Ne “Kahpe Terörü”, Haçlı Seferi Bu Haçlı…Bu, Pörsüklükle De Durdurulamaz!
13 Aralık 2016
Üstâd ve “Ödül!”
25 Aralık 2016

Dembokrat ve cumhuriyetçi dünyânın kendi içindeki katliâmlar “İslâm Coğrafyası” merkezli olarak ve kendi kendisinin münâfığı çizgisinde öyle bir

GERZEK MEDYA “CANLI  SİLÂHA” SÂDECE “SÛİKASDÇI” DEMEZ Mİ?!

Ahmed SEYYİDOĞLU

 

Dembokrat ve cumhuriyetçi dünyânın kendi içindeki katliâmlar “İslâm Coğrafyası” merkezli olarak ve kendi kendisinin münâfığı çizgisinde öyle bir acımasızlıkla devâm ediyor ki, bunların târihdeki benzerleri çok hafif ve bir hayli de mertçe kabûl edilebilir!. Vahşeti, “medeniyet, insan hakları, hürriyetler, hümanizma ve çağdaşlık” maskesi gibi şeytânî kılıflarla gizleyen, kâfir, kahpe, kancık ve zâlim bir dünyâ…

1) 9 gün içinde Türkiye’de üç patlama oldu; ve Beşiktaş’da 45, Kayseri’de 15; ve dün de Moskof Büyükelçisi Karlov bir “Canlı silâh” tarafından katledildi… “Canlı bombayı” kabûl edenler, “canlı silâhı” da kabûl etmelidir… İkisinde de müşterek nokta (intihâr)a gitmek… Hocfendilerinin de bir vidyosunda, “küfürden sonra en büyük haram intihardır; fakat (hizmete) mâni olucu bir harekete karşı ben, intihâr eder bu haramı işlerim” diyerek, haşhâşîlerini (intihâr “eylemcisi” yapmak) husûsunda sıkı bir ta’lim-terbiyeden geçirdiği anlaşılıyor…

Türkiye’deki salak medya, ilk iki hâdiseye “canlı bomba” adını koyduğu hâlde, 3. Hâdiseye “sûikasd” diyerek vak’ayı sulandırdı ve hafif gösterdi… Sûikasdı alel’âde bir kişi veya sıradan bir kimse de yapabilir. Ancak, “Canlı bombanın-intihâr bombacısının-haşhâşî kâtilin” yapacağını bu sıradan sûikasdçı yapamaz… Karlov’u da katleden, ta’bir câizse bir nevi “CANLI bomba veya intihâr bombacısıdır”; sâdece bomba yerine tabanca kullanmış; ve “o kadar çok adam katletmeliyim” noktasına kilitli bombacı yerine de, bir tek ferd-i vâhidi hedef almışdır. Ancak, Karlov’un, dünyadaki ikinci derecede nüfuz sâhibi bir devletin elçi derecesinde bir adamı olması nazara alınırsa, dünyada ses getirmesi bakımından, mevzii kıtâl hareketlerinden daha mühim telâkkî edileceği de ma’lûmdur…

2) Şurası aslâ unutulmamalıdır ki, dünyâ, 2001’deki ABD ikiz kuleler tertîbinden hemen sonra, eski cihan harblerine benzemeyen bir “HAÇLI cihân harbi” içine girmişdir. Bu ikiz kuleler vak’ası, Üsâme Bin Lâdin üzerine yıkılmışsa da, bu, onun işi değil; ve fakat ABD’nin Afganistan’ı işgâli içün ABD-İngiliz-Yahudi triumvirası tarafından tertîb edilmiş bir uydurma, bir  (bahâne) idi!. Bunu Alaman medyası, o târihlerde çok açıkça ortaya koyma cesâreti bile gösterebilmişdi!. Fakat bunu, triumvira, dünyânın büyük bir kısmına gâyet rahat yutdurmuşdur ki, Türkiye’deki (gerzek medya) da bu yutucular sürüsünden bir parçadır!. Şimdi ise, ellerde, ilk iki cihan harbinde bulunan “konvansiyonel” dedikleri silâhları neredeyse modası geçmiş gören ve “nükleer” dedikleri silâhlara sâhib bir dünyâ ile karşı karşıyayız…

3) Böyle olunca da, açıkça bu nükleer silahları kullanarak bir “cihan harbi” içine girmek insî şeytanları korkutuyor; ve bunun kendileri içün de bir “yok olma” olacağını düşündükleri içün buna cesâret edemiyorlar. Ancak Mevlâ-yı Müteâl Azze ve Celle’nin  murâdı, bir “zırdeli veya hınzır deli” eliyle nükleer ateşleme çılgınlığına düşülmesi ise; ve netîcesinde de Kıyâmet’in kopmasına bu sebeb olarak yaratılacaksa, işte o zaman, bugünün insan kılıklı iblisleri o çok sevdikleri dünyâlarının nasıl hallaç pamuğu gibi atıldığını pek feci’ şekilde görecekler ve ebedî azâba yuvarlanıb kahrolacaklardır… “Laiklik Türkiye’nin nükleer gücüdür” diye sıkan Avrupa Birliği Bakanı Ö. Çelik de, (nükleer gücün) ne olduğunu o zaman ayne’l-yakîn tecrübe etmiş ve tatmış olmıyacak mıdır?!

4) Mâdem ki vaz’iyyet böyledir, o hâlde “Dünyâyı ben şekillendirir, ben idâre ederim, ben ağayım, geride kalanlar benim paryalarımdır, kölelerimdir” diyen “İngiliz-ABD ve Yahudi triumvirası”,  dünyada ipin ucunu elinden kaçırır gibi olduğundan; ve İngiliz’in “Ortadoğu” adını takdığı İslâm Coğrafyasında da meydanı Türkiye, Rusya ve şii Acemistan’a kaptırdığından, yıllardır dünya çapında maşalar, müteahhidler, kiralık kâtiller ve taşeronlar kullanmaktadır. Üst kademedeki birinci sınıf imtiyazlı maşa ve taşeron tabakası, NATO-BM-AB ve dünyadaki acûze ve zibidi bir takım sâhibinin sesi devlet müsveddeleridir… Bunun da altındaki ikinci sınıf maşa ve taşeron tabakası ise, “terör teşkîlâtları” denilen hörgüç veznindeki “örgütler” yani kendisini satan, kullandıran, sonra da leşi çıkartılan, kiralık kâtiller yani haşhâşî sürüleridir…

5) Mıntıkamızda, “Bu 2. Alt tabakadaki maşa, taşeron ve kirâlık kâtil mahlûkât”, 40-50 senedir Feto ve PKK, son 7-8 senedir de IŞİD denen ve bunların yan dalları sayılan bir takım “eşkıyâ çeteleridir!..” İlk vücud bulduğu sene nazara alınırsa FETO ve onun FETÖ’sü ki, 1964’lerde Graham Fuller ile tohumu atılan; ve çok daha geniş sirâyet hududları taşıyan ve çok daha sinsi hareket eden “modern haşhâşî” teşkilâtlanmasıdır…

6) Türkiye’de zâten 93 yıldır olmayan, îmânî, askerî, hukûkî, ictimâî, siyasî ve iktisâdî istikrâr ve (huzûru) yüz kat daha zîr ü zeber etmek istiyen Fetö kalkışmaları, 28 şubat’dan beri ivmesi gitdikçe artan bir hızla “sâhibi” adına niceleri ile devam etmiş ve etmektedir… En sonunda ise, triumvira planlarına göre 15 Temmuz Haçlı Seferi’ni sahneye koydular… Yoksa hiçbir taşeron (kiralık kâtil) şebekesinin bunca haltı yiyecek ne aklı, ne bütçesi, ne tecrübesi, ne kâbiliyyeti ve ne de cesâreti vardır… Bunca hâinlik ve kahpeliklerin plânları, hiç şübhe edilemez ki, tepedeki (İngiliz-ABD ve Yahudi) triumvirası ile, onun parmağındaki BM, NATO, AB ve diğer yavşak devletlerin işidir; tatbikatları da, o maşalaşmış kirâlık kâtillerin acımasızlığı ve Allâh’sızlığı netîcesidir…

7) 70’li yıllarda da Deniz Gezmiş gibi komünistler İsrail Büyükelçisini kaçırmış ve sonra da katletmişlerdi. Bu kabil katil hareketleri, dünya çapında gâyeler taşır; ve nâdir görülür. Ancak, bu mülevves hareketlerin arkasında kahpelikde büyümüş bazı devletler vardır. Son Moskof elçisinin katli de böyle olub, hiç şübhe edilmemelidir ki triumviranın bazı köpeklerinin mesajları bunun isbatıdır. Birkaç gün evvel twit atarak “Türkiyede’ki Büyükelçilerin emniyeti olmadığı” yolunda mesajlar verişleri, “haşhâşî şebekelerinin” bu işlerden her zaman olduğu gibi haberdâr bulunarak hâdiselerden evvel şuurlu haberler ortaya atabildiklerini göstermektedir. ABD Hariciye temsilcisi Kırby’nin, bu katil vak’asının Fetö haşhâşîlerine isnâdından, onların yapdığı şâyialarının çıkarılmasından çok rahatsız olarak beyânlarda bulunması da gösteriyor ki, triumvira en üstdeki 1. Kademe olarak suçluluk hissini üzerinden atmak istemektedir… Artık dünyanın Kongo ormanlarına kadar her tarafı da iyi biliyor ki, Feto demek en başda ABD demekdir… Yani dünyaya apaçık ma’lûmdur ki, Feto şebekesinin yapdığı her cinâyet, triumviranın muvâfakati, müzâhareti ve ABD plânlamasıyla yapılmaktadır…

8) Feto haşhâşîlerinin 15 Temmuzda ayakları kayarak yüzüstü yere kapaklanmaları, triumvirayı çok feci şekilde dünyâya rezil etdi!. Bunun intikâmını almak, artık gerek onlar ve gerekse altlarındaki 2. Ve 3. Kademedeki taşeronlar içün kaçınılmaz bir vazife olacakdır. Bunun da, biribirini ta’kîb eden sûikasdlar ve “canlı bomba” muâdili “canlı silâh” usûlü ve “iç harb şâyiaları” ile uzayıb gideceği ve devreye “psikolojik harb taktiklerinin” de gireceği ortadadır… Unutulmamalıdır ki bu manzara, 2001 ikiz kuleler kumpası ile başlıyan ve tadı, tuzu, şekli değişik, hâlen yaşadığımız  “Bir Haçlı Seferi olarak 3. Dünyâ harbidir!”

9) Bu harb, İngilizin cedvelle hududunu çizdiği irili ufaklı devletlerin kaynaşdığı “İslâm coğrafyasında ve Kudüs merkezli” olarak başlatılmışdır. Orada Sünnîler, şiilerin zıdd-ı kâmili olarak alel’âde sıradan bir (mezheb) olarak milletlere zerk edilmeli; çâre olarak da, dâima ve târih boyunca şii-haçlı ittifakıyla hareket eden BATI, şii katliamını gözden kaçırmak üzere ortadoğu halklarına “ne sünnîyiz ne şii, müslümanız!” demelerini telkîn ve te’mîn etmelidir… Zulüm ve kan dökücülükde sünnîlerle şiiler aynı derecede KÂTİL SÜRÜLERİ, VAHŞÎ YARMALAR ve yarı akıllı BEDEVÎLER olarak gösterilmeli; ancak, sünnî müslümanlarla, idâreci mevkiindeki haçlı kafası burgulanmış ve sünnî (!) görünen oryantalist çömez mürîdânının arası açılmalıdır… Ayrıca, toprak altındaki asılları ile de mutlaka aralarına girilmeli, adamlara sünnî ataları (inkâr) etdirilmeli; ve böylece “tarihleri olmayan” sürüler hâline getirilmelidir… Fakat öte yandan da, İslâmiyyet’in içini bulandırdıklarından emîn oldukları şii tâifelerini, her fırsatda el altından, zaman zaman da alenen destekleyerek ve sünnîler üzerine saldırtarak İslâmiyyet’i (Sünnîleri) ortadan kaldırmalıdır…

 İşte,  triumvira ve yoldaşlarının en mümeyyiz vasıfları cümlesinden asırlardır tatbikatları…

10) “Dünya benimdir, bana boyun eğmeli ve onu ancak ben sömürmeliyim” diyen (triumvira), makâlemizin başında da beyân etdiğimiz vechile 1964’den beri Feto üzerinden bir “terör belâsını-haşhâşî teşkîlâtlanmasını” yürütmüş; ve günü gelince kullanmak üzere yetiştirmişdir. Beyin şartlamak ve mürîdânı ve şâkirtleri iyice narkozlamak üzere de Feto, “Muhterem Hocfendi” adıyla esrarengiz kuvvetlere sâhib hâle getirilmişdir!. Feto, Mehdiyyet ve Kâinâtın İmamı makamlarına oturtulmuş; “Peygamberle” istediği zaman, gerek dünyada ve gerekse âlem-i menamda “kalem-i mahsus müdîri” ile görüşürcesine hemhâl olur hâle sokulmuşdur!.. Papalığın İstanbul temsilcisi müteveffâ “Marovitch’in”, Samanyolun’da Feto’nun yeğeni Kemal Gülen’le ölmeden hemen evvel hastahanedeki yatağında yapdığı röportajda “Fetulla Gülen Hocfendiyi Allâh ÖZEL OLARAK GÖREVLENDİRMİŞDİR” deyişi, aslâ boşuna değildir. Papalık sisteminde rütbesi olmayan hiç kimse, böyle müthiş bir “ululamaya”, takdîs ve tahsîne tâbi’ tutulamaz…

11) Bu cümleden olarak artık öyle haşhâşîler vücud bulabilecekdir ki, onlara her kâtilliği yapdırmak içün (hocfendilerinin) bir selâm-ı haşhâşîsi kâfî ve vâfî olabilecekdir!. Anası Rabin adlı Yahudi olan FETO’nun, hatta şu kabil müjdeler de vermesi, kâtillerini uçurmaya (!) yetib artabilir:

“Sen, benim Tanrı Teâlâ cânibinden seçilmiş öz evlâdımsın! İşte o büyük kurtuluşa erme vaktin geldi. Cihânı kurtaracak; ve sen de ebedî seâdete ereceksin! Adamın işini bitir... Aslâ korkma, çünki seni öldürseler de sen kat’iyyen ölmiyeceksin; her yerde, Vatikan’da, Beyaz Saray’da, Londra’da ve Tel Aviv’de ve bütün şâkird gardaşlarınla içimizde yaşayacaksın! Hiçbir acı duymadan, tam tersine çok büyük, ama çok büyük bir haz ve zevk içinde öbür âleme hicret edivereceksin!. Hayır, uçacaksın!.

Âlem-i menamda Azrâil’i gördüm, seni o kadar çok seviyor ki, rûhunu o kadar yumuşak, ılık ılık alacak ki, hayret edeceksin!. Ve “adını andığım zaman burun kemiklerimi sızlatan Cebrâil” ve sâir cümle melâike, seni şâhâne bir merâsimle karşılayacak; ve seni doğruca Peygamberinin yanına götürecekler, orada son derece tatlı sohbet üstüne sohbet edeceksin, belki de artık orada peygamberin (koruması) olacaksın!. Ancak gene de dikkatli ol, dünyadan sorarlarsa, ezanlardan adını çıkartarak bağırtı ve çağırtı eylediğimizi sakın söyleme; ve Kelime-i Tevhid’den tard etdiğimizi de sakın çaktırma!. Takiyye ve kitmân daima en birinci vazifen olsun!. Bir çaktırırsan, seni hafizenallâh (zebânîlere) teslim eder, ebediyyen gün yüzü göremezsin aman dikkatli ol! 

Dediklerimi yaparsan, orada da imtiyazlı olacak, sorgusuz sualsiz, Kıyâmet ve Mahşer’i v.s.yi beklenmeden hurilerle gılmanlara teslim edileceksin!. Artık istediğin gibi keyf üstüne keyf, anladın! Benimle de her istediğin dakika (Bylock) ile haberleşebileceksin, orada bunu da çok gizli tutmaya çalış… Dünyadaki cihan çapında büyük zaferlerimizi de, Akın Öztürk’den sökülen rütbeleri takınarak orada orgeneral rütbesiyle ve Âhıret’deki “Samanyolu” ekranlarından her an seyredebileceksin!. Spikerin da dâimâ aziz yeğenim Kemal Gülen olacak, unutma…

Dünyada da biz ve herkes adını kalbinin üstünde muska ve madalya gibi taşıyacak; dünyâ seninle iftihâr edecek!. Bütün sevdiklerine, bilhassa en başda “Ecevito Büllende’ye şefaat” edeceksin!. Şefaat hakkı vermezlerse, beni “Bylock” üzerinden ve kimseye çakdırmadan ara, ben Peygamberlere emir verir derhâl hâllederim!

Hadi can çocuğum sana öğretilecek usûlle, yollarla, El Nusrâ sloganı ezberlerle, avaz avaz nâralar  atarak “Moskof’un işini ENSE ve SIRT nâhiyesi ve torax mıntıkasıyla abdomen hattı üzerinden bitiriver!.” Elçinin nasıl olsa arkasından (sırtından) tarayacağın içün, işin çok kolay olacak; ve isminle müsemmâ olarak da MERTÇE adamı kalbura çevirebilirsin! Buna, “arkadan hücum NÂMERDLİKDİR” diyenler olacaksa da bunlar gerzek müslümanlardır, sakın aldırış etme; sen müslümanlara değil Papalık takdîsleri ile nasıl “kutsanacağına” bak… Bütün rahibler ve bilhassa râhibe kız-oğlan-kız karılar sana hayran kalacak, kiliselerde çanlar senin adınla çalacak!. Azılı Düşmanlarımız, bizim Patronların BOP planlarına STOP demek nasıl olurmuş görürlerse, belki Moskova görüşmesine ABD’yi de telefonla olsun dâhil ederler! Böylece Keery gardaşım da öksüz gibi dünyaya melül melül bakmakdan kurtulmuş olur!. Hiç değilse zampara Saksafoncunun yarı dul bırakdığı Madam Clinton Hazıritlerinin bir iki şuh tebessümü ile hayır duâlarını da alırsın!. Âhıret’de eğer istersen o Madam ile nikâhını bile kıyarım. Orada 33 yaşında olacak hani!.. Aramızda kalsın, beğendiğin ne kadar ağzı cevşenli dudakları gevşemeli (abla-tabla) var, hepsini de sana vereceğim! Hergele Trump’un bütün sülâlesi ve silsilesinde ne kadar avrat varsa onların alayını da…

Ne diyorduk? Ha, sadede gelelim, bizim mihrâkımızdan çıkarak Şanghay şarkıları söyliyen “Uzun adamın” da böylece çanına ot tıkayıvermiş olacaksın! Çan ve ot bulamazsan, Putin Moskofuyla aralarına Çin seddi, olmazsa Berlin duvarı örsek de olur!. Hadi tosunum göreyim seni…

Dün akşam peygamberini çağırdım hemen geldi; ve seni nice sahâbîleri ile beklemesini tembihledim, hatırında olsun!. Onlara selâm ve sevgilerimi söylemeyi sakın unutma, hele o “Ömer’e, ne Ömer’di o ama!”

Gözlerinden öperim, daim dualarımdasın, berhudâr olasın, Ukbâ’da kendine iyi bak, beni de çok iyi yâdet sakın orada da bir darbe ve heybe kaybına uğrarsan bana ana-avrat ağzını bozma!. Hadi göreyim seni!!!”

12) Buraya kadar “laik dembokratik cumbokrasi” dünyasının biribirini nasıl yemek üzere, nasıl fırıldaklar ve dolaplar çevirdiğini, hangi hurâfelerle, hangi iblisliklerle insanların kanını vampir gibi içdiklerini gördük…

Allâh Azze’ye îmân eden gerçek bir müslüman ise, çok iyi bilecekdir ki:

  1. a) Akla değil, vahye tâbi’ olmak şartdır; akıl, (vahiy) çizgisi içinde kaldığı müddetçe en iyi işliyen kusursuz bir akıl demekdir… Ve onun, öylece de yapmaya ve yaşamaya çalışması, en birinci vazifesi…
  2. b) Küfür, bir tek milletdir; tamâmı da (bâtıl ve dalâlet) üzedir. Hiçbirine “sır verecek kadar dostluk câiz olamaz!” Zarûret hâlinde “mümâşaata cevâz ve ruhsat verilmişdir o kadar…”
  3. c) Moskof’un, Şam Şeytanına muhâmî olarak Haleb’de taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmadığını ve İran güdümlü şii milislerin de Haleb’lilere yapdığı kıtâl ve vahşeti unutmak Allâh Azze’ye ve kullarına karşı en büyük ihânet ve nankörlük…”
  4. d) Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm Efendimiz Hazretlerinin bir hadîsini de, müslümanların unutmalarına aslâ imkân olamaz; ve bu hadîs-i şerîf mu’cebince dünya zâlimlerine bakılacağı, îzâhdan vârestedir:

“ZÂLİM, ALLÂH AZZE’NİN KILICIDIR. ONUNLA ZÂLİMLERDEN İNTİKÂMINI ALIR. SONRA DA O ZÂLİMDEN İNTİKÂM ALIR…”

Biz, vahye teslîm bir aklı,  her zaman ve mekânda böyle kullanmanın mükellefiyiz. Çünki “müslümanız” diyor; ve “Kelime-i Tevhîd’i” de, kalben ve kavlen tasdîk ve tahsîn ederek söylediğimiz iddiasındayız!.

Kâfir, müşrik ve münâfıklar istemeseler de…

 

(İntişârı: 20.12.2016)

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir