Allâh Allâh, Hiçbir Parti Kongresi “Allâh; Ve O’nun Hâkimiyyeti…” Diyemiyor!
5 Kasım 2012
“Muhteşem Yüzyıl” Mı; (Muhteşem Yüzkıl) Mı?
28 Kasım 2012

Erdoğan Bey geçen sene de, yine Mısır cânibine bir sefer düzenlemiş ve oraların misâfirperverliği sebebiyle, taksîrâtına ve kırdığı potlara bakılmaksızın,

HÜKÛMÂT-I TAYYİBÂT İLE MISRÎLER VE DİYALOGSİSTLER!

Ahmed SEYYİDOĞLU

 

Erdoğan Bey geçen sene de, yine Mısır cânibine bir sefer düzenlemiş ve oraların misâfirperverliği sebebiyle, taksîrâtına ve kırdığı potlara bakılmaksızın, Libya ve Tunus’da da gönlü hoş edilib, biraz teferrücü ve tenezzühü müteâkıb, vatan-ı aslîsine döndürülüvermişdi!

Laik-dembokratik devlet felsefesini kabûl eden kim olursa olsun, bunların, bu felsefelerin doğduğu ve ihrâc edildiği topraklara ve kıblelere bağlılığı dolayısıyla, oraların güdümüne girdiği aslâ inkâr da edilemez… Hâl bu olunca, T.C. başvekîli bulunan Receb Tayyib Erdoğan Bey (RETEB) Muhteremlerinin, Kahire Üniversitesinde 17. Kasım 2012 efrencî târihinde çekdiği nutkun, “kimsenin himâyesine ve güdümüne!” girmeden yaşama vurgusu, hiçbir inandırıcılık taşıyamaz!. Zira geçen sene eylülündeki 1.şimâlî Afrika seferinde, her gitdiği yerde “Bizi örnek alın, bize benzeyin, bizim gibi laik bir anayasa yapın!” soyundan nasihatler (!) ve idlâlât telkîn ve propagandaları çektiği bir vâkıa… Bunlar, aklı gözündeki ehâli-i avâm ve gürûh-ı bîdîn ve diyalogsistler tarafından unutulsa da, biz ve bizim gibi İslâm’ın dışına zerre kadar metelik vermeyenler tarafından, daha dün gibi berrak ve sarîh hatırlanmaktadır!.

Her ne kadar, “dış güdüm!” lâf planında dışlanmış gösterilse de, aslında, BM, Nato, AB ve ABD ve bir de bunların irili ufaklı sivil “hoşgörü ve dilalog!” cemaat ve zekteleri gibi güruhlar tarafından, RETEB Muhteremin etrafı, kalın ve ses geçirmez duvarlarla örülmüş bulunmaktadır!.

Sadâretmeâb Efendi Hazretleri, yıllardır kendisine gülücükler ve yağlamalar ikrâm eden bu gürûhlara atıyye kabilinden pek çok ikramlarda bulunmuş; onları, devlet dâirelerinde ve bilhassa da emniyet ve polis teşkîlâtlarında istihdâm etmek cihetini iltizam eylemişdir… Ancak, “Üsküdar’da sabah olmasına” yakın, “zât-ı sâhib-i hükûmet Efendileri!”, ancak şimdilerde uyanıb gözlerini oğuşturmaya ve uykusunu defetmeye başlamış bulunuyorlar!.

Pensilvanya dükalığının, artık alenen ve medyaları ve politikacıları ile ve yeni akortlarla telleri düzmeye başladığı apaçık ortada olmasa, onların dümen sularının izlerine girilerek gidildiği bir türlü görülemiyecekdi!. “Euzübillâhi mineşşeytâni ve’ssiyâseti” demeyi; ve bu kabil katakülli ve hocaküllileri laf u güzâf planında sürdüren Okyanus Ötesi cebhe, neyse ki, artık açıkdan açığa dişini göstermeye başladı!. Başındaki adam, kendini daha fazla setredemeyib, hükûmete sinsi ve gizli savurmalar ve göndermeler yerine, artık açıkdan çatıcı bir edâ içine girdi; ve sîretini icrâ edişiyle de, bugün, yakayı ele verdi…

Başvekîlin “Türkiye’ye dönmesi!” istikâmetinde yaptığı da’vete hemen ertesinde sinirli ve aceleci bir cevâb patlatması, “neye bu kadar gocundu, yoksa yarası mı vardı da o yaraya basıldı?” suâlini hatırlara getirmişdi!.

Pensilvanya dükalığı, kendisini, artık (fahrî) makâm-ı muâllâ-yı hılâfet gibi görmeye başlamış; ve bir takım hâdiseler karşısında ve ölüp-geberen bir takım insanlar önünde ve potitik-apolitik bazı dünyâ hadiselerinin yorum ve istikâmetlendirilmesi babında, ta’mim, tebliğ, bildiri, duyuru, uyduru, kaydırı, kayırı, saldırı ve muhtıra da denilebilecek neşriyatda bulunmayı, bir teâmül hâline bile getirivermişdi!.

Meselâ Mavi Marmara hâdisesinde vurulanların “şehid!” olmayacakları, “otoriteden (siyonizmanın yahudi devletinden) izin almamanın!” vehâmeti gibi şeyleri, ruznâmeye sokar olmuşdu!. Hükûmet-i Tayyibe’nin içinde veya köşe ve kenârında bulunan bazı Pensilvanya kıbleli zevâtın, siyâset-i Recebiyye’ye mugâyir lâf ve hatt-ı hareket ta’kîbleri de, gözlerden kaçıyor sayılamazdı!.

Bir diğer Pensilvanya muhibbânı ve mürîdânı medya ve siyâset şaklabanları ise, sık sık, “aramız iyi, bir şey yok, bazı medya organları fit peşinde!” gibi yalanlara, küllemelere ve kapaklama usûllerine tenezzül etseler de, artık mızrak çuvala sığamaz olmuşdu; ve mızrağın başı çuvalı delip kafasını göze sokar bulunmuşdu!

Bir de, paralel (muvâzî) muhâlefet hâlinde, Arınçgiller mânia ve iç sıkıntısı var!. Arınçgillerin ne kadar Okyanus ötesi karasevdâ içre bulunduğu da îzahdan vârestedir!

Mavi Marmara hâdisesinden sonra köprüleri atan ve yıkan başvekil, Yehudi devleti ile aranın düzelmesi içün, son derece kararlılıkla üç şart ileri sürerken, daha üç gün evvel, Okyanus ötesine on parmağıyla bağlı bulunan B. Arınç, “İsraille görüşmeleri!” lâzım geldiğini alâmeleinnâs diline alabiliyordu!. Hatta Çankaya’nın bile, Arınçgiller kadar değilse de, Okyanus Ötesine ma’evî bağlılık ve bağımlılık taşıdığı, cumhûrun tahminleri arasında bulunuyor!.

Ayrıca, Merkez-i Saltanat-ı cümhûriyye olan Köşk-i Şâh-ı Şehinşâhî dahî, bizzat bazı emniyet istasyonlarına emir vererek onları “esnek ve köstek!” olmaları husûsunda tembihler; ve böylelikle de hükûmet-i Tayyibe’ye meydan okur; ve böylece, “çiftbaşlı bir devlet!” heykeli yontarak, onu, küre-i arzda münâsib bir yere dikme hevesine kapılırsa, işte bütün bunlara, Hükûmet-i Tayyibe’nin başı Erdoğan Bey’in “eyvallâh!” demesi beklenemezdi!.

“Cumhuriyet resepsiyonu!” denen isrâf ve Avrupa taklîdi nice nesnelerle de, saltanat-ı tantana ve şa’şaa ve gulgule, mechûl bir istikâmete doğru gider olmaktadır! Üstelik bu, Okyanus Ötesi ilham, kerâmât ve keşfiyâtla da koalisyon yapmış, böylece, dümeni kırık bir “gemicik!” gibi yol almaktadır!. Ancak bu koalisyonun, artık her an kıç üstü karaya oturup, 3. Sınıf “ham softa kaba yobaz diyalogsist” takım taklavatıyla, etrafa saçılması da yakın gibi görünüyor!.

“Vatikan, Telaviv ve ABD güdümlü!” dershâneler, Hükûmet-i Tayyibe’nin ağına takılmış bulunuyor!. Bunu, aynı “güdümlü!” ve “Türk okulu” denen yerler de takib edeceğe benzer… Her dış ülkeye giden böyyükbaşların ziyâret etdiği ve bunu cemaat ileri gelenlerinin teâmül hâline getirmeye çalışdığı; ve böylece de resmî ağızlar üzerinden cemaat ve başının meccânen propagandasının yaptırıldığı okullar!.

Genel K. Bşk. Özer de, iki gün evvel, Saudi Arabiya’daki “Türk Okuluna!” yönlendirilmiş; ve oradaki bir sınıfın duvardaki Kamal Paşa totem resmi altında fotoğraf çektirmişdir!.. T.C. ataizmasının, ecnebî böyyükbaşlara “Anıt Kubûr Tapınağı!” ziyâretini mecbûrî yapmasına eş; diyalogsistlerin de, “dış ülkelere” giden böyyükbaşlara, o “güdümlü” okulların kapısından girib sınıf-ı ruhbânın rûhâniyyet-i uzmâsından hisseyâb olmalarına çalışmayı, bir (teâmül) hâline getirdikleri vâkıasıyla karşı karşıyayız…

Güdümlü dershânelerden sonra sıra “güdümlü okullara!” oradan da “güdümlü Türkçe Olimpiyatlarına!” gelir mi, hükûmât-ı Tayyibât, bakalım neyler, neylerse Tayyib eyler, göreceğiz!

Hâsıl-ı kelâm, hükûmât-ı Tayyibât, iç içe birçok “güdüm!” halkaları ile kuşatılmışdır; ve şimdi onun bu hâlde iken Mısırlı “kardeşi” Mürsî Muhtereme akıl vermesi ve “aman onun bunun dümen suyuna girmeden yörrüü!” demesi, ne kadar samîmi kaçar, bunun muhâsebesini mısrî Mürsî ile hükûmet-i Mısriyyesi elbetde yapacaklar… mı?

Hele Hükûmât-ı Tayyibât reisi Erdoğan Bey’in “laik anayasa yapın!” şeklinde geçen sene Mısır-Libya ve Tunus vilâyât-ı Osmâniyyesinde irtikâb etdiği bâtıl-ı mutlak tavsiyeler ve mısrîlerin de, bu bâtıla ateş püşkürmeleri unutulmamış ise!…

İşte böyle olunca, birçok havâtır dahî ruznâmeye gelecek, ele ve dile alınacakdır sanırız!. Bunların topunu da, İsrail Yahudisi ile onların sebeb-i vücûdu ve sebeb-i hikmeti ve sebeb-i devleti olan, başda İng. Keferesi ve AB ve ABD istihbâratları da elbetde biliyordur!. Türk (şeyleri) unutsa bile, onların unutmayacağı bedâhaten ortada bir hakîkatdır!. Zira işin temelinde “İslâmiyyet’in ayağa kalkması!” veya yahudi haçlı  şebekeler önünde bir tehlike olmakdan çıkması yatmaktadır ki, bu da, dünya ruznâmesinin Âdem Babamızdan beri birinci maddesini teşkîl eder!. Kur’ân-ı Mübîn ıstılâhıyla bir takım “şeyâtînü’l-ins” insî şeyâtîn bunu istemese de…

 

(İntişârı: 21.11.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir