(2) Pırtıcı Talu’dan, Güzellik Salonu Donlu Fetvâsı!
20 Nisan 2010
(3) Müteveffâ Bay Bayar: “Lozan’da Verdiğimiz Söz Gereği Türkiye’den Müslümanlığı Tamâmen Kaldıracağız!”
20 Mayıs 2010

DİB denen yeri ve (layıklık) denen (anti-İslâm) jekoben ideoloji iyi anlamak içün evvelâ bir hâtıra nakletmeliyiz: 5 nisan 2005 tarihli yazısında

“BİZ BATILILARA LOZAN’DA SÖZ VERDİK, İSLÂMİYYET’İ HALKA UNUTDURACAĞIZ.”

Ahmed SEYYİDOĞLU

 

MÜTEVEFFÂ BAY BAYAR: 

 “BİZ BATILILARA LOZAN’DA SÖZ VERDİK, İSLÂMİYYET’İ BİR ZAMAN SÜRECİ SONUNDA HALKA UNUTDURACAĞIZ. BEN, BU SÖZÜN BEKÇİSİYİM. BENDEN SONRAKİLER DE BU VAZÎFEYE DEVAM EDECEKLER.” 

TÂRÎHÎ MÜHİM BİR HÂTIRÂ…

DİB denen yeri ve (layıklık) denen (anti-İslâm) jekoben ideoloji iyi anlamak içün evvelâ bir hâtıra nakletmeliyiz:

5 nisan 2005 tarihli yazısında hukukçu Süleyman Arif Emre, “Layiklik slogan hâline getiriliyor” serlevhasıyla şu câlib-i dikkat satırları kaydetmektedir:

“-Laiklik denilince, Ankara hukuk fakültesinde Lozan dersi veren Prof. Süheyb Derbil’i hatırlarım. Hoca, Lozan muâhedesinin gizli müzâkere safhalarını anlatırken, “Biz Lozan’da, batılılara, zamânla bu millete İslâm’ı unutduracağız diye söz verdik… Bu söz üzerine, sert tartışmalar bitdi ve böylece muâhede imzâlandı” demişdir… “

Süleyman Arif’in yazısı, Çankaya’yı da içine alan bir hâtıratla daha da câlib-i dikkat olarak şöyle devâm ediyor:

“-Bu gizli anlaşma hâdisesini, Eski cumhûrreislerinden C. Bayar da te’yîd etmişdir. 1965 devresinde Gümüşhâne meb’ûsu olan arkadaşım Ali İhsan Çelikkan anlatmışdı. Ali İhsan Çelikkan, hukuk fakültesi talebesi iken, Millî Türk Talebe Birliği teşkîlâtını temsîlen bir hey’et hâlinde Celal Bayar’ı ziyâret ediyorlar. Söz, LAYİKLİĞİN ESAS GÂYESİNİN NE OLDUĞU MEVZÛUNA GETİRİLİYOR. Bayar onlara: “ÇOCUKLAR BİZ BATILILARA LOZAN’DA SÖZ VERDİK, İSLÂMİYYET’İ BİR ZAMAN SÜRECİ SONUNDA HALKA UNUTDURACAĞIZ. BEN, BU SÖZÜN BEKÇİSİYİM. BENDEN SONRAKİLER DE BU VAZÎFEYE DEVAM EDECEKLER.” Diye beyânda bulunduğunu Ali İhsan Bey bana nakletmişdi…”

İşte “Türkiye’de layiklik” denildiği zaman, bu hakîkatler mutlakâ nazar-ı i’tibâre alınmadan yazılıp söylenecek her şey, sâdece abesle iştigâldir; ve bunun, hiçbir ma’nâ ifâde edemiyeceği de apaçık ortadadır… Yani haçlı ve siyonist cenâh VE BUNLARIN İŞBİRLİKÇİLERİ, “Lozan Zaferi!” diye millete dayatılan gözküllemenin, bâlâda zikri geçen gizli maddesi ile, Türkiye’de bin yıldır huzûr ve sükûn içinde yaşayan kavimlerin ikiye bölünmesine sebeb olmuşlardır. Bir tarafda “İslâm yok edilemez!”diyen Müslümânlar; diğer yanda da “İslâm yok edilecek” diyen ateist laiklerden ibâret, batılılarla sözleşmeli işbirlikçi takımlar…

90 seneye yakın bir zamandan beri milletin üzerine “bölücüler, mürteci’ler!” diye durub dinlenmeden her mekân ve fırsatda, devlet silâh ve imkânları ile yürüyenler; ve her 10-15 yılda bir (darbe ve ihtilâl) ihtilâcları ile Anadolu halkını ve bilhassa Oğuz Müslümanlarını sabataist (dönme) cenâh adına ortadan kaldırma hesabları yapanlar, inkârı gayr-i kâbil bir vâkıa olarak karşımızdadır…

İşte, batı denen mimsiz medenîler ittifâkı, İslâm Ülkesini ikiye ayırarak, milleti de, “biribirine kırdırma” usûlü ile onlara “soykırım” tatbik etmişdir…

YARDAKZÂDE FAMİLYALARININ TOPU DA, ŞU SUALLERE ERKEKÇE VE MERTÇE CEVÂB VEREBİLECEKLER Mİ?.

İmdi, eski çamların BARDAK olduğundan bîhaber bu yardakzâde veznindeki BARDAKZÂDE’ye, aşağıdaki sualleri sorunca, müddeamızın isbâtını da apaçık ortaya koymuş olacağız:

1) Kem-kümle de olsa çenesi işleyen bu sarıklı Başpolitikos, dünyanın neresinde “ben laik, dembokratik, sosyal, hukuk devletiyim!” diyen bir teşkîlâtın (organizasyonun), Müslümanların dînini yasak edib avcuna alarak ve cendereye sokarak, “dininizi ben ne kadar ve nasıl istersem o kadar ve öyle öğreneceksiniz!” dediğine rastlamışdır?…

O zaman bu DİB, neyin, nasıl ve ne kadar “hizmetindedir!?”

2) Halüsinasyon uzmanı olarak göz boyamanın evc-i bâlâsındaki bu başpolitikos, devletin, (hangi dîni) mühimsediğini, neye samanyollarıylasamanaltı ve sümenaltı yapıp göz küllüyor?. Erkek adam, ism-i cinsle minder dışından lâf sıkmaz, tahsîs eder ve erkekce der ki:

“-Bu milletin dîni Müslümanlıkdır; devlet, Müslümanlığı (mühimsiyor); Müslümanlığı mühimsediği içün de İslâm Dîninin hizmetlerini sağlıklı ve doğru yürütmek için şurayı ve burayı kurmuşdur!”

Hadi böyle desin de görüverelim! Mütevveffâ Mason Bay Bayar’ın yukarıya aldığımız sözü anlaşılmadan, T.C.de hiçbir şey anlaşılamaz…

“Dîn” lâfzının arkasına sığınarak ve sarık cübbeye de bürünerek gözküllemekle, nereye kadar gidilir; ve ne zamana kadar “müslüman!” geçinilir?

Sarıklı-Başpolitikos, neden “Müslümanlığı=İslâmiyyet’i” ağzına alamıyor da durmadan “din de din!” diye geveleyib duruyor!?. Diyemiyor, diyemez ve diyemiyecekdir!. Çünki, “Lozan’da Türkiye’den Müslümanlığı belli bir zaman içinde unutdurub kaldırma sözü verenler”, bu DİB denen yeri, bu “hizmet!” nânelerini yemek üzere kurmuşlardır…

Aksi halde Lozan’a ters düşerler ve kabuklu dostarı da analarını beller; ve sittîn sene bunları, AB kabuklular meclisinin içine kabûl edib oranın beslemesi yapmazlar!. Başpolitikos “din” kelimesiyle malı götürmenin ve Başpolitikosluğunun icâbını yapmanın peşindedir! Ancak sanmasınlar ki, bu dümenleri yutacak sürü sürü “uluslar” olsa da; yutmayıb, i’câbında gerekenleri gerekdiği zaman ve zeminlerde yapmak içün yepyeni bir nesil, dirilmenin resm-i küşâdını yapmak üzere mevcuddur…

3) Devlet dîni mühimsiyormuş, hangi dîni?. Erkek olan bunu da söyler!. Devlet, dîn hizmetlerini sağlıklı ve doğru vermek içün DİB’i kurmuş, hangi dînin hizmeti içün kurmuş?. Erkek olan bunu da söylemeli, hem de apaçık, kem küm ederek değil!.

 Evet hangi dinden bahsediyorsunuz sarıklı politikoslar ve yardak vezninde bardak familyaları?. Eski çamlar çokdaan bardak oldu diyoruz bay sarıklı politikacılar! Siz hâlâ bırakılan yerde otlamaktasınız!. “Balyozcular!” az geldi, bir de siz bu milletin “dînini-îmânını” balyoz-yazboz tahtasına çevirin, bakalım hayrını görebilecek misiniz?!

“Ulusun” dînini değiştirib onları Müslümanlıkdan ayırın!. Sonra da bir güzel kabuklulaştırın, sonra da onlar, satanistleşib vampirleşsinler… Bakalım evvelâ kimlerin boynuna sarılıb kanlarını emmek üzere dişlerini, yine kimlerin şah damarlarına geçirip sülük gibi mıhlanacaklar!!!?

Bekleyin, ömrü olan görecek… Testereli Münevverleştirme’lerin bir üst basamağı, öz ellerinizle hazırladığınız mükâfatlarınız olarak karşınıza nasıl çıkacak, bekleyin göreceksiniz!

4) Düzen, hem “laikim dembokratiğim!” diyecek; hem de, “dini mühimseyib ona hizmet etmek içün sağlam ve doğru yollara!”yollanacak… Farz-ı muhal diyelim ki dinden kasıt da Müslümanlık!. O zaman “DİB’in 633 sayılı kânûnu” ile, vâiz ve müftülerin(?) Müslümanlığın muâmelât, ukûbât, münâkehât, mufârekât, miras, bey’ ve şira’, ahkâm-ı sultâniyye.. gibi yüzlerce dînî, îmânî, şer’î ve zarûrât-ı dîniyyeye müteallık temel mes’elesini anlatmalarına neden yasak konulmuşdur?.

“Siz âlemi kör, herkesi sersem mi sanırsınız” çorbacılar?. Hangi mızrakları hangi çuvallarla nereye aşırmanın peşindesiniz; ey, sarıklı bel’am ve cübbeli politikoslar!?.

İSLÂMİYYET’İ LAİKLİK İLKESİ DOĞRULTUSUNDA YÜRÜTMEK DEMEK, (HÂŞÂ VE KELLÂ) İNSANIN PEŞİNDEN ALLÂH AZZE VE CELLE’Yİ YÜRÜTMEK DEMEKDİR Kİ, BÖYLE BİR ŞİRK VE SAPIKLIĞA, DÜNYÂ TÂRİHİNDE TÜRKİYE’DEN BAŞKA HİÇBİR YERDE ASLÂ RASTLAYAMAZSINIZ!

5) O 633 sayılı DİB kânunu ile, Müslümanlığın yasak edilerek, ancak “îmân, ibâdet ve ahlâk” kısımlarının, o da “Laiklik ilkesi doğrultusunda!” anlatılabilme mecbûriyyetini “ulus” yutar ve “ulusalcılar da öpüp başına koyar” ammâ, “ANADOLU MÜSLÜMANLARI”, millet-i İbrâhîm ve aklı başında insanlar yer mi?.. Üstü topaç, altı kıraç ve sûreti-endâmı (Altıkulaç) biraderiniz, 978-79’larda DİB’inizin başına geçirildiği gün:

“-Yüce din hizmetlerini anayasa çizgisinde yürüteceğiz!”

Deyû utanmadan ve arlanmadan ve bütün ins ü cinne karşı beyânât verdi mi vermedi mi?.

 Ve bu da, kânûn icâbı bir rezillik mi değil mi?. Yani tapındığınız kânûnlarınız, Evren Anayasası ile hududlarını çizmiyor mu? O yerin dibine geçesi darbe ana bilmem nesi, Kitab, Sünnet, İcmâ’ ve Kıyâs-ı Fukaha’dan ibâret ahkâm-ı Şer’iyyeyi, “Laiklik ilkesi doğrultusunda yürütülecek!” hükmüne bağlarken, böyle bir yürütme işi, Şer’an, aklen, mantîken, vicdânen, tab’an, fikren ve vahyen mümkin midir, yoksa mümteni’ midir, müstahil midir, muhal midir?

Müteveffâ Fâlih Rıfkı Atay, 61 anayasası içün “Yerin dibine batsın böyle anayasa!” diye Dünyâ gazetesinin başmakâle sütununda 1961’de yazı yazdığı zaman, o bile beşerîlik ortak paydasında beraber olduklarının anayasalarına bir kere tehammül edemezse; bir müslümanın, 61 ana bilmem nesinin 81 deki yine beşerî bir versiyonuna, sonsuz kere tehammül edememe hakkı neden olamasın!?.  Bu nâmütenâhî butlan, şirk ve sapıklık (Vahiy) ile nasıl kabil-i te’lîf edilebilir? Ve vahy ile sâbit bir nizâm, sistem ve kânunlarını, o beşerî  anayasanın emrinde nasıl işletecekdir; ve böyle nâmütenâhî bir (şirk) karşısında kimlere lâ’net veya rahmet okuyacakdır?

Anayasanızda “Din hizmetleri laiklik ilkesi doğrultusunda yürütülür!” diyen   bir anayasa maddeniz var mı yok mu?..

Yok deyin hadi!

Darbe heybe ana-avratyasalarının ıvır zıvır 28 maddesi değişecek yok değişmeyecek şeytanlaşmaları içün dârü’n-nedve’de gırtlak gırtlağa, yaka-paça, tırnak parmak kıra çıkara boğuşan ateşlik mahrûkât, bir tek a’zâsıyla olsun o ana-avratyasanın şu “din hizmetleri laiklik ilkesi doğrultusunda yürütülür!” diyen su katılmamış şirk ve İslâmiyyet’e nâmütenâhî ihânet ve hakâret maddesi de kökden kazınıb atılmalıdır!” diye bir cümlecik beyân edebilmiş midir?. Şimdi milleti 12 Eylülde referandum oyunu içün çadır cambazhânesine sokub oynatacaklar!. O ulus da, bu oynatılmalarını göremediği içün sittîn sene daha kimbilir nasıl oynayıb duracakdır!. Yarın Hesâb Günü, o müslüman(!) ulus Kitabın haber verdiği şekliyle ateşlerin içindeki mahlûkât ve mahrûkât olduğu zaman mefhûmen şöyle cıyaklayacakdır:

“- Yâ Rabbî! Bizi dünyadaki krallarımız, imparatorlarımız, liderlerimiz, parti pırtı başkanları ve k..kanlarımız, şeflerimiz, führerlerimiz, duçelerimiz, katerinalarımız, manukyanlarımız, kuyruklu aslanlarımız, sarıklı şeytanlarımız, diyalogçu hoşfendilerimiz, cübbeli şarlatanlarımız, çok baygın bakışlı ve kadın dudaklarına el veren kallâvî sarıklı şeyhlerimiz aldatdı, kandırdı, Hollanda ineği gibi sağdı, ligorn tavukları gibi altın yumurtlatdı, eşşek gibi yük taşıtdı, kullandı, gözlerimizi külledi, morfinmanlar gibi uyuşturdu.. asıl şuçlu onlar, bizi onlar aldatdı, asıl onların azâbını (muda’af ve müşedded) kıl!”

6) Sayın maaşlı, besili, semiz ve diplomalı, ehl-i hizmet bel’amlar! “Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allâh Azze ve Celle’nin” yine noksan sıfatlardan münezzeh nizâmı olan Müslümanlık, şunun bunun çoluk çocuğunun peydahlayıb benzetdiği ve “deldirtmem” demesine rağmen de delik deşik etdirdiği ana-avratyasaların tâbii olarak o ana-avratyasaların “laiklik ilkesi!” peşinde yürütülürse; ve o ana-avratyasalar metbû’ olursa, o zaman o ana-avratyasalar Cenâb-ı Hakk’ın başına ve tepesine (hâşâ ve kellâ) ilâh olarak dikilmiş olmaz mı???.

Hadi “olmaz!” deyin…

7) O “ana-avratyasaları”, şu memleketde delmeyen, delik deşik etmeyen kim var?. Darbeci ve heybeciler mi, yoksa “anayasa mahkemesi”denilen tapınak râhipleri mi?. O ana-avratyasanın apaçık alâkalı maddesine göre “gerekçeli (esbâb-ı mu’cibeli) karar” i’lân edilmeden hani tapınak râhibleri kararlarını açıklayamazdı?!. Hani “yürütmeyi (icrâyı) durdurma kararı” veremezdi!?. Yeryüzünde, ana-avratyasaları deldirmemek üzere ihdâs edilen “Ana-avratyasa mahkemelerinin”, bizzat kendilerinin o ana-avratyasaları delip kalbura çevirdiği ikinci bir memleket var mı?.

Hadi “VAR!” deyin…

Üstelik bu sarıklı politikoslar:

“-Yüce dîn hizmetlerini bu tür ve bu cinsiyetdeki ana-avratyasaların “Laiklik ilkesi doğrultusunda!” ve çizgisinde yürütecekler!!!”

Nihâyet yürümediği ve yenmediği ortaya çıkdı; ve onun içün de, işte böyle abuk sabuk gerzekçe beyânlar gaseyân edilmeye başlandı…

Bu rezâlet kere rezâletlere, hatt-ı üstüvâ ormanlarındaki pigmeler ve buşmanlar bile altlarını ıslatırcasına kim bilir nasıl gülüyorlardır!…

24 saatde tam 540 kere Cenâb-ı Hakk Azze ve Celle’yi noksan sıfatlardan tenzîh eden bir müslümanın, bu nâmütenâhî şirk, zulüm ve dinsizlikleri ve binnetîce dîninin yasaklanıp yerlerde süründürülmesini ve pabuç hırsızına çevirilmesini yemesi mümkin midir?.. Kelâm-ı Kadîm’de Allâh Azze ve Celle bu kabil aşşağılık suç işleyenlerin, Allâh’ın, meleklerin ve bütün insanların lâ’netine uğrayacağını beyân etdiğine göre, sizler ve hükûmetleriniz ve çoluk çocuğunuz ve sülâleleriniz ve bilcümle ervâh-ı tayyibe ve gayr-i tayyibeleriniz, acaba iki cihanda rahat yüzü görebilecek midir?.

8) Müslümanlığı resmen ve alenen Türkiye’de yasak edeceksin, sonra da zerre kadar utanıb arlanmadan:

“-Devlet dîni mühimsiyor dîn hizmetini sağlam ve doğru yapmak içün DİB’ler DÜB’ler, DÜDÜKLER, DÜMBELEKLER çalıyor!”

Diyeceksin!.

El hayâ el edeb yahû… Üç paralık yiğitlik, mertlik, erkeklik ve dürüstlükden nasibi olan bir mahlûk, kabuklu bir zangoç bile olsa, böylesine yalan ve dolanlarla ortalığın gözünü küllemeye tenezzül eder mi?..

9) Başpisikopos veznindeki T.C.başpolitikosları, acaba kendi öz pırasasörlerinden Mümtaz Soysal nâm “Atatürk ve Cumhurlop mü’mini zâtın” yıllarca evvel, Milliyet cerîdesinin başmakâle sütûnunda yazdığı yazıyı, neden hiç hatırlamazlar?. Ne diyordu Soysal:

“-DEVLET, 100.000 DİN GÖREVLİSİNE, DÎNE HİZMET ETSİNLER DİYE DEĞİL, DEVLETE DİNDEN BİR ZARAR GELMESİN DİYE HER AY MAAŞ VERİYOR, DİYÂNET’E HER YIL BÜTÇEDEN ŞU KADAR PARA TAHSÎS EDİYOR…”

Yardakzâde veznindeki Bardakzâdeler! Söyler misiniz devlet sizi ne içün besliyormuş!? devlet kesesinden, yani Manukyan vergilerinden akan akıntılarla daha da kabaran bütçeden, damızlık danalar gibi niye besleniyor muşsunuz?. Sarıklı politikosların hazım cihazlarına BİNBİR YOLDAN GEÇEREK ve derlenip toparlanarak akıtılan o maaşlar, ne işe yararmış!? Devletin iki Profesöründen biri ateist Mümtaz, ötekisi ise sarık cübbe altındaki Kastamonulu Bardakzâde Ali Bey!. Hangisi bin kere daha doğru ve dürüst…

10) 2009’un ilkbaharında bir televizyon programında kabuksuz Mümtaz Soysal’la Hollandalı parlamenter kabuklu Lagendijk arasında bir mübâhese cereyân etmiş ve Soysal aynen şöyle demişdi:

“-Diyânet İşleri Başkanlığı, dînin (Müslümanlığı kastediyor)cümhûriyet ilkelerine uygun olmasını sağlayan bir kurumdur!”

Bardakzâde Sarıklı Başpolitikos Ali Bey, acaba bunu da mı iki kulağının biriyle olsun işitmedi ve (esmeu ve atîu) diyemedi!?

Dedik ya Bay Bardakoğlu! Eski çamlar artık (BARDAK) oldu bardak

Demek ki senin köşeli kellene göre, Müslümanlar “kabuklu bir gayr-i müslimin düşünce ve inanışına (saygı) gösterib!” hürmet ve ta’zimde ve ihtiramda bulunmadı mı, şapka çıkarıb eğilmedi ve kıçını da bulutlara doğru kaldırmadı mı, o müslüman “dünyayı cehenneme çeviren!” bir terörist, hattâ Talibân sergerdesi… Yaşatman urun haa!.

Bunlar, ABD, AB, Vatikan ve Telaviv cânibinin kaç numaralı (balyoz), pardon (yazboz) samanyollu samanaltı darbe talimnâmesinden önüne konuluyor?.. Bunlar hangi harb oyunlarının, seminerlerinin, tatbikatlarının ve abant konsüllerinin planları?

Yemeyiz evlâd!

Senin kaç katını gördük biz!

11) Burada üç ibâre var, biri Bardakzâde’nin, ikisi Mümtaz Soysal’ın… Mümtaz Soysal’ın iki ibâresi biribirini tam tasdîk ederken, Bardakzâdenin cümlesini ise tam tekzîb ediyor. İbretlik olduğu için tekrar görmekde çok büyük fâide vardır. Çünki bu milleti sarıklı-sarıksız-yularlı-yularsız-mürid-tirit-hoca-baca-cübbeli-cübbesiz nice şarlatanlar çok oynatdı ve hâlâ da oynatmaktadırlar. Bunları ayne’l-yakîn görüb bilmekde sayısız faideler olduğu şübhesizdir. Böyle ibretlik manzaralar, vesîka çapında da pek kolay ortaya çıkmazlar. Yakalamışken doya doya seyr ü temâşâ eyleyelim deriz…

Yıllarca evvel Mümtaz Soysal’dan birinci tesbit:

“-Devlet 100.000 din görevlisine dîne hizmet etsinler diye değil, devlete dinden bir zarar gelmesin diye her ay maaş veriyor, Diyânet’e her yıl bütçeden şu kadar para tahsîs ediyor…”

On ay kadar evvel, yine M.Soysal’dan ikinci tesbit:

“-DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI, DİNİN CUMHURİYET İLKELERİNE UYGUN OLMASINI SAĞLAYAN BİR KURUMDUR!”

Şu külleme de, Ocak başında Sarıklı Başpolitikos’dan “yardaksal” bir sallama:

“-Din hizmetlerini en iyi şekilde vermek, bunun için kurulmuş olan Diyanet İşleri Başkanlığının en tabii görevidir. Diyanet İşleri Başkanlığı milletimizin kurumudur. Milletimiz dindar olduğu, dinini önemsediği, devletimiz dini önemsediği için ve din hizmetinin sağlıklı ellerle doğru şekliyle verilmesi önceliği için kurulmuştur.”

Bir an, dinden kastın ne olduğunu bir yana bırakarak, Müslümanlığın alâmet-i fârikası (şiârı) olan sarığı köşeli kellesinde taşıdığı içün Başpolitikosun Müslümanlığı kastetdiğini düşünelim!. Erbakan’ın bir ara Cumbaşı namzedi de olan Mümtaz Soysal’ın, Müslümanlığı kastetdiği daha açık ve sarih meydandadır… Çünki onun, (Jakoben Kemalizma) dışında “Hoşgörü-diyalog dîn-i Vatikânîsi” diye bir takıntı ve ıkıntısı yok!

İmdi, bu iki pırasasörden, hangisi süper yalancı ve göz külleyeci ve yusyuvarlak ve simsiyah ve kapkalın çizgilere sâhib!?

Öyle tahmin ederiz ki, bütün dünyâ ins ü cinnîleri bu suâlimizin cevâbını pek kolay vermiş olmalıdır…

12) Ateist ama yüzde yüz doğruyu tesbît edib doğruyu yazmış bulunan Mümtaz Soysal’ın yazısı Milliyet’den bulunabilir.

Bu “saygı-baygı-yaygı” soyu ve sülâlesi artığı laflara neden lüzum görülüyor biliyor musunuz? Gelin yapılan sarımsak 40 gününü doldurdu, kokusu faşoldu da ondan… Çünki adamın reklâmını yapdığı DİB’in ne içün kurulduğu artık gün yüzüne çıkdı? Takke düşdü, kel göründü mollalar!. Öyle DEĞİL Mİ!?

MİLLETİ, ONUN BUNUN DÜŞÜNCE VE İNANIŞLARINA SAYGI GÖSTERECEKSİN DİYE TEHDÎD EDİB ZORBALAŞANLAR, ACABA MEVLÂLARINI MI YOKSA BELÂLARINI MI ARAMAKTADIRLAR?…

HULÂSA:

İşte DİB’in başına Van Minit Receb Tayyib Beyin geçirdiği Başpisikopos veznindeki Başpolitikos’un o kısa ve bir cümleye sığdırdığı zorbalığın, jakobenizmin, nemrutluğun, kamalist ceberutluğun, dağdan inme dayılığın ve sarıklı tulumbacılığın türkçesi böyledir ve bunlardır… Onun bütün cürümlerine, bu adamı DİB denen yerin başına geçiren başda Başvekîl Receb Tayyib Bey olmak üzere bütün hükûmet-i cümhûriyye a’zâları; ve bu innîn ve hadımağası ve iktidârı meflûc AKP’ye re’y veren bilcümle sandık müdâvimleri dahî şerîk ve müşevvikdir…

Ammâ ol devrân değişmişdir; öyle ensesine vurulub lokması alınacak garîbân müslümanların devri de kapanmışdır…

Bu Bardakoğlu mollaları, eski çamların bardak olduğunu bilmez m’ola?!

Vay, kem-küm çenesiyle milletin üzerine yürüyeceğini ve müslümanları tehdîd edeceğini zanneden ve bunca fırıldakları köşeli kellesiyle çevireceğini zu’meden bîçâre vayyy!

Yavaş ol evlâd, senin gibi, senin 7 familyan gibi neler geçdi bizim elimizden…

Çüşşşşş dedirtme…

Akıllı ol…

O koltuk kimsenin kıçına yapışık değil…

Yapışık gibi yaşarsan, birgün hastirnâmeyi yiyince etlerin o üç bacaklı kıçı kırık koltukda kalır, kendini de sokakda bulursun!…

Aklını başına topla…

Toprak altındakileri de dâhil koskoca ve yüz milyarları bulan müslüman millet, o MİLLET-İ İBRÂHÎM, (saygıyı), (yaygıyı), (yargıyı) (kargıyı) ve bilmem neyi Başpisikopos veznindeki Başpolitikos’lardan öğrenecek değil!. Hele hele bu sarıklı politikosların, müslümanları, Allâh Azze ve Celle’nin nice âyetlerle lâ’netlediği gâvur kabuklularının “düşünce ve inanışlarına (saygı) göstermezseniz dünyayı CEHENNEME çevirirsiniz!” diyerek nemrutça ve şirretçe tehdîd etmesini, îmânı yerli yerinde duran bir müslümanın hazmetmesi aslâ ve kat’â mümkin değil…

Cenâb-ı Hakk “…vağluz aleyhim…” buyuracak; ve “düşünce ve inançları!” ile Kelâm-ı Kadîm’den kaçan ateist, laikist, modernist, revizyonist, reformist, müşrik, hoşgörücü ve diyalogçu münâfıklar içün “Kasvereden (aslandan) kaçan yaban eşşekleri!” ta’bîr ve teşhîsi ortaya koyacak; Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi ve Peygamberler Peygamberi Zîşân Alâ Ekmelüttehaya Aleyhisselâm “haçlı, hehûdî, ateist, revizyonist ve reformist ve modernist keferelere “teşebbühü” yüzlerce hadîs-i şerîfi ile mutlak ma’nada ümmetine Kıyamete kadar yasaklayacak; ve İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed-i Fârûk-i Serhendî Kuddise Sırruh Hazretleri gibi cihan çapındaki din otoriteleri kefere sürüleri içün “onlara meclislerinizde yer vermeyin……” buyuracak; ve  İmâm-ı Şâfi Rahmetullâhi aleyh Hazretleri:

“-Hiddeti çeken umûr-ı meşrûada eser-i gadab göstermeyen zevk-i îmânı tadmamışdır!”

Gibi nice hakîkatları cihana haykıracak; ve  binlerce ulemânın cildler dolusu kelâm, fıkıh, tefsîr ve hadis müdevvenâtı ortada duracak; ve bütün bunlar, Başpisikopos veznindeki sarıklı Başpolitikoslar:

“-Artık dîni ve dindarlığı, geçmiş dönemlerde yazılmış kitabların satırları ve formatları içinde değil, dünyâya bakarak inşâ etmek ve ona göre çizmek istiyoruz!”

Dedi diye, keenlem yekün sayılıb rafa kaldırılacak, öyle mi?.

Bu sarık-cübbeli başpolitikoslarla müslümanlığın saptırılıb ortadan kaldırılmasına meydan açan Van minit Receb Tayyib Bey ve onun AKP’si, bu cinâyet ve günahları sebebiyle daha çok vebâllere girecek ve çook çekecekdir… Bizden söylemesi…

Allâh Azze ve Celle’nin dîni olan Mukaddes ve Muazzez İslâmiyyet’le oynamayın!

Sürünürsünüz!

Peygamberlerini dinlemeyen, alay eden ve yehûdîler gibi nice peygamberleri T.C. vatandaşı Gariboğlugiller gibi testereyle kesib katleden nice milletler ve kavimler nasıl sürünüb belâlarını buldular, aynen öyle…

Cenâb-ı Hakk, HAKK dînine vuran zâlimlerden intikâmını, başka zâlimleri onların kellesine musallat ederek alır… Ay ışığı, sarıkız, kafes, balyoz, yakamoz, tramboz, bilmem neler boşuna sanılmasın! Küfür değilse de, zulüm pâyidâr olmaz!.

“-Onlar vahşîce (balyoz) peşinde, biz de samanyollu samanaltından (yazboz) peşindeyiz, çok mu yani!”

Yılışmaları, bir gün ensenizden girer kuyruk sokumunuzdan çıkar, hem de acıtarak…

Receb Tayyib Bey’in ta’biriyle söyliyelim:

“-Açık ve net söylüyorum, bunu da böyle bilin!”

Bu sünnetullâh’dır…

Misalleri çokdur…

Müntakîm ve Kahhâr olan Allah Azze ve Celle, “İktidâr olduk ama muktedir olamadık!” dedirtir; ve moskof torpili gibi ortada bırakarak da adamı süründürür… 

Akıllı olun, insanların şakşakları, gemicikler, Emnânımın hospitılları, arabların “Receb Sultan!” yağlamaları bir gün gelir beş para etmez… Menderes’in arkasından, kimin üç nâralık sesi çıkdı haa?.. Ecdâd ne demiş, kulağınıza küpe yapın:

“-Ağaca dayanma kurur, insana dayanma ölür!”

Cehe…. Partisinin “Ebedî şefi, Millî şefi, Ebterî şefi, Cinsî şefi ve en son Kemâlî şefi olsan âkıbet meydanda! Millî şef 34 sene Cehe….partisi şefiydi bir anjina pektoris adamı aldı götürdü! 18 yıllık Cinsî şef Bay Baykal’ı, kopan çürük bir uçkur lastiği ne hale getirdi! Şimdi âlâ-yı vâlâ ile başlarına çıkardıkları Dede Kemâl, nâm-ı diğer Gandi Kemâl, nâm-ı diğer (Sultan II. Kemâl) de eşkıyâ dedesinden tevârüs etdiği genleriyle biraz horozlaşıb ötmeye başlasın, onun da nasıl bir (şef) olduğu ve kıçüstü yere oturtulacağını ömrü olanlar elbetde görecekdir!

Şunu beyân etmek istiyoruz ki, insan denenler, şimdi ayakda dolaşan ölüler olmuş… Adamı beş pula satarlar da farkında bile olmazsın!!!. Cinsî Şefi etrafı nasıl paketleyib satdı! Ortalık zâten 80-90 senelik katiller ve onların zürriyetiyle kaynıyor, toprağın altı silah, üstü darbe plânından geçilmez olmuş! Böyle bir hengâmede, DİB’in dibindeki sarıklı “revizyonist”iz diye şecaat arzeden Yardakzâde veznindeki Bardakzâde yobazlar:

“-Kabuklu-kabuksuz bilcümle gâvurların düşünce ve inanışlarına saygılı ve hürmetkâr olmazsan dünyayı cehenneme çevirirsin!”

Herzesiyle müslümanlara zorbalaşıb, orda burda fitne fesad peşinde…

 Balyozcular tepenize balyozlarını indirince mi uyanacaksınız bre gâfiller!. Van Minit Receb Tayyib Bey de “fitne fesâd çıkarıyorsunuz!” diye darbeci avukatı Baykal’la postal öpücü Bahçeli’ye çıkışıb duruyor! Ammâ kendi yedikleri haltları görmeye gelince, sütden çıkma ak kaşık cici beyler…

Van Minit şakşakçıları ve cümle sarıklı politikoslar! Bu başpisikopos veznindeki sarıklı başpolitikosun Müslümanlık ve müslümanları tehdîdini nereye sığdıracaksınız?. Balyozcuların “iç tehdîd” diye Müslümanlık ve müslümanları imhâ planlarına siz de bu türlü destek verince, onlardan farkınız ne kalmış olacak?. ABD’nin Pensilvanyalı Hoşfendisi, ve AB, Vatikan, ve Telaviv hattının balyoz değil ammâ “Müslümanlığa yazboz ve klerikozlu darbe planlarınız!” da, sizin yanınıza kâr kalacak öyle mi?. Cenâb-ı Hakk Azze ve Celle meâlen:

“-Herkes bekliyor, siz de bekleyin, sırât-ı müstakîmde ve hidâyetde olanları yakında bileceksiniz!”

Buyurmuyor mu?.

Bekleyin, çok kalmadı, yakında siz de BİLECEKSİNİZ ve göreceksiniz! Bir gün ve er veya geç defteriniz dürülecek… Etrâfınızda Çoban Sülü kadar bile şakşakçınız kalmayacak! Bir zamanlar önünde el pençe divân durduğunuz ve “kerâmet buyurdunuz hocam!” deyû rükûlara vardığınız Hazret kadar bile etrâfınızda fırıldağınız barınamayacak!…

Bunca aç kurtların arasında ve kudurmuş bir sürü muhâlefetin bıçak sırtlarındayken, bir de utanmadan milleti:

-Şunun bunun bilmem hangi kabuklu gâvurun düşünce ve imanına saygılı olacaksın, yoksa dünyayı CEHENNEME çevirirsiniz!”

Diye en şirret ve nemrutça tehdîd ve hakâretle sindirme kuduruşuna geçmek…

Manzaranız o kadar müşrikçe, gerzekçe ve ahmakça ki, îzahı içün lûgatlarda kelime bulunamaz…

BİR ZAMANLAR NECMÜDDÎN-İ SİNÔBÎ HAZRETLERİ DE MİLLETİ “PATATES DİNLİLER” DİYE TEHDÎD EDİB, “SAKALLI HÜSNÜÜÜ!” DİYE ESİB GÜRLÜYORDU!..

“Millî Görüş Lideri 54. Hükûmetin Başbakanı Prof. Dr. Necmüddîn-i Erbakânî Es-Sinôbî Hazretleri” de, Osmanlı’yı yıkmakda İngilize uşaklık eden vehhâbîlerle “kültür anlaşması” imzâlamışdı… Şimdi de Erbakan’ın sâbık ve sâkıt talebesi Van Minit Receb Tayyib Bey, ABD uşağı Vehhâbi kralının mükâfât ve nişanları ile gûyâ taltif ve okşanma görüb, AB kabuklularına karşı müşteri kızıştıracak ve onları kıskandırıverecek!.

Cim. Efgânî denen mason ‘maskaranın’ müridi, Mısır Müftüsü mason Abduh… Bu Abduh masonunun da tiridi Reşid Rızâ… İşte bu R.Rızâ denen soytarının “Mezâhibin Telfîki” nâmındaki erâcif sıçratan kitabını, Erbakan DİB’inin başındaki bakan Süleyman Ârif, 1974’lerde Haltettin Karamânîdenen telfik cambazına sâdeleştirtib el altından ve devlet kesesinden de bastırıb, her tarafa bulaştırmışdı?.

Necmüddîn-i Erbakânî Es-Sinôbî Hazretleri, sapık i’tikadlı Salamon Ateş’leri sarıklı DİB Başpolitikosu yapdı da, hatta Alamanya’daki yardakçılarıyla “halîfemiz!” dedirterek zavallı gurbetçilere kakaladı da; ve taa Roterdamlar’da bir takım finolarını bir takım müslümanların üzerine saldırtıb o müslümanları “yahudi askeri!” i’lân etdi de, hangi koltukları ve cennetleri kazandı ve kimlere yaranabildi!?. 

Hazret-i Necmü’l-meâb, “Osmanlı Şerîat Düzeni!” diyerek İslâm’la boğuşan Müteveffâ Cücevit ile koalisyon yapıb, kendisine rey vermeyen ehâliye “patates dinliler!” deyû zorbalaşdı da, hangi cehennemlerin azâb-ı elîminden necât bulabildi?!!..

Ve müslümanlara tepeden bakan ve hakâretler yağdıran enâniyet putlarının encâmı ne oldu?.

En sonunda da, o nev’-i şahsına münhasır meşhûr kibirperestlik ve hayâlperestliğiyle Çiller’le yola çıkarak, o mason dişisiyle oynaşmış; ve bunun da yanına kâr kalacağını sanmışdı!. Dahî, önünde eğilmeyen ve “kerâmet buyurdunuz efendim!” deyû el oğuşturmayan bazı müslüman tâifelere “patates dinliler!” deyû yüklenme zorbalıklarının hâsılasını da, hâlâ devşirebilmiş değil!.. O da, Receb Beyin “gemiciği ve Emnânımın hospıtılları!” gibi “gemiciğini ve ehibbâsını ve el öpenlerini” yüzdürmeye kalkmışdı!. Yüzdürebildi mi?!.

Bir ayağı çukurda, para pul su-i isti’malleri içinde kalıb tazminât bataklıklarına düşmedi mi?. Şimdi yem ve gaz vererek koşuşturtdukları ve tecrübe tahtası noksan Nu’man Bey ile, “hamamın nâmûsu nasıl kurtulur” hesâbındalar!. Dünyâ ve millet yerse…

Yâ Ulu’l-elbâb! İbret almaz mısınız!?

Bu cihâna müslümanlara tepeden bakan ne zorbalar zorbası nemrutlar, ne fir’avnlar, ne krallar, ne diktatörler, ne cumhurlob başları ve ne parti-pırtı diktatörü üç kâğıtçılar geldi… Dünyâ onlara kalmadı da, bu “kabuklu gâvurların düşünce ve inanışlarına saygı göstermezseniz dünyâyı cehenneme çevirirsiniz!” diye milletin üzerinde zorbalaşan ve müslümanlara tepeden bakan Başpisikopos veznindeki sarıklı-cübbeli DİB Başpolitikosu Ali Baba mollacığına mı kalacakmış!..

Kıçlarınızın altına tâğûtî koltuklar sürülünce şımarır ve müslümanları tehdîd edib onlara da “Van Minit” çekeceğinizi sanırsanız, biliniz ki karşınızdakiler aslâ yahudi Perez ve Teres takımı iblis oyuncakları değildir!. Eski çamlar çokdaaaan yardak değilse de, bardak oldu, ne oldum delisi çeyrek akıllılar!.

Yardakzâdelerinin dizginlerini çekemeyen, tam tersine onların önünü açan ve her haltlarına şerik olan şiirsever Van Minit Receb Tayyib Bey’e, bildiği bir beyti de hatırlatmakda pek büyük fâideler vardır:

“HAKK SİLLESİNİN YOKDUR SADÂSI,

BİR VURDU MU DA YOKDUR DEVÂSI!.”

Neyse, sözün özü şu:

“-Arayan Mevlâsını da bulur, belâsını da!”

(İntişârı: 20.05.2010)

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir