(4) Dembokratların Yüz-Karaları Ve Yüz-Numaraları!
16 Nisan 2014
(2) “Kutlu Doğum Ve Paralel Din” Ve Mezhebsizlik Denen “Dinsizliğin Köprüsü!”
23 Nisan 2014

15 Nisan 2014 Salı  GÜNÜ, Dilipok, gene tenâkuzlar ve kendi dîni ile alâkalı fetvâlar döşendi; ve o bilinen akıl derecesiyle, dinde bir dâhî hatta müctehid

“KUTLU DOĞUM VE PARALEL DİN” VE MEZHEBSİZLİK DENEN “DİNSİZLİĞİN KÖPRÜSÜ!”

(1)

Zıyâiyye BEKÇİSİ

 

 

15 Nisan 2014 Salı  GÜNÜ, Dilipok, gene tenâkuzlar ve kendi dîni ile alâkalı fetvâlar döşendi; ve o bilinen akıl derecesiyle, dinde bir dâhî hatta müctehid olduğunu dünyânın gözüne gözüne sokdu!. Bakınız, o dâhiyâne ve müctehidâne satırlarından bazı incileri burada beraberce mütâlaa edelim; ve bu adamın yazılarını hergün neşreden dindar Vakit’in (!) derecesini de bir kere daha görmüş olalım!. 15 asırlık Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat’e düşmanlık höykürenlerin, kafa, rûh ve înançlarındaki, hakâret, aşağılama, düşmanlık, hatta tekfîr gibi “îmândışılıkları” bu yazıda apaçık görebiliriz… Bütün bunlar, pek ahlâk dışı da sırıtdığı içün, o gürûhun tamâmına bir (ha..irnâme) olması bâbında, bu makâlemiz kaleme alınacakdır…

Muhammed Hamdi Efendi Merhûm’un buyurduğu gibi de, “Hakk ve Hakîkate mahabbetin derecesi, şirk ü bâtıla buğz ve adâvetin derecesi ile mütenâsib olacakdır.”

Ancak, temâs edilmiş olmasından hareketle, biz, şu mâhut “Kutlu, mutlu ve (p.tlu) hafta” uydurmasına da, bir nebze dokunuverelim. A. Dilipok Der:

“Kutlu Doğum Haftası’nı idrâk ediyoruz.. Camilerimiz, dini vakıflar, İmam-Hatipler, her yerde din ve dindarların hali konuşuluyor..” 

Abdül Efendinin “idrâk keyfiyeti” elbetde zırnık kadar bizi alâkadâr etmez! Neyi nasıl “idrâk ediyoruz”  demek ile, neyi nasıl idrâk eder; bu, onun idrâk seviyesiyle alâkadârdır! “Her yerde dîn ve dindarların hali konuşuluyor” ifâdesinden, “gelenekçi” adını takdıkları 15 asırlık ulemâ ve şühedânın levmedilmesini kastetdikleri de uzak bir ihtimâl değildir! Nasıl bir “paralel din” peşinde yıllardır koşuşturdukları da nazara alınırsa, “dinlerinin” ne olduğu da hemen görülür! Tek hedefleri, bu levm içün yazmak ve çene çalmak olanlar, aşağıda gelecek satırları ile de bunu bedâhaten ortaya koymuşlardır…

Bir kere ve hemen beyân edelim ki, bu uydurma “Kutlu, Mutlu ve (Pu.lu) Doğum Haftasının” 15 asırlık SON ŞERÎAT-I MUTAHHARA içinde zerre kadar bir kıymet ifâdesi olamaz; ve Allâh Rasûlü Aleyhisselâm Hazretleri’ne nisbetinin de, hiçbir islâmî senet ve istinâdı bulunamaz… Bu haftayı uyduranlar, müslümanların “Peygamber sevgi ve bağlılığını” dembokratik dünyâ ve fizikötesi görüşün emrine ve ayağına sererek, onu seküler bir hedefe saptırmak ve asliyyetinden uzaklaştırmak gibi seytânî bir gâye ile uydurmuşlardır. İslâm’ın edillesine ters bir “anma haftası”, sâdece bu Mukaddes ve Muazzez DÎNİ tahrîf, tağyîr ve tebdîl hedefine ma’tûf bir düzmecedir, o kadar… Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm Efendimiz Hazretlerini islâmî esaslar çerçevesinde “sevgi ve bağlılık” içre yâdetmek, ma’bed dışı bin türlü menhiyâtın irtikâb edildiği salon ve mekânlarda şov denilen Haçlı Avrupa kültüründen aşırma bir takım ritüeller uydurarak ve bunlara sarıp sarmalıyarak, bir cümbüş ve eğlence festivali havasıyla anmak; ve oralarda, bazılarını da, “Türkçe Olimpiyatlarına” müşâbih (a.ırtmak) şeklinde olamaz… O Zât-ı Kibriyâ Hazretlerinin, Kitâb, Sünnet, İcmâ’ ve Kıyâs-ı Müctehidîn delilleri ile önümüzde duran “Ahkâm-ı Kur’âniyyesini” ferd ve cem’iyyet olarak yaşamak azmi ve irâdesi uyandırmadan, kupkuru lâf u güzâf elinde sevmek, sâdece gösteriş, riyâkârlık ve hedef saptırmakdır… Sarıklı-sarıksız politikacı gürûhuna âid bu şovların, ALLÂH’ın DÎNİNE hizmet sayılabilecek zerre kadar bir fâidesinin olabileceği düşünülemez… Bu kabil sekülerleştirici bid’atların, İslâmiyyet’in esasındaki aksiyon ve dinamizmi, lâf ve pörsütme cambazlıkları ile saptırması ve örtmesi sebebiyle, son derece zararlı ve iğdiş edici olduğu da bilbedâhe sâbitdir… O RASÛL, LÂF CANBAZLIKLARI VE TÂĞÛTÎ HER TÜRLÜ BEŞERÎ SİSTEMİ (DEMBOKRATİK RİTÜELLERİ DE) LÂ’NETLEMİŞ; VE KIYÂMET’E KADAR GELECEK GERÇEK MÜSLÜMANLARA, “ÎMÂN VE AMEL-İ SÂLİH” DENİLEN ALLÂH İRÂDE VE HÂKİMİYYETİNE BİLÂKAYD Ü ŞART RÂMOLMAYI EMÂNET BIRAKMIŞDIR…

Bir de, neden hicrî 12 Rabiülevveller değil de, mîlâdî 21 nisanlar?. Neden?

İslâm milletini BÖLMEK ve PARÇALAMAK içün mü?. İslâm milleti, sâdece toprak üstünde yaşayan veya yaşadığını zanneden insanlardan ibâret değil; asıl millet, toprak altında “âlem-i berzahdaki” milletdir… O Zât-ı Kibriyâ Aleyhisselâm, neden, bu ümmete çizdiği çizgiden ayrılarak, 15 asırlık bu ümmete zıd ve ters bir zaman ve mekân sefâleti içine çekilerek  yâdedilmek cihetine giriliyor ve sapılıyor?

Bu girizgâhlarla, reformizma ve revizyonizmacı münkirler, şeytânî planlarının temrînâtı veya onları, test edişin peşinde midirler?!

Adam şöyle yazıyor:

“- Ve tabii gündemin ana konularından biri de “Paralel din”, “Dine karşı din”, “Atalarımızın dini”, “Din büyüklerini ilah ve din edinmek”, “TSE damgalı bir din”, “Amerikano İslam”, “Euro İslam”, Türk-İslam, Arap İslam, Fars İslam, Şiilik, Sünnilik, Sufilik, Selefilik..

Hemen belirtelim ki, kim, dinin önüne ya da sonuna bir şey ekler ya da ondan bir şey çıkarırsa, kişi eklediği ya da çıkardığı ile baş başa kalır ve din aradan çekilir..” 

Bu meyanda, görüldüğü gibi “SÜNNÎLİK” de ihmâl edilmiyor!..15 asırlık Ashâb, Tâbiîn, Tebe-i tâbiîn, Müctehidîn, Emevî, Abbasî, Büyük Selçuklu, Anadolu Selçukîsi, Gazneli, Karahanlı, OSMANLI v.s. müslümanlarına kadar milyarlarca müslümanı, bu sakat ve sâkıt akıl ve mantıkla, “Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaatiz” dedikleri içün, “dinleri çekilmiş, dinsiz kalmış” ateisler gürûhu olarak kabûl gerekecek!… Hâşâ… 15 asırlık Ehl-i Sünnet ulemâsı da, bir hiç; ve bunların sayısız eserleri de, Bulgarlara vagonlar dolusu satılan kağıt parçalarından başka birşeycik etmiyecek!. Sonra da bunları, “gelenekçi müslümanlar” diyerek yok saymanın, işte “mezheb tanımayan mealci” kafasıyla ve “hâricî mantığıyla” dışlanışı… “Paralel din” denen şeyin daniskası… “Fırâk-ı Dâllenin” modern fraksiyonlarından biri… Bunlar, kendilerinin religionu ise, bize ne?

Böyük mezheb ve tasavvuf tanımaz Dilipok, bu kabil sıralayıb gidiyor ve nihâyetinde de, “din aradan çekilir, siz eklediklerinizle başbaşa kalırsınız” yani “din çekildiği içün DİNSİZ olmuş olursunuz” diyor!. Yüksek ve modern müctehid olunca, “tekfir” müessesesi, böyle bir kafa “paraleli” ile çizik atıyor!. Bu tekfirlerin kendilerini kuşatmadığından, bunlar nasıl eminler acebâ?!

12-13 asırdır müslümanlar, “Matüridî” veya “Eş’arîyiz” mi dedi, hemen hükmü bas; ve “senin dînin aradan çekildi, sen dinsiz kaldın, kendine din ara!”

Amma sâdece o, Bay A. Dilipok, “dini aradan çekilmiyen” çelik gibi dindâr!. Çünki onun dininin önünde hiçbir “ekleme” yok, arıtılmış ve damıtılmış %100 din, sâdece onunkisi!. Böylesini nerelerden bulduysa…

Bu adamın dini ne ise odur, bizi hiç alâkadâr da etmez; ammâ bizim dînimiz onu neye alâkadâr eder ecebâ; veya kendisi dışındakilerin dîni, bu adamın nesine ve neresine zarardır?. Biz “Lekum dînükum veliye dîn” diyoruz!. Bu adam neden bizim gibi diyemez de, herkesin onun dînine girmesini istemesi; ve girmezlerse, onlardaki “dinin aradan çekileceğini!” üfürmesi ve vahiy gelmiş gibi elâleme dayatması (hakkını), bu adam kimden, nereden almaktadır?. Yeni bir ta’birle, bu adamın “özgül ağırlığı” kaç miligramdır?. Echeliyyet, ne zaman bu kadar şirretleşmişdir?

Akıl ve mantık sefâletine devam:

 Gerçek Müslümanlıkla, sahteleri ve münâfıkları ayırmak içün bazı elfâzı mı kullandın, bas düğmeye; ve “siz, aradan dini çekilmiş dinsizlersiniz!” de; ve zil takıp oyna!.

Müslümanlar bu adamın diniyle uğraşıyor mu?!

“Biz hanefi müslümanlarız” diyene mi rastlamış, aforoz hazır: “Bu adam hanefilikle başbaşa kalmışdır, Müslümanlığa ekleme ve saplama yapmış, dini aradan çekip çıkarmış, dolayısıyla dinsiz olmuşdur!”

 Çüşşşşşş!

Dembokrasi dininin Başvekillerinden Receb Tayyib Paşa da Bağdad’da “ben ne sünnî ne şiiyim, ben müslümanım” demiş; Câferilerin İstanbul’da edâ etdiği mâtem panayırındaki yağlama operasyonunda da, “Sünnînin Caferiye, Cafeninin Sünnîye üstünlüğü yokdur” saçmaları patlatmışdı!. Ve böylece, hedefine karavana sallamış, avını vurmak bir yana, silâhı geri tepmiş ve şii dünyası meşhur (takıyyesi) ile de, birilerine, sırtdan hançerleme kazığı atmışlardı… Vaktiyle Humeyni’ye beyat da toplıyan Dilipak’ın Acemistanlı Takıyyecileri, “paralelci eşkıyâlar” gibi nice hâinliklerini ortaya koymuşlar; ve hâlâ da ellerindeki kazıklarla meydanlarda dolaşmaktadırlar!.

 Bu mezhebsiz kalabalıkların, i’tikâdî ve amelî Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâat mezhebleri sâliklerine sürtünmeleri, artık iğrendirici çukurlar açmaktadır ki, uyduruk müctehidlerinden Haltettin nâm pırasasörleri de, kendisine sual soran adama, aynen şu ahlâksızca  sualle cevab verebiliyor: “Hanefîliğe göre mi, İslâm’a göre mi cevab vereyim?”

Öyle ya, Müslüman ayrı, Hanefî ayrı!

Lânet olsun!

“Hanefîlik İslâm’ın dışındadır” demenin “fikir fâhişeliğine” bakınız!

Dilipek’un akıl ve mantık hamûlesine biraz daha el atalım:

Ben “ehl-i sünnet vel cemaat mezhebindenim”  diyene mi rastlamış, bir vakitlerin taş kafalı hâricîleri gibi hemen mahkûm edecek ve böğürecek: “Bu adam ehl-i sünnet vel cemaatle başbaşa kalmış, bunu Müslümanlığa ekleme yapmış, Müslümanlık aradan çekilmiş, adam dinsiz kalmış!..”

Hemen adamın boynuna bu (aforoz) yaftasını da asacak ve onu doğru cehenneme postalıyacakdır!

Çünki “din aradan çekilmiş”, yerine, dinin dışında ve dine düşman bir öcü gelib oturmuşdur!. Hâşâ ve kellâ!

Humeyni’ye bey’at toplamadan evvel ise, “Peygamber misyonlu Lider” Erbakan’ın gazetelerinde “millî görüş” mezhebine hizmet eden bu adam, Necmüddîn Hocasının Vehhâbîlerle yapdığı “Kültür Anlaşmasından” da esinlenib besinlenerek, mezhebsizlikde kat’-ı merâtib eylemiş olabilir!. Sonra bir aralar, sivil toplumcu ateistlerle kanka olub, sokak-meydan aktivistlik numaraları çeviriyordu!. Mavi Marmara’ya ise son anda yetişemiyerek denize düşmekden kurtulmuşdur! Daha sonra da Pensilvanyalı Locafendiye yanaşdı ve “paralel Dincilerden” ciamaat tâifesinin bastığı “Küresel Barışa Doğru” nâm kitabın kapağında, Kâinâtın İmamı Locafendisi, Eygi’nin müslümanı (B.klamış Ateş), Müjdat Gezen, Erdoğan’ın DİB’e bakan bakanlarından Memet Aydın, Manço ve Cengiz Çandar v.s. gibi niceleriyle aynı karede resimleri de pek meşhurdur!. Hele bir ara CİAMAAT takımının Abant toplantılarının en gözde müdâvimlerindendi!. 17 Aralık 2013 tarih-i mîlâdîsinden sonra ve şimdi ise, nice eyyamcılarda görülen zıplama kıvraklığıyla, bıçakla kesilmiş gibi bir tarafa doğranmış ve ciamaat tâifesinin can alıcı bir adüvv-i dini kesilmişdir!.

En kaba hatlarıyla ömür serüveni böyle olan T.C. “lâmezhebiyye islâmcılarının” karakter hattı böyledir!

Onların kafaları “mezhebsizlikle” tütsülenmiş; mezhebler, “din dışı eklemeler” olarak beyinlerine zerkedilmişdir. 15 asırdır da, müctehidlerin  veya ilk asır fakihlerinin verdiği fetvâ veya ortaya koyduğu ictihadlar, “Kitab ve Sünnet dışı nesnelermiş” gibi gizli İslâm düşmanları ve “paralel dinsizler” ve misyoner faaliyetleri ile gerzek kafalara kazınmışdır… Usûl-i fıkıh ile alâka kuramamış ve buna yabânî kalmış, aşağılık duyguları ile ma’lül bu echeller, “edille-i şer’iyyeyi” bile ana hatlarıyla “edille-i erbaa” olarak kabule yanaşmazlar…  Kitâb dışındaki üç delîlin de, meşrûiyyetini Kitab’dan alarak sâbit oluşunu, bir türlü fehm ü idrâk edemezler… Kitâbın, (Sünnet, İcmâ’ ve Kıyâsa) gönderdiğini; Sünnetin, (Kitâb, İcmâ’ ve Kıyâsa); İcmâ’ın da (Kitâb, Sünnet ve Kıyâsa); Kıyasın da, (Kitab, Sünnet ve İcmâ’a) gönderdiğini, bu “mezhebsiz ve mealci Lüter taslaklarına” kat’iyyen anlatamazsınız… Hemen aşağıda, bu karekterleri daha sırıtarak ortaya çıkacakdır. Biz, onların cehâlet cerâhatlerine devam edelim:

Din Allah’a hastır. Allah, Resul ve Kitap’tan ibarettir.. Aynı Allah’a, Resul’e ve Kitab’a iman edenler, tek bir ümmet, tek bir cemaat, tek bir millettirler.. Ve müminler “ihvan”dırlar.. “İhvan” olmak, tarikat arkadaşı olmak demek değildir! Kimse Allah (cc)’ın çizdiği alanı daraltamaz ya da genişletemez.” 

Şu bilgi sefâletine bir bakınız. Tamamen Lüter anlayışında bir religion telâkkîsi… 15 asırlık Edille-i Erbaa, utanmadan ikiye indiriliyor ve (Kitab ile Sünnet’den) ibaret denilerek, “icmâ’ ve Kıyâs’ın hüküm ve haberleri” bir çırpıda ve ceffe’l-kalem keenlemyekün sayılıb, böylece, icmâ ve kıyâsa gönderen KİTAB VE SÜNNET’in bizzat kendisine başkaldırılıyor!. Allâh’ın DÎNİ ateistlerden bin beter tıraşlanıb çöpe atılıyor…

Bugünün mezhebsiz, münkir-i tasavvuf ve mealci nevzuhûr echellerine, Büyük Dâhî ve Mücâhid, İ’tikadda İMAM, Şeyhülislâm Merhûm Mustafa Sabri Efendi Hazretlerinin, takrîben 90 sene kadar evvel, o zamanın dinsizlerine verdiği cevablardan bir kısmını, bugünün ilim ve ulemâ kaçkını adam ve madamlarına biiznillâh yarın okutalım…

 

(Mâba’di var)

 

(İntişârı: 19.04.2014)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir