(1) Mescid-İ Fetih (Ayasofya), Mescid-İ Nebevî, Mescid-İ Haram Kurtulmadan, Mescid-İ Aksâ Öyle Mi?
26 Temmuz 2017
Gerçek Muhabbet Ve Şer’î Delilleri
27 Temmuz 2017

(ATEİST REJİMDE EMEKLİ VÂİZ)

ATEİST REJİM, HAÇLI AJANINI “MÜSLÜMAN VÂİZİ” DİYE KÜRSÜLERDE AYILTIB BAYILTIR VE DÎNİN İÇİNİ BOŞALTDIRIRSA…

(8)

Zıyâiyye BEKÇİSİ

 

39 sene evvel 1977’deki piç mantık, veya (SIZINTI MANTIĞI) bakınız nasıl ilerlemiş; ve 1964’de Graham Fuller’in keşfedib Papalık akâidine uygun din uydurmakla muvazzaf “haçlı meddahı Hocfendi” nasıl MESAJLAR sıkmış?. İslâmiyyet’i bozmak içün, sinsi sinsi ve mâhir bir (dessâs) olarak ve sûret-i hakk’dan görünerek nasıl kafaları şartlandırmış?  DİKKATLE okunursa, 39 sene evvel şu aşağıdaki satırlara sıkıştırılan ve döşenen bubi tuzakları erbâb-ı basîretin ferâset ve kiyâsetinden aslâ kaçmıyacakdır:

“Oralarda kâfir idâre hâkimdi. Dikkat buyrun dârü’l-harbde bir müslüman, devlet idâresinde, devlet kademelerinde, devletin ta’lîm ve terbiye kademelerinde seçilemezdi, bir mevkie getirilemezdi. Bir MÜSLÜMAN PARLAMENTER OLAMAZDI-BAŞBAKAN OLAMAZDI-REİS-İ CUMHÛR OLAMAZDI. Bir MÜSLÜMAN dârü’l-harbde o dârü’l-harb o milletin ordusu içinde vazîfe alamazdı. KUMANDAN OLARAK DEĞİL NEFER OLARAK DA VAZÎFE ALAMAZDI.”

Daha evvel yazdığımız makâleler de nazar-ı i’tibâre alınırsa, bu İslâm ve Rasûl düşmanı azılı deccâl müsveddesi, son senelerde ağzından çıkardığı baklaları, meğer 39 sene evvel de çene boşluğunda dolandırıyordu!. Yukarıdaki baklaların ne ma’nâya geldiğini ehl-i sünnet müslümanları çok iyi anlıyor; ve bu sapık “vâizin” böyle din dışı siyâsetin göbek taşında lâf çevirmelerinin ve böyle bir katakülli siyâsetini (dîn) diye de câmi kürsülerinden höykürmesinin; ve bunca yâveye nice kalabalıkların (tâlib) olmasının altında nelerin yatacağını çok iyi ta’yîn ve tesbît edebiliyorlardı… Sapık ve sâbık vâiz eskisi, hiçbir müctehid imamın ictihadlarına i’tibâr etmeden, bir “müctehid” edâsıyla ve hiçbir kitabda görülmiyen kendi hevâ ve arzularını İslâm diye safoş echellerine yutduruyordu. Hatta bugün Yeni Şafak’da köşe sâhibi Prof. Fâruk Beşer gibi câhil ve şaşar adamlar, onu alenen “müctehid ve fakih” ilân eden husûsî kitablar bile yazmakdan zerre kadar utanmıyorlardı.

Ne yazık ki uzun seneler geçmeden, (emekli vâizin) misâl verdiğimiz gibi nice yâveleri ve bunca zehirli lâflarının nelere delâlet etdiği maatteessüf anlaşılamadı. Halbuki Cenâb-ı Vâcibü’l-Vücûd Azze ve Celle Hazretleri Lokmân Sûre-i Celîlesi’nde bu kabil decâcile, cebâbire ve kezzâbîni tanımanın yollarını da gösteriyor ve ümmeti îkâz buyuruyordu. Büyük Müfessir Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri şöyle buyuruyordu:

(………………..) Bilmiyerek Allâh yolundan sapıtmak—ya’ni saptırdığını (hissetdirmeden) yapdığı işin âkıbetini sezdirmeden DÎNİ ve AHLÂKI BOZMAK (…………..) ve onu ya’ni ALLÂH YOLUNU HAKK DÎNİNİ EĞLENCE YERİNE TUTMAK….” (Tab’-ı Evvel, c. 6, s. 3839)

Peygamberler târîhîne ve ümmetin hayâtına bakıldığı zaman nice devirlerde pek çok decâcile, cebâbire ve kezzâbîn ortaya çıkarak, “HİSSETDİRMEDEN VE YAPDIĞI İŞİN ÂKIBETİNİ SEZDİRMEDEN DÎNİ VE AHLÂKI BOZMAK VE ALLÂH YOLUNU (HAKK DÎNİNİ) EĞLENCE YERİNE TUTMAK…” denâat ve şenâatini irtikâb etmekden aslâ utanmamış ve çekinmemişlerdir… Bu nâmütenâhî ağır suçları, Allâh’a ve Âhıret Günü’ne îmânı olanların irtikâb etmelerine de, tasrîhi zâiddir ki imkân olamaz…

Adı geçen (sahte) de, târîhde pek çok misâlleri görülen bu çizgiyi aynen tekrarlamış; ve şirkinin heykelini, dünyâ çapında dikmekden zerre kadar hayâ etmemişdir. Dînî ıstılahları mevki’ ve mevzi’inden öylesine çıkararak saptırmışdır ki, yepyeni bir (din uydurmasına) rağmen bunu, “İslâm” diye satmakdan da aslâ utanmamışdır…

O’nun, ağzında yuvarladığı ıstılahî “dâr-ı harb” terkîbinin ne menem şey olduğu sâdece kendi uydurmalarından ibâretdi. Hele (dâr-ı harbden) o kadar müştekî idi ki, onun hesâblarına göre “Türkiye gibi bir İslâm dışı dârda” kendi meczublarının devlet dâirelerine (sızıntı) ve (sığıntı) veya (sıkıntı) olarak üşüşmeleri; ve yukarıya aldığımız kendi ifâdesindeki “parlamenter, başbakan, reis-i cumhur, orduda kumandan hatta nefer olmaları bile” zora giriyordu; bu ise onun hiçbir proje ve şeytânî planını tatbik edememesi demekdi!!! Yukarıdaki ifâdesinde ne demek istediği 39 sene evvel bile apaçık sırıtmaktadır. Demek istiyordu ki:

“Benim haşhâşîlerim kafalarında “dâr-ı harb” mefhûmu taşırlarsa, siyâset ve devleti aslâ saramaz ve kuşatamazlar; benim hayâllerim de sittîn sene tahakkuk edemez… Halbuki onlar (sızıntı ve sığıntı) usûlleri ile ve her türlü şerefsizlik ve zulmü (mubah) görerek zikredilen makam ve mevki’lere gelmeli; benim “Mehdîliğimin-Kâinât imamlığımın” esâmîsi bile dillere alınamaz olmakdan kurtarılmalıdır!. O hâlde Türkiye “Dâr-ı İslâm gösterilmeli” ve bütün peşime düşenlere onları mestedecek makam ve mevki’ler oltanın ucundaki YEM gibi gösterilerek alayı birden bir hedefe kilitlenmelidir!. “Kıt’a imamlarından devlet, bölge, vilâyet ve kasaba imamlarına” kadar herkesin boynuna bir makam zinciri geçirilmeli, hücreler kendi içlerinde istikbâlde kazanacakları makam ve mevki’lerin HAYALLERİ ile ve haşhaş çekmişcesine uyuşturulmalı; ve “cemaat” adı altındaki “tecrid” politikası, onları yalınız bana “âidiyyet içinde” bırakmalıdır!”

İşte en umûmî çerçeve bu olmak üzere, mehdi bozundusu veya deccal tozuntusu, bu ana mihrâka açılan “va’z u nasîhat (!)ları” ile 90 yıldır İslâmiyyet’in akâid ve fıkhından mahrum Anadolu insanlarını HAÇLI BATI UŞŞAKLIĞI istikâmetinde işlemişdir. Son zamanlarda internete düşen ve “Batı” denen çukuru tezkiye ve tahiyye istikametindeki i’tiraflarına bakılırsa, İslâm ile zerre kadar alâkası olmadığı hemen görülecekdir. “Haçlıların, kadın ve kızlarınızın iffetine dokunmıyacakları” gibi hakîkatın tam zıddı iğrenç beyanları, papa’ya yazdığı mektubla Vatikan’da bulunmaları için “Biz burada papalık misyonunun bir parçası olarak bulunuyoruz” gibi satırlara yer vermesi, zerre kadar şübhe bırakmıyacak kadar bu sapığın müthiş bir acem “Takiyyesi” ile “hoca” geçinen bir deccal karikatürü olduğunu isbat eder. Hele nice beyan ve kitablara geçen satırlarla “Kâinâtın Efendisi Efendimiz Aleyhisselâm’ın nübüvvetine ÎMÂNI İslâm’ın en baş umde ve rüknü oluşdan çıkarışı” bu mini deccalın, Peygamberler Peygamberi ve ALLÂH AZZE’nin HABÎBİ’nin azılı bir düşmanı olduğunun en müdellel  isbatıdır…

Hadi linkiyle beraber verelim: Şu aşağıdaki “Kitabsızlık” kuduruşuna veya Hazret-i Kelâm-ı Kadîm’e olan reddiyesine ne diyeceğiz:

“Dünyâ kadar onun hâfızı yetişir, her sabah okurlar. Ama bu bizim içimize ne anlatıyor? Ne zaman Kitap’tan kurtulacağız? Ne zaman, ( burada dili sürçüyor) ne zaman artık içimizin söylediği şeyleri dinleyeceğiz? Kitap bir rehberdir. Hep körler gibi birine arkadan takınılarak gidilmez ki… (video: https://www.youtube.com/watch?v=8L_ktKgS-KM)

Mini Deccâl demek istiyor ki:

“Kur’an’ı istediğiniz kadar okuyun içinize bir şey anlatmıyor, bu KİTAB’dan artık KURTULMALI onu dinlememeliyiz, içimizdeki kendi sesimizi yani (benim içimden gelen hezeyanları) dinlemelisiniz!. Bu işler Kur’an’la ne hâlledilir ve ne de yürütülür! İçimizi (beni) dinlemelisiniz? Kör müsünüz, TAKILMIŞ Kur’anın peşine gidiyorsunuz?. Kör gibi birisine muhtaç olarak ne zamana kadar Kur’ana takılıb gideceksiniz? Hep O’na kör gibi takılarak gidilmez ki…”

Çüşşşş!

Kur’an düşmanlığının tavan yapışını 15 asırdır Vatikan papa ve kardinalleri bile böylesine iğrenç ağızlarına almıya cesâret edememişlerken… Sâdece Kamal Paşa “Araboğlunun yâvelerini Türkoğullarına öğretmek içün Kur’an’ı Türkçeye terceme etdireceğim ve öylece de okutduracağım. Tâ ki budalalık edib aldanmasınlar…”  (Müteveffâ Uğur Mumcu Karabekir’den naklediyor) demişdi ki, bu mini deccâl, daha da ileri gidiyor ve “Bırakın, kurtulun şu KİTAB’dan” diyor…

İşte 1964’de CİA ajanı Graham Fuller’in keşfetdiği dünyâ çapında meşhûr, İmamlar imamı, salya sümük kürsü eskiten, tek ceketi kalmış canavar, Büllende şefaatçisi, Cebrâil Aleyhisselâm’ı bile kendi “oyundan” mahrum bırakacak kadar yüceler yücesi emekli vâiz “HOCFENDİ!”

Ankara başda olmak üzere, dünyayı tiril tiril titreten (!) ancak şu anda kendisine ve haşhâşîlerine dünyâ daredilen “emekli vâiz!.” 170 devletin içine (sızıntı) kanalları ile (sızan), iğrenç hedefine varmak içün her haramı ve zulmü, sahtekârlık ve iffetsizliği (mubah) sayacak kadar gözü dönmüş, gemi azıya almış, din ve iman herşeyi sıfırlamış bir mini decâcile, cebâbire ve kezzâbîn prototipi…

Bu kasaba emekli vâizi, ahkâm vaz’ına kıyam ederek yepyeni bir (dîn) uydurma peşine düşmüşdür. Bunun içün de, müntesiblerini kendisine sımsıkı bağlıyabilmekde, bilhassa İslâmiyyet gibi (mutlak bir hakîkatı) bozması; ve ondan adam çalma taktiğini irtikâb etmesi icâbediyordu. Bu da, Peygamberler târîhi boyunca, onların düşmanları tarafından bilinen ve tatbik edilen en meşhûr şeytânî usûllerin başında gelmektedir…

Hazret-i KAHHÂR AZZE ve CELLE, Rûm Sûre-i Celilesi’nde bu “ahkâm vaz’ı” gibi necîs bir şirke de, bütün mü’minlerin dikkat nazarını çekmektedir:

“Rasûlüm! De ki, (……………) arzda bir gezin de, (……………………) bakın bundan evvelkilerin âkıbeti nasıl olmuş (…………………..) onların ekserîsi müşrik idi.—ŞİRK KOŞMAKLA ve ALLÂH’A KARŞI AHKÂM VAZ’INA KALKIŞMAKLA ALLÂH’DAN KURTULMANIN ÇÂRESİNİ BULAMADILAR. SONUNDA İSTER İSTEMEZ, ALLÂH’IN   H Ü K M Ü N E   RÂM OLARAK   K A H R O L U B  GİTDİLER.” ( A. g . e, c. 6, s. 3833)

Târih boyunca “ahkâm vaz’ederek, Allâh’dan KURTULMANIN çâresini” arayan nice (dîn uydurucuları), nice decâcile, cebâbire ve kezzâbîn taslak ve bozuntuları zuhûr etmiş ve sonunda hepsi de “kahrolub gitmişlerdir!.”

Bugün, siyâsî çeyrek akıllılarca yapılan FETÖ düşmanlığı, eğer onun, bu “DİN VE PEYGAMBER düşmanlığı” olarak vaktiyle görülebilseydi; ve bu, gerçek bir (MÜSLÜMAN DİKKAT VE HASSÂSİYETİ) ile erkekçe yapılabilseydi, 15 Temmuz HAÇLI SEFERİ  gibi bir rezâlet üstü rezâlet, ihânet, cinâyet ve (Allâh’sızlık kuduruşu) aslâ zuhûr etmezdi!.

HAÇLI BATI denen yere, yani ABD, İngiliz, Yahudi, AB ve bütün irili ufaklı hınzır sürülerine kadar dömelen içimizdeki BEYAZ KÜRKLER, TÜKRÜK VE SÜLÜKLER  ve aslı bozukların, kendilerini inkâr piçliği ile bugün geldiği nokta işte bu…

NETÎCE: Allâh ve RASÛLÜ ALEYHİSSELAM’a bilhassa 93 yıllık nankörlük ve ihânetin faturası…

TEK ÇÂRE: Asla dönmek, yani ENBİYÂ, evliyâ, ulemâ, şühedâ ve YAVUZLARIN DÎNİNE rücû’ ve izzetle yaşamak… Müşriklikden KURTULMAK…

Aksi hâlde, HAÇLI BATI ile onların SEFERLERİNE kendilerini SATAN hınzırları önünde, durmadan ZİLLET ve sürünmek…

(İntişârı: 22.09.2016)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir