Bir Yârenlik! Veya Hükûmet-i Cümhûriyye Başvezîri Receb Tayyib Beyefendi’nin Nazar-ı Dikkatine!
23 Haziran 2018
(1) Dembokratların Yüz-Karaları Ve Yüz-Numaraları!
26 Haziran 2018

TAZE SEÇİM NANELERİ!

Mehemmed SAFFET

 

Ecdâdımın hançeresinde “intihâb!”

“Fransız ihtilâli!” denilen hareketden sonra frenklerin dünyâya ihrâc ederek yeryüzünü kendilerine benzetmek içün kullandıkları vahiy dışı bir idâre tekniği, sandıklı seçim hâdisesi… Vahiy içindeki teknik ise, noksanlıklardan münezzeh Allâh’ın tayin etdiği bir teknik olarak müslümana âiddir; ve bu mücerred müslümanı bağlar ve ona âid bulunur.. Hiçbir dembokrat kişi ve müesseseyi de, bu alâkadâr etmez!

Halk, tıpış tıpış ve apış mapış sandığa gidecek, parti veya partilere rey verecek, kendisini temsil edecek adamları gûyâ seçecek (!) bunlar da parlamentoyu (din, mezheb, ideoloji, doktrin farkı olmadan) teşkîl edecek ve kânun yapacaklar!

Evli barklı, torun torba sâhibi ve kasetokrasi dünyâsının uçkur kodomanları, ayrıca soygun-vurgun, yalan-dolan mâliki uyanıklar kânun yaparak kendi irâdelerini (rubûbiyyet) makâmının yerine koyacaklar; ve on milyonlarca “müslümanım!” diyen kalabalıklar da, ki bunların içinde namaz kılarak (!) 24 saatde tam 540 defa Cenâb-ı Hakk’ı tenzih edenler de olacak, (Rubûbiyet) makâmında, bu kasetokrasi kahramanlarını ve onları açık edenleri de bulacak ve tanıyacak!!!

Şekli dembokrasi, keyfiyeti kasetokrasi bir manzara ki, içine sindirebilenlere âfiyetler veya hayırlı sayıklamalar!

İnsanların tâbi olacağı nizamları, yani dünyâda nasıl yaşamaları ve bunun netîcesinde de Âhıret’de nasıl bir hayata sâhib olmaları icâbetdiğini bu kabil kasetokrasi irileri ta’yîn ve tesbit edecek! Müslümanım diyenler, “Allâh’ın indirdiği hükümler!” ile değil; bunların uçkurist, alkolik, ribâkeş ve kumarcı kafalarından uydurdukları ile yaşayıb, yine bunların ilâhlığına boyun eğmiş olacaklardır!

Beşeriyyeti idâre edecek sistemi bunlar inşâ edecekler!

İnsan denilenler de, tâbi olacakları irâdeyi (rubûbiyyeti) kendi elleri ve oy pusulalarıyla ta’yin ederek böylece kabûllenmiş olacaklar! Ve mine’l-garâib! Aynı zamanda bu, şunun denilmesi de olacakdır:

“-Biz şu kadar milyonlarca müntehib (seçmen), bizi Yaradan’a hiç ihtiyâç duymadan, O’nun emir-yasak ve helâl-haramlarını hiç ırgalamadan, kendin pişir kendin ye hesâbı, önümüze parti patronlarının irâdesiyle konulan kelle pusulalarını mühürler, o adamları parlamento denen frengden müdevver frenkvârî mekâna yollar, emir-yasak ve helâl haramlarımızı onlara tayîn ve tesbît etdirir, Çankaya gülleri gibi gül gibi geçinir gideriz!

Bizi yokdan yaradıp sayılamıyacak kadar kâinât nimetlerini önümüze seren Hâlıq Teâlâ’nın emir-yasak ve helâl-haramlarına eyvallâh çekersek, dünyâ gâvurluğu bundan rahatsız olur, tepemize çöker!. Allâh Azze, Kur’anında “İnsanlardan değil, benden korkun!” diyorsa da, biz medenî vahşilerden çok korkarız, ödümüz patlar… Sonra ve aksi halde, Iraklı, Afgan, Çeçen ve Filistinli ehâli-i mazlûme gibi adımızı da teröriste, mürteciye, çağdışıya ve bilmem neye çıkarırlar! En iyisi biz, kendi kendimizi idâre eder, kendin pişir kendin ye hesabıyla “yola devaaaammm!” deriz vesselâm!.

Hem, böylelikle de Şeriat’ın sıkı helâl ve haramları altında “hoşgörü ve diyalog!” mahrûmu yetimler ve kışladaki erât gibi yaşamakdan da kurtulur, Karayalçın denen kellenin dediği gibi “egemenliği gökden yere indirir!” ümmet olmanın sıkıntısı yerine (vatandaş) olmanın keyfini çıkarırız!

Ve hem, “Hakîmiyyet bilâkayd ü şart milletin!” olduğuna, Kâinâtı Yaradanın olmadığına kamalizma dînimiz de nasslarıyla kat’iyyen işâret buyurduğuna göre, artık Allâh’ın hâkimiyyet ve hüküm koymasına ve Kur’an ahkâmına lüzûm da olamaz!.

Kur’an-ı Mecîd, “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin tâ kendisidir!” derse desin, ne olmuş yani, bütün dünyâ “dembokrasi!” deyip, yarık sandığa rapt ü kalb eyleyip parlamentolarının rubûbiyyetine îmân etmiyor mu? Biz de dembokrasinin ikiz kardeşi “kasetokrasiye!” îmân etsek Kıyâmet mi kopar? Eyi ki “zinâ”, AKP’nin AK yüzleri tarafından suç olmakdan çıkarıldı! Yoksa kasetlere geçen uçkuristler bu kadar hem suçlu hem güçlü olarak höykürebilir ve taaa Çankaya sâkinlerimize kadar koruma ve müdâfaaya alınabilirler miydi?. Seçim sath-ı mâiline değil de, Reis-i Cümhûr Hazretlerinin yüksek Türkçesiyle “SEÇİM SATH-I MAHALLİNE!” girerken, dembokrasiden kasetokrasiye girmenin “yasal, mantıksal, akılsal, karasal ve havasal!” bir mantığı olabilir mi? Meşrûtiyetden Cümhuriyete, ondan dembokrasiye, şimdi de tam çaydan geçerken kasetokrasiye geçib onun atına binmenin mantıksallanabileceğine inanılamaz! Diyânet-i cümhûriyyemiz bile “ay ne fenâ oldu kıııız!” der gibi şeyleşmiyor mu? Arınç arkadaş, “şeyini şey etdiğiminin şeyi!” derken haksız mıydı!

Bu devirde biz kasetokrasiyi bırakıb (ALLÂH) dersek, ne ayıp! Gavurcuklarımız, yerli-yabancı topu da, bize ne demezler…

Yok yok, kendimize “mürteci” “dinci” “ortaçağcı” “örümcek kafalı!” dedirtemeyiz! Hem kutsal metinlere geçen “Gökden indiği sanılan dogmalarla devlet mi idâre edilirmiş!”… Hem biz, “Allâhın indirdiği ile hükmetmeyenler kafirlerin tâ kendisidir!” diyen âyet var diye kâfir mi olurmuşuz!…

Böyle yüzlerce âyet varsa var, ne yani, Sedânımın kâfilesiyle turistik bir umre seyyâti yapar arınır gideriz… Koskoca Diyânetin artık kapı gibi PROF.DR. başkanları var! Günâhımız onların boynuna! Medrese nesli, kelaynaklar gibi ortadan kalkmasaydı, şimdi hepimiz cehennemi boylamışdık! Şimdi diyânetdekiler modern, feminist, reformist ve “revizyonist!” Bu işleri iyi bilir, kitâbına düzgün uydururlar! Biz artık şeyhülislamları değil, onları dinleriz! Yoksa kafamızı üşütüp rahatımızı kaçıracak değiliz! Stres kanser yapıyor zâten! Aklımızı çelecek Eddoktûr “Çelakıllarımız!” bile türedi, sabahın köründe, pardon sadasının gölgesinde! Şimdi fetvâ almak için hastâne kuyrukları gibi fetvâ kuyruklarına da lüzum yok, kumandayı zapladın mı fetvâ hazır, hem de günlük, taptâze ve tam damak tadına uygun!

Yardakoğlu mu Çardakoğlu mu ne, bir reis vardı, “bilgi esasdır!” diyordu! “Artık dini ve dindarlığı geçmiş dönemlerde yazılmış kitabların satırları ve formatları içinde değil, dünyaya bakarak inşâ etmek ve ona göre çizmek istiyoruz!” deyû fetvâlar düzüyordu! Şimdi onun yerine gelen PROF. DR. Görmez Bey, duymaz ve söylemez bir ulu kişi ve “summün bukmün umyün” çizgisinin bir kahramanı olarak hadisler üzerinde pek ilmî ve teologsal, çağdaşsal, bilimsel, şerbetsel ve oryantalistsel çalışmalar içinde değil mi?! Ve ABD ve AB dünyâsının hoşgörü ve diyalog uykularını kaçıracak ve onları rahatsız edecek hadisleri, “bunlar uydurma ve zayıf şeylerdir!” diyerek pirinç ayıklar gibi ayıklamaya ön-ayak olmaya başlamadı mı?.

Müfessir-i Meşhur Merhûm Elmalılı Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri “İmtiyâz-ı Rububiyyet sınıf-ı ruhbandan parlömanlara geçmişdir!” deyû Muhalled Tefsîrine apaçık yazmışsa bize ne? O da Osmanlı kafası taşıyan bir icâzetli medrese adamıydı! Şimdi Okyanus ötesi revaçda! Artık büyük hikmet, keşif ve ilhamlarla sâbitdir ki, Okyanus ötesindeki ABD, dünya gemimizin kaptân-ı deryâsı yani Andorya Dorya’sıdır!!! Onu dinlemezsek “dembokrasi!” dînine de, hoşgörü diyalog zikrine de çok yabani kalırız ve bu da göze batar, köylü kalmışınız derler adama! Kasetokrasiye geçiş bile, nasıl zorluyor ve bazılarına 9 doğurtuyor!… 9 ışık bile pırpır etmeye başladı!

Bugün artık Irak ve Afganistan gibi nice bozuk arâzîler dahî ABD kaptanımız sayesinde dembokrasiye geçdi! Hem de milyonlarının kanını vampir gibi akıta akıta… Şimdi sıra İslâm coğrafyasının dizaynında… Artık dünyâ değişdi, başvezîrimiz âtıfetlû Receb Tayyib Arkadaş bile “değişim-dönüşüm!” nasihatlarıyla Kaddâfi putu ve laf dinlemezini az mı uyarıp ikâz etdi!

“Böyyük Türkiye!” içün canla başla ve locadan arkadaşlarıyla yarım asırdır kan ter içinde çalışan Demirel birâderimiz, ne hikmetli loca vecîzeleri salladı yıllarca… “Camiler ardına kadar açık!” dedi, “sana namaz kılma diyen mi vaaa!” dedi, “Kuran’da 236 âyet devlet idaresi ile alakalı ve laiklikle ters, bırak onları, geriye 6400 küsur âyet kalıyor, bunlar neyine yetmiyor!” dedi… Daha ne “nurlu ve mücâhidce” lâflar ortalığa savurmadı? Attığı her adımla İslâmköydeki Süleymân Bey Anıt Kabrine yaklaştığı şu günlerde Haberal reklâmlarıyla CHP goygoyculuğuna bile soyundu! Haberal’ın oğlunu da MHP içine yerleştiren kimlerse?. Sülü, iki partiyle Receb arkadaşı çapraz ateşe alma taktikleri peşinde! Sinsi sinsi Receb arkadaşın nasırıyla oynamakda amma da mâhir eski kurt!

Hulâsa sadede gelirsek, namaz, oruç, umre, kandil, hatim, dua, tesbih, adak, hatta Erbakan Hocamıza bir milyon hatimi seçime doğru indirmek, v.s.ler içün, tivilerde son derece din ve reklam hürriyetlerimiz bile var! Daha ne olsun yani!

Başörtüsü “kamusal arâzimizde yasak!” olsa ne yazar?. Bülend Arıç Arkadaş yıllar evvel “bu işi halletmek nâmus borcumuzdur!” demedi mi? Borcuna sâdık arkadaşdır, asla üstüne yatmaz, eli değmemişdir! Bekleyelim, daha ne seçimler var önümüzde! Dembokrasimiz tükenip bitince de kasetokrasimizle yol alırız! 12-15 yaşına kadar çocuklara Kur’an-ı Mübîn ve din dersi öğretmek memnu’ oluverirse olsun, biz de, bale, mızıka, eski ve yeni Ahid derslerini her yaşda almak içün oraların dersânelerine koşarız, kıyâmet mi kopacak? Şeriatın ahkâmı yasaksa, İslamiyyet yasak mı olmuş, silinip süpürülmüş mü yani… Zaman bize uymazsa biz zamana, Zaman gazetesine uyarız!

Ramazanlarda Kur’an ziyâfetlerine can dayanmıyor, o bülbül sesli, matruş, boynu yularlı, takkesi uçuk, saçları püsküllü hâfızların kıraatları, hem de çeşitli makamlardan nâmelerle ortalığı çınlatmaları, o ilahiler… O hazır günlük ve taze hatim ve yâsînler… Bu çağda bunlar ne ni’met! Efendim! Aman Allâh’ım!”

Evet, manzara-yı umûmiyye budur ve seçim dedikleri göz boyama bütün ufûneti ile yaklaşmakda ve sandıkdan ve sepetden ne tavşanlar ve ne maymunlar çıkacakdır, seyre değer!

Liderler, başlar, ağalar ve patronlar, adamlarının listelerini yapıp, kendilerine “belî sultânım!” diyecekleri listelerine kara kalemle yazdılar bile! Ve hâkimiyyet bilâ kayd ü şart kendinde olan (!) dembokratik “ulus hazretleri!” de, sandık ve sepete girip, tıpış tıpış o “parti kralları hazerâtın!” tayin ve tesbit etdiği ahbâb u yârânına mührü gözü kapalı basacak ve “mühürlülerden!” olmanın mutluluk ve erdemiyle “dembokratik hakkını ve vatandaşlık vazifesini!” edâ ve ifâ etmiş olacakdır!

Ben ise, bunca uyur-gezerliği İslamlık ve insanlık şeref ve haysiyetime yüzde yüz ters bulduğum içün, o sandığın ayağına gitmeye aslâ tenezzül etmiyeceğim…

Şu kıytırık dünyada, güdülen sürü içinde dört ayaklı bir âlet olmakdan daha büyük zillet ve cezâ, bana muhâl görünüyor… Direniş olmadan diriliş olamaz… Bir değil, istersen yarım kişi ol! Ama hakk içün direnişin yoksa, beşyüz milyon da olsan, aslında bir çeyrek adam bile etmezsin!

Yarık Sandık Erkânı ve Kâinâtın bilgilerine…

 

(intişârı: 25.05.2011)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir