Cihan Târîhinde Zirve Yapan Bir Tek Gözboyama Ve Sahtekârlık: 11 Eylül 2001!
12 Eylül 2011
“İslâm’ın Unutdurulması” İçün Lozan’da Verilen Sözler!
18 Ekim 2011
ÇOCUĞA KOYULAN İSMİN EHEMMİYETİ

ÇOCUĞA KOYULAN İSMİN EHEMMİYETİ

Ahmed ZIYÂ

 

Çocuklarımızın babaları üzerindeki haklarından birisi, doğduklarında kendilerine iyi ve güzel isimler koymakdır. Evlâdımıza vereceğimiz isimleri Efendimiz aleyhisselâtu vesselâmın mübârek ism-i şerîfi başda olmak üzere enbiyâ-yı zişân hazerâtının isimlerinden seçersek, Hâce-i Kâinât aleyhisselâmın:

“-Sizler Kıyamet günü kendiniz ve babalarınızın adları ile çağrılacaksınız. Öyle ise çocuklarınıza güzel isimler veriniz.”[1] 

Emrine itâatle beraber, yavrularımızı o ismin berekâtına nâil olmakdan mahrûm etmemiş oluruz..[2]

Rabbimizin bizlere emâneti olan yavrularımıza isim koyarken çok ehemmiyet göstermeli; tercîhimizi az duyulmuş, kulağa hoş gelen veya ma’nâsını hiç düşünmeden sâdece Kur’ân-ı Kerîm’de geçiyor diye bir kelimeden yana kullanmamalıyız. Zîrâ Kelâm-ı Kadîm’de peygamber ve büyük zatların isimlerinin yanısıra, ma’nâsı tek başına bir şey ifâde etmeyen kelimeler de vardır ki, bunlar çocuğa isim olarak koyulacak vasıfda değillerdir.

Çocuklarımıza koyacağımız isimleri, kaynakları belli olmayan internet sitelerinden, çeşitli isim ansiklopedilerinden veya takvimlerden bulmaya çalışmamalıyız. Çoğu zaman oralarda isimlerin ma’nâlarında hatâlar olduğu görülüyor.

Hele hele sevilen bir dizi karakterinin adı, şarkıcı, futbolcu gibi tanınmış ve şöhretleri geçince unutulmaya mahkûm şahısların isimlerini sırf onlara duyulan meylden dolayı çocuklarına koyan ebeveyn, bunun hesâbını ahiretde, çocukları yakalarına yapışıb haklarını aradıklarında nasıl vereceklerini bir düşünseler, bu hatâya düşmezler.

İsimler İnsanları Te’sîr Altına Alır

Sâhibine hem dünyâ ve hem de âhiretde refâkat eden bu “kelimeler”in insanlar üzerindeki te’sîrleri pek çokdur. Güzel bir ismi olduğunu duyduğumuz bir çocuğa yapdığımız duâlardan birisi de: “-İsmi ile müsemmâ olur inşaallah.” şeklindedir. “Bir kişiye 40 kere deli desen delirir” atasözünün hikmeti burada da karşımıza çıkıyor. Nitekim, bize ismimizle seslenenler, o ismin taşıdığı ma’nâyı bize söylemiş oluyorlar. O halde isminin ma’nâsı kötü olan bir insanın ömür boyu o isim ile çağırıldığını düşünecek olursak karakteri zamân içinde ismine benzeyecekdir.

Çocuklara verilen isim mes’elesi o kadar mühimdir ki, Amerikalı Psikolog Dr. Perry W. Buffington bile kitabında mevzûyu şöyle ele alıyor:

“-Çocuğunuzun adını dikkatli seçin ki; kendisine silinip gitmiş bir pop starı değil, saygın birini örnek alsın. Ailenizden ya da sülalenizden çocuğunuza model olabilecek, toplumda çocuğunuz hakkında olumlu düşünceler uyandıracak kişilerin adlarını seçin.”[3]

Maalesef günümüzde birçok ebeveynin tercîhi, “islâmî” isimler değil de “moda” isimler oluyor. Halbuki İslâm târihinde o kadar değerli, emsâl alınacak şahsiyetlerin isimleri var ki, burada saymaya kalksak bitiremeyiz.

Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz bir hadîs-i şerîfinde şöyle buyuruyor:

“-Allâh katında en sevimli isimler Abdullâh ve Abdurrahmân gibi isimlerdir.”[4]

Allâhu Teâla’nın esmâsından kullara koyulması câiz olan isimlerin başına (abd) veya sonuna (yâ-yı nisbî) ekleyerek kullanılması îcâb eder. Mesela: Abdullah, Abdurrahman, Abdullatif veya Selamî, Cemâlî, Nûrî gibi. Elfâz-ı Küfür kitâbında: “Bir insan Cenâb-ı Allâh’ın[hâlıqın] isimlerinden birini bir mahlûqa [yaratığa] taksa kâfir olur buyruluyor.[5] Maalesef bugün buna da dikkat edilmiyor ve sık sık Cenâb-ı Haqq’ın mübârek isimlerine kullarda rastlıyoruz.

Peygamber sallallahu aleyhi vessellem efendimizin en çok bilinen ve kullanılan dört ismi Mu…med, Ahmed, Mahmûd ve Mustafâdır. Bunların dışında “Mevâhib-i Ledünniye”de 400’e yakın esmâsı vardır. Hiç şüphesiz bunların en değerlisi “Mu…med” ismidir. Bu ismi kullanırken de müslümanlar çok hassasıyyet göstermişler ve bu mübârek isme hürmetsizlik olmaması için çocuklarına Mehemmed veya Mehmed diye seslenmişlerdir. Zirâ adı “Mu…med” olan kimseler müslümanlar tarafından husûsî bir hürmete mazhar olmuşlardır. Bu zâtların âhiretde de Efendimiz aleyhisselamın şefaatine mazhar olacaklarını ve cennete gireceklerini Abdullâh İbn-i Abbas radıyallâhu anhumâ hazretlerinin rivâyet etdiği şu hadîs-i şeriflerden öğreniyoruz:

“-Kıyâmet gününde: “-İsimleri Muhammed ismine muvâfık olanlar kalksın!” diye nidâ olunur. Zîrâ Muhammed sallallahu aleyhi vesellem hürmetine, onlar cennete gireceklerdir.”

“-Ben kıyâmet gününde bütün Muhammed adını taşıyanlara şefâat ederim.”

“-Cebrâil aleyhisselam gelib, Rabbimin selâmını tebliğ itdikden sonra, Cenâb-ı Haqq: “-İzzet ve celâlime yemîn ederim ki, senin isminle isimlendirilenleri cehennem azâbı ile azablandırmam…”[6]

Bu isme hakkıyla hürmet edilemiyeceğinden çekinenler, çocuklarına iki isim verip, ikinci isimlerini kullanmalarını ve “Mu…med” ismini de hürmeten taşımalarını te’mîn edebilirler. (Muhammed Hamdi, Muhammed Zihnî, Muhammed Âtıf, Muhammed Rif’at) gibi.

Burada yine sık rastladığımız “çocuklara iki isim takılmaz, ağır gelir, taşıyamaz…” gibi inanışların yanlış olduğunu da Efendimiz aleyhisselamın sünnetinden öğreniyoruz. Hatta sadece isim koymak ile yetinmeyip bir de lâkab takmanın da sünnet olduğunu âlimlerimiz bildirmişlerdir. Fahr-i Âlem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin, bilindiği gibi üç oğlu oldu ve onlara Kâsım, Abdullah ve İbrâhim isimlerini koydular ve ayrıca Tayyib, Tâhir ve Mutahhar lâkabları ile de lâkablandırdılar.[7]

Lâkab ve Künyeler

Lâkab asıl isimden başka insanlara sonradan takılan veya yakışdırılan isimlerdir.

Sahâbe Efendilerimizin bazılarının bir veya daha fazla lâkabları vardı. Nitekim Hazret-i Ebû Bekr’in –Sıddîk-, Hazret-i Ömer’in –Fâruk-, Hazret-i Osmân’ın –Zinnûreyn– Hazret-i Ali’nin –EbûTûrâb– Hazret-i Hamza’nın –Es’edullâh-, Hazret-i Hâlid bin Velid’in –Seyfullah-, Hazret-i Ca’ferin –Tayyâr– Hazret-i Âişe’nin –Sıddîka-, Hazret-i Fâtıma’nın –ZehraBetül– gibi.

Çocuğa isim koyma mevzûsunda “isim” ve “lâkab” dışında bir de “künye” kelimesine rastlarız. Lügatda künye kelimesinin birinci ma’nâsı bir kimsenin nereden ve kimden olduğunu bildiren ve hüviyeti yazılı olan kağıt; ve ikinci ma’nâsı da lâkab, ünvândır. Bilhassa “Ebû” ve “Ümmü” diye başlar, ve ilk erkek evlâdın ismi ile devâm eder. Peygamber Efendimizin ilk erkek evlâdının ismi Kâsım olduğu için, lakâbı “Ebû Kâsım”dır.

Yalnız Peygamber efendimizin mübârek ismi ile künyesini birarada kullanmamız doğru olmaz. Nitekim bir hadîs-i şerîfde:

İsmim ile künyemi bir arada toplamayın”[8]buyrulmuşdur.

Künye takarken de birtakım hususlara dikkat etmeliyiz. Peygamber Efendimiz aleyhisselam “Îsâ’nın babası” ma’nâsına gelen “Ebû Îsâ” künyesini hoş karşılamıyarak “Îsâ’nın babası yokdur.” Buyurmuşlar ve bu künyeyi taşıyan sahâbîden kaldırılmasını emretmişlerdir.[9]

 

___________________________________________________________________

[1] İhyâ-yı Ulûmü’d-Dîn cild 2 sh. 141 Ebû Dâvud Ebû Derdâ’dan (r.a.) rivâyet etmişdir.

[2] Mecmuâtü’l-Âdâb sh. 243

[3] Kaynak: Arnoldi, M.J. The Legacy of a Name Among the Banama of Mali In A. Cohn and L. Leach (Eds.) Generations: A Universal Family Album. New York: Pantheon Books, 1987

[4] İhyâ-yı Ulûmü’d-Dîn cild 2 sh. 140 Müslim İbn-i Ömer’den (r.a.) rivâyet etmişdir

[5] Bedir Şerhi Reşid; Elfâz-ı Küfür sh.50 -Hüseyin Aşık- 1985

[6] Mecmuâtü’l-Âdâb sh. 244

[7] Mecmâtü’l-Âdâb sh. 244

[8] İhyâ-yı Ulûmü’d-Dîn cild 2 sh. 140 Ahmed ve İbn-i Hibbân Ebû Hureyreden rivâyet etmişlerdir Ebû Dâvud ve Tirmizî’nin de bu hususda rivâyetleri vardır.

[9] İhyâ-yı Ulûmü’d-Dîn cild 2 sh. 140 İbn-i Ömerden rivâyet edilmişdir.

(İntişârı: 09.10.2011)

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir