki, bunun, kilisesinde işi gücü istavroz çıkarmak olan ruhbandan “DUA İSTEMEK” gibi bulanık manzaralardan; veya, putuna taparken veya rükû’ ederken, putunun rûhuna Fâtihâ da okumaya başlamakdan zerre miskâl  FARKI YOKDUR!

Bugün Anadolumuz’da ne “Kadın Hakları” , ne insan hakları ve ne de İSLÂM HAKLARI  vardır!. Kadın vücudlarının, devletin antetli kâğıtlar üzerinden verdiği ruhsatlarla, para karşılığında KERHÂNELERDE satıldığı bir dârda, nasıl zerre miskâl kadın hakk ve hukuku olamazsa; oralarda, Hakk Dîne riâyet, adâlet, asâlet, ahlâk, insanlık ve fazîlet de yokdur ve olamaz!. Bunlar, “Eşitlik ve HAKK” sâhibi oluşun değil; bunlar, ALLÂHSIZLIĞIN ve LÂYIKLIĞIN isbât vesîkalarıdır?

Sokaklarda, elinde süpürke kürek, belediye temizlik işçisi olarak çalıştırılan kadınlar, târihdeki MİLLET-İ İSLÂMİYYENİN değil ammâ, bugünki lâyık, kayık ve gayr-i ayık rejimlerin HAKK adını alan ZULÜMLERİNİN kurbanları değil midir?. Bu ve binlerce rezillikler, Osmanlının i’tilâ devirlerinde, milyarda bir nisbetinde bile görülmüş müdür?

“Osmanlı torunu, Osmanlı tokadı, Osmanlı şamarı” yâvesi yiyerek, “Osmanlı Bankası” kadar “yerli ve mîlli”  veya zilli olanlar, “Dünya Kadınlar Günü” denen ve zâlimler gürûhu ÇETENİN uydurduğu şeyleri, aşağıdaki satırları okuyarak öğrenseler de, küfr-i inâdîlerinden gene de dönecek değillerdir…

Siyon-haçlı çetelerin kuyruğuna takılanlar ne kadar “Yerli ve Millî” kelimeleriyle gözkülleseler de, HAÇLI Batı’nın adam ve madamları olduklarını aslâ gizliyemezler!. Binbir haramın, fıskın, küfrün, şirkin, fitenin alenen ve resmiyyet muhâfızlığında işlendiği bir dâr-ı azab veya dâr-ı riddeye, hâlâ dâr-ı İslâm demekden hayâ etmiyen yobaz ve soytarılar da, aşağıdaki satırları okumakla, zerre miskâl HAKKI görmiye yanaşacaklar mıdır?

Sanmıyoruz!

Küfr-i inâdî, aslâ eritilemiyen bir kanser urudur!.

İşte, 15 Temmuz’da Anadolumuz’u kan ve ateş çemberi ile saran gâvurlara “Teşebbüh” ve “Tapınmanın”, “Dünya Kadınlar Günü” denen şeytanlıkla neden yürütüldüğünün ana hatları:

“8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını öneren Clara Zetkin Rosa Luxemburg.

Dünya Kadınlar Günü veya Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl 8 Mart’ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmaktadır.

8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verdi.

26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın “Internationaler Frauentag” (International Women’s Day – Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) gerçekleşti. Adı da “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak belirlendi.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960’lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde de anmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti…. 1975 yılında “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984’ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından “Dünya Kadınlar Günü” kutlanmaya devam ediliyor.”

Kaynak:wikipedia

Şahsiyetini kabdenler, başkalarını TAKLÎD ederek onlara benziyenlerdir!

Ya’ni, ataları Homo sapiens MAYMUNLARI olub, Âdem Aleyhisselâm’la alâkaları olmıyanlar!..

 

İntişârı: 08.3.2018 / 18:48:39

2 Comments

  1. selhadin dedi ki:

    Elinize saglik Rabbim Taala size uzun ömür nasib eylesin Amin. Ben size bir animi anlatayim, yilar önce Hicaza gitik yanimizda bir kari koca vardi adam kendi halinde gariban birisiydi Hanimi ise firil firil dönüyordu bir gün Türkler gibi, bir gün Araplar gibi, bir gün Pakistanlilar gibi giyiniyordu en sonundaysa pantolon giyerek hacdan ayrildi,yani bir milet isigini ve kiblesini kayip etigi zaman, gün gelir Karisinida namusunuda elinden alirlar. Gitti dunya mert elinde kaldi namert ortada buna devri fitne( I…..ne) derler hersey yaziyor haritada.

    • amir dedi ki:

      Mevlamız cümlemizi bu Âhırzaman fitnesinden muhafaza buyursun, amin. Selam ve dualar…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir