Diyanet’in FETÖ Raporu Açıklandı
26 Temmuz 2017
Begoviç ve Ekolü
26 Temmuz 2017

(ATEİST REJİMDE EMEKLİ VÂİZ)

ATEİST REJİM, HAÇLI AJANINI “MÜSLÜMAN VÂİZİ” DİYE KÜRSÜLERDE AYILTIB BAYILTIR VE DÎNİN İÇİNİ BOŞALTDIRIRSA…

(7)

Zıyâiyye BEKÇİSİ

 

Bazı mercimek akıllıların “darbe” dediği “15 Temmuz HAÇLI SEFERİNDEN” sonra zaif de olsa, Feto denen mahlûkun “Bütün dinleri birleşdirerek kendi nefs ve ihtiraslarına uygun bir dîn (religion) i’câdı peşinde olduğu” ruznâmeye getirilir oldu! Sık sık beyân etdiğimiz gibi FETO, buna çok daha evvel başlamış… Tv’lerde dolaşan bir vidyosunda:

 “Ben bunları devirmeyi 20 yaşımda plânladım, benim içün iktidâr ne ki? İktidâra tâlib olmam, benim 1000 basamak aşağı inmem demekdir. Bana ABD başkanlığı teklif edilse, ben bunu bile ayağımın ucuyla iterim. Ahmaklar anlamıyor beni…”

 Gibilerde konuşuyor…

Böylece Feto, dünyânın da değil Cihân’ın (1 numarası) olma (!) hedefine göz dikdiğini ortaya koyuyor… Hem de daha 20 yaşında… Elbetde megalo ihtilâcı ile sıkıyor!.

Halbuki o, bu uğurda ilerlerken kürsülere çıkıb “İslâmiyyet’i anlatıyor!” kabûlü içindeydi!. Nice meczubları onun yapdığı “artistik roller karşısında çığlık çığlığa cis-trans hâlleri” bile köpürtüyor ve öyle bir “cezbeye” yakalanmışlık manzaraları fışkırtıyorlardı ki, dışardan bakan aklı ve îmânı çürümemiş birisi, bunların bu “bağlılığı ve cezbesi” karşısında hayretden küçük dilini yutabilirdi!. Bütün bunlar, tam bir “haşhâşîlik” gayret ve yapısını işâret ediyordu!

İslâmiyyet’in ne olub ne olmadığını bilen sıradan bir müslümanın bile, bu manzaralar ve Feto’nun “Dîne yüzde yüz ters anlatdıkları” karşısında, midesinin bulanmaması mümkin olamazdı… O ise bütün bunları iki husus içün yapıyordu:

 1) Bilhassa 1923 Lozan imzâlı “Haçlı Seferinden” sonra Anadolu’nun “Din yasağı” çemberine alınması sebebiyle (tam câhil) bırakıldığını çok iyi bilmesi; ve söyliyeceği esrarlı, şifreli ve kendisinin fizikötesi varlık oluşunu işleyen sözleri ile, şahsına tapınırcasına (bağlı) bir “haşhâşiyyûn” kitle-i vâhidesi meydana getirmek… Kendisini, bu echel meczublar sürüsü nazarında “mehdi veya Peygamber” derecesinde yüceler yücesi bir (MAKÂMA) oturtmak… Son senelerde bu makâmın,“Kâinâtın İmamlığı Makâmı” da olduğu ortaya çıkmış bulunuyor!..

2) Yukarıda beyan etdiğimiz rolleri irtikâb edişinin ikinci sebebi de, 4-5 asır kadar evvel Hindistan’da zuhûr eden Ekber Şâh denilen adama özenerek, “Kendisinin Uyduracağı Bir DÜNYÂ DÎNİ HÜLYÂSI…” Bu hedefe varmak içün karşısında duran en büyük ve aşılması fevkal’âde ZOR olan mânia ise, 15 asırlık vücûduyla duran İSLÂMİYYET… Çünki “bütün dinlerden karma bir din uydururken bu zındıklığa” mutlak ma’nâda karşı çıkacak biricik DÎN, ALLÂH AZZE’nin DÎNİNDEN başkasının olamıyacağı bedâhaten ortadadır…Kendisine haçlı-siyon dinleri de, bu mevzû’da, mücerred “İslâm düşmanlığı” sebebiyle son derece teşvikçi ve himâyekâr davranmışlar; hatta onu, bir proje olarak (maşa) gibi kullanmışlardır…

Diğer bütün dinlerin beşerî oluşları veya beşer aklı ile tahrîf netîcesi ortaya çıkdıkları ve dolayısıyla bunların böyle “dinlerin halt edilmesi=karıştırılması” ile ortaya çıkacak “uyduruk bir dîn projesine” karşı çıkmaları da beklenilemezdi… Sâir religionların, buna, İslâmiyyet gibi mutlak bir REDD ortaya koyamıyacaklarını bilmek de îzahdan vârestedir… Hatta bu, tam tersine, yehûdiyyet ve nasrâniyyet gibi İslâmiyyet’in fevkal’âde hasmı ve düşmanı olan dinler içün pek büyük bir teşvîk sebebidir de… Böyle de olmuş, bu noktada papalık, patriklik, başhahamlık v.s. gibi merkezler, bu işi başlatan ve Feto’ya bu işi ihâle eden fitne merkezleri olmuşlardır…

Târîhî seyre de çok dikkat edilmelidir: 1963’de AB içine girme (yemi) Ankara’nın önüne konuldukdan hemen sonra 1964’de, CİA ajanı Graham Fuller, evvelce beyân etdiğimiz gibi Feto’yu keşfetmişdir!. Bir sene sonra, 1965’de de “Papalığın Hoşgörü ve diyalog” fitnesi sahneye konulmuşdur… Bir sene sonra hemen, Kestanepazarı Sabataistlerinin teveccüh ve takdirlerini, Sevi gibi bol bulamaç ağlama seansları ile üzerinde toplıyan FETO  da, hemen bu “uydurma-karma-halt etme” ile peydahlanacak dünyâ “dîni”  işinin (!) tahakkukuna geçmiş; ve 1966’dan itibaren “İzmir Kestanepazarı’nda” kuluçkaya yatarak, yahudi, sabataist, nasrâni ve sâir din mensubları ile ağını örmiye başlamışdır…

Türkiye’deki resmî ve gayr-i resmî kalabalıkların eğer bir avuç “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat îmân ve hassâsiyeti” olsaydı; yani, 1923 Lozan kararları ile Anadolu halkının (DÎNÎ kıymet ve hassâsiyetleri) bombardumana tâbi’ tutulmamış olsaydı, bu Feto denen haşhâşî başı böyle bir faaliyyet içün kendisinde zerre kadar bir cür’et bulamaz; ve 15 Temmuz felâket ve katliâmı gibi bir kuduruşa teşebbüsü, hülyâhânesinden (!) bile geçiremezdi… Geçirdiği farzedilse bile, ehâli-i müslimîn, onun ağzından ve etvârından dökülen sahtelik ve nifâk karşısında, bu megaloman, daha ilk günde kürsülerden yaka paça tard edilir; ve dolayısıyla da 15 Temmuz HAÇLI BATI SEFERİ ve KATLİÂMININ vücûdu muhâl olurdu!…

KADER’e göre ne olacakdı ise o olmuşdur… Bizimkisi, sebebler zinciri üzerinde kul acziyetinin lâf isrâfı!

Netîce şu oluyor ki, “DÎNÎ ve ŞER’Î kıymet ölçüleri ve hassâsiyetlerinin”,  93 yıllık ateist decâcile, cebâbire ve kezzâbîn sürüleri demek olan cehennem fırkası (partisi) ve onun rahm-i mâderinden gelen fırâk-ı dâlle politikacıları tarafından bu milletin kafa ve gönlünden kazınması, bir tek âmil olarak bu 15 Temmuz Katliâmının temel esbâb-ı mu’cibesini teşkîl etmişdir…

Bunun içündür ki biz, Feto denen bu HAÇLI BATI-SİYON maşası mahlûkun, bir misâl olsun diye 39 yıl evvel 1977’deki bir konuşmasını ele aldık; ve bunun tahlîlini yapmak istedik… Maksadımız, adı geçen sahtenin, “Hoca Kılık ve Kisvesi” altında İslâmiyyet’i yok etmek içün sinsi sinsi ve samanın altından (SAMANYOLU) ve (SIZINTI) usûlleri ile nasıl yol aldığını ortaya koymakdır…

Daha evvel de yazdığımız gibi, İslâmiyyet’i muhâfaza eden en baş âmillerden birisi “CİHÂD İbâdetidir.” Bunun ortadan kaldırılması da, “Dâr-ı Harb” ve “Dâr-ı İslâm” mevzu’larının, dînin temelindeki mevki’ ve mavziinden dışarı çıkarılarak ele alınması; ve böylece İslâmiyyet’in (cihâd) gibi en ana esaslarının dumûra uğratılması ile olacakdır…

Hiçbir müctehidin usûl ve ictihâdını nazar-ı i’tibâre almadan konuşan adam ve madamlar kim olursa olsun, bunlar, İslâmiyyet’i tahrifden aslâ uzak duramazlar; ve kendi nefs ü hevâ ve arzularını “Allâh Azze ve Celle Hazretlerinin mutlak irâde ve mutlak hüküm vâzıı” olmasının yerine oturtmakdan hâlî kalamazlar… Mutlak müctehid olmadıkca bu manzara ile ortaya çıkan adam ve madamlar, bir nevi “Feto”namzedi demekdir; ve bunların Allâh Azze’ye samîmî bir îmânları aslâ bahis mevzuu bile edilemez… İlâhî kânunlar çerçevesi içinde yer alarak “ehliyet-i kâmile sâhibi” vasfında bulunan (mutlak müctehidlerin) şer’î usûl ve ictihadları, 15 asırlık Peygamber zinciri ve yolu üzerindeki hakîkî (sünnî) ulemânın şehâdetiyle de mutlaka sâbitdir ki, “vaz’-ı beşerî” değil, “vaz’-ı ilâhî” olarak kabûl ve idrâk edilir… Bu i’tibarladır ki, bu esaslar hâricinde kalarak, nefsine ve (işkembesine) göre “Allâh Azze adına ve O’nun irâdesi yerine geçmek üzere hüküm ve din ortaya koyanlar kim olursa olsun” kendilerini “ilâhlaştırma”  peşindeki şeytanlardır… Bunların, Allah Azze’nin irâdesi yerine, kendi beşerî ve süflî irâdelerini koyma azgınlık ve şirkleri, onların yeryüzünde en necâset hâinler, teröristler” ve her haltı yiyebilecek “iblisler” olduğu hakîkatını ortaya koyar…

Binnetice, ins ü cin arasında en tehlikeli, i’timâd muhâl ve en muzır (mahlûkât) da ancak bunlardır. Allâh Azze’nin “irâdesi” yerine kendi beşeri ve mahlûk “irâdelerini” oturtacak kadar ısyân, tuğyân ve kuduruşa geçmedikçe de, ortaya“Kâinâtın İmamı” veya “HOCA KILIKLI ŞEYTAN” veya “kezzâbînden mehdî, müctehid, müceddîd, velî, v.s.”  makûlesi dolandırıcı ve pisliklerin, Nemrut ve Fir’avn gibi manzaralarla ortaya çıkmasına aslâ imkân olamaz…

İşte demek istiyoruz ki, bir misâl olması bakımından tâ 1977’deki Feto sahtelik ve sinsiliğini bunun içün ele alıyor; ve onun, bu lâf kalabalıkları, mugâlâtalar, roller, tahrifler, uydurmalar ve cambazlıkları vâsıtasıyla Allâh Azze’nin DÎNİ, “imam, mehdî ve müctehid” edâsıyla nasıl yazboz tahtasına çevriliyor, bunu görelim diyoruz!. Gerçi Yeni Şafak muharriri Prof.Faruk Beşer gibi “F. Gülen Fıkhı” nâmında kitablar karalıyarak bu soytarıyı “Mutlak Müctehid” ilan edib göklere çıkaran echel-i cühelâ da piyasalarda boy göstermedi değildir… Haltettin Karamanlis gibiler de, bu sahtenin müessese, medya, iktisâdî teşekkül ve Abant bilmem nelerinde yıllarca “Hoşgörü ve Diyalog” adına ne küfürler döktürmüşlerdir. Adı geçen, A. Hakan’a tv programında “evet ben müctehidim” diyerek Fetto mümâsili bir megalomanlık bile püskürmüşdür!. Hele bu müctehid-i Mutlak (!) “Polemik değil diyalog” nâmındaki hezeyannâmede bakınız ne yazıyor:

 “Peygamberimiz “yahudi mutlaka müslüman olsun!” demiyor, “Hıristiyan mutlaka müslüman olsun” demiyor.” (Polemik değil diyalog, 2006, s. 35)

Papa ve patrik gibi azılı Peygamber (Aleyhisselâm) düşmanı kefere sürülerinin bile böyle bir hezeyânı kabul etmeleri düşünülemez… Yehudi ve hıristiyanların 15 asırdır Rasûl-i RUSÜL Aleyhisselâm Efendimiz Hazretlerine azılı düşmanlıklarının ana sebebi, O Aziz, Raûf ve Rahîm” Peygamber-i Zîşân Aleyhisselâm Efendimiz Hazretlerinin, Kelâm-ı Kadîm’in müteaddid âyet-i celîlelerine tevfîkan zaten onlara:

 “Müslüman olmak zorundasınız ki, cehennemde ebediyyen kebâb olmakdan kurtuluşunuzun biricik çâresi işte budur!”

Buyurmasıdır…

İşte, “hoca kılıklı sahteler”, îmân ve İslâm hududlarını böyle parçalıyor; ve dünyanın gözleri önünde, Feto ile onu oynatan “yahudi-haçlı dünyâ eşkıyâlarının” ekmeğine YAĞ SÜRÜYORLARDI…

İslâmiyyet’in en büyük “Zarûrât-ı Dîniyyesinden” birisi, Büyük Mürşid-i Kâmil Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Merhûm’un  (Câmiu’l-Mütûn’da) kitâbet buyurduğu şekliyle “Zamanımızda en büyük İBÂDET OLAN CİHÂDDIR.” İşte bu, haçlı batı hesâbına veya bütün dinlerden bir karma yaparak bir din “UYDURMA” hesâbına nasıl ortaya konuluyor; bunu, bir kısmıyla da bu yazımızda görelim…

 Bizler, 39 sene evvel bu konuşma üzerinden de, bu soytarının İslâm düşmanlığı yapdığını şu aşağıdaki cümleleriyle de gördük ve bunlara dikkat çekerek kâriîn-i kirâma haber verdik.

Asıl metinde anlatılmak istenenleri biz şimdi burada şöylece telhîs edebiliriz ki, o aşağıya alacağımız satırlarda pervâsızca ifâde edilmek istenen şudur:

 “İslâm, cihânı KILIÇLA HÂKİMİYYETİ ve emri altına almaktadır! Buna karşı koyanları da İslâm VERGİYE tabi’ tutarak BAĞLAMAKTADIR!.” İslâm’ın vahye müstenid oluşu yok sayılırcasına da bu, sanki sâdece “beşerî bir politikadır!..” Bu politikaya (!) bunun nasıl bir (çirkin politika olduğuna) şimdi girmiyecek, “Anlamak içün sorulursa ilerde cevablandıracakdır!” İslâm sanki öyle bir (göz boyardı ki), “dışdan ve el altından sâir milletlerle HARB yapmıyacakmış gibi görünür, FAKAT o milletlerle HER AN HARB ETMEK ÜZERE ANLAŞMA YAPARMIŞ…” “Biz o memleketlerde gayet rahat SEYYAHATLER yaparmışız, FAKAT HER AN HARB PATLAK VEREBİLİRMİŞ!.” Sanki onlar memâlik-i İslâmiyye’ye adım atamazlar, atdırılmazlar, sokulmazlar; AMMÂ onlar o kadar insanî hareket ederlermiş ki “müslümanları kendi ülkelerine sokarlarmış!”

Herif “müs’te’men” olarak gelen ecnebîleri gâvur dünyânın bile gözüne baka baka ketmediyor… Demek istiyor ki, “dar-ı harb diye dünyaya bakmak; ve CİHAD” müessesesini işletmek, “İslâmiyet’i KILIÇ ve HARB dîni” yapmışdır… Bu ise iyi, güzel ve doğru bir şey olamaz!”

Aşağıda vereceğimiz metin ile, çok sinsi ve (samanatlı-sızıntı) numaraları ile anlatılmak istenen işte bunlar…

 İslâmiyyet, câmi kürsülerine çıkan, ağlayıb (sızıntı)lanan salya sümük ve cis-trans hâlleri içindeki sahtelerle böyle aşağılandı; ve buna da “LAİK Ankara ve onun politikacıları ve DİB’i”, 52 sene ses çıkarmadı hatta müşevvik oldu!.

NETÎCE: 15 TEMMUZ KATLİÂMI=HAÇLI SEFERİ…

 Geçen yazılarımızda da ele aldık ki, FETO orada şöyle de demişdi:

 “İslâm’ın karşısında bir şey oluyor dârü’l-harb. Ben o zaman hemen başda bir soru tevcîh edeyim. Siz Türkiye’yi bütünüyle İslâm’ın karşısında mı görüyorsunuz? Böyle bir şeye VİCDAN taşıyan hiçkimse EVET diyemez; ve hiç kimse RAZI olamaz. ÇOK ŞÜKÜR TÜRKİYE HİÇBİR ZAMAN DÂRÜ’L-HARB OLMADI. Şu ana kadar olmadığına göre inşaallah olmıyacak da.”

 Sahtenin, aşağıdaki sözlerini bu paragrafdaki yalan ve tahriflerle de  birleştirecek olursanız, ona göre: “İslâmiyyet’in getirdiği “dâr-ı harb” fikri kabûl edilebilir bir şey olamaz, bu olursa cihad kaçınılmaz olur, bu da KILIÇ ve HARB demekdir, böyle kan dökücü din olamaz, bu hümanizmaya yahudi-haçlı insantaparlığına ve gözbağcılığına tamâmen zıd ve karşıdır!..”

Yukarıda şerhini yapdığımız sinsi ve İslâm aleyhdârı beyânların aslını şimdi kelime kelime okuyunuz:

“Dârü’l-harbde müslümanlar eskiden cihânı fethediyorlardı. Meselâ Irak, İran, Medain, Mâverâü’n-nehir, Arab Yarımadası, Büyük Sahra, Mısır, Suriye İslâm hâkimiyyeti altına giriyordu. Müslümanlar burada hâkim oluyorlardı. Bir de ba’zı kimseler İslâm’ın bu akışına, gelişmesine karşı koyunca bu engel ve mâniaları İslam, onları vergiye tâbi’ tutmak sûretiyle bağlıyordu, bu ayrı bir politikadır. Bir soru hâlinde teveccüh ederse cevâb veririm. İslâm’ı dışdan bağlamak ve el altından aralarında muhârebe yapmamak üzere fakat her an harp, harb durumu olabilecek milletlerle bir anlaşması olurdu. Ama bunlar bizim zimmetimizi kabûl etmezlerdi, bize vergi vermezlerdi, haraç vermezlerdi, cizye vermezlerdi, bugünki pasaport mahiyyetinde emanla cevazla bu memleketler arasında seyyahatlar yapabilirdik. Fakat her an bir harb patlak verebilirdi.”

Hulâsa FETO denen sahteye göre: “İslâm, kendisine güvenilmiyen ve “her an HARB” patlağı verme hastalığı taşıyan, korkulası bir dîn!!!”

Bu îzahlarımızdan sonra anlaşılacakdır ki, salya sümük, kürsülerde roller irtikâb eden bu sahte, işte echel-i cühelâyı bu kabil tahrîfleriyle tatlı tatlı narkozlamış; ve İslâmiyyet’in içini de kendi uydurdukları ile “çirkinleştirmiş”; ve HAÇLI YAHUDİ dünyâsının damak tadına uygun bir “dîn düzmek” üzere, böylece ve sinsi sinsi, câhil cühelânın aslâ anlamıyacağı yüzlerce kod, rumuz, işâret ve kuş dili, mehdî (!) dili, kâinâtın imamı (!) dili gibi diller kullanarak; ve binbir çeşit ve binbir surat rollere girib çıkarak becermiye çalışmışdır!

İslâm düşmanı rejim ise, düşmanlıkda bir ortak bulmanın şehvetiyle bu soytarıya 50 seneden ziyâde aslâ ciddî ma’nâda ilişmemiş, bu ise onun HAÇLI BATI hesabına azıb kudurmasına bâdî olmuşdur…

NETÎCE: 15 Temmuz HAÇLI SEFERİ VE KATLİÂMI…

LÂ’NET OLSUN!

 

(Mâba’di var)

(intişârı: 07.09.2016)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir