Bunların Mantığı Mantı Mı Nedir, Hilâl Deyince Duruyor!
27 Ağustos 2017
Bir Fetvâ-yı Şerif Ve Düşündürdükleri
28 Ağustos 2017

DARWİN SOYTARILIĞI İLE “T.C. EĞİTİM” REZÂLETİ…

Zıyâiyye BEKÇİSİ

 

Avrupa Haçlılarında çokdan modası geçmiş ve bayatlamış şu “Darwin nazariyesi” denilen soytarılık, geçenlerde “Eğitimsel Bakan” Yılmaz tarafından tekrar dillere bulaştırılınca, çok hayıflandık ve bu maskaralığın ne biçim bir rezillik olduğunu birkaç makâle ile ortaya koymaya çalışdık. Bu cümleden olarak yaşadığım bir hâtıramı da burada zikretmek isterim:

1976 senesi İstanbul İ.H.Mektebinde yeğenim talebedir… 1965’de Fen. Fak’den beraber mezun olduğum sınıf arkadaşım Türk bir Madam da, yeğenimin “Biyoloji hocası!..” Madam arkadaşın, dersde, “Darwin teorisi=nazariyesi” yerine, devamlı “Darwin KÂNÛNU” dediğini yeğenim haber verdi… O madam’ı bulmasını; ve ona şöyle söylemesini tenbihledim:

“Amcam falanca, sizin sınıf arkadaşınızmış. Fen Fakültesinde hiçbir evolüsyon ve alâkalı dersler “Darwin KÂNÛNU” diye bir tek satırla olsun ders notlarına veya kitablarına bir kayıt geçirmemiş… Bütün biyoloji literatüründe bu Darwin teorisi, bir nazariye olarak geçermiş. Ancak bütün tecrûbî ilimlerde, (teoriler=nazariyeler) isbatlandıkları takdirde onlara “KÂNÛN” denirmiş. Newton’un bulduğu Allâh KÂNÛNU gibi… Siz hangi kitabda “Darwin KÂNÛNU” ta’bîrini görmüşseniz, amcam onun ilmî menşeini ve hüviyetini ricâ ediyor!”

Tabii 41 yıldır, “Çağ atlatılan, çığ altında kalan, çığlık atan esir ve işgâl altındaki vatanımızda”, bu suâlimizin cevâbını alamadık!.

Bugün bu memleketde, “Türk Maarifi” diye birşeyden bahsedilemez. Bunu talebeliğimiz (!) zamanında olsun, Biyoloji muallimliğimiz zamanında olsun aynelyakîn gördük. Türkiye Tanzimat’dan ve bilhassa cumhûriyetden bugüne, “Haçlı Avrupanın Kültür ve Küfür Emperializmi altındadır; onun işgâl ve istîlâsı ile can çekişmektedir!”

15 Temmuz Haçlı Seferi ile memleketin yeniden İŞGÂL ve İSTİLÂ teşebbüsü sonunda da, zerre kadar intibâha gelerek, Müslüman Oğuz Soyunun çizgisine bir milimetre kadar bile bir yakınlık ne yazık ki görülememektedir…

Hâlâ daha, dünyanın çöpe atarak ağzına bile almadığı, maskaralığı çıkan “Darwin teorisi” denen hezeyanlar, Türkiye’de “Eğitim Ministerlerinin” dilinde, sanki “Tadı damağımda kalmış!” dedirten bir tiryâkilik kesbetmiş!

Bu memleket sâhibsizdir!

Vay Osmanlı Torun torbaları vayyy!.

94 yıldır değişen bir arpa boyu bir şey yok!. Bu keyfiyetle dünyânın önüne çıkıb büyüklük taslıyacak:

“Ben Osmanlı torun torbasıyım, başımızda da III. Abdülhamid-i Sâlis Reismekân Hazretleri var, yan bakanın başına dünyâyı geçirir, dana gibi yere yatırıb burar, (iğdiş) ederiz!”

Nârası atacaksınız!.. Yahudi-Haçlı piçleri de bu “Acem Palavralarını” yiyecek!

Zaten İngiliz yahudisi Darwin kâfiri, başda İslâmiyyet olmak üzere bütün nasrâniyet ve yehûdîlikde de geçen bir husûsu iğdiş ederek, kafalardan “Ulûhiyyet ve Risâlet hakîkatlarını” silmek; ve materializmaya girizgâh (mukaddime) yapmak hedefini istihdâf etmişdir!. Yahudi Darwin, 1871’de “İnsanın Menşei” nâm hezeyannâmesiyle 1.5 asırdır, bu fitneyi, sömürüb paryalaştırdıkları memleketlerde ve işbirlikçi beslemeleri ma’rifetiyle yaşatmaya muvaffak da olmuşdur!. İnsan aklını “Kör Tesâdüfün Peşine Takan” böylesine bir 19. Asır CÂHİLİYYESİ, bu hurâfeye, ne yazık ki o zamandan beri “İlim olarak” değil ammâ, sâdece “Dîn (İslâm) Vâkıasını” zedelemek ve yıkmak içün, sahtekârca ve bunu “İlim kisvesi” içine sokarak başköşede yer vermişdir…

Materialistler, Darwin soytarılık ve hurâfesine mal bulmuş yahudi gibi atlamışdır… 19 ve 20. Asır Allâh’sızları, en büyük malzemeyi Darwin’in bu safsatasında yakalamışlar; ve insanı insan yapan DÎN VÂKIASINA ve hassaten İslâmiyyet’e bununla saldırmayı ön plâna çıkarmışlardır.

Marx da, bu tesâdüfle (!) gelen “İlerlemeyi, İşçi Sınıfını doğuran bir ilerlemenin” gûyâ temeline oturtmuşdur! Sosyolojik piramit en üst noktasına, “Tesâdüfen tekâmül eden işçi sınıfını oturtarak” insanlığı bir müddet, ırkdaşı yahudi Darwin gibi oyalamış; ve târihe, sâdece yüzmilyonlarca insan cesedi üzerinden, kan, gözyaşı ve ıstırab bırakmaya vesîle olmuşdur…

Nice filozofik ve materialist gruplar, buradaki “Tesâdüfen görülen evolüsyon (!) netîcesini” insan akıl, şeref ve haysiyetine indirilmiş bir balta olarak görememiş; onu, binbir zorlamalarla, kendi felsefelerine taşıyarak, 19 ve 20. Asır beynini sulandırmakdan geri durmamışdır…

Farz-ı muhâl, canlı türleri arasında böyle bir “Tekâmül nazariyesi” kabûl edilse bile, müstakil bir YARATICI kuvvet ve irâde olmadan, cansız Kâinâtdan canlıya geçiş nasıl îzâh edilecekdir???

1961 ders yılına girerken, İ. Ü. Fen Fak. Dekanı Prof. Atıf Şengün, FKB dersi alan bütün üniversite talebelerine Fen Fak. Konferans Salonunda, buna, alabildiğine masal türü bir îzâh getirerek şöyle zırvalamışdı:

“Esirde (Boşlukda-Kâinâtda bir takım gazlar bulunmaktadır) ki, bunların, her birinden belli mikyaslarda ve TESÂDÜFEN bir araya gelmesinden, (İlk canlı hücre) meydana gelmiş ve ondan da diğer birtek hücreliler, sonra bir üst türler, cinsler, sınıflar… meydana gelmişdir!”

İnsan aklını çarmıha geren bu maskaralık karşısında el kaldırıb sormuşduk:

-Bu söylediğiniz gazlar bugün de atmosferde veya (esirde) mevcud mudur?

-Evet!

-Bunları aynı nisbetde bugün bir araya getirmek mümkin midir?

-!?

-Mümkinse, o ilk canlıyı bugün bizim de elde etmemiz ve görmemiz icabetmez mi?!. İcabetmezse, neden?. O belli nisbetin (tesâdüfen) ortaya çıkması o gün mümkin oluyor da, ondan sonraki onbinlerce senede veya bugün neden mümkin olamıyor!?

-!?

İ.Ü. F.F.Dekanı Bay Prof. eliyle “Otur, otur!” işâreti yaparken, diliyle de (!) fısıldar gibi birşeyler mırıldanmışdı!

Biz o zaman, “Pişmiş aşa su katdığımız” içün, Yüce İlim Adamı’nın bize (gizlice küfretdiğine) zâhib olmuşduk!!!

Türkiye Üniversitelerinin dünyâ çapındaki o meşhur “Akılcılığı, ilim, bilim ve milim” keyfiyeti; ve haçlı bâtıl Batı’yı şebek gibi (taklid) atraksiyonları işte bu kadarcıkdır!. Bu “Akılla” hoca ders verecek; ve bu “Akıl” önündeki talebe de ders görüb (Keşifler) yapmaya hazır, istikbâlin “İlim-bilim ve milim” adam ve madamları olacak!!!

(22/8/2017) günü, CB Erdoğan, Muhtarlarıyla “Beştepe Millet Evinde-Külliyede” muhâlefet-i cümhûriyyenin ise “Saray” dediği mekânda:

 “Bizden evvel yüzün altında üniversite vardı, şimdi biz bunu ikiyüz civarına çıkardık!”

Gibilerde kelâm edib, ünilerin yüzün altından 200’ler civârına tekessür edişiyle “ÖĞÜNÇ ve ĞURÛR” patlatıyor!

Gülsek mi ağlasak mı?. Muhâlefetin tepesi sayılan bir KK’nın, iç çamaşırıyla bir haftadan fazla ve zirveden zırvaya dırdır edilib geviş getirildiği bir ülkede, siz “Üniversite” diye bir “İlim-bilim ve milim” mekânından bahsedebilecek misiniz?!

Kemmiyet (Kantite) ile öğün; keyfiyet (Kalite) ile nal topla…

Abdülhamid Cennetmekân Hazretleri ile Erdoğan’ı mukâyese ederek “Tayyib Bey 3. Abdülhamid” rü’yâları gören partidaş ve pırtıdaşlar, acebâ o zamanın “Maarifi” ile, bu zamanın “EĞİTİMİ” arasında bir (mukâyese) yapabilecek beyin cevherine mâlik sayılabilirler mi?

Elimde, birbuçuk asır evvelki (Abdülhamîd Cennetmekân Hazretleri) zemânının (İptidâiyye=İlk Mekteb) müfredâtına âid ders kitablarından bazıları var. Allâh Şâhidim olsun ki, o zamanın “İptidâiyye Şehâdetnâmesini” cumhuriyet devrinde aldığım 2 “Üni Diplomasına” TERCİH ederim…

Aklı başında ve “Aslını inkâr etmeyen” gençlere de, bu sözüm bir vasiyetnâme veya en kıymetli bir mîrâsım olsun!.

 

İntişârı: 28.08.2017 / 21:03:40

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir