(4) Şevket Eygi Bey’e Tecdîd-i Îmân Mı Lâzım?
3 Ağustos 2011
“Hacıbayram Camii’nde Vahim Bir Bid’at”
15 Ağustos 2011

Din elden gitdi diye kâreler bağlayan Şevket Bey devam ediyor: “-Şu memlekette nikahlanmadan karı koca hayatı yaşamak, çocuk yapmak

ŞEVKET EYGİ BEY’E TECDÎD-İ ÎMÂN MI LÂZIM?

(5)

Mehemmed SAFFET

Din elden gitdi diye kâreler bağlayan Şevket Bey devam ediyor:

“-Şu memlekette nikahlanmadan karı koca hayatı yaşamak, çocuk yapmak serbest ama laik nikahtan önce şer’î nikah kıydırmak suç.”

Arkadaş! İşi yokuşa sürme, millet nasıl yaşayacağını ve doğuracağını sana mı soracak!

Kasımpaşalı Başvekîl Receb Bey, her şâhidlik yaptığı çiftlerin neyi, ne kadar, nasıl, nerede doğuracağını söylüyor ve hatta bizzat irâde ızhâr ederek İSTİYORUM diyor! Damatçıkların da gıkı çıkmadan kuzu kuzu dinliyor ve:

“-Bizim iktidârın çılgın projeleri, iktidârı yeni yeni uyanıp paşalar vesâyetine hafifden konduran sâbık bîiktidârın eline geçdi!”bile diyemiyor…

Baş Efendi, her nerede İsviçre’den müdevver ve papaz akîdesini taşıyan ve “belediye reisi adına” imzalanan o muâmeleden sonra, zevceynin kaç bebek içün neyi ne kadar yapacaklarını da, Okyanus Ötesine ittibâen ve dinin %2’sinden mes’ul bir “idâreci olarak” üzerine almışdır! Sana bana ve milyonlara ise dinin %98 ini yaşamak düşmüşdür!

Hayırlısı olsun!

Öyle ya, “Nikahsız karı koca hayatı yaşamak çocuk yapmak!”gibi şeyler de, Okyanus Ötesinin fetvası mu’cebince, dînin %2’lik yaşanışını ortaya koyduğundan nâşî, “idârecileri alâkadâr eder, herkesi alâkadâr etmez!”

Meselâ Çin’de de öyle değil mi, idâreciler 2 veledden fazla istemiyor! Gene Zapetero arkadaşın dostu Kasımpaşavî Receb Bey, İmam-Hatib menşe’li olduğundan çok insaflı ve merhametli de bulunduğundan “en az 3 tosuncuk isteyrum!” diyor…

En çok 2 diyenle, en az 3 diyen hiç bir olur mu? Arada çok büyük fark var! Biri komünist idâreci Çin sürüsü, öteki ise AKP- Okyanus Ötesi-Vatikan-ABD-AB ve Zapetero Medeniyetler ittifakı koalisyonu!

Medenî Ankara ile mimsiz medenî Pekin hiç, bir olur mu?!

Şevket Bey çok hoşgörüsüz ve diyalogsuz yazıyor, korkarım o, son derece “görkemli Türkçe Olimpiyatlarını!” da seyretmemişdir! Bu zamanda böyle giderse küreselleşip globalleşemeden ömrünü tüketecekdir, yazık!

Nikâhlı-nikâhsız herkes bildiğini (hoşgörü) çerçevesinde istediği gibi yürütüyor! Bu, arkadaşımızı neden pirelerini böcekleştirip rahatsız ediyor, anlamak müşgil!?.

“Laik şeyden evvel şer’î nikâh kıymak suçmuş!”

Şevket Bey’e ne bunlardan!

Eski TCK’nın 163 lânetlisi olsaydı, bunları zor yazardı!

Sâde o mu suç? “Laik şeyden evvelkisi şurda dursun, sonrasında şeriat nikâhı kıymak şartdır!” demek bile suç…

Bilmem arzedebildik mi?

“Şartdır!” diyemezsin! Belki şeyin vatandaşları o şeriat nikahını yapmayacak! Çağdaş sosyete bunakları, televizyonlara tünemiş kokanalar ve bir de bizim zekâdan uçuk takım buna “imam nikâhı!”diyor… Sanki bu nikâhı imam vaz’etmiş veya imam olmazsa kıyılamazmış gibi! Üstelik imamlar da toprağın altında kaldı, hey’et-i mecmuasına çok yakınıyla…

Şer’î nikâh Allâh Azze adına, iki mazbut şâhid huzurunda ve süt kardaşlar arasında olmamak kayd ü şartıyla kıyılan ve ancak bu keyfiyetiyle damatla gelini biribirine helâl kılan ve tamâmen vahye husûsî bir akd!

Evet, Müctehidîn-i cümhûriyyeden Haltettin mollanın yazdığı kitabında uydurduğu gibi “Dînî nikâh dîni akid değildir, belediyelerdeki de dînen muteberdir!” demek, zarûrât-ı dîniyyeden olan nikâhın bu husûsiyyetini inkâr olduğundan, tecdîd-i îmân ve’n-nikâh peşine düşmezse, bu hâl, hangi hoşgörü-diyalog religionunda olunursa olunsun, hangi ilâhyapyat prasasörü geçinilirse geçinilsin herife bir imtiyaz bahşetmez, bütün zürriyetine ve haremine varıncayakadar onu dümdüz ve damdazlak eder!

Bu bizim dinimizde böyle! Kime ne? İsteyen papaz akdi yapar, isteyen kilise bilmem nesi yapar, isteyen komünistlerin (devrim) şeyini yapar, isteyen, belediye reisi adına takdis olunur, isteyen mason akdi yapar, isteyen haham akdi yapar, isteyen neyi isterse onu, bize ne!

“Bulandırma denizi, uyandırma kerizi!” denmiş diye hakkı yazmıyalım mı?! Şerîat nikâhı “şartdır!” diyen biz değiliz ki… Allâh Celle buyurmuş. 15 asırdır müslümanlar da bu nikâh ile soyununun ve sülâlesinin sahih olduğunu ta’kîb etmiş, kime ne?

“Şartdır!” demek suçsa, Şeriatdan hesab sorsunlar, bize ne? Ha,“şartdır diyerek ehâli-i etrâk ve ekrâdı şeriat ve mahalle baskısı altına alıyorsun!” diye kaşınan olursa, “git dedenin mezarına ona sor! O, zürriyyetini piçlikden, haremlerini hiçlikden ve zinâdan nasıl korumuş sana anlatsın!” deriz!

Tabii bu dediklerimizi duyacak üç-beş kişi kaldıysa…

Sonra bizim yaptığımıza Şeriat ve mahalle baskısı diyen bir gerzek ve Allâhsız çıkarsa, biz de deriz:

“- Ulan Çağdaş Yaşama Yestehleme takımı! Sizin hiçbir mukâvele yapmadan çiftlik merkebleri gibi çiftleşmeleriniz suç değilken, bizim Allâh adına akd edeceğimiz nikâh, belediye reisi adına yapılan nesneden evvel olunca buna bir sene hapis cezâsı kesmek, hangi Allâh’sızın mahalle baskısı olmayacak, ondan da bin beter devlet terörü terörü ve fir’avn zulmü olmıyacak?”

Geçdi Borun pazarı sür eşşeğini Vatikan’a veya Okyanus Ötesine!

Hoşgörü devrindeyiz arkadaşım hoşgörü!. Bu dünyada, burunlarınızı sürte sürte “hoşgörünüze” bin pişman edeceklerle de tanışacaksınız! Ömrü olan görecek… Diyalog fitnesi sizin hesâbınız, bir de Sâhibe’l-Mülk Azze ve Celle Hazretlerinin hesâbı var ki, işte o, günü gelince nefeslerinizi kesecek! Okyanus Ötesine değil, Okyanusya Ötesine de firâr etseniz, hem de evvelâ Mehdi ve Îsâ Aleyhimesselâm’ın rûhâniyyeti topunuzu da girdiğiniz deliklerden sizleri çıkarıp hesâb soracak!

Bu gününüzün saltanatı içinde dev aynalarıyla oyalanıp durun! Papaz, Patrik, kardinal, hahambaşı gibi lâbis-i libâs-ı katrânîlerin bugünki dostlukları sonuna kadar hangi tarihde yürümüş! Onlar biribirlerini bile dişler hatta diri diri bile yakar ve derilerini de yüzerler… Onların biribirlerine bile hayrının olmadığını ve düşmanlıkda nasıl ileri gitdiklerini beyân eden de, yine o beğenmediğiniz Kelâm-ı Kadîm’in ta kendisi…

Bekleyin göreceksiniz, biz de bekliyoruz, bunu da Kelâm-ı Kadîm buyuruyor…

Hoşgör herşeyi, dümdüz et, geniş tut, sıfırla, bak ondan sonra bir milimlik pürüz çıkıyor mu, öyle mi?. Eskiler böyle “hoşgörüsü!”paçasından akanlara “mezhebi geniş!” derlerdi, bunları Şevket Bey de çok iyi bilir!

Dertlenmeye lüzum yok, isteyen ve bedelini ödeyecek yüreğe sâhib olan herkes Şerîat nikâhını da teaddüd-i zevcâtını da bal gibi yürütüyor! Yalova kaymakamlığı hanidir târih olalı, artık o, koskoca vilâyet-i cümhûriyye artık! Kamal Paşa hem, “Yalova benim şehrimdir!” demiş de duvarlara hakkedilmiş! Cümhûriyet bereketi! Salâtîn-i Osmâniyye bile “Bursa benim şehrimdir!” diyememiş, korkmuşlar işte…

Biz nikâh-ı şer’î bahsine devam edelim!

Rahmetli Ahmed Davudoğlu Hoca 70’li senelerde Bolu’da müftü ve vaizlere kurs veriyordu. “Laik şeyden sonra Şerîat nikâhı yapmak ŞARTDIR!” demedi mi?

“Şartdır!” dedi…

Sonra ne oldu? TCK’nın lânetli 163. Maddesi yakasına öyle bir sarılışla sarıldı ki, hoca merhûm 11 ay hapis, 2 sene de Çankırı’ya sürgün yedi… Rahmetlik bugünlere yetişse de, manzarayı görse idi, mutlaka ağzını bozar ve gereken adamın gereken mahallinde“Eşşooğ….!” diye şumnu şivesiyle bir güzel patates oturtması pişirtirdi!

Hoca iyi sövüp sayar ve küfür ederdi, ama yerli yerine de tamı tamına oturturdu… Çok da hoş olurdu! Lâkin garibim bu (hoşgörü-diyalog) medeniyetine ne yazık ki yetişemedi! Yetişse ve dinin %98’i müslümanları %2’si de “idârecileri alâkadâr eder herkesi alâkadâr etmez!” soyundan ve cibilliyetinden fetvaları duysaydı, her halde çok işlemekden çenesine nüzul inerdi! Elâlem ve mürîdân u tirîdân da zannederdi ki, Okyanus Ötesini çok zikretdi ve çarpıldı!

Çünki erkekle dişiyi biribirine helâl kılan, Allâh adına akdedilen şer’î nikâhdır. Belediye reisi, yok bilmem kaptan, yok pilot ve bilmem ne adına yapılan akidler, bilmem neler şer’an muteber olamaz… Haltettingiller, İlâhyapgiller ve Denaetgiller familyaları, sürüngengiller tâifelerinden bin beter çok şirretçe din tahrifi peşindeler…

Şevket Bey çok dertli:

“- Şu memlekette istediği kadar metres tutup çok karılı hayat sürmek serbest ama taaddüt-i zevcat yasak.”

Yasaksa yasak, ne olmuş?. Bu metres ve teaddüd-i zevcât işleri de Okyanus Ötesinin fetavâsı ile dinin sâdece %2’sinin içinde! Dert etmeye değmez, “hoşgörü!” deyiver, rahatla!

Dinin %98’ini yaşıyorsun zaten, neyine lâzım idârecilerin hudûduna çomak sokmak! Teaddüd-i zevcat ile adam 4 hatun nikâhlasa, hepsinin nafaka, süknâ ve kisvesini, kasmını (nöbetini), sohbetini, hastahânesini, çocuğunu, dersini, ilmini, hulâsa dînini hep adâlet üzre idâre edip yetiştirecek…

Buna el atacak adam, bir kumandan demekdir!. Kolay değil, zor ve mes’uliyyetli iş… Herşeye rağmen de, iktidârı olup muktedir ve ehil olan, adamakıllı adamın hakkı… Hatta bazı adamlara farz! Bazılarına da haram olduğu gibi…

Evet, teaddüd-i zevcâtın bunca mes’ûliyyeti varken, çağdaş mimsiz medenîler hiçbir mes’ûliyyeti olmayan ve gerekince ve keyfi çekince kadını kapının önüne koymayı içinde ve özünde taşıyan (metres sanayiine) neden iltifat ve teaddüd-i zevcâta da neden harb ilân etmesinler?

Çünki Avrupa kabuklusu nasrânî takımları düzinelerce metres ve matinatolarıyla ömür tüketirken, içimizdeki kuyrukları olan aşşağılık aygırlara bütün bir ömür 4 tanecikle iktifâ etmek hiç yakışır mı? Şerîat’da nikâh, dörde kadar da olsa, hepsinin mes’ûliyyetini boynunda taşıyacaklar içündür! Uçkuru düşük, çağdaş, dembokrasya ve modernizma hastası sokak aygırları buna yanaşır mı hiç?

Adâlet diyor Şerîat, eşitlik değil!

Şeriatı küçük düşürmek isteyen müşrike karıların ağzına “eşitlik”nânesini verip çok çalkalıyorlar!. Bir milyon eşitlik, bir tek adâletinbinde biri olamaz!.

Bazı Müslüman hanım ve hatunlar konuşurlarken çok dikkatli olmalıdır. Kendisine îmân-ı şer’î “zarûrât-ı dîniyyeden” olan teaddüd-i zevcât mevzuunda, müşrikeler gibi aslâ dînimizi incitici ve örseleyici konuşmamalıdırlar.. Tam tersine, onda aslâ şekk ve şübhe etmeden tasdîk ve tahsîn üzre kelâm etmelidirler…

Aksi takdirde tecdîd-i îmân ven-nikâh şart olur… Ehil 2 şâhid huzûrunda ve Allâh Celle adına nikâh tâzelemezlerse, kocaları ile zinâ yapar ve doğacak çocuklarını da piçlemiş ve pislemiş olurlar… Şeyhülislâm Merhûm, müslüman kadınlarının mürtedd olmasına en ziyâde sebeb olan noktalardan birinin, bu mes’ele olduğuna dikkat çeker… Hiçbir hanım teaddüd-i zevcâtı yaşamaya, hiçbir müslüman da ondan vazgeçmeye zorlanamaz. Ammâ onun Kitab, Sünnet, icmâ ile sâbit bir hükmü bulunduğuna ve bu hükmü kabûle cümle mü’minîn ve mü’minât mecburdur, me’murdur, mükellefdir… Dediğimiz gibi “zarûrât-ı dîniyyeyi tasdîk ve tahsîn her müslümana en büyük îmânî mükellefiyyetdir. Bunun ne istisnâsı olur ne şakası ve ne de oyuncak tarafı! Onda şekk ve şübhe dahî adamı dinden çıkarır vesselâm…

Bizden söylemek, 15 asrın Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat ulemâsının akâid, fıkıh ve tefsir kitabları meydanda!.

Ammâ ve lâkin, “biz, Okyanus Ötesi fetavâ ile dümdüz ve genişlemesine ve gevişlemesine bir religion ve mezheb dışı yaşarız!”derlerse, onu da kendileri bilir!

Fahr-i Kâinât Aleyhi Ekmelittehâyâ sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerinin aynı zamanda 9 hatuna (bizim vâlidelerimize) sâhib bulunduğu ma’lûm… Okyanus Ötesi bu teaddüd-i zevcât içün ne diyordu, şunu:

“-Bu evlilikler Efendimizin sırtında kambur gibi bir şeydi!”

Hâşâ ve kellâ! Hadi ordan, hadi, hadi!

El hayâ, El edeb yahû!

Bu yahudi-nasrani ağzıyla hakâret, adamı dücihan süründürür…

Nasrânî kefereleri ile onların kuyruğundaki hoşgörücü, modernist ve feminist kalabalıklar, bütün peygamberlerin tebliğlerinde, ehil ve âdil olana en az mubah olan teaddüd-i zevcâta yanaşmazlar… Çünki teaddüd-i zevcât zinânın panzehiri, zinâsızlıksa, büyük, kuvvetli ve sahih nesebli âileler ortaya çıkarmanın tek yolu! Yahudi-haçlı şebekeler Osmanlıyı yıkdı ama, bir de şer’î âile binâsını yıkabilseler, Anadolu, ellerinde bir şehvet üssü ve sürüsü olur ve çok rahat güderler!

Planları bu…

(Mâba’di var)

(İntişârı: 04.08.2011)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir