Hîle ve İstihzânın “şaka” kılıfıyla dünyaya zerkedilmesi…
2 Nisan 2019

ECDÂDIMIZIN ÇOCUK TERBİYESİNDEKİ DİKKAT VE HASSÂSİYETİ…

Ahmed ZIYÂ

.

Dîn-i İslâm’da çocukların terbiyesine çok ehemmiyet verilir ve bu sebeble de, izdivâca niyetlendiğinde erkeğe, “çocuklarına annelik” yapabilecek kadını zevce olarak tercîh etmesi tavsıye edilir. Hattâ bunu, babanın çocuk üzerindeki haklarından biri olarak kabûl eder. Ya’ni çocuk, Âhiret’de bu hususda da’vâcı olma hakkına sâhibdir. Zîrâ çocuğun ilk mürebbiyesi annesidir. Annesi tarafından büyük bir sû-i isti’mâl veya ihânete ma’rûz kalmayan çocuğun, annesine i’timâdı tamdır. Merâk etdiği her mevzu’u neredeyse ilk önce annesine sorar ve ondan aldığı cevab ile îmânı ve aklı olgunlaşır. En azından iyiyi kötüden ayırd edebileceği temyîz yaşı olan 7 yaşını doldurcaya kadar, başda annesinin ve yakın çevresinin kendisine öğretdiklerini doğru kabul eden çocuk, o istikâmetde bir îmân ve şahsiyet kazanır. Çocuğun zekâ seviyesi, kâbiliyyetleri, yetişdirilme tarzı ve çevresi, iyiyi kötüden ayırma yaşına gelmesine te’sîr eder.

Çocuğun âkıl olma, ya’ni iyiyi kötüden ayırma yaşına kavuşduğunun anlaşılması husûsunda ulemâ ihtilâf etmişlerse de İbn-i Âbidin Hazretleri, Reddü’l-Muhtâr Ale’d-Dürri’l-Muhtâr nâm eserinde mes’eleyi şu şekilde îzâh etmektedir:

“- … Mebsût’da: “-Aklı eren çocuk ile, münâzara eden ve sözü anlayan çocuk murâd edilmişdir” diye zikredilmişdir.

Ben derim ki: Münâzaranın ma’nâsı çocuğun “-müslümân cennete, kâfir cehenneme girecekdir, ana ve babanın dînine muhâlefet etmen yakışmaz” denildiğinde “-evet, dinleri hak ise muhâlefet edilmez” demesidir. Gizli değildir ki, yedi yaşındaki çocuk çok defa bunları düşünemez.

Münâzara ile dünyâ işleri de murâd edilebilir. Şöyle ki:

Bir çocuk bir şey satın alıp parayı satıcıya verdiğinde, satıcı: “-Sen küçüksün, malı ancak babana teslim ederim.” dediğinde çocuğun ona: “-Benden parayı niçin aldın, malı bana teslim etmiyeceksen paramı geri ver.” demesi olabilir. Buna göre “-Çocuğun münâzarasının dîn husûsunda olması lâzımdır.” Diyen kimsenin kavli ile “-Çocuğun münâzarasının dünyâ işleri husûsunda olması lâzımdır.” Diyen kimsenin kavli birleşmiş olur.”[1]

7 yaşını doldurarak temyîz yaşına kavuşan çocuklara, amel defterleri açılıp mükellef olacakları bülûğ çağına girinceye kadar, namaz kılmaları, oruc tutmaları ve kız çocuklarının tesettüre girmeleri kendilerine “mendub ve müstahzen” olacağından, bu gibi ameller husûsunda alışkanlık kazandırmak icâb etdiği gibi haram ve yasaklardan da men’ etmek gerekir.

7 yaşını dolduran çocuğa bu alışkanlığı kazandırma vazîfesi, çocuğun velîsine âitdir. Bu tür emir ve yasaklar nefse zor geldiğinden, çocuklar bunları yapmak istemediklerinde onlara anlayabilecekleri dilde ve güzel bir şekilde nasîhat etmek, onları çeşitli va’dlerle teşvîk etmek, korkutub ürkütmeden iknâ yolu ile ilerlemek; ve bu vazîfeyi yerine getirirken en mühimi, aceleci davranmadan sabırlı olmak bilhassa iktizâ etmektedir.

Çocuğu on yaşını dolduruncaya kadar üç sene sabır ve sebât ile vazîfesine devâm eden velînin, hem dünyâda ve hem ukbâda bunun mükâfâtını alacağı îzâhdan vârestedir. On yaşını bitirdiği halde Allâh’ın emir ve yasaklarına riâyet etmemekde direnen çocuğa ise artık hafif bir şekilde cezâ verilmelidir. Zîrâ çocuk Şer’an hâlen mükellef değildir. Bu cezâyı tatbîk vazîfesi de yine velînindir. Yerine getirmezse Allâh katında mes’ûl olur. Şer’an çocuğun velîsi babasıdır.

Erkek, bütün âilesinin mes’ûliyyetini sırtında taşımaktadır. Zevcesinin ve çocuklarının velîsi olarak onları, Allâh’ın emir ve yasaklarına itâat etdirmek ve ta’lîm ve terbiyeleri ile meşgûl olmak ile mükellef ve mes’ûldür. Çocuğun annesi, çocuğun velîsinin ruhsat, ta’lîmât ve murâkabesi doğrultusunda çocuğuna terbiye verecekdir.

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bir Hadîs-i Şerîfin’de bizlere çocuk terbiyesi husûsundaki mükellefiyyetimizi en güzel şekilde şöyle bildirir:

“-Çocuklarınız yedişer yaşlarını bitirince namaz ile emrediniz, onlar, onar yaşlarını bitirmiş oldukları halde -namaz kılmazlarsa bunun üzerine kendilerini hafifce- dövünüz ve bu onar yaşdaki çocukların aralarını yataklarda ayırınız.” (Ahmed İbn-i Hambel, Ebû Dâvud, Câmiü’s-Sağîr)[2]

Dedelerimizin başucu kitablarından olan büyük ilmihâl kitâbı, Ni’met-i İslâm’da, Büyük Osmanlı Fakihlerinden Merhûm Muhammed Zihni Efendi Hazretleri ise, bu Hadîs-i Şerîfi vazîh bir şekilde şöyle îzâh etmektedir:

“-Namazın farzıyyeti ya’ni, şahsın onunla cezmen mükellefiyyeti içün üç şey şartdır: İslâm, akıl, büluğ.[3]

Velâkin, (kız ve erkek) çocuklar, yedi yaşlarında namaz ile emrolunurlar.

[2. hâmiş: Oruç dahî namaz gibidir. Nitekim Kahsetânî’nin “Kitâbu’s-Savm”ında mezkûrdur. Dürr-i Muhtar’da ihtiyârın “Kitâbu’ul-Hazr ve’l-İbâha”sından naklen mezkûrdur ki: “Sabî o sinnde (yaşda), savm (oruç) ve salât (namaz) ile emrolunur. Şürb-i hamr’dan (şarab içmekden) nehyolunur. Hayra alışdırılır. Şerrden (kötülüklerden) i’râz etdirilir (sakındırılır). Zâhir olan, bunlar velîye vâcib olmakdır.[4]

On yaşlarında, çocuklar namaz için tâkatleri hasebiyle zecr olunmak üzere el ile darbolunur.

[ 3. hâmiş: Bu darb dahî velîye vâcibdir.كمافى ط عن تنويرالابصار ]

(Muhterem olduğundan yüze aslâ tokat atılmaz ve vurulmaz, haramdır.)

Kendilerine rıfkan (merhameten), değnek ile darbedilmez!

[ 4. hâmiş: Hadîs-i âtîdeki delîl ki ( لعشر عليها واضربوهم ) kavl-i şerîfidir. Gerçi müddeâdan eamdır. Velâkin darbın değneksiz olması, bir karineye mebnîdir ki, o da değnek ile olan darbın ancak, bir mükellefden sâdır olan bir cinâyet hakkında meşrû’ olmasıdır. Sabînin ise, cinâyeti yokdur. Diğer ba’zı âsârda (eserlerde) buna delâlet eder şey de vardır. ]

El ile üçden ziyâde dahî vurulmaz.

[ 5. hâmiş: On yaşında çocukların yatakları dahî ayrılır. Hadîs-i Şerîfde böyle buyrulmuşdur:

مروا اولادكم بالصلاة لسبع واضربوهم عليها لعشر وفرقوا بينهم فى المضاجع

Dürr-i Muhtar’ın “Hazr ve ibâha”sına mürâcaat .] [5]

Görülüyor ki çocuklar, 7 yaşını bitirdiklerinde artık mümeyyiz kabûl edildiklerinden bâliğ veya bâliğa olacakları zamâna kadar, i’tikâdî ve amelî mükellefiyyetlerine alışmaları için kendilerine 3 sene kadar bir “zaman” veriliyor. On yaşından i’tibâren çocuk artık büluğ çağına iyice yaklaşmış olacağından, bu zaman zarfında nefsini, bedenini, fikrini islâmî terbiye ile süsleme imkânı buluyoruz. Aksi halde, bu terbiye verilmez ise, büluğa eren çocuğun, birden emir ve yasaklara riâyet etmesi nefsine çok zor gelecekdir.

Nasıl ki büluğ çağının hazırlığı yedi yaşının bitmesiyle başlıyorsa, yedi yaşına kadar çocuk, başı boş bırakılırsa, o gün geldiğinde ebeveyn yine sıkıntı çekecekdir. Ecdâdımız bütün bunları tesbît etmiş olsa gerekdir ki, bunun tedbîrini, çocukların artık bebeklik çağını bitirip çocukluğa adım atdığı yaş kabûl etdikleri 4 yaş 4 ay 4 günlerini doldurduklarında, “bed’-i besmele merâsimi” ile tes’îd ederek, çocuğu, besmeleler, ilâhîler, duâlar ve âmîn alayı ile mektebe başlatırlardı.

Bu merâsime düğün ve sünnet düğünleri kadar ehemmiyet göstererek, hem çocukda hem ebeveyninde hocaya hürmet, ilim tahsîline ve bir takım dînî ve ahlâkî alışkanlıklar kazanmalarına heves uyandırırlardı.

Günümüzde çocuk rûhiyyâtı ile meşgûl olanlar, çocuğun terbiyesinde ilk 6 yılın çok mühim olduğunu söylemektedir. Ecdâdımız, çocukları 4 yaş 4 ay 4 günlük olduklarından i’tibâren ta’lîm ve terbiyeye tâbi’ tutarak hem fikirlerini hem bedenlerini hayâta hazırlamaya başlamışlardır. Dört buçuk-beş yaşlarından i’tibâren ta’lîm ve terbiye gören bir çocuk, 3 yıl süren “ibtidâiyye mektebini” bitirirken yedi buçuk-sekiz yaşlarında bulunacağından, artık kendisine, i’tikâdî, amelî ve ahlâkî alışkanlıkları tatbîk etmek, namaz kılmak, oruç tutmak ve kız çocuklarının tesettüre girmeleri gibi emirler ve haramlardan nehyedildiklerinde fazla zorlanmıyacaklardır.

On yaşına kadar, güzel teşvikler ve hafif cezâlar ile çocukların terbiyesine bir nakkâş edâ ve hassâsiyyetiyle devâm edilecek ve büluğ çağına vâsıl olduklarında ise, artık bütün i’tikâdî, amelî ve ahlâkî mevâiz ile mücehhez ve ta’limli bir şekilde, üzerlerine düşen mes’ûliyyetleri sühûletle tatbîke muvaffak olacaklardır biiznillah…

Bütün bu nizâm ve intizâmın tatbîkinin dâru’l-harbde ne kadar zor olduğunu bilmekle berâber, dâru’l-İslâm hasretiyle ve elimizden gelenin en iyisini yapma gayretiyle ve Allâh Celle ve A’lâ’ya, Sûre-i Furkân’ın 74. Âyet-i Kerîmesinde zikredilen Mü’minlerden olma ümidiyle, onların duâsıyla ilticâ ederiz.:

وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّـنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ اِمَاماً

Müfessir Merhûm Muhammed Vehbi Efendi, bu Âyet-i Kerîmeyi bizlere şöyle îzâh etmektedir:

“Mü’min-i kâmiller şol kimseler ki, onlar duâlarında yalnız kendi nefisleriyle iktifâ etmezler, belki evlâd ve ıyâllerinin kendileriyle berâber umûr-ı dînde salâhlarını ve ileri gitmelerini isterler. Ve derler ki:

“-Ey bizim Rabbimiz! Sen bizim içün sürûr verecek ve gözlerimizi dinlendirecek ve nurlandıracak zevceler ve zürriyetler ver ki onların salâh-ı hâllerini ve Şerîatına tamâmıyla yapışdıklarını görmekle gözlerimiz dinlensin…”

Demekle Cenâb-ı Hakk’a münâcâtda bulunurlar. Çünki; Mü’min içün evlâd u ıyâlinin Allâh’a muti’ ve umûr-ı dînde salâhlarını görmekden daha ziyâde râhat edeceği ve kalbi mesrûr olacağı bir şey olamaz. Zîrâ; evlâd u iyâlin salâhı cennetde berâber olacaklarına delil olduğundan elbetde evlâd ve etbâ’ının salâhı kalben istirâhatini mûcib olacağı şüphesizdir. Ve duâlarına şunu da ilâve ederler:

Yâ Rabbî! Bizim evlâd ve ıyâllerimizi muti’ kıldığın gibi bizi haram olan şeylerden ictinâb edüb azâbından korkan müttakîlere muktedâ bih kıl ki biz anları irşâda muvaffak olalım.”

Demekle münâcâtlarına hitâm verirler.  [6]

Aynı âyetin tefsirinde Elmalılı Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri ise şöyle buyurmaktadır:

“-Bu taleb, aile ve evlâd terbiyesine verilen ehemmiyeti gösterir…” [7]

Aile ve evlâd yetişdirmenin ehemmiyetine binâendir ki ecdâdımız bu işe, henüz izdivâc edecek gençlere zevcelerini doğru seçmelerini tavsıye ve emrederek başlar ve muazzam bir ta’lîm, terbiye ve tedrîsât nizâmı tanzim ederek evlâdını henüz 4 buçuk-beş yaşlarındayken hem dünyâ hem âhirete hazırlardı…

———————————

[1] İbn-i Âbidin, Reddü’l-Muhhtâr Ale’d-Dürri’l-Muhtâr, cild: 9, 1983, İstanbul, Şâmil Yayınevi, sh.: 87-88

[2] Ömer Nasûhi Bilmen, Hikmet Gonceleri, sh.: 308, Hadîs-i Şerîf: 381, (http://www.turkcesi.biz/ulumi-seriyye/ehadis/cocuklara-namaz-ile-emredin.html)

[3] وان كانت الكفر مخاطبين بالشراٸع على احد اقوال مصححة كما قدمناه فى فصل احوال النساء من كتاب الطهارة فى الهامش

[4] (İhtiyâr) 683’de müteveffâ Ebu’l-Fadl Mecdü’d-Dîn Abdullâh Bin Mahmud El Mûselî’nin füru’-ı hanefiyye’den (El Muhtâru’l-Fetvâ) isminde olan kendi eserinin şerhidir.

[5] Muhammed Zihni, Ni’met-i İslâm, Kitâbü’s-Salât, tab’-ı sânî, İstanbul, 1326, sh.: 9

[6] Muhammed Vehbi, Hülâsatü’l-Beyân Fî Tefsîri’l-Kur’ân, cild: 9, Şezâdebaşı, 1340-1343, Evkâf-ı İslâmiyye Matbaası, sh: 450

[7] Muhammed Hamdi, Hak Dîni Kur’ân Dili, cild: 5, İstanbul, Eser Kitabevi, sh.: 3615

…………………………………………………..

İntişârı: 10.05.2019 / 20:09:18

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir