-3- Haçlı Yeni Yılına Girişde Kaş Yaparken Göz Çıkaranlar, Hattâ Mil Çekenler!
Zıyâiyye BEKÇİSİ
5 Ocak 2019
-5- Haçlı Yeni Yılına Girişde Kaş Yaparken Göz Çıkaranlar, Hattâ Mil Çekenler!
Zıyâiyye BEKÇİSİ
9 Ocak 2019

HAÇLI YENİ YILINA GİRİŞDE KAŞ YAPARKEN GÖZ ÇIKARANLAR, HATTÂ MİL ÇEKENLER!

(4)

Zıyâiyye BEKÇİSİ

 .

Akit’in kaytan bıyıklı duâyen muharriri ve “Müverrih-i Ahır.amanı” ve “Bu toprakların mîrascısı” Yavuz Ağa, üç takvimli ve üç yılbaşılı bir halef ve vâris olmakdan öylesine memnundur ki, ona göre hiçbir “Millet böyle bir zenginliğe sâhib değildir!”

Pensilvanya Kardinali ve her diyalogçu iblis de, “ibrâhimî üç din” içün ne kadar misyonerlik peşinde idiler; bunu bilen bilir, bir de unutmayanlar!. Kuzu postundaki kardinal, “Dünyâ ibrâhimî dinlerin (üç dinin) birleştirici soluğuna muhtac” gibi bir nice lâfları, şeytan borazanı Sap-samanyolu kanalizasyonu ile cihâna ta’mim edib höykürürken, o da, ne “Zenginlikler” va’dediyor; ve Yavuz abileri gibi o da başka bir üçlemenin peşinde seğirtiyordu!. Cümle politika irileri ve dirileri, kahramanları ve gâzîleri de, “Kös dinler gibi” 1963’den beri herifi dinlemekden neredeyse cezbeye yakalanmışlar ve irâdeleri başlarından uçmuş, robot birâderler oluvermişlerdi…

Yavuz Ağa da başka cins üçleme, şekerleme ve tekerlemelerle yol alacağını sanıyor ve diyor:

“Her millet tek yılbaşına sahipken, bu toprakların mirasçısı olan bizler üç ayrı yılbaşına sahibiz. Bu bize diğer milletlerin sahip olmadığı bir zenginlik katıyor.”

Zenginliğin böylesi iblisin başına!

Fevkal’âde müthiş ve yepyeni bir keşif!

Mâzîsinde kalan Risâle-i Nur rahle-i tedrîsinden ilhâm almış olabilir mi? Yoksa orada okunanlar, muayyen zaman geçince bazılarında ters mi tepiyor?

Nasârâ keferesinin üçlemesi (Teslisi) ne hikmetse, böyle “Hoşgörü ve diyalog” cebhesinde nice üçlemeci fırkalara, partilere ve pırtılara ilhâm kaynağı oluyor!

Kelâm-ı Kadîm “Kamerî aylar ve zaman esaslarından bahsedermiş”; Peygamberân-ı ızâm Aleyhimüsselâm Hazerâtının tamâmı da, bu kamerî aylar dışında zaman ölçüsü (Takvim) kullanmazmış, bunlar, “Müverrih-i Ahır.aman’ın” hiç umûrunda bile değil!

Ona göre yeter ki, “Takvim ve yılbaşı zengini” hatta milyarderi olunsun, bu herşeye bedeldir!. Sanki mutluluk, putluluk, şutluluk ve kurtluluk, hatta “Yerlilik ve millîlik” hep buna bağlıdır!.

Ne garib!

Ve aynı adamın aynı yazısındaki, İngiliz Hıristiyanlarının Papazın takvimine olan aksül’amel ve ısyanlarının da vesîkası:

“O zaman bile İngiliz halkı isyan edecek, “Gregoryen takvimi”ni kabul eden “İngiltere Krallık Cemiyeti” üyelerinden hesap soracaktı.”

O zamanın İngilizlerinin bile gözünü “zenginlik hırsı” sarmamış!. Yazının böyle (tenâkuzlarını) görüb, “Perhiz-Turşu” nisbeti kurmaya da kalkışsak, boş!

Hıristiyanlar bile hıristiyan takvimine kazan kaldırırken, bizim 7 göbek müslüman ve kaytan bıyıklı babayiğitlerimiz (üçleme zenginlikleri) diye, hıristiyan takvimi ve yılbaşıları peşinde, sanki erkek mart kedisi!. Bu satırlarda yatan şeddeli  tenâkuzları geçelim!.

Bu haçlı takvimi bulunmaz hind kumaşı ise, buna İngiliz keferesinin bile rest çekişi, Yavuz’un yavuz küllemeleri ile kâbil-i te’lîf edilebilir mi?.

Yâ Sabûûr!

Kamalist inkilaplar bu memleketin yavuzunu havuzunu ne hâle getirmiş? “Devrimler, devirimler ve evrimler, evrilmeler ve devirmeler” öyle DEVİRMİŞ ki, herkes yıkıntı ve enkâz altında kalıb, “Kimse yok muuu?” âvâz u feryâdıyla boşuna yanıb yakınmış!

Yoksa bu kadar mütenâkız, insicamsız, savruk ve kavruk yazı yazmanın sebebi, “Mûmâileyh, (Çakır keyf) olarak mı bunları kaleme almışdır” demekle vuzûha kavuşabilir mi? Bunu da en iyi, biz değil mutlaka kendisi bilir!. Ayran içse, bazılarına alkol tesiri yapar mı, onu da tıbbın hangi şûbesi bilir, bunu da gene biz bilmeyiz!

Bu ihtimâli kuvvetlendiren bir işâret de, Akit muharririnin islâmî takvimdeki ayları, Bekri Mustafa’nın düz yolda giderken münhaniler çizerek yümesi kabilinden saymasıdır!

Okuyalım:

“Osmanlılarda da kullanılan Hicri Takvimde ay isimleri şöyledir: Muharrem, cemaziyülevvel, cemaziyülahir, safer, rebiülevvel, rebiülahir, recep, şaban, ramazan, şevval, zilkade, zilhicce…”

Aynı gün (31/12/2018)de Akit’in çakma üstadlarından A. Dilipak da “Yeni Yıl” serlevhalı bir yazı döktürmüş ki, o da islâmî ayları saymış! Pek tebrîke şâyândır ki Dilipak, 12 ismi biribirine karıştırmadan ve 10 numarayı hakedecek (!) şekilde; ve Yavuz’un aksine, islâmî ayları çok düzgün ve doğru saymış! Ammâ yazısının son iki cümlesiyle o da, bir çuval inciri fenâ benzetmiş! Mevkii ve mevziinde göreceğiz!

Cumhûriyet entel ve dantel takımından ve “Müverrih-i Alır.aman” Yavuz Ağa, 2. ay Safer’i, 4’de koymuş!

  1. ay Rabiülevvel’i 5. Yapmış; 4. ay Rabiülâhır’ı 6. aya oturtmuş!
  2. ay Cemâziyelevvel’i de, 2. yere çakmış; 6. ay Cemâziyelâhır’ı ise 3.’lüğe lâyık görmüş!.
  3. ay Receb’i, 8. ay Şa’bân’ı ve 9. ay Ramâzân-ı Mübâreki, 10. ay Şevval’i, 11. ay Zilka’de’yi ve 12. ay Zilhicce’yi, bu 6’sını hele şükür yerlerine koyabilmiş!!!

Öyle anlaşılıyor ki üçayların ve bayramların olduğu aylar ve onların komşularını ezberleyebilmiş, ötekiler içün ise, “olsa da olur olmasa da” havasına girmiş! Zaten “Takvimmiş-yılbaşıymış, hangisi olursa olsun bana vız gelir” havalarında değil miydi?.

Sonra kulağı ezanda olmayanın gözü namazda olur mu?.

“Müverrih-i cumhûrîyet” oldukdan sonra Hicrî ayları değil; Mîlâdî ayları bilmemek ayıb ve kayıbdır!. Hicrîler bilinmese, hem “Takvim ve yılbaşı zenginliğine” bir zararı da olacak değildir ki!

Hem, 5 ayın yerleri biribiri ile karışsa, kime ne zararı var?. Bu takvim ve ayları zaten mer’iyyetden kalkmış, battal olmuş, müzeye kaldırılmış!. Bilsen ne, bilmesen ne?. Anamız babamız, hele Rahmetlik dedelerimiz biliyordu ya, bizim yerimize onlar lâzım oldukça kullanmış, okumuş, yâdetmişlerdir! Bu bile bizimçün böyyük bir kazanç değil mi!? Biz “Alnı şanlı Osmanlı torunları” değil miyiz hem!?

Yavuz Ağa’nın derd ü kederi Hicrî takvim değil, Mîlâdî Papaz takvimi! Bakın dönüb dolaşıb ona nasıl geliyor; ve ne kadar saklansa bile, onu bulmak onun nazarında ne kadar mühim:

“Hicri yılı Miladi yıla çevirmek için Hicri yıl 33’e bölünür. Çıkan sayı Hicri yıldan düşülür. Bu sayıya 622 eklenirse Miladi yıl bulunur.”

Yeter ki (Mîlâdî Papaz takvimini) bul!

Çünki “Mühim olan TAKVİM DEĞİL; yılın nasıl yaşandığı!”

Takvim mühim değil ammâ; “Mîlâdî oldu mu onu bulmak çok mühim!”

İşte baklayı çıkardı şimdi. Yani Hicrî takvim MÜHİM DEĞİL!

Şu da isbâtı:

“Aslında önemli olan takvimin türü değil, yılın nasıl yaşandığıdır.”

Pekiy, ya Cenâb-ı Hakk Azze ve Celle, Kelâm-ı Kadîm’iyle kısmen (2. Makâlemizde yazdık), “Takvimin TÜRÜ de CİNSİ de, cibilliyeti de cirmi de mühimdir, hem de asıl Kamerîsi de”, demeye gelecek şekilde, bunu ifhâm eden âyetler önümüze koymuşsa, o zaman hâlimiz nice olacak?!

Böyyük mütefekkir “Takvimin türü mühim değil” demiş, kendi müfekkiresine göre kıymetlendirme yaparak “dînine” nasıl bakdığını açık etmiş! Daha beterini de diyebilirdi; hatta şöyle dese ne yapardık:

 “Çok şekilcisiniz bre! Siz benim kalbime bakın, bu internet asrında takvim makvim, geçin bunları!”

İyi ki böyle dememiş, ne de olsa Tarihçi!. Vesîka ister bu meret iş!. Anınçün  bu kadar da edeb terbiye olsun artık!

Sadede şürû’ etdikde:

“Takvimin türü mühim değil” diyerek ve târihçi (!) olarak, geriye doğru târihe; ve hele islâmî zaman şuuruna,  politik ağızla ve modernist zihniyetle ve müslümanlara tepeden bakan CHP kafasıyla sallamak ve dallamak, ancak bu kadar olabilir!.

“Takvim türü mühim değilmiş!”

“Takvim türü mühim olmadığı” içün mü, cihân târihi kadar kadîm hele 15 asırlık takvimin yerine, haçlının takvimini kilise direği gibi ÇAKDILAR?

İşte baklanın ağızdan çıkdığı nokta!. Papaz takvimi de olsa, Müslüman takvimini sürüp yerine de geçse ve hatta onu yasaklatsa da, hiç mühim değil!

“Mühim olan takvim türü değil, yılın nasıl yaşandığıdır!” deyen aklı evvel veya âhir, kim olursa olsun ona en azından şu denir:

Müslümanım diyen içün yılın nasıl yaşanacağının cevabı, Müslüman gibi yaşamakdır… Bu yaşamanın içine, Hicret-i NEBÎ Aleyhisselâm gibi Müslüman mukaddeslerinin zamanlarını da (ihâta eden) ve Türkün 1000, müslümanın 1440 yıldır, hatta Âdem Aleyhisselâm’dan i’tibaren gelen bütün zamanlardaki müslümanların tâbi’ olduğu Hicrî (Kamerî) takvim de bal gibi girer! Hatta, Hicret MUKADDESİMİZLE başlıyan Şemsî (Rûmî) takvim bile, ikinci dereceden olsa bile o da girer!. Bunlarsız “Mühim olan yaşamak” olamaz! Gâvurlara benzemekle insan müslüman kalamaz; benzediği olarak, yani gâvur olarak yaşamaya devam eder!

“Mühim olan takvimin türü değil” diyen bir mantık, “Mühim olan, dînin cinsi, devlet şeklinin türü değildir!” de diyebilir!

Bu, “Milletin südü, mücâhidin kanı, yazının cinsi, târihin türü, âile şeklinin rengi, cinsiyet farkının kalkması,  mahremiyetin askıya alınması, nâmûsun türü, vatanın cinsi, bayrağın soyu, v.s. de mühim değildir”, diyebilecek akıl ve mantıkdır!. Bu tür akıl ve mantıkdan, yani kendi kendisi olmakdan, geriye, zerre miskâl bir kırıntı kalmaz; ortaya, global dünyanın istediği ve Fettoşizmin can atdığı ozon gazı gibi veya tavşan tersi gibi renksiz, kokusuz, tatsız, şekilsiz, köşesiz, çeşnisiz, rutûbetsiz bir nesne çıkar!

Tamam, Akit ve yazar-çizerlerinin bir bölüğüne göre, “Takvimin TÜRÜ MÜHİM DEĞİL” olsun!

İslâm’a ve müslümanlara göre ise, mühimin de üstünde ehemdir! Yeryüzü câhilleri de dâhil herkese, Büyük Dâhî ve Müfessir Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri’nin Tevbe Sûresi 36. Âyet ile alâkalı satırlarını kelime kelime okutalım; ve “Takvimin türü” ehem mi mühim mi, mühürlülere kadar herkes anlasın:

“Doğrusu ayların sayısı Allâh yanında 12 aydır. Gökleri, yeri halketdiği günki Allâh yazısında bunların dördü HARAM olanlardır….”

Burada aylardan murâd, kamerî aylardır; güneşin aydan aya değişib “Ben bir ayda şunu yapdım” dediği hiç duyulmuş mu? Bunu ancak AY yani KAMER söylemiş, ancak gene o, Kıyâmet kopuncaya kadar da söylemeye devam edecekdir! (İnşâAllÂH).

Tefsirinden:

“Allâh indinde yani Allâh hükmünde mu’teber ayların adedi muhakkak oniki aydır. Ki ŞUNUN BUNUN UYDURMASI, FARZİYYÂT VE İ’TİBÂRÂTI DEĞİL, Allâh’ın şu semâvât ve arzı halketdiği gün Kitabında—O gün yazılan Allâh yazısında, HAKK TAKVİMİNDE—mukarrer ve muharrerdir……..”

Müfessir Merhûm, diğer takvimlerdeki ayların tabiî ve fıtrî değil, şunun bunun uydurması ve farziyyât ve i’tibârât olduğunu; ezelden beri HAKK TAKVİMİN bu olduğunu ve buna göre olanların “Mukarrer=Kararlaşmış ve Muharrer=Yazılmış” bulunduğunu apaçık beyân buyuruyor… Artık bir müslüman nasıl “Takvimin türü mühim değildir” diyebilir…

Aşağıdaki satırlar ise, mes’eleyi çok daha şiddetle ve sarîhan ve hiçbir şübheye yer kalmıyacak kat’iyyetde ortaya koymaktadır ki, KAMER, kıymetini doğrudan doğruya HAKK’dan alan,  açık ve fıtrî dosdoğru bir hesâbın menşeidir… Kamerî TAKVİM, beşerin i’tibârî bir değeri değildir; farzî bir delîl de değildir; hılkatde delil ve alâmeti görülmeyen TAKVİMLERE aslâ benzemez; varlığı hılkatle beraber başlayan bir takvimdir; varlığı, Cenâb-ı Hakk’ın takdîr ve takvimiyle sâbitdir; bütün herkes içün göz önünde ve meşhur olan, tertib edilmiş hakîkî bir hesâb kaynağıdır…

İşte bütün bunları mübeyyin, müdellel ve muhteşem tefsîr satırları ki, bir isbât vesîkasıdır… Mevzuun mütehassısı Şerîat âlimlerinin bu beyanları kâle alınmaz da gazeteci bir takım adam ve madamlar ahkâm kesmeye ve “Takvimin türü mühim değildir” diyerek füze hızıyla yâveler savurmaya ve ehâliyi de idlâl etmeye başlarlarsa, artık Kıyâmete intizâr ŞART olur!

İşte ehli ve mütehassısının, takvimin îmâna da taallûk eden vechesini fevkal’âde aksetdiren; ve yukarıya aldığımız hakîkatlerin aslı (orijinali); ve o asîl ve hâkim satırları:

“ÇÜNKİ BU, KIYMETİ MÜCERRED İ’TİBAR-I BEŞERÎ İLE KÂİM OLAN, FARZÎ VEYA HERKES İÇÜN HILKATDE DELİL VE ALÂMETİ ZÂHİR OLMAYAN TAKVİMLERE MÜSTENİD BİR HESÂB DEĞİL, ŞU GÖRÜLEN ÂLEM MECMUUNUN YARATILDIĞI ECRÂMIN HACM Ü HAREKETLERİYLE KEMMİYYETLERİ TAKDÎR OLUNUB ARZIN HILKATİNE TERETTÜB EDEN VE SEMÂ YAPILDIĞI “……..” MANTUKUNCA MAHV-I KAMERLE Arz nokta-i nazarından cereyan edecek zaman (C.4,S. 2523, 1936) mikyaslarına bir istivâ verildiği gün başlayan HİLÂL TAHAVVÜLÂTININ CÂRÎ OLDUĞU BU ÂLEMİ YARATAN ALLÂH TEÂLÂ’NIN TAKDÎR Ü TAKVÎMİYLE SÂBİT VE O GÜNDEN BERİ NİZÂM-I MÜRETTEBİYLE NEFSEL’EMİRDE CÂRÎ VE HERKES İÇÜN KAMERİN HİLÂL VE BEDRİ KADAR ZÂHİR VE MEŞHÛR OLAN VE KIYMETİNİ HAKK’DAN ALAN FITRÎ, AÇIK VE DOSDOĞRU BİR HESABDIR. Sâniyen bu aylardan 4 ayın hürmeti, öteden beri kâim bir DÎN ve ŞERÎAT’dır” (c. 4, s. 2524, 1936 tab’ı.)

“Bu sûretle âyetde TAKVİM-İ HAKK İLE ADED-İ ŞUHÛR TESBÎT VE EŞHUR-I HURUMUN HÜRMETİ TAKDÎR OLUNDUKDAN SONRA….” (s. 2527)

Cumhûriyet müverrihi de geçinen çapkın bıyıklılar, “Takvim-i Hakk” da mı varmış derlerse, hiç kimse şaşırmasın!. Çünki onlar nazarında takvim mevzu’ları, yevmî basit işlerdendir; hatta çocuk oyuncağı kabilinden şeylerdir de!

Müfessir Merhûm’un bervechi âtî (aşağıdaki) satırları dikkatle okunacak olursa, görülecekdir ki, kamerî (hicrî) takvim yerine mîlâdî takvim kullanıldığı zaman, sâdece İslâmiyyet gibi Hakk DÎNİN nice emir ve farzlarının yerleri değişir ve işlemez olur sanılmamalı; Yehûdiyyet ve Nasrâniyyet gibi bâtıl ve beşerîleştirilmiş religionların perhiz ve bayramlarına kadar herşeylerinin de altüst olacağı pek muknî ve ehil olarak îzâh ve isbât edilmektedir:

“….evkât-ı şer’iyyede esâs olan, sene-i kameriyye hesâbı yerine fazla veya eksik herhangi bir sene i’tibâr edildiği takdirde, o seneye nazaran kamerî aylar her sene bir miktar fark edeceği cihetle bundan gün mikyâsına tâbi’ olan avkât-ı şer’iyye değişmezse de, sıyâm ve hacc gibi ay mikyâsına tâbi’ olan umûr ve evâmirin, ibâdetlerin ve hürmetlerin evkât-ı şer’iyyesi muhtass oldukları aylardan her sene kısmen olsun inhirâf eder. Ve binâenaleyh, bir sene helâl sayılan bir ay, ertesi sene velev kısmen olsun haram sayılmak tenâkuzu her halde vâki’ olur. Meselâ Yehûd ve Nasârânın dahî perhizleri, bayramları esâsen hep sene-i kameriyye hesabıyla aylara mahsûs iken, bunları sene-i şemsiyyeye tahvil etdikleri zaman eskiden perhiz ayı olan kamerî ay, bir sene tam perhiz olmuş ise, ertesi sene bu tahavvül, mutlak 5-10 gün olsun yenmişdir. ve hele birkaç sene sonra behemahal tamâmen yenmişdir……. Bu suretle diğer sene olmak lâzım gelmiyeceğinden, bu şümûl daha ziyâde  tavazzuh eder.” (s. 2536-37)

Müslümanlardan bilinen adı geçen muharrir-i zemâne, son cümlesiyle de, bütün söylediklerimizin isbâtı olduğu kadar, baklanın en irisini de ağızdan kaçırıyor ve hepsinin üzerine TÜY DİKİYOR:

“Yine de bugün itibariyle yılın değiştiğine inanan herkesin yeni yılını kutluyorum.”

“Yine de” diyerek, sanki, muârızlarına “Çatlasanız da patlasanız da” resti çekiyor!

Ve yine sanki,“Siz, TAKVİM hikâyesini yılbaşı rezilliklerini benim burnumun ucuna, bir de külâhımın püskülüne anlatın! Ben, demokrat, cumhuriyetçi, modernist, hoşgörücü ve diyalogcu bir dünyâ ve Avrupa insanıyım var mı diyeceğiniz?” dercesine; “Yılın değiştiğine inanan herkesin yeni yılını yani 1 ocağını KUTLUYORUM, işte o kadar!” reddiyesiyle ve kabadayıca meydan okuyor!

İsteyen istediğini okusun, nasıl olsa memleket şîrâzesinden öyle bir çıkdı ki, bundan sonrasını, takdîr ne ise öylece göreceğiz!

Başlar ayak, ayaklar baş olmuşsa; bilen susar, câhil konuşursa, orada “Terörün en cüzzamlısı bulunan HAKK’a karşı olanı başlamışdır”; ve bundan sonrasının da, politikacıların öyle şeytânî yalan ve gözküllemeleriyle yürütülmesi zor mu zordur!

4 gündür Tefsir satırları ile ortaya koyduk ki, “Hicrî=Kamerî” takvim, Kelâm-ı Kadîm’in hatta bütün Peygamberân-ı Izâm Aleyhimüsselâm Hazerâtının da Takvimidir… Bunda şekk ve Şübhe edilemez… Artık, kimler kimleri “Muârız” görüb “Kavga” çıkarmak istiyor, bunun hesâbını cennetlik ve cehennemlik herkes verebilir!

Dembokrasi, cumbokrasi, lâyıklık, hoşgörü ve diyalog  yandaşlarına, havuz-yavuz medyasına ve Dîn’in zararı karşısında müdâfaaya geçib doğruları söyliyenlere hücûma kıyâm eden herkese; ve el-etek öpen, kullara kul olub eğilen menfaatperest mahlûkâta, bu memleketde hürriyetler ziyâde  mebzuldür!

İstiyen istediği tahrifât, telvisât ve levsiyâtı  okuyub-yazabilir; ancak biz de, hem seyredib Kahhâr-ı Zülcelâl’e havâle ederken, içimizden ve dışımızdan da, elbetde birşeyler okur ve yazarız!

Ancak, “7 göbekden müslüman olanların”, “Yeni yılını kutladıkları” sevgili vatandaş ve globaldaşlarını da tasrih etmeden geçmiyelim: “Yılın değiştiğine inananlar” kim?. Sanki buna inanmıyanlar var da, sanki “Mîlâdî Takvime göre yılın değişdiğine inanmıyanlar” mevcud da, onları, “Yılın değişmediğine inanan ve yerinde sayan gerici ve ortaçağcılar” olarak îmâ edince, Kaytan Bıyıklılar “Kavga sevmez, yurtda sulh cihanda sulh” diyenler kervanına katılacaklardır! Bunlara sanki bir yerlerden de, “Tam babacan, çağdaş, modern, hoş görülü ve diyalog âşığı Tarihçi ödülü” alacakları va’dedilmişdir!

“Ödül enflasyonu” mevsiminde bile olsak bu nesneyi de, Fettoş Hocfendiyi oynatan Vatikanlı, Angilikanlı, Siyon yıldızlı ve Evangelistli eski Lozan patronları ve onların içdeki 96 yıllık kuyrukları verecek değil midir?

Yerli-Millî adam ve madam bolluğunda, “Aziz dînimiz, Sevgili Peygamberimiz” diye diye tırmanan dembokrat cebhesinin safını gördünüz mü?

Onbinlerce senedir gelen MÜSLÜMANLARIN KELÂM-I KADÎM ile de müeyyed mukaddes takvimleri ile, nasıl istihzâ edib dalga geçiyorlar!

Bir Batı ümmetçiliği ve hayranlığı ki, almış başını gidiyor!

Saray ve imam  mesajları bile:

“2018 yılının milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını rabbimden niyaz ediyorum.”

Şeklinde olur; ve o Haçlı “kutsallarından” olan nesneye Müslüman bayramları ve kandil günlerinden de üstün bir “mukaddeslik” izâfe edilirse; “Rabb Teâlâ’dan hayırlar niyâz etmeye” vesîle olacak kadar “kutsanır” yani takdîs edilir ve dolayısıyla hıristiyânî bir gün böylesine baş köşeye geçirilirse, altdaki ve arkadaki milyonlar, medyası, kalemşörleri, çilingir sofracıları, zevk u safâ ve isrâf-vurgun ve saltanat ehli yani imamın “cemaati” ne yapmaz?!

 

(Mâba’di var)

İntişârı: 06.01.2019 / 12:28:44

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir