10 Kasım Ve 10 Muharrem Deyince…
5 Eylül 2019
(12) Oldu Olacak, Ulan Bir Bayram Mesajı Da Bizden!
Tâhir MÂHİR
9 Eylül 2019

OLDU OLACAK, ULAN BİR BAYRAM MESAJI DA BİZDEN!

(11)

Tâhîr MÂHİR

     

DİB’iş uydusu, sistem kullukçusu, parti-pırtı kuyrukçusu, heykelperest Herşeydaşlarım!

DİB’işimiz hutbede kimin ismi-resmi ve cismi anılıb öpülecek, kimin heykellerine TAPILACAK, bütün bunlar dar boğazdan geçerken ve avaz avaz bağırırken ele alınıb ayağa verilecek işler değildir!

Mugâlâta ve şirretlikle Ata bergüzârı DİB’işin kafa kâğıdı ve omurga sistematiği, ataistlik ve atasismik tarafa doğru değiştirilmek isteniyor! Küçük Başbuğ ve Cumhur Ortağı Dağçeli, AKPara ve güdücülerini avcuna aldıkça, Kabâil-i Tayyibât, merkezden uzaklaşmakda, udvân-ı raisü’l-Âlem dahî, Sarâ-yı Hümâyûna yaklaşıb dost olamamaktadır!

Lâ teşbih, karga kekliği taklid edeyim demiş, fakat hem onun gibi yürüyememiş ve hem de kendi yürümesini unutmuş!

Ancak “DİB’iş, din hizmetlerini anayasanın lâyıklık ilkesi doğrultusunda özel kânunla gösterilen şekliyle yürütür” nânesi, dembokrasi dînine veya kulatapış religionuna göre DİB’işin en ana düstûru ve olmazsa olmaz temeli olalı beri, sakal cübbeli tâifeler ve DİB’iş cenâhı bu nâneleri yemeyi becerememiş, yedikleri de hazım cihâzını bozmuş; hem de eski yediklerini bulamamış ve onlara da kuvuşamamışdır!

Böyle müzebzeb, mütehayyir ve mütereddid bir karga manzarası ortalığa dökülür olmuşdur! Manzara, “şamaroğlanlığına” kadar yüzüstü kıvrıla kıvrıla Sakarya gibi akıb gideceğe benziyor!

Bunları şimdilik geçelim…

Candaş ve Canandaşlarım!

İyi ki hatırladım, Efrencî takvim-i salîbe karşı ayıp ve aşağılık duygusundan boşalmak gibi olacak olsa da, olsun!

Bütün mü’min kâriîn-i kirâmımızın 1441. YILBAŞILARINI tebrik ile, üzerlerindeki tâğûtî zulümâtın def’ ü ref’ olmasını Allâh Azze ve Celle’den niyâz ederiz…

Ba’dezâ!

*

Zaman ve mekân mefhumları ve idrâkleri ve telâkkîleri de, bekâretini kaybetmiş zamandaş ve mekândaşlarım!

DİB’iş başkanımızın dindârâne ve diyalogâne va’z u nasihatlerini yalınız “Vakfe Duâ ve hava atmalarında” değil, her dâim takib ediniz; ve îmân-ı ılmâniyyenizi durmadan taptâze ve diri tutmaya bakınız! Enflasyon ve fâiz yüzdeleri bile düşerken, bunun çok fâidesi ve müessiriyyeti olacağını aslâ unutmayınız!.

Bakınız dolar düşüşe geçdi de, gâvurun kağıt parçaları, motoruna martı giren jet gibi nasıl başaşağı çakılmaya başladı! Yakında bu hızlı düşüşle 5 kilometre yerin dibine bile geçeceği, danışman ve sıvışmanlarımın çok sağlam raporları ile kat’iyyen sâbitdir!.

Onlar beni aslâ aldatmaz, benimle dalga geçmez, beni “makaraya, barakaya ve bakaraya” sarmaz, hiç pustluk bilmez; yiğit, jöleli, jübileli, jülideli, kadınsı, enerji dolu, bayram misafirlerine bayramiyelik ve tam istim üzre hızmet ve göz zevki sunucu, fedâkâr ve güncellenmiş, avrâdiyelik, evrâdiyelik ve evlâdiyelik hatta fettôşiyelik vatan evlâdlarımızdır!…

Jöleli Yiğit’im bu günlerde ortalıkda görünmüyorsa, mutlaka Saraykomik bir ârıza yapmış veya saray salonlarımızı otoban zannedib makas atmış, arkasından da takla atmışdır!

*

Analı-kınalı kuzularım, yani cumhurluk, lâyık, kayık, gayr-i ayık, Dembokrat, Şefokrat, Teokrat ve Teknokrat Sevimli ve Sevecen Vatandaşlarım!

Kadın bahsi, çok “kutsal, putsal, mutsal, muşsal, kumsal, derin mi derin, hatta global derinliği de olan bir boyut, oy’ut, akut ve yâkut  içermekde ve yedirmektedir!

Halkımızla hep beraber, bu “sunumları doyum” derecesinde içmek ve yemekden de, son derece keyf almalıyız!

Artık eskilerin 15 asır evvelki “Allâh, Peygamber; ve bunların vâcib, muhâl ve câiz sıfatları; Dîn, Îmân, Şerîat, Kur’an, edille-i şer’iyye, zarûrât-ı dîniyye, ef’âl-i mükellefin, elfâz-ı küfr, bey’at, cemaat, imâmet-i kübrâ, cin, Melek, Âhiret, Kader, MEZHEB, SÜNNÎLİK, v.s.” gibi ıstılahları lâyıkı vechile bilinemediği zaman, İslâm Dîninin kat’iyyen bilinemiyeceği ve havanda bol bol su dövülmüş olunacağı mutlakdır.

Lâkin böyle uzun îzah ve îmân devri çokdan geçdi! Dünya uzay ve tuzay devrine girdi, insanlar kestirmeden gitmek, özün özünü özümsemek istiyor; “Ben Müslümanım” demek herşeyi halletmeli, bunu diyen, eskilere yani eskimişlere yani ecdâdımıza göre 24 saatde 24 kere dinden de çıksa, dört dötlük veya 44’lük gâvur kere gâvuroğlu gâvur da olsa, gene sapasağlam Sistemsel ve cübbelâlık ve ilhâdiyâtsal ve sosyolojik, hatta psikocinsiyetik Müslüman olarak “ıhvânımız” cümlesinden sayılmalıdır!

İŞTE BİZİM DİN POLİTİKAMIZIN EN ANA İLKESİ, İMGESİ, SİMGESİ, ÜLKÜSÜ, TİLKİSİ VE TÜRKÜSÜ BUDUR. BUNA GÖRE DİNİ GÜNCELLİYECEĞİZ!

Anlatamadık mı hâlâ?

Bozkurtlarımla da bu noktada tam konsensüs ve bolkaktüs içinde biribirimize batırmadan tam bir cum ittifâkı ve neş’e içreyiz!

Ağustos ayı “Zaferler ayıdır” dedik ama, olsun, ağustosumuz zaferi görmeden gelib geçse de, “Baharı görmeden yaz gelib geçdi” güfteli hüzzam şarkımızı hüzünle ve DİB’iş nağme ekibiyle söylersek, noksanlarımızı her zaman telâfî etmiş oluruz!

Gene de hakkımız her zaman mahfuzdur ve “Bir gece ansızın eylülde-ekimde gelebiliriz!”

Eylül ekim hatta kasım gibi yaprak dökümü aylarını biz, “Zaferler zaferi en büyük aylara çevirecek” Türk gücüne ve tam 600 aded Türkçü, kürkçü ve Kandilci Tanrılarımıza sâhibiz!

Hulâsa bütün vatandaşlarımız “Müslümanım” dedi mi işi fazla teferruata boğmaya hiç lüzum yok, bu bir tek kelime 15 asırlık bütün islâmî ilimlerin topunu da içine aldı demekdir!

“MAKSAD MÜSLÜMANIM DEMEKSE, GERİSİ TEFERRUATDIR!”

Aksi halde eskilerin DÎN, ÎMÂN, AKÂİD, CİHÂD, ZARÛRÂT-I DÎNİYYE v.s. mîzânına vurursak, ortada “Müslümancık” bile denilecek ne hacı, ne hoca, ne şeyh, ne şıh, ne mürid, ne tirit, ne teolog, ne analog, ne babalog, ne başkan, ne alkan, ne uçar ve ne göçer kalacak!

*

Müselmandaşlarım!

Biraz da mîzâhımızı mîzânımızla devam etdirsek ne buyrulur?

Tv ekranlarına çıkan nice puştlaşmış ve putlaşmış it sürülerinin “Allâh’ın Dînini TARTIŞMA kahpelikleri”, ğadab-ı ilâhiyi celbedecek noktaya gelmişdir!

İslâmiyyet bugün öğretiliyor gibi yapılsa da, vahyin, sarhoş ve godoş antik yunan aklının ifrâzâtı olan bugünki müesses sistemle takıştığı nâmütenâhî nokta vardır! Bu noktalar usta ve emîn ellerde ve Yahudi tahrifçiliği ile, şeytânî sisteme ters düşen noktalarıyla der’akab çürütülüb kesilir ve oralar budanır!

Çünki sistem, bir yandan da “Din ve vicdan hürriyeti” denilen orostopolluğu böylece çok iyi götürür ve yedirir!

Müselman geçinen Bakit kanalizasyonu bile, ehl-i sünneti eritmek içün câferî-şiî mollası ve sahaflar çarşısının lök ucûbesi müteveffâ “Şemşiyettin Deşil Efendi Hazretlerinin eşşiz eseri” diyerek zavallı halka böyle herifleri 24 saatde 24 kere pompalayıb duruyor!

Esas düsturlar eritildikden sonra da geriye, bütünün üzerinde bir parça olarak ona nisbeti kalmadığından  yani uzviyetin sinir, adale ve damar sistemini taşımadığı içün çer çöpe inkılâb eden ritüeller, parçacıklar, gözboyayacılıklar, şov malzemeleri, şekiller, vicdan rahatlatma kırıntıları, teferruat ve fürûât, v.s. kalmış olur!

*

Sistemzede ve narkozzede olsanız da, bir vechesiyle Osmanzâde ve Cumhurzâde oydaş ve oynaşlarım! 

Ne kadar MÎZÂH peşinde isek de, MÎZÂN esasdır düstûrumuzdan ayrılamayız!

Anınçün arada mîzâhı kenara çakıb, mikyâsı da olduğu gibi çakmak iktizâ ediyor ki, bu takdirde mîzahnüvistlik bir halta yaramıyor! Bu takdirde mecbûren, istikâmet ne ise o tarafa gidiş şart oluyor!

Bu yalanı mebzûl sistem ki, yalan, dolan ve dalavere onun lâzım-ı gayr-i mufârıkıdır! “Din devlete, devlet dîne karışmayacak” diye iblislik yaparken, dîni devlete karıştırmak değil, yan gözle bile baktırmazken; devleti ise DÎNİN tepesine cellâd gibi diker ve karıştırmak da ne kelime, dînin “pejmürde” etmedik, sulandırmadık, güncellemedik bir tek noktasını bile bırakmaz!

Bu belâ sistemin, İslâmiyyet’i hakîkatıyla öğretmesi şöyle dursun, İslâmiyyet diye İslâmiyyet’in dışında ne kadar hurâfât ve maskaralık varsa, onları, İslâm diye halka yedirir ve onları zombileştirib şuuru alınmış iki ayaklılar hâline getirir!.

İslâmiyyet’i tam ve aslına uygun öğretirse (ki bu muhâl) kendi kendisinin ipini çekmiş olur!

Ve bu Allâhsız sistem, İslâmiyyet’i İslâmiyyet olmakdan çıkararak, onu, vahiyden sıyırıb kul yapısı plastik çocuk oyuncağı gibi oynar, ona istediği şekli vererek öylece halka 5 öğün yedirir ve içirir!

Fettoş da bunu yapdı ve milyonları haşhâşîlere çevirdi! Ve kendisi, adam-madam cinsi hastirâtdan olub, son derece şeffaf bir Kardinâles Hociafinâles olarak da sıkışınca, Pensihanya’ya mecbûrî iniş, biniş ve finiş malzemesi eylendi! 

*

Mevki’daş, Makamdaş, Rütbedaş ve Kafkancık-oğludaşlarım!

Devlet ve hükûmât-ı cümhûriyye olmak kolay değildir!

Bizim sistemimiz kutsaldır, Haçlı Batının Bâtıl rûhundan ve Antik Yunan Aklı ile gene onların Tanrı ruhlarının ifrâzâtı olarak bize gram gram taşınmışdır! Bunun için kıymetini ne kadar çok bilirsek, o kadar azdır!

Bizim bu kutsal ve putsal sistemimizde evvelâ suçlar “hürriyet” ambalajı içinde şirk vitrinine yerleştirilir; ve her gören onu alır ve yalar!. İyice “bağımlı ve tapımlı” olunca ise, biz onun bağını çözmek içün “Mülkün Temeli” yazısının altında, onu “yüce guguk” seanslarıyla yumuşatır, ba’dehû “sauna sonrası” diyerek istirâhât içün yatmaya yani içeri alırız!

Böylece ıslah edib (!) suç oran ve orangotanlarımızı her geçen sene indirirmiş gibi gibi yaparız! Bu bizim ataizi ilkemiz olub son derece mücerrebatdandır! Patenti de bize âid olub, cihânın bundan haberi bile yokdur, olamaz da!

Şimdi Kafkancık-oğlu madamdaşımızı da 9 yıl gibi bu ıslah seanslarından geçirecek, “Gerçi dış güç şefaatı ve sıkmasıyla 6 ayda çıkarsa da”, sonra mum yapıb Ada Yahudi Ma’bedinin şamdanına dikeceğiz!

Bizler hiç kimseye göbeğimizi açıverib LGBT ve KADEH’çi madamlar gibi bel altlarıyla uğraşmaz, başkalarının göbek, etek ve şebek oyunlarına karışmadan kendi göbeğimizi hep kendimiz keser, keserken de bir halt yememek içün dost ve müttefiklerimizi dâimâ pansumancı ve panzehirci olarak tepemizde görmek isteriz!

* 

Ülkü, türkü ve ürkekdaşlarım!

Bir parmak yukarıda “Devlet ve hükûmât-ı cümhûriyye olmak kolay değildir!” dedik…

Bunun içün evvelâ, nelerin, nerenin arka plânı olduğu ile, nelerin de nerenin düğün pilâvı olduğuna kadar her şeyi bileceksiniz! O kadar ki, 15 Temmuz’da eşkıyânın ayağa kalkıb kıyâm edeceğini bile bilemez de Muğla’ya tuğla surat Zimamoğlu gibi tatil yapmıya giderseniz, İstanbul’a, hava koordiatlarını azıya almış koşuatları gibi kan-ter içinde inersiniz!

Sadede gelelim de, Mizâh MÎZÂNI ile sedire kurulalım dersek, evvelâ Türk kahvesinden birkaç yudum höpürdetmek, üzerimize vecîze olmasa da vecîbe olabilir!

Ba’dezâ!

Devir öylesine değişdi ve cinsiyetler “Populasyonu ve Sözleşmeci KADEH’losyonu” öylesine 2’den 12’ye çıkdı ki, böyle olunca da o eski îmân, inanç ve hayâllerden kurtulmak lüzûmu “iliklerimize kadar ilkemiz” oldu!  O eski hayat ve bayat ecdâd dünyâsı , artık târihin derinlik, serinlik ve karanlıklarında kaldı!

Artık dîn telâkkîsini yukarıda da beyân etdiğim gibi “Güncelliyeceğiz, ictihadları değiştireceğiz ve 14-15 asır evvelki uygulanmaz ve uykulanmaz hükümleri, “uygulanabilir hatta uykulanabilir,  uzunlatılabilir ve her tarafa uzatılabilir” hâllere sokacağız!…

Artık başka çâremiz kalmamışdır, sabır taşımız çatlamak üzeredir ki, bedelini kuruşuna ve on parasına kadar ödememize rağmen F-35’lerimizi bize vermiyenlere biz artık ne yapacağımızı göstereceğiz!

Bizi angut şamaroğlanı yerine koyub Zimamoğlanı  ile bir, beraber ve paralel tutar oldular!

“Göbeğimizi kendi öz ellerimizle ve ustura Kemâl gibi ustura ile, olmazsa kasatura ile kanatmadan keseceğiz!”

Ne ulan bu, paramızla rezil mi olacağız!

Benim tepemi atdırmayın, bir VAN SİMİT çeker, bütün Van kedilerini başınıza toplarım!

Onların gözleri bile “sosyal göz cinsiyeti noktasında” tek tip değil, rengârenk olabiliyor!  

Kadın ve âile, cinsiyet, cibilliyet, oğlan, avrat ve âile telâkkîlerimizi LGBT “onursallamasına”  ve KADEH’çi madamlar ta’riflerine bakarak ona göre revize edeceğiz! Sözleşmeyi boşuna mı imzaladık, 6284’ü lâf olsun diye mi atom santrali gibi harıl harıl işletiyoruz?

*

Baldızzede Yaldızdâr Enişdaşlarım!

15 yaşındaki kızlara kadar 6284’ü kullanmıyan kalmadı! Kızıl cinsinden kıpkızıl kızın birisine bakar mısınız: “Çok Sevgili eniştem beni âciz görüb tâciz ve haciz eyledi; halvet hâli iç geçirib vaftiz düşündü” dememiş mi?

Herkes herkesle halvet olunca, mekân halvethaneye değil, elbetde şehvethâneye döner!

Kızın kızılı, KADEH’çilerin hınzırı böyle şikâyeti basınca, zavallı damat yani enişte herif, baldızının yaşı kadar tam 15 yıl hapse mahkûm edilmiş, baldızzede olarak ömrü boyunca dökülmemek üzere yaldızlanmış!

Herifin biri de partner veya partnör vezninde kuaför imiş. Önüne tam KADEH’lik ve Sözleşmelik ve Mort Çatılık bir madamiyye oturmuş ve madam, “Kuaföristliğine başla” emrini vermiş ve herif de sanatsaparlı ve zenaatyaparlı işine on parmakla ve bir cumhuriyet çocuğu olarak başlamış! Madam başmış “TÂCİZ, HACİZ, NOCÂİZ” feryâdına! Kuaför-i Berberî öyle bir LİNÇ vinci altına girmiş ki, Kaddafîlik olmuş!

Artık hangi madam, bıyık tıraşı hoşuna gitmiyen bir aygırın yanına yaklaşıb “Tâciz” nârası atarsa, ol herif-i cumhûriyye linç tıraşından geçib düzgünlenmiş bıyıkları ile ayağa kalkabilecek ve yoluna uygun adımlarla hiçbir zigzag çizmeden adam olmuş olarak devam edebilecektir!

Hukuk devleti olma ve adâleti boşaltılmış mahkemeler sokağına çıkma yolunda, “cennet vatanımız”, birincilik “ödül, güdül ve modülü” bile alabilir!

Bu vesîle ile “Adlî ve Aklî yılımızın açılış ve sapıtışlarını kutlar ve putlarken”, müstakbel nice enişteler içün de,  nice halvet netîcesi tâciz ve âciz linçlerinden vatanî kurtuluşlar dileriz!

*

Freng gâvurlarının dünyâ çapında meşhûr “Dreyfus hâdisesi” bile, “6284’lü hukuk ve guguk” yanında pek sönük kalacağa benziyor! Artık dünyâ denilen zulümkâr şeytanhâne, Dreyfus’u unutacak ve “Enişteyfus” diye yepyeni bembeyaz bir sahîfe açacak; ve vatanımız, Ömer adliyeleriyle “sıfır atık projelerimize” uyarak cihanda ün yapıb sık elekle un eleyecekdir!

Eskilerimiz kusurâ bakmasın amma, evet bizler sapımıza, dalımıza, kulpumuza kadar “Osmanlı Torunu” olsak da, onların tutsağı, kölesi, kız ve kısraklarımızla onların câriyesi, tutucusu, kutucusu, turşucusu ve muhâfazakârı olamayız!

O bir devirdi geldi geçdi!

Şimdi Cumhûriyet ÇOCUĞU devrinin hukuku cârîdir!

Eskiye yani Osmanlı ve Selçuklu ve daha gerilere takılır kalırsak, bu, geriye bakmakdır; halbuki biz ileriye, geleceğe, İstanbul Sözleşmesine, KADEH’çi madamlara; ve bir de müttefikimiz olan Haçlı Küffâr-ı Vatikâniyyesi kuyruğundakilerle, saçı güzel ve karısı “özel ve tüzel” Trump’ın verdiği sözlere bakmak, bunlara göre fabrika ayarı yapmak ve böylece de hiç aldanmamak ve zinhar “Bizi aldatdılar” dememek, Fettoş gibi salya sümük ağlamamak ve bunu bir daha ağzımıza ve gırtlağımıza almamak mevkiindeyiz!

Sarayçakar ulular her ne kadar “Güvenli Bölgenin ad kaldı” deseler de, bizler zâten bidâyeten “Güvenli Gölge” demiş ve çokdan mes’eleyi bir hâl yoluna sokmuşduk!

Çünki düşmanımıza 30.000 tır silâh veren o DOST ve MÜTTEFÎKİMİZ şey çocuğu,  merd bir müttefikimiz ve “Güvenli Bölgede” gölge bir kankamızdır! Bizi oyalaması, bizimle oynaması, oyunlaması, oyması, soyması ve oynaşması aslâ düşünülemez!

Hem düşünülse bile, “Kendi göbeğimizi kendimiz koparıp atar, bir gece ansızın güvenli bölge ve gölgenin koynuna elimizde göbek bağımızla sızabiliriz!”

Eğer dedikleri gibi dostlarımız bizimle oynaşıyorlarsa, sakın inanmayın, şakadır, lâtîfedir; ve bizimkisi gibi îzâh ve mîzâhdır! Dolayısıyla da kendisine ve Beyaz Saray’a göre bir MÎZANDIR!

Beştepe sarayına göre mîzân ve mîzâh olacak değil ya!

Halbuki bizim kendi adam ve madamlarımız 24 saatde 24 kere kıble ve pusula değiştirib, kirlenmiş iç çamaşırı gibi şahsiyet kirlenmesi yaşayıb, onu da yılda bir kere bile çamaşır makinesine atmaya yanaşmıyorlar!

Zimamoğlu’nun zimamı yani yuları bile birilerinin elinde kirlense, hiç kirlenmemiş gibi gene de boynunda madalya gibi parlayarak durmıya devam edeceğe benziyor!

9 şiddetinde dibden bir vuruşla (Kayyum) darbesi yerse, onu da Ankara iktidâr-ı şâhânesinin erkekliği veya ürkekliği nasıl yedirir veya içirir, bunu bilemeyiz!

Bildiğimiz, “Hamsi tava süper” deyişin, “hele bir de mısırununa bulanmış” olursa, bunun verdiği ağız tadıdır o kadar!

Toparlarsak, bu yılki 30 Ağustos’u da, böylece, zaferlere zaferler ve seferler ve eserler ekleyib; kilise temeli atarak, balık mevsimini açarak, güvenli bölgeyi gölgeye kalbederek, recepsiyonlarla, adlî şenlenmelerle geçirmiş ve kutsamış ve putsamış olduk!

Artık Büyükada’daki Yahudi Havrasında 30 Ağustos gününü Yehûd cemaatı “İzmir’in Dağlarında çiçekler açar, Yaşa M. Kamal Paşa yaşa, adın yazılacak mücevher taşa” diye coşarak kutlayıb putlamış ve birileri de kurtlamış bulunuyor ki, “yurtda ve cihânda sulh konseyine” giden yollar, hep bu tür marş ve şarj yolu ile tanklara yataklık eder olmuşdur!

Bu kamalist ataizmaya sembol ve şeâir-i kamâliyye olmuş politik Symrna ritüelini, birileri, ada yehûdilerine marş diye pompalamaya başlayalı beri de, işlerimizde bir Kabbala üfürtüsü ve tılsımlar tütürtüsü başladı, hayırdır İnşâAllâh!

“Cumhur ittifâkımız”, Madam-ı İttifâk-ı Millet sa’yesinde “Haydut” makası ata ata otoyolda ilerlerken, Ca’ferî canların  10 Muharrem matemini de kutsama ve putsamayı ihmâl etmiyecek, salya-sümük ve hıçkırık ağlaşmalar içün Penislavya’ya “Gözyaşı ekibi” sipariş edecekdir!

“Vira Bismillâh!”

“Mezgirt süper, hamsi tava süper!”

Bizim damat da ellerinizden öper!

Kalın Sağdıcakla!

(Mâba’di var)

İntişârı: 07.09.2019 /tt.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir