Norveç, Belhum Edâll Ve Mayasında Or….Luk Varsa, Buna Özendirmek Ne!?
27 Ağustos 2016
-1- 10 Kasım Münâsebeti İle İlk Ve Son (T.C. Reis-İ Cumhûrları) Ne Dedi?..
11 Kasım 2016

Hacc ve Kurban ibâdet ve taatları, bu sene de aynı çığırından çıkmış hâliyle ve birçok noktasıyla şer’-i şerîfe mugâyir, keyfî ve laik dembokratik

HER ŞEYİ BERBÂT EDENLER, HACCI VE KURBÂNI MI ETMEZ? 

Mehemmed SAFFET

 

Hacc ve Kurban ibâdet ve taatları, bu sene de aynı çığırından çıkmış hâliyle ve birçok noktasıyla şer’-i şerîfe mugâyir, keyfî ve laik dembokratik cumbokrasi irâdesine göre gûyâ îfâ ve edâ edildi!

Her şeyden evvel, bu kabil zaman şartı taşıyan ibâdât ü tâatın beşerî irâde ile (hevâ ve hevese mutâbaatla) bir zamana oturtulması, bu ibâdât ü taatın vâzıı Allâh Azze ve Celle Hazretlerinin “Hilâle göre olacak” şeklindeki emrinin kâle alınmamasıdır; ve bu da, büyük tuğyân ve dinden sapmadır… Merhûm müfessir Muhammed Hamdi Efendi, tefsîrinde “zamanın hilâle göre ta’yîninin (mevrîd-i nass) ile ortaya konulmasına binâen, buna mugâyir hâllerin butlânına kat’iyyen” işâret buyurur…+

Oruç, hacc ve kurban v.s. gibi ibâdât ve birçok muâmelâtda şart olan zaman ta’yîninin, bütün İslâm Coğrafyasında aynı güne isâbet etmesi, ŞER’AN şart olmadığı hâlde, böyle bir ŞART varmış gibi uydurmalar îcâd ve ihdâs eden, bid’atçı (laik dembokratik cumbokrasi emireri DİB) denen yer, Cenâb-ı Hakk Azze ve Celle Hazretleri ile “irâde ve hâkîmiyyet yarışına girmiş” görünüyor!. Fakat her seneki tatbikat, bu “uydurmalar merkezini” tekzib etdiği hâlde, bir türlü akıllanmıyor; ve ibret de almıyarak şamaroğlanlığına ve pişmiş kelle sırıtkanlığına aynı “şerîk olma” inadıyla devâm ediyor… Üstelik, (ateist) devlet felsefesinin bir şûbesi olan bu yerin, İslâm ile alâkalı hiçbir noktada “karar ve i’lân” hakkı da olamaz… Daha da berbat olan şudur ki, ateist Prof. Mümtaz Soysal’ın tv ile bütün cihana i’lân etdiği şu hakîkat son derece mühimdir:

“Diyânet İşleri Başkanlığı, DÎNİN cumhuriyet ilkelerine uygun olmasını sağlıyan bir kurumdur!”

Artık (aklı ve muhâkemesi) yerinde bir müslümanın böyle bir yeri “dînî bir merci’ kabûl etmesi, kendi dînine  hakâret ve bühtandır…

Bu sene de, 10 Zilhicce’yi, Pazar, pazartesi, Salı ve Çarşamba günleri idrâk eden yerlere İslâm coğrafyasında gene rastlanıldı; ve “aynı gün bayram yapma bid’at-ı seyyie ve uydurması” gene tutmadı!. DİB denen ateist devlet felsefesini metbû’ tanıyan yer, Cenâb-ı Hakk ile yarışı gene kaybetdi ve nal topladı!.

Zilhicce hilâlini görmek esasken veya göremiyenlerin Zilka’de ayını 30’a tamamlamaları şer’in emri iken, resmen ve alenen “revizyonistiz” diyen sâbık Reis (Y.rdakoğlu’nun) DİB’i, bu iki şıkka da zerre kadar i’tibâr etmiyerek (takvim hesabları) bâtılına inâdına devamla “yeni bir din peydahlama” cihetine gitmeyi kendisine gâye edinmiş görünüyor!. Yıllarca evvel Kandilli Rasathânesi Müdürü Fatin Gökmen nâm adamın yapdığı yanlış hesâb her sene tevâlî edib gitmektedir. Üstelik de, T.C.’de “Deniz Kuvvetleri” gibi yerlerde Kandilli takvimi değil, Amerikan takvimi kullanılmakda; ve bununla Kandilli hesabları arasında 1 gün fark bulunduğunu 1974’de müdellel olarak ortaya koymuş idik…

Öyle ya, “irâde halkın, hâkimiyyet milletin” şirki ile 93 yıldır beyinleri şartlıyan bozuk ve yamuk İngiliz mayalı DÜZMECE DÜZEN, millete şunu demiş oluyor:

“Ben, benim ideolojim, doktrinlerim, ilke ve ülkülerim ne ise onları yaşatırım; Haçlı Batı’dan devşirdiğim norm ve form ne varsa bunlara ters bir dini bu ülkede yaşatmam… Önünüze, DİN diye işime gelen ve uydurduğum şeyleri koyarım; ve siz de onları tıpış tıpış gider otlarsınız!. Bu da, size vereceğim en büyük ve en geniş (din hürriyeti) olarak, 77 ahfâdınıza yeter!. Öyle “Kitab, Sünnet, İcmâ’, Müctehid İctihadları” gibi lâflar edib, işi, bu zamanın keyfini kaçıracak delillere bağlarsanız, “Kusura bakmayın, ne demek sünnîlik, siz müslüman değil misiniz yahu?” diye Viyanalara kadar her yerde ağzımızı açar ve gürleriz… Dîninize hudud çizmeyi siz müslümanların edillesine bırakamayız; bunu da, “laikiz, dembokratik cumbokrasiyiz” der, biz ta’yîn ederiz… Size de, bunları paşa paşa kabûl etmek ve yemek düşer! Siz, sadece oy zamanı yarık sandığa gider, onun yarığından aşşağı pusulanızı sallarsınız ve mecbûren bir dembokratik parti üzerinden (dembokrasiye) îmân ve bey’atınızı yeniler, işinizi bitirirsiniz! 

Çok böyyük ve böyyükbaş âlim-i ahırsaman  (Cüb.eli Papağan) bile ne diye şakıyor: “Boş oy verilemez, dine en yakın olana vereceksin, Ali Haydar Efendi Babamız “Boş oy veren dine en düşman partiye oy vermiş olur, bize en yakına oy verin dedi” diyor!. Ona göre.. aklınızı iyi kullanın… Dinse işte din, şeyhse işte şeyh, hoca ise işte cübbeli, sarıklı, sakallı, şalvarlı kürsü ve ekran papağan ve kargaları!.. 

Devir Osmanlı devri değil; son derece kolay ve basit; akâidsiz, fıkıhsız, tefsirsiz, müctehidsiz, tasavvufsuz, mealden ibâret, Luter hıristiyanlığı benzeri, “10 dersde İngilizce” der gibi her kafaya uygun  bir (religion) devri… “Müslümanım” diyen her vatandaş, neye, nasıl inanırsa inansın, o müslümandır!. Fettoş hâininin “şefaat etme ütopisine” mazhar Büllende Ecevito bile, Rahşan (RAŞEL) Madamla Hind filozofu Tagor’u ziyarete gitdiği halde ve Medine-i Münevvere’ye adımını bile atmamışken ve “sosyal demokratken” ne demişdi hatırlıyalım: “Biz sosyal dembokratsak da aynı zamanda MÜSLÜMANIZ!”

Sevgili vatanımızda, sevgili vatandaşlarımız istedikleri her şeye istedikleri gibi inanır ve bu sonsuz hürriyet içinde müslümanlıklarını “asr-ı saadetde gibi” yaşayıb giderler… Nice İslâm düşmanı vatandaşlarımızın cenâze namazlarını bile huşu ve hudû’ içre kılıyor; tâbûtlarını camilerimizin musallâ taşları üzerinde bırakmıyoruz! Onlara dahî, (Hikmet Kıvılcımlı) gibi “hiçbir dînî merasim istemem” diye vasiyet etseler de, vefâ ve cefâ içre vazife yapan ruhban sınıfımızın güzîde maaşlıları ma’rifetiyle dînî “görevlerimizi” yerine getiriyoruz!. Pazar günü de, İslâm’ı günâhı kadar sevmez, AKP baş düşmanı ve Gezi Parkı Gerzek tosunlarından Tarık nâm oyunbazımızı, Teşvîkiye câmimiz musallâsında namazını kılarak, falan yerdeki kabr-i nîrânına son derece ihtimamla tevdi’ edeceğiz ki, bu ebedî (!) istirâhatgâhında rahatça uyuyub dinlensin!…

15 asırlık İslâm’ı istemek, “mezhebçilik” yaparak işi zora sokmakdır; bu i’tibarla da “mezhebler FİTNEDİR!” Biz, 93 yıllık “kurucu irâdeyi” tanır, dîni de ona göre “dizayn ve çizayn ederiz!.. 15 asırlık çizgiye bakarak suları baş yukarı akıtmaya kalkışmayın, fanatikliğin, fundamantalistliğin âlemi yok!. Böyyükbaş devlet adamımız Sülü birâderin “ırladığı” gibi “câmilerin kapısı ardına kadar açık, kimseye ibadet etme deyen mi var, gir camiye kıl namazını, 236 ayet de devlet idâresi ve laiklikle alâkalıdır, onları da geçin, geriye kalan 6000 küsur âyet neyinize yetmiyor?”  İstersen 24 saat yat kalk, karışan mı var? Bu çizgiden ayrılmayın ve külâhları değişmiyelim!. 

Dinin en güzel yaşandığı yer Türkiye’dir, ezanlarımız 5 vakit ve 120 desibel şiddetinde gümbürdemekde, hasta ve bebekleri bile yataklarından zıplatacak kadar gürül gürül okunmakda, nefretî makâmında anıranlara da püftülüklerimiz ma’rifetiyle usûl, makam ve nota dersleri verilmektedir! Bunlardan güzel dine hizmet mi olur?. İktidâr-ı Şâhânemize (nankörlük) etmeyin, çarpılır ve bu günleri mumla ararsınız! Bakın Kılçıkdâroğlu Feto deccalıyla bir anlaşır ve işbirliği içine girerse hepinizi kurşuna dizer, derilerinizden (gayda) yapar panayırlarda öttürürler!”

(NOT: Merhûm Ali Haydar Efendi Hazretleri gibi “dembokrasinin D’sini ağıza almak küfürdür!” buyuran bir Zât-ı Âl-i Kadiri, yukarıdaki iftirâdan tenzîh ederiz.)

Hilâli rü’yet etmiyerek 7, 8 veya 9 Zilhicce’de hayvan boğazlıyanların “Kavurma ve kebab bayramları kutlu ve mutlu olsun” diye de ilâve edelim…

Belediyelerin “hayvan kesim mahalli” diye halka tahsîs etdikleri mekânlar, eğer YALOVA belediyesinin mahalli gibi idi ise, böyle leş ve ufûnet çukuru hâline gelmiş yerlere “islâmî sıhhat, nezâhet ve nezâfet” adına zerre kadar el atmıyan hökûmât-ı cumhûriyye ile SIHHAT VEKÎLİ Efendiyi bütün mevcûdiyyetimizle, kına yakmalarına bile lüzum görmeden “KINIYOR” ve âcilen vazifeye da’vet ediyoruz!…

Boğayı yere yatırıb, “eûzü-besmele” çekerek bıçağı hayvancağızın boynuna sallayan herifin sesini duyunca da, tüylerimiz diken diken oldu!. Hangi kitabda, “Rahmân ve Rahîm olan Allâh Azze’nin adıyla diyerek hayvancağızın canını çıkarıb onun çırpınışlarını ve höykürüşlerini seyredeceksin!” diye yazıyor?. Bu “echeliyyetin” müsebbibi olan 93 yıllık Allâhsızlığı da, kına yakmalarına lüzum görmeden “KINIYORUZ!”

Yani TEL’ÎN ediyoruz!

Ortalıkda kedi gibi neredeyse miyavlıyarak “et ver!” diye dolanan zavallı ve bîçâre sûriyelileri, o hâllere düşüren “misâfirperverliği kendinden menkûl ÇOK YÜCE AKP Hökûmetini” de, İslâmlığın yüzkarası bu hâllerin önüne geçmediği içün gene kınasız “kınıyoruz!”

Son sözü ise, OSMANLI torunu olmakla hava sıkanların adını bile duymadıkları, hâldeki şarlatan ve soytarıların tam ZIDD-I KÂMİLİ VE HAKÎKÎ HOCA OLAN ve Büyük Müfessir Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri’ne bırakalım. Müşârünileyh Hazretleri, Muhteşem ve Muhalled Tefsîrinin ilk tab’ı, 5. Cild, 3410. Sahîfesinde, Hacc Sûre-i Celîlesinin 41. Âyet-i kerîmesini tefsîr ederken buyuruyor:

“Onlara—izin ve nusrat—ki (…………) biz onları arzda temkîn (vekâr ve tedbirle vazifeli) edersek—yani MAKÂM-I İKTİDÂRA GETİRİR, İCRÂ-YI HÜKÛMET ETDİRİRSEK (…………….) NAMAZI İKÂME VE ZEKÂTI İ’TÂ EDERLER—(………….) emr-i bil’ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker yaparlar—meşrû’, müstahsen tanınacak şeylerle EMİR; nâmeşrû’, çirkin ve merdûd şeylerden nehyederler.—MEVKİ’-İ İKTİDÂRA GEÇİNCE AHLÂKLARINI BOZMAZ, DİNDEN, ADÂLETDEN İNHİRÂF ETMEZ VE EVLİYÂ-YI UMÛR OLURLAR. FİLHAKÎKA HULEFÂ-YI RÂŞİDÎN BÖYLE OLMUŞLARDI. MÂMAFİH “VALLÂHU ÂKIBETÜ’L-UMÛR” DUR.” 

Bu fevkal’âde ve i’cazkâr ibâreden anlıyoruz ki:

1) Hiçbir “İKTİDÂR VE HÜKÛMET” halkın “oy-moy” oyuncakları ile değil; Allâh Azze’nin TAKDÎRİ olarak ve (emânetçi) keyfiyetiyle iş başı yapar!. O, irâde buyurmadı ve murâd etmedi mi, yaprak oynamaz, karıncanın bacak tüyü bile kıpırdamaz… Mevlâ-yı Müteâl Azze, “imtihân içün” kullarına (iktidâr ve hükûmet) verir… Azıb kudursunlar diye değil; azıb kuduranlarla Allâhsız haşerâtı yolu getirsinler diye…

2) “Bu iktidâr ve hükûmet, namazı ikâme ve zekâtı i’tâ eder.” Namazsızlık ve zekâtsızlık, “din ve vicdan hürriyeti, dembokrasi ve cumbokrasi ve bilmem neler ve neler iktizâsıdır” diye bir “haşhâşîlik veya gâvurluk” orada aslâ görülemez…

3) Oradaki “İKTİDÂR ve  HÜKÛMET, emr-i ma’rûf ve nehy-i ani’l- münker yapar.” Böylece, FETO-NATO-BOKO-BOMBOKO ve HAÇLI SEFERLERİ başa belâ olmakdan çıkar, nefes bile alamaz…

4) Oradaki İKTİDÂR ve HÜKÛMET “nâmeşrû’, çirkin ve merdûd şeylerden nehyeder, onları YASAKLAR.” Ne gibi? Sayalım: 1)HEYKELLİ PUTPERESTLİĞİ, 2) FÂİZPERESTLİĞİ, 3) MEYHÂNEPERESTLİĞİ, 4)KERHÂNEPERESTLİĞİ, 5)KUMARPERESTLİĞİ YASAKLAR… “Yahudi-Haçlı Gâvur dünyâsı ne der” diye hesâblar yapıb KORKULARA secde etmek, îmân iflâsının sâbitlediği 5. Sınıf aşşağılık duygusunun, laik-dembokratik ve cumbokratik bir netîcesidir…

5) O zaman, orası, “Abdurrahmân Çelebi Cinsi” mübtezel ve cübbeli zibidilerin uydurduğu uyduruk ve gözboyama cinsinden bir “İslâm Dârı” değil; Hanefî Fıkhındaki hakîkî “DÂR-I İSLÂM” olur. Başındaki de “VELİYYÜLEMR” bilinir… O zaman ona “İTAAT, ALLÂH ve RASÛLÜ Aleyhisselâm’a TEBEAN FARZ” olur… “Meddâhînin yüzüne toprak saçınız” buyuran Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm Efendimiz Hazretlerinin yolunu yalakalık ve dalkavukluklara bulamak peşindeki sokak ağızlı adam ve madamlara orada aslâ i’tibâr edilemez… Zaten orada, böyle pespâye herif-i nâşeriflerin i’rabda yeri bile olmaz…

6) O dârda, “İKTİDÂR MEVKİİNE GEÇENLER AHLÂKLARINI BOZMAZ”, HISIM AKRABA VE EŞ DOST KAYIRMAZ; “Yüce Dîvâna” gitmekden ödleri bilmem nelerine karışmaz!!! Alınları açık, her istintâka hazırdırlar… Muhâlefet adı altında “fitne fücûr çarkı ve çarkçıları” orada kanser hücreleri gibi sıkıntı kaynağı olmaz… Hiç kimse, orada “DİNDEN ve ADÂLETDEN SAPMAZ, SAPAMAZ…”

7)“Meclis” dedikleri mahallerinde, boyunları yularlı (ağlâlli) terörist ermeni piçlerine, garib gurebâ milletin paralarını “maaş” diyerek peşkeş çekemezler… Dağlardan inib Anadolu gençlerine kahpe ve kancık tuzaklar kurarak onları katleden eşkıyâlara, onların meclis uzantılarını bu maaşlarla besliyerek, dolaylı yollardan destekçi olamazlar…

8) “Evliyâ-yı umûr” olurlar. Milletin işlerini, ihtilâle, ihtilâca, darbeye, heybeye ve HAÇLI SEFERİNE aslâ ma’rûz kalmıyacak sıhhat ü selâmet ve SÂLABETDE yürütürler… Orada, (b.kdan haçlı avrupa kânunları) tercüme edilerek TÜRK HUKÛKU diye millete aslâ yutdurulmaz; milletin aklı ve rûhuyla oyun oynama alçaklığı orada kat’iyyen görülemez… Milletin tepesine Nemrut ve Fir’avn gibi çöreklenmeler, milleti kurtarmak ve ona hizmet gibi gösterilemez…

9) Allâh Azze’ye sözde değil, ÖZDE ÎMÂN etmiş adamların idâresi, Allâh ve RASÛLÜ’ne tebean ALLÂH AZZE tarafından, mutlak HAYIRLA netîceye kavuşur; ve ancak o zaman FETO-NATO-BOKO ve BOMBOKO tecâvüzleri tam ma’nâsıyla kökden ve kalıcı olarak püskürtülür; ve Anadolu’muz ancak bu takdirde gâvur işgâl ve istîlâsından halâs bulur…

10)Yoksa, HAÇLI BATI ve onların FETÖŞİST ayardaki KÖPEKLERİNİN ANADOLU üzerindeki işgâl planları, Kıyâmet’e kadar devâm edecekdir…

Bunca belâlar, Fettoşun din tahrîb ve tahrîfi, fitne ve kan dökücülüğü; ve HAÇLI BATI kalleşlik ve kahpelikleri arasında BAYRAM yapmak… Tv kanalizasyonları hâlâ (beyaz ve ayaz Türklerin) göbek havaları ve uçkur edebiyatları ile kahkahalı programlar peşinde!

Gel de KAHROLASICALAR deme…

Her ağzını açışında “Atatürkün askerleriyiz, laiklik bizim herşeyimiz!” hezeyanları savuran oyunbaz Tarık, karaciğer kanseri bahânesiyle 66 yaşında Azrâil Aleyhisselâm ile tanışmış; ve herkes gibi son nefesinde bir PEYGAMBER yüzü görmüş!.  Ne seâdet!. Bir de Devlet Tv’si “efsâne gitdi” diye kâreler bağlıyor!. Devlet tv’si de AKP devrinin “âkıl (!) heriflerinden” Kadir İnanır ile hemen bir röportaj peşine düşüyor!. AKP devrinin ÂKİL (!) ADAMI “zamansız, erken ölümden duyduğu büyük teessürle fazla konuşamıyacağını” söyleyib DEVLET tv’sine bir güzel (hastir) çekiyor!. Bir de “Gezi Parkı Gerzekleri ile Anadolu’da iç harb içün ıkınanlar” AKAN’ın peşinde perişân!.. Ve niceleri… İngiliz mayasıyla Anadolu’da 93 sene kabarmış tekne hamûleleri çok üzgünlermiş!

Kurban Bayramı?

Tenâkuz, tezat ve harç-mezat hakîkat satışları arasında, abuk sabuk bayram…

Dînî tarafı bırakılmıyanın; şenlik, tepişme, eylenme, fıkırdaşma, et tıkınma, mangal tüttürme, etrafı kirletme, basitleşme, iş bırakma, tembelleşme, gamsızlaşma, odunlaşma,  yollara düşme ve kazalara uçma periyoduna girişin adı bayram… Mücerred Dîni içün, bu eziyetlerin onbinde birine tâlib olmakdan bile uzak kalabalıklar…

Neyse ki atlatdık, bu da geçdi!. Elhamdülillâh… Vâcibleri olmasa, adını bile anamıyacağımız kadar bize yabancılaştırılan bir bayram manzarası…

Aklı ve îmânı, “hayvan kesim mahalleri” gibi mezbahâne İŞKEMBE çöplüğüne dönmemiş olanlara ve nasîbi bulunanlara; ve bir de, “davul ve sivrisinekden anlıyanlara” bu kadar hakîkat kâfî ve vâfîdir vesselâm…

(İntişârı: 17.09.2016)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir