(11) Oldu Olacak, Ulan Bir Bayram Mesajı Da Bizden!
Tâhir MÂHİR
7 Eylül 2019
(13) Oldu Olacak, Ulan Bir Bayram Mesajı Da Bizden!
Tâhir MÂHİR
10 Eylül 2019

OLDU OLACAK, ULAN BİR BAYRAM MESAJI DA BİZDEN!

(12)

Tâhîr MÂHİR

     

Yurt çapındaki milyonlarca büst ve heykel karşısında aşk ve vecde gelib, bütün derd ü maişet sıkıntılarını unutarak berhayât olan, mutluluk heykeli ve macunu ile ve 96 yıldır cendere içinde yaşamayı altın kafesde seâdet kabul etmiş, bunlarsız edemiyen uyurzâde ve narkozzede Komadaşlarım!

Aşağılarda gelecek Tefsir satırları mu’cebince, bugün, devlet, hükûmet, cemiyet ve hukuk, bu hâli ve bu ehâli ile nasıl yürür ve önünü nasıl görür? En evvel bu mu mes’ele olmalıdır; yoksa Bozkurt kafasından sızan “Beqâ sorunu” veya oyunu mu başda gelmelidir?

“Aklımız fırtdırıyor, cinler başımıza toplanıyor!” demenize lüzum da yok! Çünki Yahudi, bu halkın velî ni’metidir; kurtarıcı ekibi, kılavuzu, efendisi, başıdır; görünür görünmez patronu, Antik Selânik Rûh ve Beden ifrâzâtının İngiliz şırıngasıyla Ankara’dan bütün hatt-ı müdâfaaya değil sath-ı müdâfaaya enjekte edilmesi ve heyâkîlin kâidesinde dimdik tutulmasının fâil-i aslîsidir!

*

Dînine değil, “Bize inanan”, İslâm’a saygılı, Osmanlı torundaş ve Cumhûriyet Çocukdaşlarım!

1923 Lozan bağlantı ve saplantımızdan 2 sene sonra yazılmaya başlıyan Elmalılı Tefsîri içün Cübbelâ gibi süper belâların: “Paşa, cebinden para vererek bu tefsiri yazdırdı” diyerek paşaya da, Merhûm Müfessire de iftirâ eden aşağılık iblis döllerinin rağmına te’lîf edildiği sâbit bulunmaktadır! Hiçbir Tâğût ve Hammurabi’yi üç paralık kâle bile almıyan Elmalılı Merhûm’un muhalled tefsiri, artık bugün aslâ geçmez ve işe de yaramaz yapılmışdır!

Dünya çok değişdi vatandaşlarım, o kadar değişdi ki, biz bu eskilerin akıl, îman, kafa, zihin ve dîni ile gidersek, dünyâ bizi öyle ayıplar öyle ayıplar ki, şöyle şöyle der:

“Atalarına, tanrılarına, ana-avratyasalarına, heykellerine, paralamentolarındaki 600 ilâha ihânet etdiler, ilkeler ve lâiklik güme gitdi!”

“Cumbokrasiden rücû’ ediyorlar, kamalizma çöküyor, Hılâfete geçecekler, Fâtih’i Yavuz’u ve Kânûnî’yi mezârından çıkarıb, Osmanlı mezarlarını nebbaşlar gibi boşaltıb bütün âl-i Osmân’ı dalkılıç başlarına geçirecekler!”

Dünyâ gâvurları işte bunları derse bizim hâlimiz nicolur?

İngilizin kumandası ve Yahudinin acantasıyla “Gene mahvolacağız, imdât!” diye rek dünyâyı ayağa kaldırırlar!

İnanın bir haftada silindir gibi bizi  ezer, üzerimizden geçerken de idrarlarını fışkırtırlar!.

Lâkin en mühimi ve hayâtî ehemmiyeti ve ölümüne âciliyyeti olan da, bendeniz abd-i âciz, sarayımın tadını tam çıkaramadan gözlerim açık olarak hatm-i enfâs edersem, buna aslâ dayanamam, ebediyyen gözüm arkamda damatda kalır! Keratanın bugünlerde nerelerde takıldığını ta’kîb edemiyorum!

Hele Tokmakzâde Davuloğlu da, Bozkurt kafasının mahrekine (yörünge ve sürünge)sine girdiğimizi; ve bizim 18 sâniyelik iktidârımızda kendi şia (fırka) çizgimizden ayrıldığımızı iyi gördü ise…

Hacı Abduş ve Anacân-ı Avratcânımız gibi metrûkât yani “hastirât-ı taksîrâtımız” da, bu bırakdığımız boşluğu yeni parti ve pırtıları ile doldurma ve beni de son damla olarak lavaboya damlatma peşine düşdüler ve fırsat kollamakda iseler!

İçden ve dışdan öyle bir abluka başladı ki, artık hafakanlar basacak! Bizim Kalın ile karşının İnce’si ve bir de Piskevitsel Ergenekon Pusatlım, Kâbe ve Kıble’mizi Saray Tepe’ye taşıyan Bekir’im ve yedekte de “Haydutsavar” Madam Bacım olmasa, beni tesliye edecek ve gözyaşlarımı silecek bir tek Allâh kulu çıkmayacak!

“Herkes gitdi yalnız kaldım meyhânede” bestesini Hamiyet ablam sağ olsaydı günde 5 vakit dinler ve teselliyâb ve şerefyâb olurdum, ama artık o bile yok!

15 Temmuzdan sonra “PKK’nızla, Fetonuzla, Fotonuzla gelin, Natonuzla, Kantonuzla, Mantonuzla, YPG’nizle topunuz gelin” diye okuduğum meydanın FETO direğini, hangi köstebekse, kemirib o haykırışımdan çekib çıkartmış ve yok etmiş alçak!

Bu iti bulamıyacağımıza göre en iyisi işi örtbas etmek!

Kardinalin papazları neredeyse yatak odamda gardrobumun sol üst bölmesinde çadır kurub geceler hâle gelmişlerdir!

*

Dembokrat, piskevitçi, cumhurcu, bozkurt, çadırkurar, otağdiker, töretutar, terörsavar, Türketapar, Beqâsıkar Sevgili Vatandaşlarım!

Gün, sıkılı yumruk olma ve düşmanın beynine, balyoz olub inerek onu dağıtma günüdür! Ve Pensilhanya ve Konya’ya kadar bütün arz yuvarlağına, hatt-ı üstüvâ çemberine, kutub noktasına, Bermuda üçgenine ve Karaib Adalarına kadar,  hâinler sürüsünün beyn-i bâlâsını “saçma” gibi dağıtma günüdür!

Bu hâinlere idâm yerine “müebbed” istemeyi, hangi vatanperliğinizle, hangi vefâ ve sadâkatinizle kabûl edersiniz? Hayır hayır, bunu aslâ yapamaz, aslâ beceremezsiniz: Bu bizim BEQÂ ve BELÂ mes’elemizdir!

EVET BEQÂ VE BELÂ MES’ELEMİZDİR!

ANLAMIYOR MUSUNUZ!

TEVBELER OLSUN!

AMAN YÂ RABBİ!

Artık akıl zembereği boşaldı, gönül motorumla işler haldeyim ki, “Gönlüm i’dâm diyor, gönlüm, i’dâmdan tarafayım diyor!” da, başka bir şeyi  görmüyor!

İ’dâmı Haçlı Bâtıl Batı’ya aldanarak kaldıran biz olsak da, şimdi gönlümüzle geri getirmek istiyen de gene biziz!

“Bin nasîhatden bir musibet yeğdir” denmişse, demek ki boşuna denilmemiş, ancak benim kaderimde “Danışmanzede” olmak da varmış! Ama gene de onları ben öz irâde-i seniyemle ta’yîn etdim, onlardan aslâ vazgeçemem! Hele Kalın ve Yalovalı İnce gibi kutru her yere göre ayar yapılabilen yurttaşlarımdan dembokrasi adına uzak duramam, onlar benim canlarımdır!

Artık “Allâh, Rasûlü ve mü’minler ne tarafda ise ben o tarafdayım” deme devri 14-15 asır geride kaldı! Bu artık “uygulanamaz!”

Artık “Gönül TARAFI” mühim, artık bu söker!

Kânunları 600 tanrımız bu “gönül tarafıyla” vaz’edib, tanrılığını zâten böyle icrâ ediyor! Önüme “İ’dâm” bir gelsin hele, ben “gönül merkezimle” ne yapacağımı biliyorum!

*

Îmân, akıl ve mantıkdan âzâde, GÖNÜL yemi severli, seçim sandığı kafesli Gönüldaşlarım!

Haçlı Avrupa’nın Kabuklu Aygırları ile Menapozlu (iyas hâlli) ve tahâretsiz, feminist ve KADEH’sel kokana gâvurlarını Kıble yapdığımız 96, hele 15-20 senedir ne haltlar işledik, ne yanlışlar yapdık, hep bizi “5 yaşında çocuk gibi aldatdılar!”

“Uyum yasaları” diye diye gâvurlar bizi öyle bir uyutdular ki, o uykular arasında gördüğümüz ru’yâları hep “Ru’yâ-yı sâdıka” sandık ve zırt pırt sandıklara koşduk, kelle saymanın bağımlısı olduk!

Hattâ, oyları gelecek diye Fetobaşına bile “Ne istediniz de vermedik!” bile dedik… Meğer o rü’yâlarımız hep “Rü’yâ-yı Kâzibe” imiş!

Ahhh, şimdiki aklım olsaydı, ne feto’yu, ne çeto’yu, ne ido’yu, ne ito’yu, ne kurto’yu ve ne de halto haltettini dinlerdim!

xBu zemanın danışmanı dayışmanmış, sıvışmanmış, kıvırtmanmış ve madamları kaşermanmış!

Anlamakda geç kaldık!

Halbuki “Topunun canı cehenneme” demeliydim! “Ben aslımı inkâr etmiyeceğim, onların 1000 yıllık çizgisine öyle bir gireceğim ki, beni buradan, cihân bir araya gelse, iş makinesiyle bile söküb atamaz” demeliydim! Mektebler açılırken “Aslını inkâr eden bir nesil yetiştiğini” ünledim ammâ, iş işden geçdi!. “Aslını inkâr edene piç derdi” ecdâdımız, yeni anlıyorum ki çok haklıymış!. Kök kurudu mu gövde ve dallar, yaprak ve meyvalar sümbüllenir sandık, durmadan sandık sandık oy peşine dembokrasi peşine koşuşturduk, şimdi gemi kayalara vurmak üzereyken biraz uyanır gibi olsak da manzara berbat!

“Dik durmalı ama dikleşmemeli” dedik, ama dimdik duramadık, Dikilitaş kadar bile olamadık!

O zaman, bugün başıma gelenlerin hiçbiri başıma gelmezdi!

İnsan işte..

Hubb-ı Câh..

Baş bulutlara değdi mi, kendisini güneşde imiş gibi görüb, etrâfın önümüzde eğilib iki büklüm olmaları, dergâh terbiyesi de almayınca nefs-i emmâreyi fir’avnlaştırıveriyor!

Hele bir de Halto Haltettin gibi fıkıhçı ve fıtıkçı körükçüler de ha bire körüklemeye devam ediyorsa, o zaman iş bir başka rayından çıkıyor; ve “4 hakk din var” demelere kadar fırttırıyor! “14-15 asır evvelki hükümleri kalkıb bugün artık uygulayamazsın, yok öyle şey, İslâm güncellenmeli, ictihadlar yenilenmeli” gibi neler neler çene ve ağız yollarından zehir zemberek dökülür oluyor!

Ahhh şu îdâm ve ikdâm teklifi önüme bir gelse, harbiye nâzırımın harb dairesi reisinin harîtası gibi önümdeki masaya 2.80 bir serilse… Ben o zaman ne yapacağımı çok iyi biliyorum!

*

Türkçülük beqâmızın yılmaz bekçisi Türküdaşlarım!

“Hepimiz Osmanlı torun ve torbasıyız, cumhuriyet çocuğuyuz” diye durmadan tekrar ediyorum! Siz o Osmanlı DÎNİ üzere olan MEZHEPÇİ, SÜNNÎ, EHL-İ SÜNNET ULEMÂ SİLSİLESİ PEŞİNDE OLAN, 15 ASIRLIK DÎN DİYE TUTDURAN ADAM VE MÜSLÜMANLARI SAKIN DİNLEMEYİN!

Bu zamanda Müslümanlık değil, Süslümanlık karın doyuruyor!. O eski MÜSLÜMAN milleti sıfırlayıb, ülkemizin “Demografik yapısını” da güncelleyib değiştirme uğraşında ve uyurdaşındayız!

BEQA DA’VÂSI o kadar mühim ki, Devlet-i Ilmâniyyemize kadar bütün herşeyimizin kat’iyyen elimizden gitme ihtimâli ile bugün maalesef karşı karşıyayız… Bundan büyük millî tehlike ve felâket olamaz. İşte bununla burun burunayız. Bundan kurtulmanın 9 çâresinden birisi de DÎNÎ Bayramlarımızda “dînimizi ne kadar muhâfaza ediyoruz” şeklindeki suâle cevâb aramak olamaz. Bunun murâkabe ve muhâsebesinden bin kat daha çok mühim olan, bayramları eğlenceye, şenliğe ve hatta karnavala çevirib, bütün tv kanalizasyonlarımızı da kerhâne sokağı kültürüyle bezemeye çalışmakdır!

*

Elmalılı Merhûm’un Tefsîrinde geçdiği gibi “Culte de Femme” istikâmetinde makas atan ve hızla yol alan, eğlenceci Partidaş ve Pırtıdaşlarım!

Saygıdeğer ve salgısıkar Beqâkâr ülküdaşlarım!

Yukarıda zikri geçen o hâne sokağı kültürümüzün Beqa Lideri ve ölümsüz kahramanı, azimli İP’siz madamı ve müteveffâ Patroniçesi, millî hâne anamız ve su katılmadık Atatürk milliyetçisi Manukyanı, burada bir kere daha hasret, kesret, cinnet, minnet ve şehevât-ı rûhiyyemin bütün tebrîkâtı ve teslîmâtıyla ve millî beqâmıza katkılarıyla yâdediyorum!

Dînî Bayramlarımızı, onun çalışkan ve vefâkâr ve millî beqâmızı her şeyin üstünde tutan gayretli sermâyelerinin göbek çalkalama ve her türlü sâir olimpiklerini, 19’lu spor ve gençlik şenliklerine çevirirsek, yüce devletimiz eliyle “vergilendirilmiş kazançların kutsallığı” ve me’murlarımızın helâl kazançlarının berekât ve ifâkât tevziâtı,  daha içden ve özden anlaşılacaktır!

Bu idrâk seviyesine bütün halkımızca ne zaman ki yükseliriz, o zaman bunun millî servetimize ayrıca “BEQÂ motivasyon ve rotasyonu” gibi “atkı ve katkısı”, inanılmaz seviyelere çıkacaktır! Ayrıca, İST. Sözleşmecileri, KADEH’çiler, Mort Çatıcılar, LGBT Sodom Gomore artıkları, lânetli 6284’ler v.s., hepsi, bizden çok gerilerde kalıb hasedlerinden çatlıyacaklardır!

*

Sexmanyağı olma yolunda Fröydizmin anasını belliyecek atılımlar içindekilerin kurbânı, bu atılımlarla yatırım hâline gelmiş dâimâ ilerletilen yüce ve “yaratıcı” halkım!

Bu “Beqâ mes’elemiz” iyi anlaşılmazsa ins ü cin târihinden silinir gideriz, yok oluruz, biteriz!… Yanarız, toz oluruz, un ufat ederler bizi, canımıza okurlar; kanımıza ekmek banar, kaba ve bonfile etlerimizden salam sosis, sucuk ve pastırma yaparlar!

Bakın bu “Dâimâ kadın, kız, feminizma” diyen; “Her yerde her zaman kadın” diye kıyâm eden global dünyâya karşı, hılâfetçi yobazların Müfessiri, Kur’ân’a dayanarak sizi nasıl başdan çıkarıyor, bak bak bakın, o medrese eskisi, icâzet zincirlisi ne diyor:

“İnne yed’ûne min dûnihî illâ inâsen…” ALLAH’A ŞİRK EDENLER ALLÂH’I BIRAKARAK ANCAK İNÂSE (kadınlara) DUA EDERLER. KANCIKLARA ÇAĞIRIR, KANCIKLARA TEABBÜD  (ibâdet) EDERLER. ONLARIN EN ZİYÂDE PERESTİŞ ETDİKLERİ, GÖNÜL VERİB YALVARDIKLARI, VEYA NÂMINA DA’VET ETDİKLERİ MA’BUDLARI KANCIKLAR OLUR.”

Şu hâle bakın!

“Kancıklarımıza” TAPMAK ne zamandan beri kötü ve kerih bir şey oldu?. Biz Lozan projeli cumhurmatik devirim ve delirimlerimizi bu TAPMALAR; bu Frenk dili damağıyla “Culte de Femme” perendeleri atmalar içün vatanımıza çakmadık mı?.

Fettoş diliyle “Hafizenallâh!”

Bu ne hoşgörüsüzlük ve diyalogsuzlukdur böyle?

“Kancıklarımızı” hayatın her iş yerinde paçavraya çevirecek derecede çalıştırıb, onların her birinin başına aygır bir partner gözü ve kulağı dikmemek, ne kadar “Kadına şiddet” suçu işlemek ma’nâsına gelecektir, bunu insan hesâb edemez mi?

İş arkadaşlığının ma’sûm berâberliklerini ve her arkadaşın nefesini öteki arkadaşın burnu dibinde hissedecek kadar yekdiğerine yaklaşması; ve zaman zaman da ılık nefes çekişleri biribirlerinin enselerinde ve kulak memelerinde duyacakleyin  biribirlerine işdaş, yoldaş, hemarkadaş, candaş, partnerdaş, paratönerdaş, dönerdaş, abidaş ve abladaş olmaları, ne zamandan beri yadırganacak ve atalar dînimizin sevgi-saygısına TERS ve ABES bir şey olmuşdur?

Ulan bizim devirim ve delirimler boşuna mı yapıldı?

Herkesi biribirine sevgidaş ve sarmaşdolaş yapmak içün cumhurmatik kazanım ve dembokratik kazdırımlar şimdi hendek veya mezar çukuru kapatır gibi kapatılacak mı?

Sorarım sizlere, bu adamlar “Dembokrasi, lâyıklık, kayıklık, culte de femme, KADEH, Sözleşme, Mort çatı, 6284 ve cumhuriyet kazanımlarımızın” içine ve dışına şey etmek içün fırsad kollayan “İslâmik teröristler değil de ya nedir!”

Bu “pejmürdelere” artık daha fazla tehammül edilemez, her birinin evine bir KAYYUM ta’yîni içün kânun çıkarmamız “zorunlu, torunlu ve burunlu hâle gelmişdir! Zimamoğlu içün kayyum ta’yînini düşünmesek de, bu “İslâmik teröristler” içün düşünmek, hatta düşlemek ve dişlemek, vatanî bir beqâ mes’ele-i mühimmesidir, âciliyyeti dahî inkâr edilemez!

Bunların yani CÜBBELÂ ve FETTOŞ ÇEŞNİSİNDEKİ bütün cemâdât ve barikatların, mezhebi, mesleği, meşrebi ve mektebi, derhal îcâbına bakılarak hall ü fasl edilmelidir!

Ancak tamâmen yok edilmesinler, bakarsınız işe yarayacakları ve kullanılacakları yer ve zamanlar karşımıza çıkabilir de!. Uyuyan hücreler ve dumanaltı olmuş sekteler hâlinde metamorfoz geçirmelerine de göz yumulabilir!

ANCAK, fevkal’âdenin de fevkinde DİKKAT edilmelidir ki, Hılâfete ÎMAN eden sapmamış ve sapıtmamış olanların DÎN telâkkîsi ise, 15 asırdır gelen Nebî Aleyhisselâm’ın ve O’na tebean veliler ve ulemânın yoludur.

 Bu YOL ise, bugün, saraylı norm ve form astronomik ve trigonometrik hesablarımıza göre “UYGULANAMAZ!..”

GÜNCELLENMELERİ, İCTİHADLARININ DEĞİŞTİRİLMELERİ ŞARTDIR; DÖRT MEZHEB DIŞINA ÇIKILMALI, TELFÎK YAPILMALI, YAPTIRMAZLARSA CEBREN TERSLİK UYGULANMALIDIR!

Akâid, fıkıh ve tefsir diyecek zamanda mıyız, sırası mı şimdi? Başımızda bin türlü gâile var, üstelik azalacakken, artıyor ve kanırtıyor ve bağırtıyor!

Dinsel bilim ve çizimler târihseldir vatandaşım, feminizm, sözleşme, LGBT, Mort Çatı ve KADEH devrinde bu kabil şeyler geçer mi hiç, çıldıracağım yâhû!

“Nerdesin Nedenyâhû yetiş”, diyecek gibi oluyorum; kipası kadar suda boğuluyor gibi oluyorum!

Bu tefsir gibi fıkıh, akâid v.s. kitablarını okursanız asosyal, apolitik, asosyatik ve primitif ve yollarda hemistif kalırsınız!. Bunlar ayağınıza bukağı olur, yürüyemezsiniz! “Müslümanım” deyin, bu herşeyi hâlleder, fasleder, çözer, uzlaştırır, konsensüs ve dikensiz kaktüs ikrâm eder!

*

Osmanlı Torunu ve Cumhûriyet Çocuğu ve Siztem Qurbânı Kahraman ve Yiğit ve Tanksavar, Dembokrasi Şehidi, Vatandaşlarım!

Artık bugün Global dünyâ diye bir gerçek var, müşâhhas olarak karşımızda kale duvarı gibi duruyor!. Fir’avniyetin sahs-ı ma’nevîsini bunlar temsil ediyor! Bir tarafda da  Allâh var!. İkisinden birini tercih etmek îcâbederse, biz, Global dünyâyı tercîh ederiz, ediyoruz, etdik!. Bunların afvı yokdur, Allâh ise “rahmeti ve mağfireti gadabını geçdiği” içün, nasıl olsa afv eder! Bizim bile rahmetimiz gadabımızı geçmedi mi?

Onun içün bu dünyâda Global esaslara, öteki tarafda da Kur’ânî düsturlara göre gider, fifti fifti orta bir yol bulur, böyle çok ince ayar bir politika üzerinden BEQÂ mes’elemizi de hâlleder gideriz!

Zaten lâyıklığımız da var, o da en büyük ve bütün inançlara eşit mesâfeden nefes aldırdığı ve her gâvurluğun temînâtı olduğundan, İslâmiyyet’i de “Dîn ve vicdân hürriyeti vererek yassahladığından”, biz, en doğru ve en emîn ve serin ellerde olarak “Durmak yok yola devam!” diyoruz!

Ve bu anayasal felsefemize istinâden, yol-köprü-meydan işimize hız verdikçe yükseliyor, yükseldikçe hız ve haz ve ördek verib kaz  alıyoruz!

Kalın Safsaçakla!

(Mâba’di var)

İntişârı: 09.09.2019 / 19:39:29

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir