Cinsiyeti Cibilliyeti Belli Olanlarla Mı Mutâbakât?.
22 Kasım 2016
Ankara Haleb’e, Ab İse Ankara’ya, Kurbağacasıyla “İkircikli Kazık” Peşinde!
28 Kasım 2016

“Avrupa Birliği” denen Haçlı Bâtıl Batı ŞEBEKESİ, nihâyet 2 gün evvel “Türkiye Cumhûriyeti” Devletine (ihânetini) tam da gâvurluğuna yakışır

İNGİLİZ’İN 93, NATO’NUN 64, AB’NİN 53 VE FETO’NUN 52 SENELİK VURGUNU!

Ahmed SEYYİDOĞLU

 

“Avrupa Birliği” denen Haçlı Bâtıl Batı ŞEBEKESİ, nihâyet 2 gün evvel “Türkiye Cumhûriyeti” Devletine (ihânetini) tam da gâvurluğuna yakışır şekilde ortaya koydu; ve fıtratının iktizâsı hâinliğini böylece isbatladı…

Gâvuristan, 15 Temmuza kadar ta 1839 Tanzimât’ından beri nice “ıslâhât fermanları, meşrûtiyetler, cumhûriyetler, laiklikler, dembokrasiler, bir düzine darbeler ve muhtıralarla” ANADOLU ile öyle bir oynadı ve onu öyle bir sömürdü ve kendi kendisi olmakdan çıkardı, gözünü boyadı, aydatdı, avutdu, biribirine kırdırdı, işkence ede ede öyle bir noktaya getirdi ki; artık bu milletin yapacağı bir tek şık kalmışdır, o da, AB’si, ABD’si, İngiliz’i, yahudisi, BM’si, Gümrük Billiği ve NATO’suna kadar bu dünyâ şeytanı “Bâtıl Haçlı Batı’ya” ilelebed unutamıyacağı (!) şiddetli ve okkalı bir HASTİR çekmekdir…

Tabbii bu, Cennetmekân Yavuz Sultân Selîm Hân Aleyhirrahmeti Ve’l-Ğufrân Hazretleri’nin yüreği gibi bir “müslüman yüreği” ister…

Onun bindebirini görebilsek bile, bu dahî pek büyük bir mazhariyyetdir!

Değil İslâm târihi gibi haysiyetli ve şerefli bir târihde, şarkdan garba hiçbir devletin târihinde bile böyle görülmedik derecede tam 53 sene bir milletin dilenci gibi kapıda bekletilmesi, aslâ ne kabul edilebilir ve ne de buna bir vâkıa çapında rastlanabilir…

İğrençlik ötesi, son derece şeref ve haysiyet kırıcı bir manzara…

İkinci Viyana bozgunu, 1683’de bu milleti Avrupa gâvurları önünde aşağılık duygusunun çukuruna düşürdükden sonra, millet içinde “Haçlı Bâtıl Batı hayranlığı”, ivmesi  gitdikçe artan bir hız ile bünyeyi zehirledi; ve hele 93 yıldır, “muâsır medeniyet seviyesi” bu milletin önüne tersden bir “kızıl elma” olarak çakıldı!. Milletin 1000 yıllık îman, ahlâk, nizam ve topyekûn şahsiyet âmilleri, bu ütopya ve kopya çılgınlığı elinde mahvedilib yok edildi…

En başda da “ALLÂH ÎMÂNI” alabildiğine saptırıldı; ve sübhân değil, noksan sıfatların sarmalında bir (tanrı) tahayyülü (!) gene çenesi “Müslümanlık=İslâmiyyet” diyen politikacı sihirbazlar tarafından millete yutduruldu… Haçlı Bâtıl Batı’dan taşınan ve onların kâzûrâta müsâvi kafa ve ruh hamûlesini aksetdiren “meşrutiyet, cumhuriyet, laiklik ve dembokrasi” gibi topyekûn ana devlet sistem ve nizamları, zehirlere bulanarak bu milletin lâzım-ı gayr-ı mufârıkı demek olan din ve ruh dünyasının yerine öyle bir çakıldı ki, millet, millet olmakdan çıkarıldı; ve zorbalığın en sunturlu usûlleri ile de, “batının mel’un ve menhûs kellesi” Anadolu üzerine en büyük işgâl ve istîlâ kuvveti olarak BURGULANDI

Ne yapıldı ise, Haçlı Bâtıl Batı Gâvurunun gözüne girilemedi; ve ona zerre kadar bile YARANILAMADI…

Çünki bir kere millet, kendi öz “kıymet hükümleri” ile dünyâya bakma hasleti ve fıtratından koparılmış; ve Haçlı Bâtıl Batı kellesi burgulanmış çetelerin işgâline boyun eğdirilerek, esir hâline getirilmişdi…

Her şey bu Haçlı Bâtıl Batı “Kıymet hükümlerine” göre ayar edilmeli; onların uşağı olmak “efendi” olmaya müsâvî görülmeli;  Allâh’sızlık, Batı sistemlerinin Allâh’sızlığı olarak değil, Garb hıristiyanlık ve mistisizminin ördüğü ve istediği “modern İslâm” anlayışı olarak kabûl ve i’tibâr görmeliydi…

Ve böylece îmân, rûh ve şahsiyet damarları kesilen bir bünye olarak, Haçlı Batıl Batı Gâvurlarının lokomatifi arkasında bir vagon hâline gelindi; ve millete, “durmak yok yola devam!” nakârâtına eş yaşamayı, ölüm değil de, “hayat” telâkkî edici ve etdirici bir istikâmetlendirme faaliyyeti dayatıldı…

ALLÂH îmânı etrâfında hâlelenmekden uzak bir dünyâ hayâtının nelere mâl olduğu ve olacağı, hâlâ daha anlaşılabilmiş de değil!. Birinden tokat yiyince ötekine sığındırıcı bir rûh iptizâliyle, şimdi de ağızlara “Şanghay” zehrini almalar; ve doğusu batısıyla “Küfrün (düşmanın) bir tek millet (cebhe) olduğu” mutlak hakîkatına îmân getirememeler; ve cihâna meydan okuyucu yiğitlikle de, bir türlü:

“Ben, 15 asırlık MUTLAK Hakkın, cihâna adâlet, hüküm ve huzûr ikrâm eden nizâmının temsilcisiyim; ve benim bu vazifem, bana, beni YARADANIN en büyük EMRİ ve EMÂNETİDİR!”

Diyemeyiş…

2 asırdır, millete aslan postu altından; gâvur dünyâsına ise  tavşan pozları ile kuru sıkı atmalar ve sıkmalar…

Her kımıldanış ve kıpırdanışın, âmir bir irâdenin netîcesi olacağı vâkıasını esas alırsak, ALLÂH İRÂDESİNE belini dayamamış (yaslamamış) olmanın cezâsı, mutlak olarak binbir dünya sıkıntı ve azabını da, bugün olduğu gibi önümüze boca edecekdir!.

İşte o, kendisine asırlardır ve hele 93 yıldır REST çekilen Bakara 120’deki MUTLAK İRÂDE:

“SEN, YEHÛD VE NASÂRÂNIN MİLLET VE DİNLERİNE İTTİBÂ’ EDİNCEYE KADAR, YAHUD VE NASARÂ ELBETDE SENDEN RÂZI OLMAZLAR.” ZÂHİRDE IZHÂR ETDİKLERİ MAHABBET VE ÜNSİYETLERİNE KAT’İYYEN İ’TİBAR YOKDUR. ZİRÂ SAHTEDİR……..”

1924’de Şer’iyye Vekilliğine son verilen Merhûm Muhammed Vehbi Efendi Hazretleri’nin satırlarına Tefsîrinden devam edelim:

“BUNDAN SONRA MİLEL-İ SÂİRENİN ARZU-YI BÂTILLARINA İTTİBÂ’ EDERSENİZ, SENİN İÇÜN ALLÂH’IN ĞADABINDAN SENİ KURTARACAK BİR VELÎ VE BİR YARDIMCI YOKDUR Kİ, SENDEN, ONLARA TEBAİYYETİNDEN DOLAYI VÂKI’ OLAN AZÂBI KALDIRSIN!”…….. “ÂYETDE HER NE KADAR HITÂB Rasûlullâh’a ise de, MURÂD-I İLÂHÎ ÜMMETİNİ YEHÛD VE NASÂRÂYA İTTİBA’DAN NEHY ETMEKDİR.”……. “BAŞKA MİLLETLERİN HEVÂ VE ARZULARINA İTTİBÂ’ EDEN KİMSELER İÇÜN ALLÂH’IN ĞADABINDAN KURTARACAK BİR YARDIMCI VE MUÂVENET EDECEK BİR DOST BULUNMAYACAĞI BU ÂYETDEN MÜSTEFÂD OLAN FEVÂİD CÜMLESİNDENDİR.”

(Muhammed Vehbi, Sâbık Şerîat Vekîli, Hulâsatü’l-Beyân Fî Tefsîri’l-Kur’an, c. 1, s.222-23, tab’ı târihi 1928)

Gâvur irâdesine göre değil de ALLÂH İRADESİNE göre yaşamak isteyen ve bunda samîmi mü’min olanlar, Bakara 120 ile alâkalı Ömer Nasûhî Efendi Merhûm’un da tefsir satırlarına bakarlarsa, aynı dehşetle karşılaşacaklardır:

“Sen onların MİLLETİNE tâbi’ oluncaya değin, senden ne yahudiler ne nasrânîler aslâ hoşnut olmazlar. De ki: Asıl hüdâ, Allâh’ın hidâyetidir. Eğer sen, sana gelen ilimden sonra, onların hevâlarına uyacak olursan, yemin ederim ki senin içün, Allâh tarafından ne bir yâr bulunur, ne de bir yardımcı.!…… O takdirde ebedî bir hüsrân yüz göstermiş olur.”

“Peygamberân-ı ızâm böyle bir hüsrâna uğramakdan masundurlar….. BU TARZDAKİ BEYÂNÂT-I Kur’âniyye, ASIL EFRÂD-I MÜSLİMÎN İÇÜN BİR UYANIKLIK VESÎLESİDİR. HER ASIRDA GAYR-İ MÜSLİMLERİN MÜSLÜMANLARI YOLDAN ÇIKARMAK İÇÜN NE ÇÂRELERE BAŞVURDUKLARI VE NE PROPAGANDALAR YAPDIKLARI MA’LÛMDUR.”

(c.1, s.115-16, Ahmet Sait Matbaası 1962)

Büyük Osmanlı Müfessiri Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri ise, adı geçen âyet-i celîleyi şöyle izah buyururlar:

“Sen MİLLETLERİNE tâbi’ olmadıkça, ne yehûd ne nasârâ senden aslâ hoşnud da olmazlar. Her hâlde yol Allâh yolu de, şânım hakkı içün sana VAHY ile gelen bu kadar ilimden sonra bilfarz onların HEVÂLARINA TÂBİ’ OLACAK OLSAN, ALLÂH’DAN SANA NE BİR VELÎ BULUNUR, NE BİR NASÎR.”

………………………………..

“….SEN, ONLARIN MİLLETLERİNE TÂBİ’ OLMADIKÇA SERDEN ASLÂ RÂZI VE MEMNUN OLMAZLAR.—HİÇBİR SÛRETLE ONLARIN GÖNÜLLERİNİ HOŞ EDEMEZSİN, MEĞER Kİ MİLLETLERİNE TÂBÎ’ OLASIN….. YEHÛD YEHÛD, NASÂRÂ NASÂRÂ OLDUKÇA İKİSİNİN DE senden RÂZI olmaları MUHÂLDİR.….. ALLÂH’IN RASÛLÜ, ALLÂH’IN KİTABI, VE ALLÂH’IN DÎNİ DURURKEN BAŞKASINA İTTİBÂ’ DALÂLETDİR….. BEN SİZE DEĞİL, SİZ BANA UYACAKSINIZ.”…..

“VALLÂHİ SEN, SANA GELEN İLİMDEN SONRA BİLFARZ ONLARIN MİLLET DEDİKLERİ HEVÂLARINA , KEYİFLERİNE, İTTİBÂ’ EDECEK OLSAN, (…………….) ALLÂH’DAN SENİN NE BİR DOSTUN BULUNUR, NE DE BİR MUÎNİN.—ORTADA HELÂK OLURSUN, ZÎRÂ İNDALLÂH KÜFR Ü ŞİRKE ŞEFAAT YOKDUR…… FİLVÂKI’ İ’TİKÂD EDİLEN NE İSE, ESAS İ’TİBÂRİYLE AMEL EDİLEN ODUR.”…..

“YEHÛD VE NASÂRÂNIN TA’KÎB ETDİKLERİ DÎN VE MİLLET, YUKARIDAN BERİ NÂKÂBİL-İ İNKÂR BÜRHANLARLA İSBÂT EDİLDİĞİ ÜZERE KENDİ HEVÂLARIYLA, GÖNÜLLERİNİN SEVDÂLARIYLA UYDURULMUŞ TAHRÎFÂTDIR. BUNLAR HAKKA DEĞİL, KEYİFLERİNE TÂBİ’DİRLER. MİLLETLERİ ENBİYÂYA NÂZİL OLAN KİTABLARDAN VE HAKK BULUNAN TEVHÎD, İSLÂM VE İHSÂN ESASLARINDAN İNHİRÂF EYLEMİŞ BAMBAŞKA BİRŞEY OLMUŞDUR. CENÂB-I ALLÂH, BÜTÜN BU DİNLERİN ESÂSAT-I SÂBIKASINI KUR’AN’DA BEYÂN BUYURARAK TASDÎK VE TE’YÎD ETMİŞ, VE BUNLARDAN AYRILANLARIN HEVÂDAN İBÂRET BULUNDUĞUNU, İHTÂR İLE PEYGAMBERİNİ BUNLARA İTTİBÂ’DAN ŞİDDETLE TAHZÎR BUYURMUŞDUR. BİR ÂYET EVVEL SON DERECE TE’MÎN VE TATYÎB BUYURDUĞU PEYGAMBERİNE DER’AKAB BU TAHZÎRİ ÎRÂD BUYURMASI NE KADAR MA’NÂLIDIR. BUNUN, PEYYGAMBERDEN ZİYÂDE  Ü M M E T İ N E  MÜTEVECCİH BULUNDUĞUNDA ŞÜBHE YOKDUR.”

(c.1, s. 482-85, tab’-ı evvel)

Artık apaçık anlaşılacakdır ki, Allâh Azze’nin MUTLAK ve KÜLLÎ İRÂDESİ yerine Tanzimat’dan ve bilhassa 93 senedir Lozan’daki gâvurların ve birtakım mahlûkâtın süflî irâdelerini oturtanlar, memleketi ve milleti uçurumdan uçuruma sürüklemekde; ve memleketi dört tarafdan ve hatta içerden saran terör mihrakları ve nice işkencelerle mahv ü perişân etmekde âmil olmuşlardır…

Allâh Celle’nin o sübhânî irâdesini beğenmedikleri halde kendi beşerî ve sonsuz derecede acziyet bulaşığı irâdelerini Hâlık Teâlânın irâdesi üstünde gören; ve buna rağmen “müslümanım” diyen kesânın, bu millet ve memlekete “adâlet” başda olarak sükûn ve huzûrun zerresini dahî getiremiyecekleri mutlakdır… Ve bütün beşerî sistemlerini taparcasına alıb işletdikleri Haçlı Avrupa ve ABD’nin 15 Temmuz’dan bu yana, artık son derece hayâsızca ve alenen ortaya koydukları düşmanlık, kahpelik, kancıklık ve hâinlik karşısında hâlâ daha akıllanamayıb onların dostluğundan, AB’sinden ve NATO’sundan vazgeçemiyen zihniyet, bu millet ve memleketin en büyük tehdîd ve tehlikesidir…

Bu iki yüzlü müşrik-münâfık zihniyetdir ki, 93 yıldır İngiliz irâdesini bu memlekete işgâlci yapmış; 62 senedir NATO çetelerine memleketi üs kılmış; 53 senedir AB eşiğinde milleti dilenci kılığına sokmuş; 52 yıldır da, memleketin bütün imkânlarını Pensilvanya iblisine peşkeş çekmişdir; ve 1000 yıllık târihin ördüğü “Ecdâd Kıymet Hükümlerine” gavur dosluğu kadar bir dostluk ve tarafdâdlık bile ortaya koyamamışdır…

Veyl olsun, kendi kendisi olamayıb, gâvur dostluğunun gayyâsını boylıyanlara!

(İntişârı: 26.11.2016)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir