-3- Aşı Tehdîd Borsası Yükselişde Ve Her Şeyin Şîrâzesi Çıkdı!
3 Ocak 2021
Regâib Kandili…
18 Şubat 2021

AŞI TEHDÎD BORSASI YÜKSELİŞDE VE HER ŞEYİN ŞÎRÂZESİ ÇIKDI!

(4)

Ahmed SEYYİDOĞLU

 

21) Şerbakan yetiştirmelerinden ve AKAP kurucularından Kayserili Hacı Abduş, “Dempohrasi ile İslâm ikircikli değildir” deyib tapındığı Kraliçesinin gözbebeği olalı beri, işler İngiliz irâdesine pek uygun yol almakda değil mi?.

ŞÎRÂZELER DE LAYIKLIKLAR GİBİ DÖRT DÖRTLÜK!

“Dört dörlük laikim, 14-15 asır evvelki hükümleri kalkıb bugün uygulayamazsın, ben ve arkadaşlarım dîne dayalı devlet sistemine KESİNLİKLE karşıyız” v.s. gibi nice vecîzeler döktüren lider ve gider, zirve ve zı.valarımız da var! “Cinsiyet eşitliği mücâdelesi bizim içün bir hakk mücadelesi değil, altını çizerek söylüyorum, bu, bizim içün ölüm kalım mücadelesidir” diyen Leydi ve Leylâlarımız da pek mebzûl…

Artık bu halka karada ölüm olur mu?

“Yaşasın Yavru vatan ve azarbaycan gardaşlığı!”

Adam ve madam Aliyev’ler ve yavru Kubrus gibi iki kandaş neyinize yetmez!

22) Yaşasın, “Avrupa Birliği ile yaşama tasavvurlarımızın” ebedî cennetlik yapan “DİYALOG ve Medeniyetler İTTİFAKI!”

Yaşasın, “Eşcinsellerin HAKLARINI GÜVENCEYE ALMA ŞARTININ idealistleri!”

Şîrâzeyi bu sözlerle endâzesine koyamazlarsa, başka türlü mümkini yok koyamazlar!

Böyle vasatlarda “paralel devletler” de iyi boy atar, muvâzî hökûmatlar da!… “Müşriklerin adâleti olmaz” buyuran Kelâm-ı Kadîm içün, “Bu Allâh’ın Kitâbı olamaz” diyen hem de ilâhiyat Profisürleri de nerede peydahlanır, burada!. AKAP iktidârında…

Cumputrasilerde, adı “İmam Lisesi, İlâhiyât Fakültesi, Diyânet, v.s.” değil, “Küliyyetü’ş-Şerîah” da olsa, oralar, “İslâmiyyet’in hakîkatını” kat’iyyen ortaya koyamazlar. Çünki oraların vücûd hikmeti, “İslâmiyyet’in, beşerî sistemleri yaşatacak şekilde deformize edilmesini te’mîn etmekdir!” Aksi halde düşmanını yaşatmış, kendi ipini kendileri çekmiş olurlar! Buralar emniyet sibobu olarak, halkın gözünü külleme merkezleridir… 

HUKUK DEVLETİ OLMAK, MUTLAK HAKÎKÂT OLMADAN MUHÂL…

Adâletleri olmaz, çünki HUKUKLARI yokdur!. Hepsi izâfî oyuncaklar, gözboyama fırıldakları…

Tatbîki olmıyan kânûn maddeleri, sâdece: “Hukuk ve adâletleri var işte” dedirtmek ve narkozu devâm etdirmek içündür!

23) Makronik Freng kâfirinin de kânun maddeleri var, 1789 Fr. İhtilâlinden beri dünyâya neler ihrâc ve boca etmedi!. “Eşitlik, hürriyet, kadın hakları, din ve vicdân te’mînâtı, hakk, hukuk ve bilcümle garb medeniyeti!” Bütün bunları, her ülkeye, kendi uşakları eliyle, o ülkeyi bozub Haçlı’ya esîr edecek dozda şırınga etdiler! 

Makronik Fransa’ya bakınız, çarşaf, peçe, burka, ve haşemayı yasak edib “Müslüman avı ve câmi kundaklamaları” içün bin takla atıyor!. Haçlı medeniyetinin “edeniyet” merkezi!

Şîrâze kaydıkdan sonra, cezâ kânunlarının rastgele bir maddesi, Ankara cumputrasisinin bir maddesi olarak (!) şöyle olsa ne yazar:

“Madde 28-(1) Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hallerde cebir ve şiddet, korkutma ve tehdidi kullanan kişi suçun faili sayılır.”

Burada (a. Cebir, b. Şiddet, c. korkutma, d. TEHDÎD) pek gösterişlice sıralanmış! Prof ve mason birâderlerinin yukarıya aldığımız ifâdelerinde bu 4 unsur da pek açıkça ve birlikde ortaya konulmuşken, hem de tv ile bütün cihâna karşı avaz avaz bağırılmışken, hani, yüce “Cumhuriyet savcılarından” en küçük bir ta’kîbât ve istintâk???

24) “HUKUK DEVLETİ” DİYE ANAYASALARDA YAZINCA, HUKUK DEVLETİ Mİ OLUNUR GUGUK DEV-ETİ Mİ???

Âdem kişiler Mason olunca, “Ayrıcalığı, kayırılmacılığı,  üstünlüğü, fâikiyyeti, rüchâniyyeti, birinci sınıf oluşu, dokunulmazlığı, sürtünmezliği, ellenmezliği”, v.s.’si de mi oluyor?. Evet, oluyor, ana-baba yasaları “sınıfsız ve imtiyazsız bir toplum” diye yazsa da, bu sâdece SEZER denen cumbaşının fırlatdığı ana-baba yasası kitabçığında 3-5 kelimeden ibâretdir, halka akseden tarafı yokdur!.

1789 Fransız ihtilâli ile “Anayasa, vatandaşlık, layıklık, cumhuriyet, eşitlik, v.s.” gibi şeyler dünyâya yalan-yanlış ve ifsâd maksadıyla, ateist, yahudi ve masonlar tarafından ihrâc edilince, ŞÎRÂZELER de endâzesini iyice kaybetdi!.

Pek çok eser yazan Fransız filozofu HONORE DE BALZAC, beşerin yapdığı kânûn ve sistemleri bir hukukçu olarak şiddetle yere geçirir. İhtilâli de içine sindirememiş ve pek çok eserinde onu sopalamış durmuşdur. Hukuk okumuş, 3 yıl avukatlık stajı yapmış, sonra da bırakmışdır… Çünki bu netâmeli işin “Hukuk” olmadığını, insanların insanları köleleştirme usûlü olduğunu anladığından, şu meşhur sözünü söylemişdir:  “Kânûn, büyük sineklerin delib geçdiği, küçük sineklerin takılıb kaldığı bir örümcek ağıdır!” 

Bu i’tibarla halka tepeden bakan ve “HÂİN” diyen masonik adamlara kânûn tatbîk edilir mi deyince, Balzac’ı hatırlamış olduk!

Biraz sonra, Çinlinin, o hayvandan elde etdiği JELATİNİN, adı geçen aşılarda kullanıldığını da göreceğiz! Buna rağmen, vücûduna, cihânın o en necis ve mide bulandıran hayvanının atomunu, molekülünü ve hücresini ve bilmem ne maymununun hücrelerini almak istemiyen bir kişi, nasıl “VATAN HAİNİ” i’lân edilir?.  Ankara burada susar da îcâbına bakmazsa, şâir de haklı olarak buna şöyle hiddetlenir:

BATSIN BÖYLE TIB!

Bu korkunç baskıcıya, diktatör bozuntusu,

Desek çok mu ey cihân, bunca tehdîd revâ mı?

Bu nasıl ilm ü vicdân, bu neyin sunturlusu?

Bu nasıl tebâbetdir, bunca şiddet devâ mı?

BİR SİTE, BU PROF OLMUŞ ADAMI 10 NOKTADA REDD Ü CERH EDİYOR!

25) Aşağıya, (28. Aralık.2020)de neşrolan, Mirat Haber’den: “Prof. Bingür Sönmez’in “aşı olmayan vatan haini” çıkışı, 10 açıdan yanlıştır” serlevhalı yazıyı alacağız:

“Sahibi, İslâm düşmanlığıyla ünlü Amerikan News Corp. olan Türkçe ulusal kanal FOX TV’de, İlker Karagöz’ün sunduğu Çalar Saat başlıklı yayına katılan kalp-damar mütehassısı Prof. Dr. Bingür Sönmez, Korona (Covid-19 veya SARS-CoV-2) aşısı yaptırmayanlarla ilgili canlı yayında, aşı yaptırmayanların “vatan haini” olduğunu, onlara “kız bile verilmeyeceğini”, “devlet hizmeti sunulmayacağını, toplu taşımadan faydalanamayacaklarını” iddia etti. Prof. Dr. Sönmez’in bu akla, mantığa ve vicdani ilkelere sığmayan açıklamaları kısa sürede toplumdan tepki topladı.

Daha önce kamuoyunda AK Partili Sarıkamış Belediye Başkanı İlhan Özbilen ve yeğeni tarafından 2014’te silahlı saldırıya maruz kalmasıyla tanınan Prof. Sönmez’in ara ara dikkatleri üzerine çekmeyi başaran benzer çıkışlar yaptığı tıp camiasında bilinmekte ve son çıkışı da, tanıyanlarını şaşırtmamaktadır. Ancak, dünkü sözleri bir akademisyenin eksantrik çıkışları olmaktan çok daha ötede.

Öncelikle “kız vermek” ne kendisinin, ne kendi zihniyetindeki grupların ne de adına konuştuğunu iddia ettiği devletin tekelinde değildir. Ayrıca aşı yaptırmama kararı sadece genç erkeklere ait de olmayacağı gibi kullandığı o tuhaf “bile” sözcüğü de kadına verdiği değerin bir yansımasıdır. “Vatan hainliğini” de, toplumun ağırlıklı kesimince hocaya aynen iâde edilebilir. Ülkenin büyük bir bölümü, aralarında pek çok yiğit vatanperver de dahil, bilmedikleri yabancı bir maddeyi vücutlarına iğne yoluyla sokmak yerine, tedbirleri uygulamayı tercih etmektedir. Vatan hainliği az sonra izah edeceğimiz maddelerden dolayı aksine kendi düşüncesine daha yakındır.

İnsanlarımız çeşitli sebeplerden dolayı aşı olmayı tercih etmeyebilir. Bunlara şantajla, ekmeklerini kazandıkları işlere gitmelerini engelleyerek, evlenme haklarını alarak, vatan haini ilan ederek, devlet hizmetlerinden ve hastane hizmetlerinden mahkum bırakarak ölümle tehdit etme cür’etini hiçbir hükûmet üstlenemez. Türkiye Kuzey Kore değildir………………..

İnsanımızın haklı sebeplerle aşı olmak istememesinin pek çok sebebi bulunabilir. Aşağıda bunları açıklıyoruz. Ancak en mühimi, hiç tartışmadan alelacele bir kararla Çin’den bir aşı getirilip bütün milletin üzerinde denenmesine karar verilmesi, halkın aç bırakılmak yoluyla buna zorlanması….

Bingür Sönmez tarzı kendini büyük gören kişiler halk üzerinde tahakküm kuramaz……

  1. Pek çok insanda aşıların içinde bulunan polietilen glikol (PEG) maddesine alerjik reaksiyon verilmektedir. Bu insanların bu riski almak istememesi normaldir.
  2. Diğer insanların çeşitli sebeplerle veya hastalıklar sonucu, sonuçlarını tam bilmedikleri zayıf bağışıklık sitemleri olabilir ve bunların sonucunda, aşı olmaya kendilerini hazır hissetmeyebilirler.
  3. Bunun dışında insanlar kendilerine verilecek maddeler husûsunda, karar verme hakkına sahiptir ve insan makine olmadığından, sezgileri ve hiss-i kable’l-vuku’ sahibi olduğundan, ölümüne sebeb olabilecek bir şeyin kararını en iyi kendisi hissedebilir. Bazı insanlarda psikolojik reaksiyon ve fobiler olabilir ve bunlara zorla ve tehdit yoluyla aşı yapılması cânîcedir. Aklı başında ve temel ilmî anlayışa sahip biri için aşı, toplum psikolojisi idâresi gâyesiyle yürütülen ancak bilim dışı bir uygulama manzarası vermektedir.
  1. Covid-19, aşı yapılan diğer virüslerden farklı olarak, uzun süre, hayat boyunu bırakın, bir yıl bile bağışıklık (muâfiyet) meydana getirmemektedir. Bağışıklık süresi ortalama 2-3 ay arasında olması sebebiyle, en iyi ve en kaliteli mükemmel aşı bile birkaç ay içinde etkisini kaybetmektedir. Bu sebeble aşıyı tekrar tekrar, yılda en az dört kere, üç yıl boyunca bunun devam edeceğini varsayarsak 12 kere, toplamda 24 kez iğne vurdurarak yapmak gerekmektedir. Üç yılda en az 24 doz iğneye ve bilinmeyen sonuçlarına insan bünyesi dayanamaz.
  2. Korona virüsün aşısı hangisi olursa olsun, yüzde yüz garanti verilmemektedir. %90 başarılı bile kabul etsek, %10 başarısızlık ihtimali, üç yıl içinde 12 kez tekrarlandığında çok yükselmektedir. Dolayısıyla iki ay %90 koruyan aşı, üç yıl boyu tekrarlandığında %28 üzerinde bir koruma etkisine sahip değildir.
  3. Eğer ortaya mutasyonlar sonucu farklı yeni virüs varyasyonları çıkarsa, ve çıkmaktadır da, klasik aşılar bunlara cevap veremeyebilir. Şu andaki aşılar, özellikle de ölü virüs aşısı denen bize empoze edilen Çin aşıları, geçen kış aylarının Sars-CoV-2 virüsüne yönelik bir maddedir. Bu kış çıkan İngiliz Virüsü B.1.1.7, veya bu hafta görünen korku verici Güney Afrika Vürüsü veya henüz bilmediğimiz çok sayıda varyasyona yönelik bir etkisi olmama ihtimali yüksektir.
  4. Ülke için üç yılda toplam 200 milyon doz aşı, maliyeti, lojistiği, bunu yapacak personeli, işletme giderleri, hatalar, arızalar, meseleler de katıldığı zaman ülke bütçesine en az 200 milyar lira gibi, ancak faizli borçla alınabilecek ağır bir yük getirmektedir. Eğer aşı kişisel bütçeden çıkacaksa pek çok vatandaşımızın bunu yıllarca sürdürmesi mümkün olmayacak, bankalara faizli Korona borçlanması yapacaklardır. Türk vatandaşlarının büyük bölümü olduğu gibi, Türkiye de bu sürecin sonucunda bankalara fâiz kölesi haline gelecektir.
  5. Üç yılda en az 200 milyarın döneceği bir piyasada, hele tıp dünyasında ilaç şirketlerine reçete yazıp onlardan mükafat almak çok yaygın hale geldiği bugün için, ferdlerin anormal vurgunlar yapması ve aşı veren ülke ve şirketlerin para dağıtımıyla yeni bir Korona zengini sınıf çıkması kaçınılmazdır. Belki de bu çoktan başlamıştır.
  6. Aşılarda yaygın olarak koruyucu madde olarak kullanılan jelatin maddesi hemen hemen tümüyle d…z etinden elde edilmektedir. Bu bazı şirketlerin aşılarında kullanılmadığı iddia edilse de, bir d…z ülkesi olan Çin, kesinlikle böyle bir belirtide bulunmamıştır. Vücuda zerk edilecek aşı maddesinin d…z jelatini taşıdığı nerdeyse kesindir………………. halkımızın zarûret, ölüm hâli olmadığında, vücuduna d…z maddesi takviyesine karşı çıkma hakkı bulunmaktadır.
  7. En önemlisi de bilimsel nedenleri anlatarak, izah yoluyla değil de, tepeden inmeci yaklaşımların aşırı artması ve bunun da temel insan haklarını….ihlal eder görünmesi, profesörünkü gibi tehditler, aşağılamalar, zorla taşıtlardan atmak yoluyla, üst bir aklın, vücuduna bilmediği bir maddeyi enjekte etmeye zorlaması, her kesimden 15 Temmuz’a direnmiş, Allâh’tan başka hâkim tanımayan aziz milletimizi rahatsız etmekte, direniş duygularını hareketlendirmektedir. Bu sebeble, herkesin ayağını denk alması, eğer bir konuya inanıyorsa, bunu medenî ve ahlakî bir biçimde anlatması, meşveret ve uhuvvet dahilinde halka izah etmesi, toplumu aşağılayan, baskı yapan, Jakoben, pozitivist ve  tepeden inmeci yaklaşımları terk etmesi gerekmektedir.”

HALKIN “DANDİK” DEDİĞİ ÇİN ÎMÂLÂTI VE HES KODU PRANGASI MI?

26) Ne gerekmesi, bunlardan lâ’netli şeytandan kaçarcasına kaçınılması elzemdir!

Bu, anarşi, terör, iğtişâş, kin ve düşmanlık ile halkın biribirine girmesine sebeb olacak bir rezâlet üstü kepâzelik ve hâinlikdir!

Çin malı denilince zaten DANDİK ve kalitesiz mallar akla gelmektedir. Asırlarca işkence merkezi olmakla meşhur ve İslâmiyet’in bugün yeryüzünde bir numaralı ve en büyük düşmanı olan ucûbelerin her malları DANDİK de, o mahlûkla maymunlardan elde edildiği söylenen (aşıları mı) dandik değil de, pek BEĞENİLDİK???

27) HES kodunda da ne hikmetse, her mevzu’da biribirine giren  AKAP ve CHAP kan kardeşi oluverdiler!

Pandemi illüzyonu ile halkı delirtecekler! Mason Birâderin yukarıda “illizyonist” olduğunu biyografisinden okumadınız mı?.

28) HES kodu Avrupa ve ABD gavuristanlarında neden yok da, bazı Heykelistan’larda var, pek dehşetli ve meraklı bir sual!?

Global şeytanların dijital köleliğine doğru itiliyoruz!

Fotokapanla dağbaşında suçlu arayıb cezâ kesen emniyet mensubları, sellemehü’s-selâm maskesiz gezen turistlere dokunamıyorken, bu neden “vatan-millet hâinliği” sayılmıyor?… Sanırım Türkiya’nın sâhibleri el değiştirdi, yerliler mahkûm, ecnebiler hâkim!

“Vatan Hâinliğini” ta’rîf, tesbit ve ta’yîn, sonra da cezâ İNFÂZININ salâhiyyet ve kehâneti, mason prof olan adam ve madamlara mı devredildi?.

Yaşasın: “Hakimiyyet bilâ kayd ü şart milletindir!” narkozlamaları!

“Bir TÜRK dünyâya bedeldir!”

“Ne mutlu Türküm diyene!”

“Türk milleti zekîdir, çalışkandır!”

29) Hiçbir memleketde “AŞI ve HES Kodu” lâklâkası Türkiya’nın %3’ü kadar bile yok!

Global şeytanlar, Osmanlı bakiyesi ve kendisini “TÜRK-KÜRD-ARAB-ÇERKEZ-ARNAVUT-DAĞİSTANLI-BOŞNAK” olarak bilen bilcümle insanları o kadar çok seviyorlar ki, Cavid-19’dan ilk kurtarmak istedikleri bu “Barbar Türkler” oluyor!. Neden ve nasılsa!

Bu işin altında bir iş var demiyen mi, “yok” diyen mi gerzek sayılmalı?. Hem de (Tezek-Gerzek!)

 Dedik ya, bu işin altında bir büyük ve dehhâmeleşmeye doğru giden bir (PU.TLUK) olmasın!

Daha ne denilebilir?.

Şâir, şu kıt’asında haksız sayılabilir mi?.

CİNNET!

 Ya aşı ile ölmek, ya kurallarla sönmek!

Tarihde görülmedi, böylesine sürünmek!

Var Dünyâ çaplı puş.luk, işte bunlar isbâtı;

“İnsanlığa katl.âm..” mümkin değil dememek!

30) DSÖ denilen Global servisin Türkiya’da neden bir değil birçok bürosu var?. Neden?. ABD DELİSİ şu Senato basarak DARBE ve Heybe peşindeki herif bile, bu DSÖ denen yamyamları memleketinden kovmadı mı?. TÜRK veya Ankara Sıhhat ve İctimâî Muâvenet Vekîli Devletlû Fahrettin KOCA neden bu adamların servis şefi gibi bir hâllere girib girib çıkıyor?. 

Bu Global merkeze (EMNİYET Mensublarının) bile girmesi neden yassahhh???

Tırnak numarası vurulan KATIRLARA mı benzetileceğiz?.

İSTİKLÂL LOCASI VE KATIRIN TIRNAK NUMARASI!

31) Harb sırasında katırın biri “İstiklâl Locasına” kayıtlı İkinci ve KİNCİ  adamı yani (Summün-bukmün-umyün) üçlüsünden birisi olanı tepmiş!.

 Emir vermiş: “Tırnak numarasını alın!”

Almışlar..

Harb bitince, “O katırı bulun!” demiş..

Bulmuşlar..

“Getirin” demiş, getirmişler!.

 Yüzbaşıya “Tabancanı ver!” demiş, vermiş!

 “Dolu mu” demiş?

 “Dolu Paşam” demiş!

 Tetiği çekmiş ve sıkmış… Üç el ses çıkmış, hayvancık yere kapaklanmış!

Evet, hayvancık, hep, FITRATINI ortaya koymuş; öteki ise “Belhum edâll=Katırcıkdan aşağı” oluşunu…

Katır kadar olamıyan insanlar, dünyâda  (Globalistanda) başlara geçebiliyor!. İşte böyle bir dünyâda yaşıyoruz, nasıl yaşamaksa bu?. Ölü yaşamak gibi bir hâl! Veya, yaşarken ölmüş olmak gibi…

DSÖ ve “Dünyâ nüfûsu yarım milyara inmeli” diyen global çete başları, bazı memleketlerin insanlarını “Katır” olarak göremez mi; kurşun yerine iğne sıkamaz mı?.. Tırnak numarası yerine onlara hes kodu FES külâhı gibi şeyler geçirib, zerk ve rekzedemez mi?.

32) HES kodu bugün, çok tekâmül etmiş tırnak numarası değil mi?

Bir zamanlar sanâyi Vekîlliği yaptırılan bir mahlûk, “Türkiye’de radyasyon var diyen Dinsizdir!” demişdi… Bugün okumuş, ama çok okumuş, aydın ama çok aydın şeyler de, “Aşı olmıyan Hâindir” diyebiliyor!. Kerli-ferli cumputrasi ve laicus “aydın ve günaydınları” artık, beşirî ilâhlar olarak kimisiyle “Dinli” olmanın, kimisiyle de “Vatan hâini olmamanın” ŞARTLARINI vaz’edebiliyor!  “İlhamlarını gökden indiği sanılan dogmalardan alacak değiller ya!” 

Nasıl olsa 1908’den, hele 1923 Lozanizmasından sonra herşeyin “Şîrâzesi” çıkdı!

En iyisi, aynı mekânda yaşadığı insanlarına karşı “Kalb, ciğer, ağız, burun-boğaz bozmakdansa”, okumuş olmamak! Kitab kurdu bile olsan, (Aman OKUMUŞ olma, mekteb yüzü görme de) virüslere sımsıkı sarıl yat!. Cavid-19 bile şöyle diyebilmeli:

“Ben, Hâlık Teâlâ’nın semâ ve arz devletindeki ORDULARDAN sonsuzda biri kadarcık cüz’î bir mahlûk olsam da, benimle yatan şu insancık, çok okuyub, kitab ve ilim-bilim-milim yüklü eşşek değil, hiç okumamış ammâ, tam bir insanoğlu insan!”

33) Babayasalarında “İKİNCİ BÖLÜM: Kişinin dokunulmazlığı” der!

Ammâ bu sâdece yazıdan ibâretdir! Tatbikâtı olsaydı, eşkıyâ, kâtil ve işkenceci Kenan’ın Hammurâbi Kânunları ile 85 milyon esir alınabilir miydi?!

İstanbul dükası Zimamoğlu’nun irâde-i şâhânesi ile, HES Kodu ile ayniyet taşımıyan İstanbul kartlar, 15 Ocak 2021 târîh-i efrencîsinden sonra çöp olacakmış! Yani İstanbul vesîkaları, HES kodundaki ma’lûmâtı taşımıyorsa, hâmil-i kart vatmandaşlar, İBB’sinin vâsıtaları ile seyr ü sefer eyliyemiyecekmiş!. Dükalık, onlara böyle bir “Belediye hızmeti” sunarak “Herşeyin daha güzel olacağını” her kafaya girecek şekilde anlatacakmış!. HES kodunlaki şahsî ma’lûmâtı da, dilediği yer ile dilediği şekilde, ortaklaşa isti’mâl eyleyüb, “istikşâfî müzâkerât” içün vatmandaşlarını da aslâ rahatsız etmiyecekmiş! YANİ onları, Aliyev gardaş ile Ermeni başvekîli Yenikyan’ı Putin nasıl terbiyeli maymun gibi oval masanın uzun tarafına dizmiş ve kendisi de karşı uzun tarafa kurum kurum kurulmuşsa, Dükalık böyle yapmıyacak, vatmandaşlarını hiç muhâtab ile almıyacak ve rahatlarını bozmıyacakmış!

 Noel babası, kanına girilen hindicikler ve öpüştüğü papazlar… Son nefeslerini, sevdikleri ile, ona göre vereler!

“Aşı olmıyana KIZ VERMEYİZ” diyen Prof Bingür, hastalarına evvelâ “Sakın yumurta yemeyin, kolesterolünüz size âfet olur” demiş, sonra “YİYİN EFENDİLER YİYİN, ÂFET değil ÂFİYET olur” demiş!. Ve eklemiş: “O sözümden döndüm, ÖZÜR DİLERİM” demiş!.

İleri dereceli birâder ve prof olanların “YUMURTA” hikâyeleri de bu kadar!. 13.000 ameliyâtın hikâyeleri ise, kim bilir nasıldır!!!

34) Modern Tıbb denilen şey bugün, doktorların elinde mi, yoksa b.ktorların oyununda mı, bu sual de vuzûha kavuşturulsa!.

Yiyin Efendiler yiyin, halkın imkânlarını aksırıncaya tıksırıncaya kadar yiyin, yiyin, için ve içine de edin!

 

“BİLİMSEL TERÖR!”

“Bilimden” gelen TERÖR, görünmezse gözlere,

Buna ses çıkarmıyan, bulmaz yatacak toprak!

Ey, yüksek tepelerden kör bakanlar bizlere;

 Geçersiniz târîhe, size lânet yağarak!

BAZI BİLİM-İLİM VE MİLİM ADAM VE MADAMLARI, CORANA CÂVİD’DEN DAHA ÇOK TEHLİKELİ VE KORKUTUCU OLABİLİYORMUŞ!

35) Virüs, Çin ye’cüc ve me’cüclerinden geldi, aşı denen do.uzantirik mâyi de oradan geliyor!

İktidârın (fahrî) ortağı Perinçek’den başka kimse bunun sırrını bilemez!!!

Uygur Türklerine bin türlü ÇİN işkencesi, Anadolu Türklerine (aşı-maşı ve şaşı) ile sevgiler.. gel de, “Var bunda bir bit yeniği veya it eniği” deme!…

Bir kısım halk, Ank. Cum Savcılığına “suç ihbârında” bulunmuş, Prof Bingür’ü, Prof Arif Verimliyi, “Hastaneye yatınca elimize düşersiniz” kabilinden pek çirkin tivitler atan Madam Prof Bengi Başer’i (fiziğiyle, sanki  şu tasavvuf sapığı ve putlara da kutsiyet atfeden Angut madamın ikizi); ve Alp Sirman’ı savcının önüne atmışlar!. Savcı da bu “çok okumuş ve aydın, çok bilimli” adam ve madamları ne mi yapar, biliyoruz ama, söyliyemeyiz!. Freng filozofu Honore De Balzac’ın sözü olarak yukarıda verdik!.  Kânunlar ve örümcek ağı mes’elesi!

xBöyyük Lider, bir zaman  “aşı olmıyacağım” demişdi! Ancak şimdi, DO..Z ve maymun atom, molekül, hücre ve ifrâzâtı taşımadığına nice şâhid lâzım olan bu Cavid-19 aşısını “olacağım” diyor!. “Aman olma, olursan sana şunu  şunu der, hâinliğine kadar sayıb dökeriz, kız vermeyiz!” diye halt edib, Kılıçdarzâde gibi durmadan tazmînâtlara mahkûm olmayı göze alacak hâlimiz yok!  Herkesin hâli, kavli ve fi’li başkasına bulaşmayıncaya kadar kendisine! 

36) Aşı olacaklara hayırlı istikbâl ve iktidârlar!

Dün dündür bugün bugün!

Gelelim sadede:

Her gün ölenler, 14’den 200’lere çıkdı! Cavid-19’dan öldü deniyor, ammâ “OTOPSİ” yapmak da üstelik yasakmış! Neden acebâ, bunun altında da bir çapanoğlu yok mu?.

37) Alamanya gibi bazı ülkelerde bile, başka hastalıklardan ölenler içün de “Cavid-19’dan sizlere ömür!” deniyormuş!!!

Belki ehâli Cavid’den çoook korkub “aşı bâri olayım” desin içün, “ölümden korkub sıtmaya râzı etme hesâbı!”

 İyi proje, tam global patronların dişine göre!

Bektaşi sırrı içinde yaşıyor gibiyiz!

Halbuki Cumputrasideyiz!

Mızrak çuvala sığmaz demiyelim artık, ne güzel de yerleşiyor!

“Posttravmatik Stres KAPIDA” imiş!

Zile on kere bassa, yırtınsa da açmıyalım! Levh-i Mahfûz’da ne yazılı ise, ondan başkasının olması muhâl!. Öyle ise:

“Gamı gam etme şâdeyleme sürûr,
Bu dünyâ zıll ü hayâldir, ne gam bâkî ne sürûr!”

38) Prof Bengi Madam, 2024’e kadar maske takılacak diye kehânetde bulunmuş! Kâhinlere inanıb da kâfir olmamalıyız!. Bu mevzu’ları yıllar sonra hayatda olanlar okuyacaklar. Okusunlar da, o günlere halk, hangi şeytanlıklar içinde işkence yaşıyarak gelmiş, biraz görüb muhâkeme etsinder diye yazıyoruz!. Hani “Târihe not düşmek” diye bir şey uydurdular ya, biz bir bakıma tam da o şeyi yapmış olmak içün bazı mevzu’ları günlük gazete diliyle kaleme almak istedik!

Bir liralık maskeyi bedava vermiyenler, kaç yüz liralık aşıyı bedava zerkedecek öyle mi, “var bu işde bir hinlik” diyeceğiz ve göreceğiz!

Noel Babalı, hindi kızartmalı, sahte rakılı, çam katliamlı, tapınmalı, kusmalı, altlara kaçırmalı yılbaşına, bu yıl da, KAHHÂR-I Zülcelâl’in CAVİD-19 “Semâ ve Arz cünûdu (orduları) ile girmek” varmış kaderde! Levh-i Mahfuz’da böyle yazıldığına inanmamak içün kıpkızıl KÂFİR olmak lâzım!

Âmennâ ve Saddaknâ!

Levh-i Mahfuzda ne yazılmış ise, ancak onu göreceğiz!

Zerre miskâl değişmez!

Anınçün tedbîr ve tevekkül bizden, tevfîk ve TAKDÎR Allâh Azze ve Celle’den!

Ne güzel!

DÜNYÂ DENEN YUVARLAK ÇUKURDA NE KADAR TEK DÜNYÂ DEVLETİ İÇÜN KATLİÂM PEŞİNDE ALLÂHSIZ VARSA, TOPU DA KAHHÂR’A HAVÂLE…

39) YÂ RABB!

Senden başka rabbimiz yok, ancak sana kulluk eder, ancak senden yardım bekleriz!

Bizi bize bırakma!.

 Global şeytanların putlarını, heyâkilini, makamlarını, para ve pullarını, şirklerini, şeriklerini, şirketlerini, hâinliklerini, desîselerini, yasa-masa ve kasalarını, iblisliklerini, cinâyetlerini, plân ve projelerini “hannâsın şerlerini ve vesveselerini” kendi başlarına ma’kûs eyle!

“Ve lillâhi cünûnü’s-semâvâti ve’l-ard!”

“Ve lillâhi mülkü’s-semâvâti ve’l-ard!”

40) Muhâfızımız SENSİN!

 Sevgilin, Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm hürmetine, mü’minîn ve mü’minâtı sen koru!

Enbiyâ, ulemâ, evliyâ, şühedâ ve asfiyâ hürmetine…

Yâ Lâtîf, Yâ Hayy ü Yâ Kayyûm, Yâ Muktedir, Yâ Müntakîm, Yâ Cebbâr, Ya Kahhâr, Yâ Hâfız!

Yâ Rakîb…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir