Kendini, “Hocayım”la Balon Gibi Şişirenler…
7 Nisan 2008
(1) Merhûm Büyük Üstâdı Yâdederken…
25 Mayıs 2008

Kubilây ticâretiyle Menemen maskotu hâline de gelen Cum mitinglerinin toptancısı Tuncay ma’lûmunun kanalizasyonunda, 19 ocakda konuşan echel-i

SARIKLI BAŞPOLİTİKACI, ALLÂH’IN DÎNİNDEN NE İSTİYOR!

Ahmed SEYYİDOĞLU 

 

       Kubilây ticâretiyle Menemen maskotu hâline de gelen Cum mitinglerinin toptancısı Tuncay ma’lûmunun kanalizasyonunda, 19 ocakda konuşan echel-i cühelâdan bir alevî dedesinin(!) “dinâyet işleri” dediği, aslında ise  “İslâmiyyet’i yok etme işleri” denilen yer, kurulduğu 1924’den beri bu korkunç fiili işlemiş; ve başına da şimdiki bardakzâdeden daha politik ve din aleyhdârı bir adam geçirilememişdir…

    Üzerinde, “ye kürküm ye!” denilen nesne kadar bile bir şahsiyet vâsıtası olamayıp, sonradan görmelerin özenti urbası gibi ve iğreti olmanın en düşüğü derekesinde duran sırmalı kaftanı içindeki bu adam, köşeli başında da taşıdığı sarığı, madde plânında yamuk yumuk eden ve ma’nâsını ise  satışa çıkaran iklimi ile, Allâh ve Rasûlü Aleyhisselâm’ın yoluna kör tapa olarak dikilmişdir… Ağzından çıkan hiçbir kelâm yokdur ki, din sevgi ve bağlılığını ihlâs ve samîmiyyetle ifâdeye medâr olsun; ve İslâm salâbet ve celâdetini, bir sivrisinek sesiyle  bile olsa dile getirici bulunsun!.

      Sarıklı başpolitikacı bardakzadenin, 18 ocak târihli gazetelere akseden beyânâtı da, daha evvelkileri aratmayacak çirkinlikde; ve İslâm’ın, politika adına pazarlanışından ibâret olduğu halde son derece mide bulandırıcı… Okuyalım:

       “- Müslüman olmanın önşartı dinin gereklerini yerine getirmek değildir…”

       Sarık ve (sırmalı cübbe) altında, bu iki kisvenin dindeki temsîline böylesine zıt lâflar eden bir adam, bir katolik papazı  veya yahudi hahamı  veyahut da hoşgörü diyalog meczubu bir mahlûk olsaydı, milletden,  haketdiği cevâbı alabilirdi… 

“Müslüman olmanın önşartı, dinin gereklerini yerine getirmek değil!” ise, nedir; ve bu “önşart” neden dile getirilemez?

Sarıklı, cübbesi sırmalı bu laicus kafalı Başpolitikacı, 2.2.08 tarihli televizyonlara akseden münâsebetsizlikleri ile ise şöyle:

“-Her tartışmayı biz laiklik zedeleniyor, din elden gidiyor tartışmasına çevirirsek, hiçbir konuda sağlıklı düşünemeyiz.”

Allâh Azze ve Celle’nin irâdesi demek olan Müslümanlık, “laik-dembokratik” bir devletin velâyet ve vesâyetine sokulur ve bu ihdâs edilen resmî dâirenin de başına böyle sarıklı laicus kafalı adamlar geçirilirse, şirkin nâmütenâhî derecesini ölçmek   elbetde mümkin olamayacakdır…

Yâhû Bardakzâde sarıklı başpolitik arkadaş! “Dinin elden gitdiğinin” vesikası, senin başına geçirildiğin makamın laiklik ve dombokrasi adına dinin tepesine velî ve vasî tayin edilmesi firavn piramitleri  kadar sipsivri ortada  iken, hem suçlu hem güçlü rolüne soyunup böyle bir şey yokmuş gözküllemesini, nasıl olur da milletin farketmediğini düşünebiliyor; ve “dinin elden gitmediğini”, laikliğin zedelenmediği kadar ortada olduğunu hangi fikir iffet ve nâmusuyla ileri sürebiliyorsun?

Sen kimi uyutacağını sanıyorsun? Anadolu, senin köyünden getirdiğin ninenden kalma beşiğin mi?.

Suallerimiz bu kadar kalmayacaksa da, biz şurasını öne alalım ki, o da, bu adam bu kadar cür’etkâr konuşmayı nereden alıyor; veya, hangi kardinal külâhına selâm durup, neredeki ateist mihrâklardan “semen-i kalîl” uğruna irtikâb ediyor?.

Senin, o köşeli kafandaki zavallı sarık ve sırmalı kaftan altına saklanarak:

“- Artık dîni ve dindarlığı geçmiş dönemlerde yazılmış kitabların satırları ve formatları içinde değil, dünyâya bakarak inşâ’ etmek ve ona göre çizmek istiyoruz.”

Diye verdiğin beyânatları da, zamanı gelince daha geniş ve îmân keyfiyetini miligramına kadar ortaya koyucu çerçevesiyle nasibse dünyâya göstereceğiz!

Vatikan emrindeki sürülerin, İsâmiyyet’i nasıl ortadan kaldırma plânları işletdiği bugün topyekûn dünyâca apaçık bilinmektedir. Bir koldan, “haçlı seferi” lâfzıyla Buştlar çetesi BOP terörizmini yürütürken; diğer yandan “Hoşgörü ve diyalog” fitnesi “Fettoş diyasporasıyla” samanaltılı samanyollarıyla ve zamâne fittoşlarıyla yol almakda; üçüncü olarak da “medeniyyetler ittifâkı” fitnesi T.C. hükûmetiyle mesâfe katetmekde; ve  dördüncü olarak ise, DİB başındaki sarıklı politikacı ma’rifetiyle, bunların hepsine (destek atışları) icrâ edilmektedir…

Bu meş’um fiiller içün alevîleri de nasıl kullandıkları ve sarıklı başpolitikacının“iftar açma” denilen mekânlarda hangi fitne vesîlesiyle dolaştırıldığı, elbetde halka malumdur; ve Büyük Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi Merhûm’un Diyânet denilen yerin hangi münâfıklar tarafıdan doldurulub, neye hizmet etdiğini, 1928’de kaleme aldığı bir makâlesiyle ortaya koyacak; ve İslâmiyyet’in, sarık cübbe altındaki ajanlar tarafından nasıl yok edilmeye çalışıldığını ibretle isbât edeceğiz…

 (İntişârı: 07.04.2008)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir