(3) Mescid-i Fetih (Ayasofya), Mescid-i Nebevî, Mescid-i Haram Kurtulmadan, Mescid-i Aksâ Öyle Mi?
7 Aralık 2017
Büyük Allâme İskilib’linin Şehâdeti…
4 Şubat 2018

BAŞKUMANDAN RECEB TAYYİB PAŞA’NIN, GENE SÜNNÎLİĞE REDDİYESİ!..

Ahmed SEYYİDOĞLU

 

Paşa, 2/12/2017 günü Iğdır’da bir konuşma yapdı ve “Sünnîliği bölücülük olarak” ve İslâmiyyet’in dışında bir şey veya nesne gibi gösterdi; ve bütün dünya müslümanlarını, sanki bu ne olduğu mechûl canavardan uzak durmaya çağırdı!. Hem de “Aman ha, aman ha, aman ha!” diye 3 kere pek dikkat çekerek ve “Özellikle sesleniyorum, altını çizerek sesleniyorum, Iğdır’ın güzel insanları, sizlere sesleniyorum: Sakın ha, sakın ha, sakın ha MEZHEB AYRICALIĞINA DÜŞMEYİN!” diyerek…

“Ayrıcalık” denilen uydurukça kelime ise, “İmtiyâz veya farklılık” ma’nâsına dillere bulaşan bir nesne olub, aslımızla da alâkası yok… İmtiyâz ise, “Başkalarına tanınandan fazla hakk ve imkân tanıma, fark ve üstünlük” gibi ma’nâlara sâhib…

Başkumandan Receb Tayyib Paşa’nın Iğdır konuşmasındaki alâkalı kısmı, cümleleri numaralıyarak cümle cümle ve müteselsilen, bütünlüğüne dokunmadan, noktasına kadar aşağıya alacağız:

1) “…….80 milyon vatandaşımızın tamâmı, bizim nazarımızda aynıdır. Milletimizin her bir ferdi bizim gözümüzde birinci sınıfdır.”

Bu 80 milyonun içinde, kendisine “Mitomani hastası” yani “Yalan söyleme hastası” dediği, “Yenikapı Rûhu” şâha kalkınca bunun yüzüsuyu hürmetine da’vâlarından vazgeçdiği ve şimdi yeniden 3 milyon liralık hakâret da’vâsı açacağı ve her konuşmasında yerden yere vurduğu “Çarkçı Kamal”; ve onun Fettöşizm ve Terörizmle işbirliği yapdığını söylediği partisi; ve bazı parti-pırtılar içindeki teröristler de, kimseye zararı dokunmadan kendi hâlinde  yaşayan vatandaşları ile “Aynı mıdır?..” İki taraf da “Birinci sınıf vatandaş mıdır?.” Yurd dışına kaçarak, Anadolu ehâlisinin ecdâdından tevârüs etdiği 15 asırlık “DÎNÎ KIYMETLERİ, birer islâmî mekteb olan eşsiz sünnîlik mihraklarını; ve onların, benzerleri muhâl hukuk ve  fazîletlerini ve müslümanların misli görülmiyen tarîhî hasletlerini,” 54 yıldır Gâvur Batı hesâbına eritmek istiyen ve “HÂİN” olarak damgalı firârî necâsetler, hâlâ “Vatandaş” statüsünde olduklarına göre, bunlar da, nasıl “Milletin her bir ferdi gibi birinci sınıfa” dâhil olabilmektedir?. Buradaki koskoca tenâkuz, tezat ve zıddiyyeti hangi mantık kâidesiyle îzâha çalışacağız? Tamam, laik dem.okratik cum.okrasi bütün dinlere eşit mesâfededir (!) ve müslümanın, nazariyâtda, aslâ gayr-i müslim bir vatandaşa zerre miskâl üstünlüğü yokdur!.. Bu devlet bu vasfı ile, İslâmiyyet’e en küçük bir rüchâniyyet hakkı da tanımaz; ve adı geçen rejimin, müslümana âidiyyeti de muhal iken; neden DİB denilen yer müslümanın dînine yani sâdece İslâmiyyet’e müdâhale eder; ve O’nu, her politik iktidârın hevâ ve hevesine göre şekilden şekile, kılıkdan kılığa, renkden renge sokarak palyaçoya çevirir; ve O’nu, istediği şablona ve kalıba dökmek içün devlet kuvvetini arkasına alır; ve Yehûdiyyet ve Nasrâniyyet’e tırnak ucu kadar bile müdâhale edemez?.. Bunu, “…….80 milyon vatandaşımızın tamamı, bizim nazarımızda aynıdır. Milletimizin her bir ferdi bizim gözümüzde birinci sınıfdır.” demekle kâbil-i te’lîf etme imkânı olabilir mi? Yoksa, Lozan andlaşması denilen İngiliz dayatması ve haçlı imzâları ile de te’mînât altına alınan bazı hakklar, gayr-i müslimler içün, daha bir başka “Birinci sınıf vatandaşlık” imtiyâzı mı vermektedir?. Bu memleketin aslî sâhib ve idârecileri, isim, resim ve antetli kâğıtlardakinin tersine, acebâ derinlerden derine doğru, hâlâ İngiliz ve Lozan imzâcıları mıdır?

Netîceten: Başkumandan Receb Tayyib Paşa “…….80 milyon vatandaşımızın tamamı, bizim nazarımızda aynıdır. Milletimizin her bir ferdi bizim gözümüzde birinci sınıfdır.” dese de, bu, “Layık Demo-kratik-cum.okrasi” dîninde böyle söylenir veya söyletilirse de; bizim dînimizde bu muhâl olub, Haşr Sûresi’nin 20. Âyet-i celîlesi bunu sûret-i kat’iyyede ve “ASHÂB-I NÂR İLE ASHÂB-I CENNET MÜSÂVÎ OLMAZ…” (Elmalılı Tefsîri, Tab’-ı Evvel, c.7, s. 4864) buyurarak şiddetle ve ebediyyen reddeder…  Bir evvelki âyet-i kerîmenin tefsîri sadedinde de, Müfessir Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri şu satırları kitâbet buyurmuşlardır:

“Nifakdan, münâfıklardan, küfürden, kâfirlerden, zulümden, zâlimlerden, Şeytanın şeytânetiyle o kötü âkıbete düşmekden sakınıb, Allâh’ın vikâyesine sığının da her işinizde O’nun emr ü nehyini tutarak ıkâbından korunun.” (s.4865)….. ve öyle kimseler gibi olmayın ki, Allâh’ı unutmuşlar-Allâh’dan korkmaz, HUKÛKUNU TANIMAZ, O’NUN FEYZ-İ VİKÂYESİNDEN MEDED UMMAZ OLMUŞLARDIR DA, ALLÂH DA ONLARA KENDİLERİNİ UNUTTURMUŞDUR.-Sarhoş gibi ne yapdıklarını bilmezler, nefs-i insânînin, HUKÛK-I BEŞERİN kıymetini anlamaz, âdî şeylere TAPAR, insanlığı tezlîl eder, kendilerini halâs edecek hayr ü hasenâtı düşünmez, azabdan koruyacak amellere çalışmaz, yarın içün bir şey hazırlamaz olmuşlardır.” (s.4866)

Müslümanım diyen ehâlî, Lâyık-Dem.okratik Cum.okrasi dînindeki kâideye mi îman edib “…….80 milyon vatandaşımızın tamamı, bizim nazarımızda aynıdır. Milletimizin her bir ferdi bizim gözümüzde birinci sınıfdır.”  diyecek; yoksa, Kelâm’ı Kadîm’e îmân edib, “ASHÂB-I NÂR İLE ASHÂB-I CENNET MÜSÂVÎ OLMAZ…” mı diyecek, diyebilecekdir??? Ehâli-i etrâk ve ekrâd, bunlardan hangisine şartlandırılarak hangi dînin mensubları yapılmak içün bombardumana tâbi’ tutulmaktadır?.

Müfessir Merhûm’un satırlarına tekrar dönelim:

“…zalûm ve cehûl insanlar müteessir olmuyor, ALLÂH SAYGISINI DUYMUYOR, ALLÂH’IN HUKÛKUNU nefislerinin vazîfe ve istikbâlini unutmuş, salâh ve necât yollarını düşünmez olmuşlardır.” (s. 4868)

“Her ferdin birinci sınıf olması” bir tarafda; “Ashâb-ı nâr ile Ashâb-ı cennet müsâvî olmaz” diyen Serîu’l-hisâb olan Allâh Azze’nin HÜKMÜ diğer tarafda!

İste “Müslümanız” diyenlerin, “Mezheblere olan aşırı muârazalarının” hakk u hakîkat ile mukâyesesi…

Gene Müfessir Merhûm’dan:

“… mahlûklardan bir takımları, tekebbür ederek, cebbarlık yapmak istiyerek yahud öyle yapmak istiyenlere PERESTİŞ eyliyerek (Taparak), Allâh Teâlâ’nın bu zikrolunan SIFATLARINA ŞİRK KOŞUYORLAR. Halbuki Allâh öyle şirklerden münezzehdir. Onlar, Allâh’dan uzak, çok uzakdır. O’nun ceberutu, tekebbürü, onlarınkine benzemez. Çünki onlar, kendi nefislerinde mahlûk ve hadd-i zatında noksandırlar. Tekebbürleri de zâtî olan noksanlarına bir YALANCILIK ilâve etmekden ibâret kalır.” (s. 4875)

Ehâlîsini çift şahsiyetli veya sıfır şahsiyetli yapan ve böylece zombileştiren hangi rejim ve sistem vardır ki, TÂRÎH-İ BEŞERDE, bunlar düşmanlarına karşı göstermelik değil de, kalıcı ve hakîkî bir (Direnme ve varlık mücâdelesinde) muvaffak olmuş bulunsunlar?. Biribirine ters işliyen çarklıların dişlileri, gene kendilerini nasıl kütür kütür kırıyorsa, buradaki manzara da öyle devam eder; muhâlefet tarafı “Faşist diktatör, diktatör bozuntusu, v.s.” demeye sarılırken, öteki iktidâr  tarafı da “Mitomani Hastası, Hıyânet Partisi, v.s.” diyerek, BÖLÜNMENİN, BÖLÜCÜLÜĞÜN, ADÂVET ve DÜŞMANLIĞIN SUNTURLUSUNU ORTAYA KOYAR… Fakat bu bölünme ve bölücülükler dem.okrasi îcâbı pek “Kutsal, putsal ve kurumsal” fazîletler cümlesinden olur da (!) müslümanların îmanlarına dayanan ve 15 asırlık dinlerini anlama usûlleri bulunan “Mezheb=ictihad farklılıkları” en büyük bölücülük ve tehdîd sayılır!

Pek dehşetengiz ve mostralık, “Birinci sınıf vatandaşlar” manzarası!

(Mâba’di var)

 

İntişârı: 01.02.2018 / 11:37:27

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir