İslâm’da Âilenin Temeli Dîndir
8 Mayıs 2012
(5) Şevket Eygi’nin İctihadlarına Göre “1923’de Cumhûriyet, İslâm Cumhuriyeti!” Olarak Başlamış!
13 Mayıs 2012

9.5.2012 târihli yazısında, adı geçen yazarın bazı tesbitleri iyi, güzel ve doğru... Ancak sonlara doğru bir paragraf, rezâlete yakın bir heyelân bölgesi

ŞEVKET EYGİ’NİN “YENİ BİR DİN TÜRETİLMEK İSTENİYOR!” BAŞLIKLI YAZISI MÜNÂSEBETİYLE…

Mehemmed SAFFET

 

9.5.2012 târihli yazısında, adı geçen yazarın bazı tesbitleri iyi, güzel ve doğru… Ancak sonlara doğru bir paragraf, rezâlete yakın bir heyelân bölgesi teşkîl ediyor!. Neyse ki daha evvel yazdığı gibi “Diyânet fetvâ (?) heyetine saygılar sunmak ve ellerinden öpmek!” gibi acâib hallere tevessül eylememiş! O paragraf şöyle:

“Ankara Diyanet’inin” bu yeni dine cephe alması ve Müslümanları bu konuda uyarması gerekirken maalesef bu yapılmamaktadır. Mardin’in tarihî Kasımiye medresesinde yapılan papazlarla karışık ayin ve törenlere Diyanet, büyük bir il müftüsünü göndererek katılmıştır.”

1) Şevket Eygi Bey’in Okyanus Ötesi Pensilvanya patentli yeni dîne “Ankara Diyânet’inin cebhe almaması”ndan bahsetmesi son derece gülünçdür.

2) Hele “müslümanları bu mevzuda uyarması gerekirken maalesef bu yapılmamaktadır” demesi de öyle…

3) Son cümle ise zâten tenâkuzun bir vesîkası… Demek ki Üstad Necib Fâzıl Merhûm’un, o “den.et” dediği yer, “Mardin’deki Kâzımiye Medresesi’nde böyle papazlarla karışık âyin ve merâsimlere büyük bir il müftüsünü göndererek katılmışsa,” bu demekdir ki, o “Ankara Diyânet’i” bu yeni dînin müntesiblerindendir, o dînin mü’minlerindendir… Meddâhin ve şakşakçılarındandır! 

4) Artık hâlâ tutub da o Diyânet denen yerden bu yeni dîne cebhe almasını beklemek, nasıl bir akıl ve mantık yürütmedir, anlayan beri gelsin!. Biri diğerini kat’iyyen tekzib eden (mütenâkız) iki cümleyi böyle alt alta oturtmak her kula müyesser olmasa gerek! 

5) “Ankara Diyânet’i”nin o yeni dine “cebhe almasını” yazmak, okuyucu zihnine o Diyanetin, böyle sapık şeyler karşında olduğu intibâ’ ve ihtimâlini verir ki, bu, o Diyanet denen yeri bir nevi tezkiye etmeye ve oraya sıcak bakmaya iter; ve bu ise, çok ağır ma’nevî mes’ûliyyeti  mûcibdir

6) Diyanet denen yer, 1924’de, müslümanları “bu yeni dine karşı uyarmak üzere” mi kurulmuşdur ki, onun böyle bir vazifesi olduğu okuyuculara şırınga ediliyor?. Bu ne kadar hılâf-ı hakîkât bir saptırmadır… 

7) Diyânet denen yer, 1924’de Şer’iyye Vekâletinin lâğvedilmesi üzerine tampon ve uyutma gâyeli olarak ihdâs edilmiş ve bugünki “yeni dinden” daha evvel, Anadolu insanına dayatılan ve adına “Türkün dini kamalizmadır!” şeklinde kitablara geçen bir evvelki “yeni dini” milletin kanına dîni yamultarak zerketmek üzere tesis edilmişdir… Bunun aksini kim düşünebilir? 

8) Erbakan’ın cumbaşı namzedi Kamalist ve ataist Prof. Mümtaz Soysal: “Diyanet İş. Başkanlığı, Dînin, cumhuriyet ilkelerine uygun olmasını sağlıyan bir kurumdur!” diyerek bunu bütün dünyaya televizyonla ilân etmedi mi?. 

9) Dolayısıyla oradan, Ş. Eygi Bey’in telmih etdiği müsbet davranışlar beklenilebileceği intibâı veren satırlar, son derece zararlıdır. Çünki oranın, müslümanlar nezdinde lâzımü’l-ittibâ’ bir makâm olduğunu ihsâs edici yazı ve beyânlar ortaya koymak, İslâmiyyet’e fâide değil, tam tersine mutlak zarar verir…

10) Yardakoğlu’nun “biz revizyonistiz!” diye alâmeleinnâs höykürdüğünü kim inkâr edebilir? Aynı adamın “Artık dîni ve dindarlığı geçmiş dönemlerde yazılmış kitabların satırları ve formatları içinde değil, dünyaya bakarak çizmek ve ona göre inşâ etmek istiyoruz!” dediğini; ve böylece, İslâmiyet’i bütünüyle reddederek yerine nefs ü hevaya uygun bir dîn oturtmak istediklerini, adı geçen muharririmiz hiç duymamış mıdır?

Ekber Şah zamanındaki din uyduran bel’amlarla DİB’çi bel’amların zerre kadar farkından bahsedilebilir mi?

11) Zâten Büyük Akâid İmamlarımızdan Şeyhülislâm Merhûm Mustafa Sabri Efendi, daha evvel de düzinelerce yazdığımız gibi o Diyânet denen yer içün: “Diyânet, İslâmiyyet’in tarafında değil, İslâm düşmanlarının safındadır!” diye yazarak, bunu, 1926’larda apaçık dünyâya ilân etmedi mi?. 

12) Bugün de, Diyânet denen yer, Okyanus Ötelerinden uydurulan dinin yanındadır. Yarın da, Kutublardan veya hatt-ı üstüvâdan fırlatılan dinlerin yanında olacakdır. Çünki orasının âmiri, Kitab, Sünnet, İcmâ’ ve Müctehid ictihadları değil, dembokratik haçlı Avrupa’nın politikasını ve siyâset usûllerini rehber ve rabb edinen idârecilerdir… 

13) Binnetîce, İslâmiyyet’i “ehl-i sünnetim!” diyerek müdâfaa ederken sık ve galiz “tenâkuzlara” düşmemek üssü’l-esâs olmak zorundadır. Aksi halde kaş yaparken göz çıkar ve haberimiz bile olmaz… Üstelik mes’ûliyyeti de çok ağır olur… Milletin îmân-kanına girmekden Allâh Azze’ye sığınılmalıdır… 

14) Diyanet denen yer, dembokratik partilerin hükûmet oluşuna boyun eğerek, “Dr. Lutfi Doğan!” gibi başında sarık sırtanda cübbe, elinde kadeh ve etrafında cumhuriyet kokanaları ile kokteyllere iştirak edenlere kadar nice modernist, ateist ve kamalistlerin idâre etdiği bir yerdir… Oralarda bu kabil adamlar zevkiyâb olabiliyorsa, artık oranın, İslamiyyet’i temsil etmesinin kabulü akla ziyan bir felâket demekdir…

15) “Laik Demokratik sosyal!” bir düzenin resmî bir makâmı olan DİB denen yerin, bütün emir, tamim, fetvâ (!!!), ve bilmem nelerinin, şer’an (dînen) keenlem yekün olub aslâ İslâm adına olamıyacağı; ve ancak bağlı olduğu “düzen, rejim, sistem ve otorite v.s. adına!” olacağı bedâhaten ortadadır…

16) “İslam demokrasisi, İslâm cumhûriyeti, İslâm burjuvajisi!” gibi (hâşâ) Allâh Dîninin münezzeh olduğu çamurları O DÎNE revâ gören ve bundan utanmayan Ş. Eygi, böylece, o da “başka yeni bir din!” uydurmuş olmuyor mu?

17) Bu millete tepeden tırnağa, kelime-i tevhidi, 15 asırlık gerçek ehl-i sünnet ve’l-cemaat ulemâsının izinde olarak îman ve i’tikad bütünlüğü ile tasdîk ve tahsîn eylemek düşüyor. Bugünki vaziyet, sadece çamurdan ibâret bir manzaradır; ve bunun liyâkatsiz, tenâkuzlar içinde yüzen, mübâlâtsız ve çalakalem her gün  yazıp-çizen mes’ulleri de, işte apaçık ortada…

 

(İntişârı: 10.05.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir