Muhterem Enver Baytan Hocamızla Mezheplerin Telfiki (Birleştirilmesi) Hususunda Bir Röportaj
25 Nisan 2015
Artık Kara Şapkalı Sülüman Bey De Yok!
20 Haziran 2015

1971’li seneler... Merhûm Üstâd Necib Fâzıl Bey, BÜYÜKDOĞU’su ile Sülü içün “masonluğunu” dile getirerek vesikalarını neşreder!

SÜLÜMAN “MÜSLÜMANDIR VE İSLÂM MÜCÂHİDİDİR” DİYENLERİ DE GÖRDÜK!

Mehemmed SAFFET

 

 

1971’li seneler…

Merhûm Üstâd Necib Fâzıl Bey, BÜYÜKDOĞU’su ile Sülü içün “masonluğunu” dile getirerek vesikalarını neşreder!

O sırada akşamları çıkan, bugünkü TÜRKİYE gazetesinin ilk devresi sayılabilecek ve adı da “Hakîkat” olan bir gazete vardır. Enver Ören’in, beş-on personelle çıkardığı, basın ilan kurumundan aldıkları ilanların bedellerini aralarında pay ederek geçinmiye çalışdıkları demler… Adı “Hakîkat” olan ve Kadıköy-Eminönü iskelelerinde, çığırtkan çocukların koltuk altlarında taşıyarak satıkları, günlük 5-600 tirajlı bir mevkûte…

Başmakale sütununda da (Hüseyin Hilmi Işık) nâmındaki emekli albay ve E.Ören’in kaim-i pederi zat da imzasız yazılar yazmakda…

Büyükdoğu’da Merhûm ÜSTÂD, Sülüman Bey içün “masonluğunu” öne çıkarınca, o zaman derin ve sıkı bir demirelci olan gazete, bundan son derece rahatsız olmalı ki, (başmakâlesinde) “DEMİREL İSLÂM MÜCÂHİDİDİR!”  hükmünü gözlere sokar; ve “DEMİREL’E MASON DİYENİN KENDİSİ KÂFİRDİR!” cümlesini de kullanarak, ÜSTAD MERHÛM’a gûyâ TEKFİR bombası fırlatır!..

Üstad, “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan olmayı” bütün ömrünce şiddetle reddederken, burada mı susacakdı, susmadı ve susamazdı da… Bu, O’nun kendi kendisini inkârı demek olurdu!. Üstad, hayatını, ŞİRK sistemine karşı DİRENİŞE adamış bir adamdı!

Bu beklenmiyen ve asla tahmin edilemiyen, böyle ayarı kaçık tecâvüz ve hakâret karşısında, müslümanlar da son derece münfail olmuş ve üzülmüşlerdi…

Büyükdoğu’da MERHÛM ÜSTAD da derhâl ayağa kalkmış, vesîkaları ile ortaya çıkmış; ve imzasız Başmakalesi ile ÜSTAD’ı hâşâ “kâfir” de ilân etmenin faturasını çok ağır ödetmişdi. Başmakâlecinin Esseyyid Abdülhakîm ARVÂSÎ Rahmetullahi Aleyh Hazretlerinden “icâzetli görünmesine rağmen bunun aslı olmadığını” vesikalarıyla ortaya koymuş; ve “Abdullah İbni Sebe’den daha alçak” tabiriyle de muârızına hücûm etmişdi… Bu yazıları birkaç sayı (nüsha) sürdüren Merhûm ÜSTAD, bir mason içün kendisine “kâfir” denilmesini elbetdeki geçiştiremez, bunu haklı olarak şiddetle reddederdi ve öyle de yapmışdır!

Dünyevî-politik hasis menfaatler uğruna Üstad Merhûm gibi ömrü İslâm yolunda zındandan zındana koşmakla geçen bir direniş kahramanı MÜCÂHİD’e revâ görülen böyle bir (kara sahife) de, ne yazık ki “BÂBIÂDΔ târihinde kayıtlıdır…

Allâh kimseyi ifrad ve tefrid çukuruna düşürerek, böyle perişanlıklara dûçâr eylemesin!

Eygi Bey de, Sülüman Bey’in ikramlarına nâil olanlardandır. Hakkında açılan davâlar sebebiyle sıkışınca, yurt dışına geçiş kolaylığı görmüş ve müteveffâyı yıllar sonra Millî Gazete’deki bir yazısında “Müslüman” ilan etmişdir… Kendisi şimdi de Büyük bir DÎN âliminden evvelâ “İZİNLİ”, sonra da “icâzetli” olduğunu yazmakda; ve çalakalem fetvâlarına devam etmektedir…

Bütün bu ilânlar ve yazılardan sonra, Sülüman Bey gazetecilere verdiği bir beyanatda şöyle diyecekdir:

“Kur’andaki 236 âyet devlet idaresi ve laiklikle alâkadârdır. Bunları geçin. Geriye 6400 küsur âyet kalıyor, bunlar neyinize yetmiyor!”

 Müteveffânın, işte, Allâh Azze’nin Kelâmı’na ve Müslümanlığa bakışı!. KUR’ÂN, beşere âid 10 sahifelik bir risâle kadar bile kâle alınmıyor; kıymet izâfe edilmiyor!

Kendisinde, Allâh Azze’nin irâde ve hâkimiyyeti üstünde bir loca irâde ve hâkimiyyeti vehmetmiyen bir insanın, 236 âyete ambargo koymak; veya onu hiç kabûl etmek gibi bir cür’etle, cihanın önüne çıkması; ve bunun ebedî felâketini zerre kadar umursamaması mümkin olabilir mi?

Buna rağmen, onu “İslâm Mücâhidi” ve “Müslüman” ilan eden (DERİN Müslüman ve âlim; ve muharrir kalabalıklarından bugüne kadar bir pişmanlık ve tevbe eserine de rastlanılamadı!

Belki rastlıyan olmuşdur, ancak matbuat yolu ile alenen yapılan günahların tevbesinin de, gene aynı yolla âşikâre yapılması ŞARTI vardır!

Günahı kimler görmüşse, TEVBEYİ de onlara göstermek şart!

ADÂLET ve (nasuh tevbesi) içün bu lâzım!

Zor iş, zor mu zor… Hesab Günü’ne kalıyor her şey…

 

(İntişârı: 19.06.2015)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir