Re.T.E.B(=Receb Tayyib Erdoğan Bey) Arkadaşın Yolu!
12 Ekim 2012
Hükûmât-ı Tayyibât İle Mısrîler Ve Diyalogsistler!
21 Kasım 2012

CHP’nin Yalova şeyi M. İnce, meclislerinde yine bülendâvâz savt u sadâ ile ortalığı biribirine katdı; ve aklınca hakîkatla zerre kadar alâkası olmayan bir

CHP’Lİ ŞEYHÜLİSLÂM YALOVA’LI İNCE’NİN FETVÂSINA GÖRE MECLİSDE KÂFİR YOKMUŞ!

 

Ahmed SEYYİDOĞLU

CHP’nin Yalova şeyi M. İnce, meclislerinde yine bülendâvâz savt u sadâ ile ortalığı biribirine katdı; ve aklınca hakîkatla zerre kadar alâkası olmayan bir takım bâtıl ve dalâletlerle sövüp saydı ve muhâlifi ve muhâtabı vekîl içün şöyle bağırıb çağırdı:

“- Siz diyânet işleri başkanı değilsiniz…..kendinizi evliyâ yerine koyub inancı sorgulamak sizin haddinize mi düşdü…… Kâfirûn sûresi kafirlere yönelikdir, bu meclisde kafir yokdur. Sözlerini aynen sana iâde ediyorum.”

1)       Cehe. Partili ve (altı .oklu) İnce, sanıyor ki, Allâh’ın âyetleri okunacaksa, bunu ancak DİB başındaki adam okur. Çünki sarık ve sırmalı kaftanı ile İncili Çavuş gibi meydanlarda dolaşan, ondan başkası değil!. Ömrü boyunca eline kaç kere bir ilmihâl veya akâid kitabı aldığını aslâ bilmediğimiz Cehe. Partili İnce adam, DİB denen yerin başındaki adamın, İslâmiyyet ile alâkalı bir mes’elede ağzını bile açıb konuşmaya zerre kadar salâhiyyet ve vazîfesi bulunamayacağını nereden bilsin?.

2)       İnsan, biraz mes’ûliyyet hissederek, bu DİB denen yerin babayasa ve evlâtyasalardaki yeri yordamı, eni ve endâmı nedir deyû biraz tedkîkât yapar. Yapar ammâ, İnceler İncesi bayımızın meclisin kavga gürültü şampiyonluğunu kimseye kaptırmamakdan başka derdi yokdur ki!

3)       T.C’nin ana, baba ve evlâd “yasa!” kânunlarının topuna göre de, DİB denen yer, dînî bir makâm aslâ değildir, sâdece “İDÂRÎ BİR BİRİMDİR!”

4)        Ta’yinler ve maaş bordroları, siyâsî iktidarların bel’amcılıkları, bazı resmî toplantıların sarık cübbeli aksesuar mankenliği; imam, müftü, vâiz,müezzin, kayyum ve din görevlisi denen ruhban sınıfının, rejim adına müfettişliği ve onları cumhuriyet ilkeleri doğrultusunda güdücülük… v.s. gibi vazîfeleri vardır… Prof Mümtaz Soysal, AB’in Hollandalı  kabuklusu ve Yalova’nın damadı (!) Lagendijk’i bir televizyon programında nasıl ısırmış ve herifi mugâlataları ile nasıl ütülemişdi! Ataist ve Kamalist Mümtaz, şöyle demişdi:

“- D.İ.Başkanlığı, dinin, cumhuriyet ilkelerine uygun olmasını sağlayan bir kurumdur!”

İşte Yalova şeyi İnce İnce, bu hakîkatları pek bilmez!. “Pardon”, yani şey, bilir de tecâhül-i ârifâneden gelir!. Çünki Cehe. Partili demek, işine geldiği yerde öyle, gelmediği yerde böyle konuşan ve hır çıkarmayı pek seven, laik, çağdaş, cumhurlopçu ve heykelperest adam demek değil midir?

5)       Demek ki, DİB denen yer, İslâmiyyet’in elifi hatta onun kesresi hakkında bile bir alâka ortaya koyamaz! Ayrıca DİB başkanları İslâmiyyet’in ne akâidini ve nede ilmihâlini bilirler!. Onlar sâdece felsefe ve rejimin derslerini okumuş, onlar içinde ömürleri geçmiş sarık cübbeli politikacılardır… Başbakanların devlet bakanlarına elpençe divân durub, onların kumandasıyla uygun adım yürümeye mecburdurlar. Yürüyemezler ve onların politikaları istikâmetinde adım atamazlarsa, Yardakoğlu gibi kulağından tutulub kapının önüne konuverirler!. Bu gibi haller, “fazîlet rejimi!” olduğunu Eygi beyin de sık sık söylediği cumbûrlobiyetin, pek yüce ve ulu fazîletleri cümlesindendir!

6)Bu, “altı .oklu” üstü şeyli meclis ağasına göre,  “bu meclisde kâfir yokmuş!”

Yarın bir başkası da, Yalova şeyi İnce gibi fetvâ sıkmaya kalkıb dese:

“- Bu Meclisde müslüman yokdur!?”

Der mi der, diyemez mi, kime ne, suç da değil?. Nasıl olsa dembokrasi var, ağzı olan, ağız ishâli olmuşcasına boşaltıyor!. Hatta, Yalova şeyine birisi kalksa dese ki, “Yavrum sen müslüman mısın, kâfir mi?” Ne lâzım gelir?. Adam merakından böyle sorsa ne var bunda?. O da çıkar meclis kürsüsüne, ya:

 “- Ben müslümanım, var mı ulan diyeceğiniz?. Ben Allâh ve Rasûlü’nün bütün Şerîat kânunlarını, akâid ve fıkıh kânunlarını bilâ kayd ü şart kabûl etdim, cezm ve yakîn derecesinde tasdik ve tahsin etdim!. Bir tekini bile hiçbir şekk ve şübheye zerre kadar yer vermeden kalben ve lisânen ikrâr etdim!. Var mı ulan i’tiraz eden, haaaaayt be imanım, yakarım, en küçük kınayanın kınamasını, kınasını, sınamasını, mamasını ve anasını ve 7 batın yukarısını!”

Veya, aynı İnce şöyle diyecekdir:

 “- Değilim ulen oğlum, müslüman değilim, sana ne benim ne olub ne olmadığımdan, bal gibi laik, şerbet gibi cumhuriyetçi, pekmez gibi kamalistim!. Yan bakanın yan tarafından bodoslama girer, başaltından toroslama çıkarım!

7) Eskiden Tunceli alevîsi Kamer yoldaş konuşur, sataşır, dolaşır, dalaşır, atar tutar ve kapışırdı! O şimdi ihtiyarladı, pörsüdü, kalınladı ve nöbetini Yalova şeyi İnce arkadaşına emânet etdi!. Bakalım hayrını görebilecek mi?..

8) İnce’ye göre “Bu meclisde kâfir yok!”

Ya varsa!. Kâfir demek hakîkatı örten demek… Bu ma’nâca her taraf “kâfir doldu!” dense ne lâzım gelir!. Hakîkatı öylesine örtenler, yalanı bine katlayarak piyasaya sürenler, öyle politik şeytanlar var ki, bunlar sıradan kâfirlerden bin beter!. Hem, her yer “kâfir” dolsa ve  olsa, bu, dembokrasi ve laikliğe, Atatürk ilke ve inkilâplarına zıt mı ters mi, ne? Sonra, Türk cezâ kânûnuna göre bu, suç mu? Değil, kânunsuz suç olmaz diye yırtınanlar da, İncegillerin ta kendileri!

9) Hem, o İslâm’a ve O’nun Kitab, Sünnet, İcmâ’ ve Fukahâ kıyaslarından mürekkeb 4 ana delîline dayanarak kânûn yapmayı yasaklıyan bir meclisde; vahyi redd ile, akla taabbüdü en baş prensib bilen  yani “laiklik” denen ateizmi kabûl eden ve buna îmân eden bir meclisde,  onun bunun müslüman olma şartı aranamaz ki… Üstelik, yalap şalap ve abur cubur, palaz pandıras her önüne gelen besmelesiz, hamdelesiz, salvelesiz, tenzihsiz, tevhidsiz ve nasibsizleri, hemen, İslâmiyet kendi içine alacak kadar “ha babam sınıfı dîni!”  de değildir ki!. HÂŞÂ ve kellâ…

10) Bu din, son derece dikkat, hassasiyet ve ciddiyet ile kendisini şeksiz ve şübhesiz ve yakîn derecesinde kabûl edene müslüman, etmeyene de, kendi mutlak hakîkatını kabul etmeyib örtdüğü içün “kâfir” dediği gibi, diğer ins ü cinne dahî, keyfiyetlerine göre “müşrik veya münâfık!” da der… İnceler İncesi Bay İnce, belki de ömründe eline hiç akâid veya ilmihal kitabı alıb okumaya ve anlamaya çalışmadığı içün, bu kadar câhilâne bir seviyede kalmış olamaz mı?.

 

(Mâba’di var)

(İntişârı: 19.10.2012)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir