(5) Diyalog Aşk Ve Tutkusunun Bâtıl Ve Haçlı Temeli!
19 Aralık 2013
(6) Diyalog Aşk Ve Tutkusunun Bâtıl Ve Haçlı Temeli!
31 Aralık 2013

F tipi cemaatle T tipi hökûmet arasındaki dalaşma, evc-i bâlâsına vâsıl olmuş bulunduğu halde bütün şiddet ve hiddetiyle devâm ediyor!. Artık gizlilik ve

ALLÂH’IN DÎNİNİ YAZBOZ TAHTASINA ÇEVİRMENİN BEDELİ!
VEYA

BEDDUÂNIN TÜRKÇESİ… 

Zıyâiyye BEKÇİSİ

 

 

F tipi cemaatle T tipi hökûmet arasındaki dalaşma, evc-i bâlâsına vâsıl olmuş bulunduğu halde bütün şiddet ve hiddetiyle devâm ediyor!. Artık gizlilik ve sinsilik, bu memleketden (hastir) yemelidir…

F tipi cemaatın başındaki emekli vâiz öylesine beddualar savuruyor ki, sanırsınız, bütün dünyâsı kararmış, batmış, yanmış, yıkılmış, gırtlağına çökmüşler, gözü hiçbir şey görmez olmuş!.. Ne olmuş, T tipi hökûmet-i cümhûriyye, “polis şefleri ve müdürleri” denen adamları, oradan alıb buralara dağıtmış!. Bunlardan, tâ Pensilvanya’da oturan F tipi kafaya ne?. Demek ki dağıtılan bürokratlar, kendi adam ve madamları!. Yuvalarına çomak sokulunca, adam da kendinden geçib basdı bedduânın en bulamacını!. Yaylanıb yaylanıb, gerilib gerilib, hop oturub hop kalkarak, ekranlarda benzerine hiç raştlanmıyan, nev’-i şahsına münhasır çırpınmalı bir “beddua” şekli!

T tipi hökûmet, F tipi blok tarafından “yolsuzluk” şâibesi altında köşeye sıkıştırılmak üzere ablukaya alındı…

Dinsizin hakkından îmânsız gelir diyenler de var!

Biz ise, “Allâh Azze ve Celle’nin dîni ile yazboz tahtası gibi kim oynarsa, bu oyunu kim seyreder ve bundan keyf alırsa, onların topunun da hakkından ALLÂH AZZE ve CELLE gelir, bu dünyâda gelmezse, ihmâl etdiğinden değil, imhâl etdiğindendir” deriz… Bizim içün, Allâh Azze’nin dîninin, irâdesinin hâkimiyyeti esas… Parti, partikül ve politika hesab ve canbazlıklarının nasıl (haram köpürtme merkezleri ve çöplükleri) olduğu bedâhet derecesinde ortada…

Çünki bizim nazarımızda, bilmem ne cemaat veya cemâdât veya hayvânâtı mühimdir; ne de parti ve partikül ve dünya saltanâtından başka bir halt düşünmiyen modern iblislerin makâm ve koltukları…

F tipi yahudisever blok, başındaki akıl keyfiyeti tahkîke değer adam ile, bedduâların binini bir paradan höykürüyor!. Adam, kendisini neredeyse kaybetmiş, bir ihtilâc içinde nefes nefese, kalbi duracak kadar büyük bir nefret, kin, husûmet ve gayz içinde “kahret” diye duâda!. Adam resmen çırpınıyor, demek ki umduğunu bulamadı; netîcede, inkisâr-ı hayâle uğradı!

Adam sanki çarpılmış gibi nasıl da höykürüyor!

Tek kelimeyle korkunç…

Ricâl-i âkil dahî hikmetli şu formüle sığınmış, “Bu adam ve madam kalabalığının duâsı kabûl olsaydı, gökden kardinal yağardı!” diyor…

Karakaya’nın iyi yakıştırdığı gibi, isimsiz darbe ve heybe operasyonunun adı “Gizli Kardinal operasyonu!” olmalıymış!

Yakışır da…

Adam ve madam takımları çok fena (BEDDUA) ediyor!. İnanın, adamın kalbi duracak sandım! Muhârebede münhezim olmuş başkumandan gibi, kızmak ve hiddetden öylesine takallüs etmiş ki, korkunç!. Ekran karşısında manzaraları bütün dünyâya karşı böyle olursa, kendi aralarında, kimbilir daha nasıl kelâm-ı kabîh ve kerîh ile T tipi hökûmeti dümdüz ediyor ve bir güzel kalaylıyorlardır!

Adam, madam, abi, abla takımlarının, böylesine “hoşgörü” maskesini atıb, yerine “leşgörü” suratı takınacağı kimsenin aklına gelmezdi!. Demek ki, lâf ile onlar dünyâya ne kadar nizâmât verseler de, “bin türlü teseyyüb bulunurmuş yüreklerinde!” En büyük tehlikenin “sûret-i hakkdan” görünenlerden geleceği, burada pek güzel nümâyân oldu!

Bütün bu boğuşmalardan kârlı çıkacak adam ise sanırız alevî kardeşleri Sarıgül!. Pensilvanya’dan bir parmak oynatmasıyla, “hizmet (!) hareketinin” dembokratik ve “besmeleli” (oylar)ı, alevî vatandaşları Sarıgül’e, dolayısıyla CHP’ye!. Ecevit’e “şefaat” peşindeki “hizmetçilere” yakışır da! Büllende, böylece, kabrinde iyi motive olur; ve sağlığında ikide bir “Osmanlı Şerîat Düzeni” diyerek nasıl kızıp kükremişse, kabrinde de aynı minvâl üzre ve “kıvanç duyarak” devâm eder!. Vâiz Efendi de bütün bunlara hisseyâb olur!

F tipi adam hani “nurcu idi, Hazret-i Pîr-i Mügân’ın izindeydi, hani euzübillâhi mineşşeytâni vessiyâseti!” diyenlerdendi?! Hepsi gözkülleme çıkdı; yalancıların mumu yatsıya kadar yandı ve sonra püf deyince söndü!. “Nurcuyum” diyenler uyandılar mı dersiniz? Belki % 1,ooo5’i sanırız! Zaten “hizmetçiler” kendileri içün “nurcuyum” diyemiyorlar; ve artık Bediüzzeman’ı ağızlarına bile almıyorlar ki!. Varsa da, yoksa da “hocfendi!” Risâle-i Nurlar çokdan rafa kalkdı, yerlerine “kırık testi”den yudum yudum içmek ve böylece de Vatikan, ABD, AB, LONDRA ve Telaviv’e mahabbet kazanmak “müslümanlık” hâline getirildi!

Pensilvanya, meğer siyâsetin de değil, politikanın; hayır politikanın da değil; “popolitikanın” göbek taşı üzerinde keseleniyormuş!

Kirlerini dökdü!

Hayır dökmedi, “Pensilvanya’dan Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan; hayır, evdeki kuru ekmeklerden de oldu!”

Böyle kendinden geçerek bedduâ etmenin başka ma’nâsı olur mu?. Beddua etmemek mesleğinde, mezhebinde ve meşrebinde olduğunu “çok böyyük adam imajı resmetmek” üzere sık sık söyler; “Müslüman bedduâ etmezmiş hurâfesi” böylece milletin beynine sıvanır dururdu!. Ne oldu şimdi?. Ağzından çıkanı kulağının duymadığı o ihtilâc hâli gidince; ve mürîdân da “eyvah yandık, hoca raydan çıkdı, bir çuval incir berbad oldu!” deyince, bedduânın adı, çevir kaz yanmasın hesâbı “mubâhale” oldu!. Öyle ya, “mübâhaleyi” milletin %99.99’u ne anlar, bunu da, “bu bedduâ değil, bu mübâhale” diye yutturursun olur biter!. Millet de, dili dönerse, “ha, bu bedduâ değilmiş, mübâhale imiş; bu da gene hocanın bir başka kerâmetidir!” deyib rahatlar, cemaatdaşlık devam eder!.

Erbâbına ma’lûmdur ki, mubâhale de bir bedduadır; ve ancak, karşılıklı yapılan beddualaşma ve nefretleşmedir. İki tarafın karşılıklı yapacağı bir buddualaşma… İki tarafın da, “Ben haksızsam başıma şu belalar gelsin!” kabilinden kendisine yapacağı bedduâ… Adam tek taraflı yapınca, sonra da iş raydan çıkıp doğrudan karşı tarafa beddua faslına dönünce, hem de en azgın bir üslubla muhâtabını bedduânın hedefi yapınca, bunun adı nasıl mübâhale oluyor?. Demek ki bu adamların ana mesleği, böyle hakîkat çarpıtmacılığı, yani, islâmî esasları, Kelime-i Tevhîd’den başlıyarak nasrânî ve yehûdî akâidine göre tahrif ve tebdil ve tağyir eylemek… Lâkin çırpındıkça da batmanın tam berbat resmi!. Allâh kimseyi böyle gözkülleme manzaralarına düşürüb perîşân eylemesin!

“Müslüman beddua etmez” hükmü de, son derece sakat ve uydurma bir hüküm tabii. Müslüman beddua eder. Peygamberler etmiş, onlar hâşâ müslüman d…….mi idi? Sonsuz kere hâşâ ve kellâ!

Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri, “lâ yuhibbullâhü’l-cehra bissûi minel kavli illâ men zulim….” âyetinin tefsirinde, “zâlimlere karşı mazlumların, bağıra bağıra, onların zulümlerini bir bir sayarak bedduâ etmesinin, mukâbele-i bil’misilde bulunmasının câiz olduğunu” yazarken; emekli bir vâizin veya DİB denen laik dembokratik müdîriyyetin veya bilmem ne ilâhiyyâtçısının “câiz değil” demesi, sadece işkembeden sıkmadır, o kadar… Möhderem hocfendiler, hep möhderem pederleri Papa Hazır-etlerinin ve bilmem kim filozofun kitablarını okuyacağına, tenezzül buyurub biraz da ehl-i sünnet ilm-i hâl kitablarını, meselâ “Mızraklı İlm-i Hâl” gibi mübârek Şerîat kitablarını ve Elmalılı tefsirlerini okusalar, İslâmiyyet’i az çok, çat pat belki sökmiye başlarlardı!

Yıllardır F tipi ve T tipi adam ve madamlar biribirlerini içden içe yediler, ammâ hep yalan söyliyerek, “aramızda hiçbir ihtilâf yok, bu uydurmalar çekemiyenlerin, kıskananların, aramızı açmak istiyenlerin marifetleridir, kimse inanmasın!” diye, o kadar ciddî söyledi ve yazdılar!. İki taraf da popolitika icabı YALAN söylediler, utanmadan milleti ve dünyâyı aldatdılar!. Şimdi ise, yalancıların 10 parmağı biribirlerinin gırtlağında!. İşte dembokrasi denen iblis düzeninin, dereler gibi akan fosseptik hamûlesi!. Herkes de bu pis kokulara öylesine alışmış ki, “burnumuzun direği kırıldı” diyene rastlamak neredeyse mümkin değil; sanki bu ufûnet, burunların bir ihtiyâcı gibi olmuş ve bu olmadan, tabii bir hayat sürdürülemez hâle gelmiş!. “Nasılsanız öyle idâre edilirsiniz!” hadîs-i şerîfinin sırrı da, işte tam burada tecellî ediyor…

F tipi örgüt, 14 ay, elindeki 3 ayrı dosyayı saklamış, zaman kollamış!.. T tipi hökûmet de, 11 senedir adam ve madamların İslâmiyyet’i kemirmesini ellerini oğuşturarak seyretmiş; ve o da bu papalık ve devlet içindeki “örgütlenme ve hörgüçlenme” dosyalarını hiç ortaya çıkarmamış!

Etme bulma dünyâsı!

Cenâb-i Hakk’ın hesâbı ve murâdı iktizâsı, şimdi iki taraf, F ve T tarafları, öylesine ifşâ (deşifre) oldu ki, dünyânın gözü önüne boydan boya seriliverdiler…

“Hak sillesinin yokdur sadâsı,

Bir vurdu mu, bulunmaz devâsı!”

Fakat burada, Mevlânın hikmeti, devâsı olmadığı gibi, sadâsı ise, tam tersine, dünyayı 10 kere turladı!

1)  Hoca geçinen bir adam:

“Herkes Kelime-i Tevhîdi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli, ve ıslah etmelidir. Hatta Kelime-i Tevhidin ikinci bölümünü, yani Mu….. d Allâh’ın Rasulüdür kısmını  söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrâr eden kimselere RAHMET VE MERHAMET bakışıyla bakmalıdır.” (Küresel Barışa Doğru,Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Yayınları, s: 131, Aralık 2002)

Derse…

Evet emekli bir vâiz, dünyanın gözünün içine baka baka ve “papalığın rızâsına ereceğim” diye, Allâh’ın 15 asırlık SON ŞERÎAT’ının, temelinin temeline böyle dinamit koyarsa… Kelime-i Tevhîd’in Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm zamanından beri gelen ma’nâsını beğenmez de, bunun, “yeniden gözden geçirilmesi ve ıslahını” yani “Mu….d Allah’ın Rasulüdür” kısmının söylenmemesini ve Kelime-i Tevhîd’den çıkarılmasına kadar varacak bir değişikliği “gündeme=ruznâmeye” getirirse… Kâinâtı patlatacak kadar ağır bir cür’me cür’eti göze alarak, yahûdi-haçlı akâidinde, sonsuz kere hâşâ, “sahte peygamber” kabûl edilen Allâh’ın Habîbi Şâh-ı Rusül Aleyhisselâm’a îmân etmiyenlerin, “kâfir” olarak hakîkat damgası yiyeceğinin önüne geçme dümenleri ve tahrîfâtı çevirirse… Aşağıdaki 4 madde ile de bu istikâmetde bir îmân kanserine yol açmıya kıyâm ederse…

2)  Hoca bilinen ve geçinen bir adam:

Kâinâtın Fahri Aleyhisselâm’ın Teaddüd-i Zevcâtını, “Bu evlilikler Efendimizin sırtında KAMBUR gibi bir şeydir!” (Nevval Sevindi, Global Hoşgörü, 2002. S: 149)

Diyerek, Eşsiz Önder En büyük Peygamber Aleyhi Ekmeli’t-Tehâyâ Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretlerini, “sırtında kamburları vardı” diyerek resmeder;  ve böyle aşağılamıya cür’et ederse… Topyekûn mü’minîn ve mü’minâta öz analarından daha kıymetli ve mukaddes o ezvâc-ı tahirât (Rıdvânullâhi Teâlâ Aleyhünne) hazerâtına, “zevcleri bulunan Şâh-ı Rusül’ün sırtında kambur olma” gibi aşağılayıcı bir sıfatı, müfteri olarak lâyık görürse… Hemen ilâve edelim ki, (teaddüd-ı cevcât) İslâmiyyet’de, cihad, namaz, nikah, v.s. gibi “Zarûrât-ı Dîniyyedendir.” Yani Hakk Dînin olmazsa olmazlarındandır. Bunları tasdîk ve tahsîn etmekde en küçük şübhe ve tereddüd dahî, müslümanı (mürdedd) yapar, nikâhı düşer…

3) Çenesi, Allâh Kelâmı ile Rasûl-i Kibriyâ Aleyhisselâm’ın Ehâdîs-i Şerîfelerini istediği istikâmete çevirmiye kabiliyyetli, cerbeze-i lisâniyyesi olan böyle bilgiç bir adam: “ -… Ama bir başkası örfâneye “Lâ ilâhe illallâh” ile iştirak etmiş; alır başıma korum onu. Rabbimin hatırına! “Muhammedu’r-Rasûlullâh” demese bile; O’nun hatırına alır başıma korum ben.”  (http://www.youtube.com/watch?v=MT-wgS9mOqg) (not:  video kaldırılmış 26.01.2018)

Diyerek, bütün Kâinâta dalâlet püskürüyorsa… Ve Allâh Rasûlüne harb ilân etmişcesine, O’nun ismini, Vatikan ve Telaviv ve bütün yehudi-haçlı dünyasının rızâsına ermek ve onlara hoş görünmek içün, nefyetmiye çalışıyorsa… O ism-i şerifin risâletini inkâr eden ve i’tikadları iktizâsı Allâh Azze’nin Habîbine  hâşâ ve kellâ, “Sahte peygamber ve şeytanın vekîli” gözü ile bakan bu mahlûkâta “ehl-i kitab diyerek,” bu şeytanların küfrünü hazfetmiye uğraşırsa… Kelâm-ı Kadîm’in lânetlediği bu adamların bâtıl dinlerini, “Kaynağı Hazret-i İbrahim” olarak kitablara geçiriyor; ve şöyle diyorsa: “…hepimizin ma’lûmu olduğu üzere, İslâm’ın da,hıristiyanlık ve yehûdîliğin de varıb dayandığı ana kaynak Hz. İbrâhim…” (Urfa Sempozyumuna gönderdiği mesaj, Diyalog ve Hoşgörü Masalı, s: 38)

Ve binâenaleyh Nasrâniyet ve Yehûdiyyetin de İslamiyyet gibi “İbrâhimî ve hakk dinler olduğunu” zerre kadar “imân sancısı” çekmeden dünyâya ilân edebiliyorsa…

4) Böyle bir adam ve madam tâifesi, Haltettin denen bir iblise Âl-i İmrân 64. Âyete “diyalog “ayeti” adını taktırır ve bunu kitablara kadar her yere sıvar, sonra da “Hoşgörü ve Diyalog İklimi” namındaki kitabın, (1999 tab’ının, 241. Sahifesinde) şöyle yazarsa:

“….Kur’ân devâmla, Allâh’ı bırakıb da, bazılarımız bazılarımızı Rabb edinmesin diyor. (Âl-i İmrân 64). “DİKKAT EDİN, BU MESAJDA MU…MEDÜN RASÛLULLÂH YOK.”

Evet, böyle kitablar yazarsa… Âl-i İmrân suresi 64. Âyetde “Mu……..dürrasûlullâh yok!”muş!.. Aman ne seâdet, “bu mesajda Mu….rasulullâh” yok öyle mi?!. Bir kere bu, gâvur dilinden lisanımıza sokuşturulan “mesaj” kelimesi ile ifâde de edilemez… İslâm îmân ve ahlâkında buna (mesaj) denilmez, “vahiyle inen âyet” denir… Kadîm olan Kitâb’ın âyetlerine, mesaj denilemez… Üç paralık adam ve madamların cep ve çöp telefonları ve bilmem neleri ile biribirlerine gönderdikleri hırıltı ve zırıltılara “mesaj” dense de; Allâh Azze’nin Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm’a gönderdiği vahye, masaj vezninde “mesaj” denemez… Mukaddes ve Muazzez İslâm’ın ıstılahları (terminolojisi) arasında böyle basite ve hafife ircâ’ edici, edeb dışı bir kelâm yokdur… Âyet demek, böyle basit ve sıradan bir zırıtlı (hâşâ) değil; vahye müstenid, Allâh Celle’nin kadîm kelâmı demekdir…

Demek ki bu 64. âyet-i celîle içün, “dikkat edin, bu mesajda Mu….rasûlullâh yok!” deniyor. Aman ne büyük keşif, dünyâlar artık bunların oldu!. Öyle ya, “Mu….dürrasûlullâh” demek şart olsaydı, diyalogcu F tipi kafaya göre, bu âyetde Allâh’a ve Rasûlü Mu…..d’e de “inanmanız şart” diye (lâfzan) geçmesi lâzım gelirdi!. O kafaya göre, madem ki geçmiyor, o zaman adam şunu demiş oluyor: “Ey dünya, ben, Pensilvanya Böyyük  Vâiz-i Rûhânîsi olarak, 15 asırdır müslümanım diyenlerin göremediği, bilemediği, akıl edemediği müthiş bir hakîkatı yakaladım!. Allâh de kurtul! İstersen Diö de, Yahve de, Got de, Nirvana de, Çalap de, Çorap de, ne dersen de! Bu kadar basit!.. “Muh….rrasûlullâh!” deme şartı yok, bakın bu 64. Âyetde “DİKKAT EDİN, BU MESAJDA böyle bir şey “YOK!”

Vâiz-i Rûhânî böyle demiş olmuyorsa, ne demek istemektedir?. Akıl, başka bir şıkka vücûd verebilecek midir?

Bir müslüman, Allâh Rasûlü içün, böyle “DİKKAT EDİN!” diyerek, dünyâyı dikkate de da’vet ederek, “YOK!” demek gibi bir kelâmı kitablara geçirmiye, bin kere geberse cür’et edebilir mi?!.

Bu 64. Âyetde, lâfzan, Allâh Rasûlünün ism-i şerîfi “yok” öyle mi?

Bu âyeti, yahudi ve hıristiyanlara tebliğ eden kim?

Kim ul.n?

Bu tebliği, O ZÂT-I ŞERÎF hangi sıfatla yapıyor?

Sıradan bir insan olarak mı, yoksa, ALLÂH CELLE’NİN R A S Û L Ü OLARAK MI?

O ZÂT, bütün “NÂS=beşeriyyet ve cinler” ile berâber, nasrânî ve yehudîleri de, Allâh Azze’nin Rasûlü sıfatıyla muhâtab almasa, 64. Âyetin veya bütün 6400 küsûr âyetin, tek tek herbirinin âyetliği, yani ALLÂH’ın kelâmı oluşu diye, ortada birşey görülür mü?. Cevab verin ey, Cihândaki ins ü cin, münâfıkîn, müşrikîn, kâfirîn, zâlimîn, mürteddîn, müfsidîn, mülhîdîn, hâinîn, hâsirîn, fâsıkîn, fâcirîn!

O 64. âyeti, topyekûn ins ü cin ve o nasrânî ve yehûdîler, karşılarında hangi sıfatla duran bir zât-ı şerîfden dinliyorlar? O Zât-ı Şerîf, onları, “Ben Allâh’ın Rasûlüyüm!” diye muhâtab alıyor; ve onlar da, 64. âyeti, “Ben, Allâh’ın Rasûlüyüm!” buyuran bir zatdan dinliyorlar… Onların buna inanıb inanmamaları, o âyetde, O Zâtın isminin lâfzan geçib geçmemesiyle alâkalı değil… O âyetin, onlara, hangi SIFATLA tebliğ edildiği bizi alâkadâr ediyor… Mâdem ki “Allâh’ın Rasûlüyüm” diyerek tebliğ ediyor, öyle ise o âyetde “Muh…..rrasûlullâh” lâfzı zâhiren yoksa da, tahtında müstetir olarak ve bâtınen mevcûd… Bunu hangi akıl ve mantık inkâr edebilir?

Bu esasdan gidince, Kelâm-ı Kadîm’in bir tek âyetini gösterin ki, o âyetde “Muh….rasûlullâh yok!” densin, hâşâ!.. 6400 küsûr âyetin her birinde, (lâfzan) “Mu….rasûlullah” kelime-i kudsiyesinin geçmesini; geçmezse, bundan, “Mu….rasûlullâh” diyerek îmân etmek lâzım gelmiyeceğini istidlâl eden bir kafanın, tefekkür, kıyâs ve istidlâl melekesi, sâlim midir, illetli midir?. 6400 küsûr âyetin her birinde, tek tek, ALLÂH Lafza-yı Celâli de (LÂFIZ OLARAK) geçiyor mu, geçmiyor!. O zaman da, o gayr-i sâlim kafa ile, “bu mesajda dikkat edin ALLÂH YOK” mu denecek??? (HÂŞÂ)… Fâtiha Sûresinin 1. âyeti hâric, 7 âyetinin 6’sında “ALLÂH” lâfzı geçmez; Fîl, Kureyş, Mâun, Kevser, Kâfirûn gibi pek çok sûrelerde, bir kere bile “ALLÂH” lâfzı görülmeyince, ne diyeceğiz?! “Dikkat edin bu mesajda ALLÂH yok!” mu?.

Hâşâ ve Kellâ, bu nasıl akıl ve mantık iflâsıdır, bu nasıl fâsid bir manzaradır!?. Korkunç!

Öyle ise, îmâlı, şerefli ve haysiyetli bir müslümanın, “bu âyetde Muh…..rasûlullah yok!” demesine imkân olabilir mi?. Ve, “Muh….rasûlullah yok olan bir âyet buldum, şimdi O zât-ı şerîfi Rasulullâh tanımıyanlara müjde kapısı açıldı!” dercesine sevinmesi, bin kere muhâl değil midir?…

Kelâm-ı Kadîm’in başından sonuna kadar 6400 küsûr âyeti, bir tek istisnâsız, “Mu….Allâh’ın Rasûlüdür!” diye 15 asırdır Kâinâta ilân ediyor; ancak sağır, dilsiz ve körler ne duyuyor, ne söylüyor ve ne de görüyor!. Daha ne diyelim, Kelâm-ı Kadîm “summün, bukmün, umyün fehum lâ yerciûn” buyururken, ins ü cinnin sağır, dilsiz ve kör olanları, bunu % 3 isbetinde bile farkedib îmân edebiliyorlar mı?

İşte “hoca!” bilinen bir adam, böyle mugâlâta (demagoji) ile Papalık paralelinde cambazlık yaparsa…

5)Evet, böyle bir adam veya madam, kim olursa, İffet ve hayânın varlık âbidesi O Rasûl-i Rusül Aleyhisselam Hazretlerini, kendileri içün muhal olan mekân ve hâller içinde göstermeye cür’et ederek, O Zât-ı Şerîfi, müştehâd zavallı kızların göğüs-göbek ve kalçalarının çalkalatdırıldığı meclisleri “teşrîf etmek” gibi (sonsuz kere hâşâ ve kellâ) bir rezâletin içinde gösterir ve şu beyanlarda bulunursa:

“Arkadaşlarımız ona yakın mektup okudu. Hepsi Peygamber Efendimizin (S.A.V) Olimpiyat Statlarına teşrif buyurduğunu söylediler.

Şimdi ben kendi içimden hep diyordum ki; ‘yav acaba meseleyi tahrif mi diyoruz, aşağıya mı çekiyoruz, folklorlardır, şarkılardır, şiirlerdir… bunlarla’

Fakat demek ki bazı hakikatlerin ifade edilmesi adına, ittifakın sağlanması adına, kalplerin birbirlerine karşı yumuşaması adına, bunlar çok önemli faktörler ki; İnsanlığın iftihar tablosu (Peygamberimiz) bazılarımızın, bir kısım mutasavvıf ve sufi görünümlü kimselerin yadırgamalarına rağmen Efendimiz (S.A.V) inanın Peygamberimiz teşrif etti…

Bu yolla sizin temel değerleriniz sevdiriliyor. Usûlü detaya feda etmeyelim Allah aşkına!” (Time Türk- 3.Temmuz.2013)

Evet, bir adam veya bir madam veya bir abi veya bir abla olacak mahlûk, kim olursa olsun, böyle Kâinâtı kusturacak beyanlarla Allâh Rasûlü Aleyhisselâm Hazretlerini (risâlet ma’sûmiyyeti dışına çekerek, fısk u fücûr) içinde göstermiye; ve dolayısıyla, O’nun müslümanlar nezdindeki risâlet, şeref, haysiyet, ismet, kıymet, sevgi, ihtirâm ve topyekûn aşk derecesindeki mevkiini böylesine  maskaraya çevirmiye; tahfîf ve tezyîf etmiye kalkar ve bütün bunlara, son derece menfî bir ruhla cür’et ederse…

Böyle bir adam, bütün Peygamberlerin, kendisine “mîsâkda bulunduğu” Kelâm-ı Kadîm ile SÂBİT bulunan ALLÂH RASÛLÜ’nü, Papa’dan beter (karşısına almıya) cür’et edebiliyorsa, buna, hoca veya müslüman denilebilir mi?

Allâh Rasûlü O ŞÂH-I RUSÜL’e (itaat, îmân ve yardım etmek üzere mîsâkda bulunan) 5 ülül’azîm peygamber, böyle bir adama DUA mı eder, BEDDUA mı?. Bu Allâh Rasûllerinin ümmetleri de, o Rasullere tebean, aynı adam ve madam cinsine, duâ mı eder, bedduâ mı?.

Allâh Rasûlü O Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm’a mîsâkda bulunan (313 rasûlden 312)’si, böyle bir adama, duâ mı eder, bedduâ mı?. Bu 312 rasûlün milyarlara varan ümmetleri de, rasûllerine tebean, bu adam ve madam makûlesi kişilere, duâ mı eder, bedduâ mı?

Allâh Azze’nin Habîbi O Hâce-i Kâinât Hazretlerine (MÎSÂKDA BULUNAN) 100.000 den ziyâde nebî, böyle bir adam veya madam cinsine, duâ mı eder bedduâ mı?. Bunca nebînin ümmetleri olan ve milyarlara bâliğ olan müslümanlar da, kendi nebîlerine tebean, duâ mı eder, bedduâ mı?

Nihâyet, kendisini karşısına alan böyle bir adama, O Allâh Sevgilisi, Kâinâtın Gözbebeği, Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm Efendimiz Hazretleri, 6 Ülülazîm, 313 Rasûl ve 100.000’den ziyâde nebînin BAŞKUMANDANI olarak, duâ mı eder, bedduâ mı, ne buyurur?. O ŞÂH-I RUSÜL’ün ashâb-ı güzîni, tâbiin, tebe-i tâbiin, müctehidîn ve etbaı, müceddidîn, müfessirîn, muhaddisîn, mütekellimîn, mutasavvifîn, evliyâ, huffâz-ı kirâm, şühedâ, ulemâ, sulehâ ve bilcümle müslimîn ve müslimât, Âdem Aleyhisselâm’dan beri gelen bütün rasûl ve nebîlere tebean, böyle bir adam ve madam kim olursa olsun, ona, duâ mı ederler bedduâ mı?.

Bir insan Allâh Rasûlü Aleyhisselâm Hazretlerini böylesine bir düşüklükle karşısına alırsa, böylesine gadab-ı ilâhiye uğrar ve böylesine çarpılır!. Bundan büyük düşüş tasavvur edilemez!

“Gâye İnsan Ufuk Peygamber”, Eşsiz Önder en Büyük Rasûl, O ALLÂH AZZE’nin, kendi isimlerinden RAUF ve RAHÎM isimleri ile tavsîf buyurduğu zâta dil uzatan ve O’nun kılına yan bakan, kim olursa olsun, onun, an karîbü’z-zeman dili kopsun, beyni çürüsün, ruhu ateşler içinde kalsın, encâmı bin beter olsun, iki cihanda sürünsün, evine, mâlikânesine, fitnegâhına, ocağına, bucağına, bacağına ve bacasına, mektebine, medresesine, dersine, dersânesine, inine, mağarasına,  “ateşler salınsın!!!”

Eşşekden düşmüşe değil; Sen Pol Kilisesi’nin ÇAN kulesinden fırlatılmışa dönsünler!

Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm’a yıllardır yapılan hakâretler karsısında dilsiz şeytan olup susan ve salâbet-i dîniyyeleri pörsümüş din istismarcısı medya ve siyâset eşkıyâlarının, yevmî hâdiselerdeki kaçık ve açıklarını dil ve kalemlerine dolayarak, Pensilvanya’lı adam ve madamlara gûyâ cevâb veriyor ve hücûm ediyor görünmeleri, tam bir şuursuzluk, mes’ûliyetsizlik, ahmaklık, îmânsızlık ve İslâmsızlıkdan başka hiçbir ma’nâya da gelemez… Hakk Sübhânehû ve Teâlâ Hazretleri bu dangalak sürüsü “balmumu” ve gûyâ “İslâm müdâfii görünen” adam ve madamlara da, îmân, İslâm ve hidâyet nasib etsin!

Bütün cihân bilmelidir ki, Allâh Rasûlü Aleyhisselâm Efendimiz Hazretlerini, bir adamın karşısına alması cür’mü yanında, diğer yevmi binlerce suçu, milyarda bir nisbetinde bile bir cürüm teşkil edemez!. Bunu bir türlü göremeyib, adamın, laik dembokratik bir hükûmetle kapışmasını 24 saat diline dolayan heriflerin topu da, Allâh’ın dînine nasıl ve ne kadar kıymet vermişlerdir, bunlar da, münâfıkları anlamak bakımından apaçık ortaya çıkmışdır… Ve bu kabil adam ve madamların topu da, bizim nazarımızda zerre kadar dînî ve ahlâkî bir kıymet ortaya koyamazlar…

Demokrasi ve laiklik dâisi başvekil Receb Tayyib Erdoğan nâm zâta da beyân ederiz ki, “ne sünnî ne şiiyim, ben müslümanım; sünnînin câferiye, câferînin sünnîye üstünlüğü yokdur!” demek gibi laflarla; ve “din devletine karşıyım, dînî milliyetçiliği de tanımıyoruz” yollu reddiyenâmelerle; ve Libya, Tunus ve Mısır’da dolaşıb “laik anayasa ve laik devlet sâhibi olun” misillü misyonerliklerle, aslını inkâra varan; soyunu, sülâlesini, selefini, tarihini, 15 asırlık sünnî silsilesini rahatsız edici ve onların duâsını almaya mâni olucu nutuklar sıkmasın; geçmişdeki Osmanlı ve Selçuklu ve arzdaki müslüman milletleri de hançerlemiye bâdî olacak konuşmalardan şiddetle hazer etsin! Aksi hâlde sıkıntılardan kurtulamaz; böyle, olmadık sivil darbeci ve heybeci soytarı ve hâinler ile uğraşmak, başına  tebelleş olur!

Bizden söylemek!.

Tevbe kapısının dâimâ açık olduğu; ve fakat, oradan, nasûh tevbesi yapacak bir kalble girmek icâbetdiği de îzâhdan vârestedir!. Hiç kimse, “ne oldum” demesin; “ne olacağım” desin; ve sünnî ecdâdının yolundan ayrılmasın!. Gâvurdan dost, ayıdan da post olmıyacağını, aklının ve rûhunun en mûtenâ köşesine çerçeveleyib asarsa, muhakkak ki, lehine ve menfaatınadır!!!..

Laik, dembokratik cumhuriyet makamlarını âlet ederek, bu çilekeş ve garîbân ve esîr Anadolu ehâlisinin, alınterini, soygun, vurgun ve hortumlama ve rüşvetlerle zimmetine geçiren modern eşkıyâ, baği, hırsız, îmânsız, ahlâksız, sütsüz, rüşvetçi, hangi parti ve partikülden olursa olucu, hangi dinden ve hangi mezhebden bulunursa bulunucu, kanı ve ruhu bozuk, süflî, âdî, mülevves, piç ve şef ve put sürüleri olmuşsa; ve Kıyâmete kadar da olacaksa; bunların ve bunlara yataklık yapanların, fırsat verenlerin, göz yumanların, bunları kurtarmanın çârelerini düşünenlerin topunun da, Allâh bin türlü belâlarını versin, onca Rasûl ve Nebî hürmetine hâneleri perişan olsun ve hânümanları baykuş yuvasına dönsün, en sevdiklerinin ihâneti hançer gibi kalblerine saplansın!

ABD, Vatikan, Londra, İsrail ve AB gâvurlarının, milletlerin boynuna kement geçirmek içün çevirdiği fırıldaklara kendini satan, kiralayan ve teslim eden, şerefsiz ve hâin,  “örgüt”, cemaat, cemadat, çete, mafya, darbeci, heybeci, komplocu, tuzakçı, ajan ve südü bozuk hâinlerin de, Allâh Azze, an karîbü’z-zemân köklerini ve nesillerini ve varlıklarını kurutsun, ocaklarına “ateş salsın”; hakîr, rezîl, sefîl ve makhûr olsunlar! “İntihâr ve harakiri yapmaları!” içün son nefese gelmiş bulunsunlar!.

Yâ Rabb! Duâmızı Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm hürmetine kabûl buyur… O Zât-ı Şerîfi karşısına alanların beddualarını da kendi başlarına ma’kûs eyle… Ümmet-i merhûmenin içine fitne ve fesâd salmak içün yer altında veya bilmem ne gâvurunun kuyruğu olarak, köstebekleşmiş ne kadar “örgüt”, ölgüt, aygıt, aygır, çete, mafya ve haydut necâseti varsa, topunu da Kahhâr ism-i şerîfine havâle etdik, kahr u perişân eyle!

Ve selâmün alel mürselîn ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn!

(İntişârı: 22.12.2013)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir