“Ç. Sülüman” Da Toprakdan Geldi; Ve Bol Olası Toprağına Gidecek!
17 Haziran 2015
Kem-âl!
24 Haziran 2015

TEŞEKKÜR MÜ TEECCÜM (Kızmak) MI BORÇLUYUZ? 

Ömer YİĞİTOĞLU

 

 Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in 1400 sene evvel vukûunun tahakkuk edeceğini haber verdiği bir vâkıa günümüzde zuhûr etmişdir. Peygamber-i Zîşan Efendimiz bir Hadîs-i Şerîf’inde şöyle buyuruyor:

 “Ateş ehlinden iki sınıf vardır, henüz onları görmedim: Yanlarında sığır kuyruğu gibi bir şey’ler taşıyıb onu insanlara vuran insanlar; giyinmiş, çıplak kadınlar ki bunlar Allâh’a tâatten dışarı çıkmışlardır. Bunlar, başkalarını da baştan çıkarırlar. Başları deve hörgücü gibidir. Bu kadınlar cennete girmek şöyle dursun, kokusunu dahî alamazlar. Hâlbuki onun kokusu şu şu kadar uzak mesâfeden duyulur.” [Müslim, Cennet 53, (2857), 52, (2128).]

 Bugün sokağa çıkdığımızda bu vâkıanın tahakkuk etdiğine ayn-el yakîn şâhid oluruz. Âhir zaman fitnelerinden biri de budur. Bu fitnenin zuhûrunda modernizmin büyük te’sîri vardır. Çünki modernizm, renkli ve marka başörtünün altına topuz yaparak makyaj yapmayı ve pantolon giyerek “modern” bir Müslüman olmamızı ister. Meselâ “VAKKO” ismindeki başörtü markasının, kökü İsrâil’e dayananlara âid olduğu ma’lûmumuzdur. İslâm dinîne mahsûs olan tesettür emrini îfâ etmemiz için bir vâsıta olan başörtümüzün, düşmanımız tarafından üretilmesi ne hazîn değil mi? Ahzen (daha hazîn) olan da şudur ki: Müslümanların bu marka başörtülerini alıb: “Ben markalı başörtü takıyorum!” diye gösteriş yapıb gururlanmalarıdır.

 Kâsiyâtun âriyât’ın (giyinmiş çıplakların) sebeb-i zuhûrundan biri de başörtüsü yasağının kalkmasıdır. Hükûmet “tesettür” yasağını değil, başa örtülen “bez parçası” yasağını ortadan kaldırdı. Etrâfımızı müşâhede ettiğimizde hakîkî tesettürlü bir lise yâhud üniversite talebesi ve me’mûreye şâhid olamayız. Bu mümkin değildir. Lâkin başı renkli bir başörtüsü ile mestûr pek ziyâde talebe ve me’mûreye şâhid olabiliriz. Dışarıdan bakıldığında “hükûmetin” bu yasağı kaldırması hanımlar için ni’metü’l-kübrâ gibi görünse de mes’elenin esâsında değil ni’met, fenâlık olduğuna kâil oluruz. Şu hakîkatler bunu tasdîk eder:

 1) Modanın kukla olarak seçdiği ba’zı “hükûmet” hanımlarının ve imtiyâzlı kimselerin tesettür zannedilen kıyâfet ve başörtüleriyle insanlara, İslâmî (!) aynı zamanda modern bir tesettür imajı zerk edildi. Ve insanlar, onları taklîd ederek modaya seyr u sülûk etdiler!

 2) Başörtüsü yasağı kalkınca lise yâhud üniversitede okumayı ve çalışmayı taleb eden başörtülü kızlar (hakîkî mütesettireler hâric) için bir mâni’ kalmadı. Hastanelerde, adliyelerde, iş yerlerinde, yolda, orda ve burada… Her yerde başörtülü kızların olması normaldir. Çünki hem başörtülerini çıkarmayarak İlâhî emri îfâ edecekler (!) ve tesettürlerinden (!) tâviz vermeyecekler; hem de kendi ayakları üzerinde kâim olacak, zevcine muhtâc olmayacak ve sosyal ve medenî olacaklar!. İş yerlerinde yâhud lise ve üniversitelerde ihtilât olması hiç mühim değil, çünki onlar başörtülü..! Renkli giyimi ve o müthiş başörtüsü onu, erkeklerin hâin nazarlarından muhâfaza edecekdir!.

 Başörtüsü yasağı icrâ edilirken, mütesettire hanım kızlar Rablerine karşı “vav gibi” eğik, bükük ve mahcûb, insanlara ve rejimin rezîl ve sefîl zorbalarına karşı “elif gibi dimdik” idiler. Bu sebebden dolayı onların nazarında tahsil yapmak yâhud iş sâhibi olmak için tesettürlerinden vazgeçmek, kalplerine hançer saplanmasından daha fenâ idi. Şimdi başörtülülerin ekserîsi bi’l-akis Rabbine karşı “elif gibi dimdik”, insanlara ve rejimin denî hükümlerine karşı “vav gibi”eğik ve bükükdürler.

 3) Kadınlar iş sâhibi olunca ve başörtülüler de onlara iştirâk edince, erkeklere nazaran sayıları ziyâdeleşti; ve erkeklerin önüne geçerek daha ziyâde iş sâhibi olarak onların haklarına girdiler. Erkek için çalışmak, evinin, hanımının, evlâd ü ıyâlinin maîşetini te’mîn etmek farzdır. Bir kadın için hâl-i zarûrî yok ise evinde tevakkuf etmesi evlâdır. İllâ çalışmayı taleb ederse meşrû’ bir işde çalışmak mecbûriyetindedir.

 4) Kadınlar iş sâhibi olunca ve başörtülüler de onlara iştirâk edince âile müessesesi zâyi’ oldu.

 Âhmed Selâmî’nin “Muhteşem Şerîat ve Fikrî Mes’eleler 1” adlı kitabının 297 ve 298. Sahifelerindeki hakîkatler de bunu nâtıkdır:

 “Garblı kafanın kadın hakları adına ambalajladığı müsâvât ve onun netîcesi olan kadının ev dışı çalışması, a) Kendisinin, b) Zevcinin, c) Çocuklarının bedbahtlığı oldu…

 a) Kendisinin: Çünki kadın bu çalışmayı fıtratının dişlileriyle ters düşen bir zorlama ile yürütmektedir. Kadın, fıtratının istediği evindeki yumuşak ve sıcak âile havasını teneffüs yerine; fabrikaların, beton iş yerlerinin, şehvete akord olmuş erkek gözlerinin dolub taşdığı büroların, kirli, sert ve soğuk havasını, ma’nevî bir veremli olmak bahasına soluyub durmakda… Çocuğunun terbiyecisi ve yetişdiricisi olmanın zevkinden uzak, bir nev’î çocuklu çocuk mahrûmu… Kadın âile için iktisâdî bir çark olduğu müddetçe, hanımefendi olmanın hazzını bir türlü tadamadan yaşayacakdır… (24.12.1971)

b) Zevcinin:Çünki erkek de, zevcesi olduğu hâlde zevce mahrûmudur! Erkek, yorgunluğunun giderileceği akşam vakti, gene aynı yorgunluğun sâhibesi karmakarışık bir yüzü, karşısında sâdece kazanç ortağı olarak bulacakdır. Erkeğin, sâhibi ve reîsi olduğunu anlayamadığı bu tabiîlikten uzak sun’î çatı, pek uzun seneler tahammüle değecek bir nesne olabilir mi? Cevâb, istatistiklere göre aşağıda…

c) Çocuklarının:Çünki kadın ve erkek, tabiî ve fıtrî bir âile kuramamışlardır. Babanın idâre ve otoritesi ile, ananın şefkat, terbiye ve yakınlığı dışında kalan çocuklar, sun’î yemle beslenen tavukların yumurtaları kadar lezzetsiz bir mahsûl olmaya mahkûmdurlar!(25.12.1971)[1]  

 5) Başörtüsü serbest olunca, o, başörtü olmakdan çıkıb bir aksesuar gibi müsta’mel oldu. Başörtülülerin ekserisi kendisini hiçbir şey’den mahrûm bırakmadı. Açıkların her icrâ etdiğini onlar da icrâ edince açıklara gün doğdu. “E canım görüyoruz başörtülülerin neler yapdığını. Onlar gibi olacağıma açık olurum daha iyi.” Diyerek, şeytanın tuzağına dûçâr oldular. Bu şeytânî fikir onların hem vicdanlarını rahatlattı; ve hem de mütesettire olmakdan paçayı kurtarmalarına(!) sebeb oldu.

 6) Başörtüsü serbest olunca iş yerlerinde çalışan kadın sayısı ziyâdeleşdi. Böylece zîna, ahlâksızlık, hayâsızlık, boşanmalar ve gayr-ı meşrû’ ilişkiler de bir o kadar çoğaldı.

 7) Çalışan kadın sayısı ziyâdeleşince, kadınlar, kendi ayakları üzerinde kâim olmanın, âilesine muhtâc olmamanın ve parasını zamân-ı matlûbda ve mekân-ı matlûbda harcamanın hazzını tadınca, esâsında nikâhın lüzûmsuz bir müessese olduğuna kâni’ oldular. Zâten her ihtiyâcını bizzat kendisi te’mîn edebiliyordu. “Zevc ve evlâd derdi çekmeye lüzûm yok” diyerek, evllikden ictinâb eylediler. Evlilikler azaldı.

 Tüm bunları mütâlaa edelim. “Hükûmet”e teşekkür mü teeccüm (kızmak) mı hattâ tegaddüb (ğadablanmak) mı borçluyuz?!

 Evet, belki onun sâyesinde adliyelere, hastanelere, her yere “kara çarşaf” ile girebiliyoruz. Lâkin bu yapdığı diğer yapdıklarını setr etmeye kâfi değildir. Zâyi’ etdiklerimizin yanında menfâatimize olan şey’ler “devede kulak bile olmaz.”

 Keşke başörtüsü serbest olmasaydı da, başörtüsü bu derece denî kimselerin başında bir aksesuar gibi isti’mâl edilmeseydi…

 Keşke başörtüsü serbest olmasaydı da, tesettürlerinden vazgeçmeyen ve asla tâviz vermeyen mü’min kadınların îmân-ı kâmillerini görseydik de ibret alsaydık…

 Keşke başörtüsü serbest olmasaydı da, tesettür, başörtüden ibâret zannedilmeseydi…

 Keşke başörtüsü serbest olmasaydı da, başörtülü olub da İslâm’la hiçbir alâka-i dîniyyesi olmayan şeytanlar, İslâm’ın emr-i tesettürüne bu hâin darbeyi vurmasalardı. Tesettürün adını bu kadar tahkîr ve hakîr etmeselerdi… Ve insanları, İslâm’ın tesettür emrinden soğutub uzaklaştırmasalardı…

 [1] Kaynak: Muhteşem Şerîat ve Fikrî Mes’eleler 1 (sh. 297-298) Ahmed Selâmî

(İlk intişârı: 23.06.2015)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir