Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm’ın Beşerle Mukâyesesi Mümkin Mi, Veya O’nu Tanımak…
Ahmed SELÂMÎ
20 Kasım 2018
Makâm-ı Risâletle Makâm-ı Riyâset Karıştırılamaz; Bunun Mukâyesesi Dahî Muhâldir…
Ahmed SELÂMÎ
24 Kasım 2018

SARIKLI POLİTİKACI FESLİ MISIRZÂDEYİ ZİYÂRET EDİNCE, DEVLET KÖPÜRDÜ; CHP PATLADI, MADAM İP’İ KOPARDI !

(2)

Ahmed SEYYİDOĞLU

Aşağıya alacağımız Paşa’ya âid bütün yazı ve sözler de, aynen yukarıya aldığımız (1. Makâledeki) hakîkatlar dışındaki kânunsuz yamultmalarla aslâ ele alınamaz. Hakîkatları uzun yıllar saklamak, bedâhaten ortada bir vâkıadır ki mümkin değildir. Paşa’ya âid bütün söz ve yazılar, her geçen gün ortaya çıkmakda, bunları hâvî kitab ve yazılar, artık her tarafda son derece kolay satılıb elde edilebilmektedir…

Bu cümleden olarak, piyasada satışı kânunen serbest kitablara göre Paşa,1926-27’de de şöyle söylemiş:

“Benim bir dinim yok; ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum.” (Andrew Mango-Atatürk 3. Baskı,s.532)

Bugünki mevzuâta göre bir insan “dinsiz” olsa, bu suç değildir. Bazıları  reddetseler bile, “Son tahlilde Yüce Ulusumun inanmadığım dînidir ammâ, saygım var” gibi lâflar edib o dîne hakâret etmiyor; veya “Denizin dibini boylasın”, batsın der gibi ağır kelimeler kullanmıyorlarsa da, bunların dinsizliği elbetde halka zarar vermeden yerinde duramaz!..

Nutuk’dan:

“Efendiler! Hıristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizmi bir yana bırakarak, basitleştirilmiş ve herkes içün anlaşılacak “Bir dünya devleti” kurma hayâlinin tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz.” (Nutuk, s.350)

Din olmazsa, onun yerini elbetdeki felsefe dolduracak ve her ferd, apayrı bir kafa yapısında olduğu içün, kendi çapında veya okuduğu kadîm bazı İsrailiyât kitabları te’sirinde kalarak, cumhûrî veye dembokratik ifâde hürriyeti içinde istediğini söyliyebilecekdir. Cumhuriyetin bidâyetinden beri böyle beşerî ve avrupâî bir hürriyet, memleketin temel taşlarından biri yapılmışdır!..

“Fakat ihtimal, bazı kafalar kesilecekdir.” (Nutuk 1927-s. 422)

Ve kesilmişdir de. Falih Rıfkı Atay gibi kıdemli, “erdemli” bir cuhûriyetçi ve Şengül Hamamı horizontal bülbüllüğünden mütekâid oluşuyla da meşhûr bir  Başmuharrir, bunun 500.000 kişi olduğunu şöyle ifâde ediyor:

“İrtica ile boğuşmanın istîlâyı söküp atmakdan daha lâzım ve zor olduğunu belirtmek isteriz. Onun içindir ki, Kurtuluş savaşındaki (10 bin) can kaybının 50 kat fazlasını irticâ’ ile savaşda verildiğini hatırlatmak gerekir.” (Falih Rıfkı Atay, Eski Saat, s.330)

Ankara hükûmeti, Paşa ile alâkalı olarak internetlerle, konferanslarla, kitab ve makâlelerle yazılanlara ve her türlü neşriyâta ciddî tedkîkler yaptırarak; savcılarını, “kurum ve kuruluşlarını”, mahkemelerini, bütün alâkalı ve nâmuslu  târihçilerini de seferber ederek, hakîkatları ortaya çıkarmak içün  ilim ve hakîkât şeref ve  haysiyeti adına derhâl cesurca harekete geçmeli; ve kendisini baş mes’ûl hissederek gaflet ve hatta dalâlet uykularından uyanmalıdır… Meselâ internetlerdeki şu aşağıdaki bilgiler doğru değil ise, Türkiya’daki ehâli bunları bilib, suçlu gibi bu kabil ma’lûmatı ağzına almasın; yok doğru ise, herkes hakîkatleri olduğu gibi bilinsin ki, artık aldatan ve aldanan, üçkâğıtçı ve yalan dolan târihli bir cemiyet olma düşüklüğü cihânın gözleri önünde hâlâ sürdürülmesin!

Bu cümleden olarak aşağıya alacaklarımızı, birer misâl olarak alâkalı ve mes’ûllerine havâle ediyoruz. Ortada, nâmuslu ve şerefli bir târihçi ve devlet salâhiyyetlileri varsa, “yalan bir târih” iddialarını sarâhat ve vuzûha kavuşturur; ve kendisini, bunu mutlaka düzeltmek ile mükellef ve muvazzaf bilir!…

JAN Murdâr Milliyet’deki bir yazısıyla da, şunları yazmışdır:

“Atatürk’ün İslam Dinini reddettiği el yazıları’nda ispatlanmıştır. Kendi yazmış olduğu Medeni Bilgiler (1931 tarih kitabı ve CHP manifestosu isimli videosu) adlı kitabı’nda din hakkındaki düşüncelerini apaçık beyan ediyor.” (Can Dündar-Milliyet)

İslâm Dînini “reddetmek” de, bugünki lâyık ideolojiye ve “Cumhuriyetin kurucu irâdesine” uymak ve onun ilke ve ülkülerine inanç îcâbı olarak and içmek, istiyen ve rızâsı olan her vatandaşın “lâyıksal, cumhuriyetsel ve dembokratsal” hakkıdır!. Buna müesses mevzûât da bir şey diyemez! Böyle olduğu içün de, nice ilhâdiyat profisirleri bile “İslâm’cı AKP hükûmetleri gölgesinde sayebân olarak” tv ekranlarından, sık sık ve Kelâm-ı Kadîm üzerinden “İslâm Dînini” reddetdiklerini, açık açık, hatta bu dinle dalga geçe geçe, ona hakâret, istihzâ ve istiskaller savura savura ve kahkahalar da ata ata anlatmaktadırlar!.. Meselâ Muskafa Özkürk adındaki bir prof, bu işi, nereyle iltisaklı ise hiç çekinmeden ve gayet rahat ve pişkin irtikâb edebilmektedir!.. Bir yandan Devletlû Beyefendiler, Sarıklı politikacılar; ve öte yandan “dinsel sosyetik ve etkinlik” sâhibesi ve recebsiyonların ehlîleştirdiği kadınfendiler, “Mevlid-i Nebî” haftalarını vesîle yaparak oy deposu kitlelere mahallî seçim hengâmlarında, uhrevî ve lâhûtî mesajlar lutfetmekden de geri durmuyorlar!

Dîni reddetmek veya ona inanmamak, dinsiz olmak,  müesses cumhuriyet mevzûâtına göre suç değilse de, ona hakâret etmek suçdur!..

Lâkin Türkiya’daki muktedirler, hükûmetler, partiler, parti başkanları, ümmet liderleri, savcılar, avcılar, hekimler, hâkimler, avukatlar ve mahkemeler; ve yazar-çizerler, saçar-sıkarlar ve medya patronları; sanatçı, salçacı, sakatatçı ve saltanatçılar; ve hulâsa sâhib-i salâhiyet ve (entellektüel-i keleksel ve eleksel) kim varsa, “Dine hakâreti yasaklayan” bu hususdaki göstermelik mevzûâtı ve hakâretleri, hiç yokmuş veya hiç olmuyormuş gibi son derece hissis, mes’ûliyyetsiz, umursamaz ve gamsız seyretmektedir!. Üstelik de bütün bunlara rağmen, tepeden tırnağa topyekûn politikacılar, alevîsinden ataist ve ateistine, sosyalistinden liberaline, demokratından şefokratına ve şamanistinden şamarist ve kafatasçısına herkes, son derece pişkin pişkin “Müslümanım” diyebilmekde; “Kandillere ve dînî bayramlara iştirâkle kutlu doğum cümbüşlerinde de ön saflarda boy gösterebilmektedir…”  Böylece olunca da, bir din ve vicdân bulanıklığı, katakülli ve aldatması, almış başını gitmektedir!..

JAN Murdâr denen (Fettoşist kâtiller gürûhundan bir hâin-i vatan da), 1. Cumhurbaşkanı içün “Dini reddetdiğinin kendi el yazıları ile isbatlandığını” Milliyet’de yazdığına göre, bütün kamalistlerin de “İLÂH kabûl etdikleri” Paşa’ya perestij gereği, aynı reddediş içinde oldukları düşünülebilecekdir!. Zaten bu JAN fettoşistini, kamalistler kendi can yoldaşlarından bildikleri ve aynı reddediş içinde oldukları içün, bu kabîl reddedişler karşısında hiç mi hiç sesleri çıkmamakda, sanki, “Jan, bize tercüman oluyor” der gibi de, memnûniyet ızhâr etdikleri görülmüyor değildir…

JAN Murdar’ın Atatürkçüleri ikiye ayırıb Paşa’da fânî olan hakîkileri kutsadığı da bir vâkıadır!. Bunlar, Paşa’yı Madam Kırıkkanat gibi “İlâhımdır ona tapmaya başladım” soyundan nasıl tanrılaştırdığını Türkiya’da iken duymuş olsaydı, madam’ı son derece takdir ve takdis edeceği de tahmîn edilebilirdi!.

İnsanların kendilerini veya başkasını “İlâh” kabûlleri, kadîm zamanlardan beri insanlığın kaderinde mevcûd bir vâkıadır. Müfessir-i Dâhî Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri buna şöyle ışık tutmaktadır:

“ …BAZI MÜTEFEKKİRLER, BÜYÜK POLİTİKA ADAMLARININ KENDİ KENDİLERİNİ MA’BÛD İ’LÂN ETMELERİ VEYA İNSANÜSTÜ BİR TAKIM KUVVETLERE SÂHİB GÖRÜNEREK KUVVET VE KUDRETE HAYRÂN HALK KİTLELERİNİ PEŞLERİNDEN SÜRÜKLEMİYE TEŞEBBÜS ETMELERİ GİBİ YALANCI BİR İDDİA VE UYDURMA BİR RÜTBE OLDUĞUNU SÖYLEMEKDEN ÇEKİNMEZLER. BUNLARIN VARDIKLARI ŞU NETÎCE, SIRF KENDİ NEFİS VE İMKÂNLARINI ESAS TUTARAK YAPMIŞ OLDUKLARI YANLIŞ BİR MUKÂYESEDEN DOĞMAKTADIR…. POLİTİKACILARIN, İKTİDÂR MEVKİİNE GEÇDİKDEN SONRA, AYNI PRENSİPLERİ AYNI KANAATLERİNİ ASLÂ DEĞİŞTİRMEKSİZİN, ONLARI CANLARI PAHASINA TATBİK ETDİKLERİNİ GÖRMEK İNSANLIĞA PEK NASÎB OLMAMIŞDIR…. İSLÂM’DA İSTİKÂMETİN İLK TE’MÎNÂTI TAKVÂDIR. ZÎRÂ KENDİ KENDİNE VEYA ALLÂH’DAN BAŞKA MA’BUDLARA (İLÂHLARA) TAPAN RUHLAR İÇÜN  İSTİKÂMET İMKÂNSIZDIR…. MEDENİYET İLERLEDİKÇE HAYÂT İHTİYAÇLARI ARTAR….ÇOK KARIŞIK GİRİFT BİR HÂLE GELMİŞ OLAN İHTİYAC VE VAZİFELER KARŞISINDA İNSAN ZEKÂSI KOLAYLIK ÇÂRELERİ ARAMAK MECBURİYYETİNDE KALINCA, HAKK İHMÂL EDİLİR. İRÂDELER ZA’FA UĞRAR. NİFAK, YALAN, HİLE, ALDATMA, İSTİBDÂD, TAHAKKÜM VE TENBELLİK GİBİ GAYR-I MEŞRÛ’ VASITALAR EN KISA YOL ZANNEDİLİR. HATTA MEVCUD BİLGİLERİN VE İMKÂNLARIN ÇOĞALMIŞ OLMASI, BÖYLE BİR VEHMİN HUSÛLÜNÜ KOLAYLAŞTIRIR. BU VASIFDAKİ BİR MUHİT İÇERİSİNDE İSTİKÂMETİ MUHÂFAZA, HAYÂTI TERKETMEYE MUÂDİL ZORLUKLA KARŞILAŞIR. CEMİYET, BİRLİĞİNİ KAYBETMEYE, İNKIRÂZA YÜZ TUTMAYA BAŞLAMIŞDIR…. İNSANLARIN BÜTÜN FELÂKETLERİ, BÜTÜN HUZURSUZLUKLARI İSTİKÂMETSİZLİKDENDİR. RİYÂZİYECİLERİN TA’BÎRİ İLE, EN KISA YOL HATT-I MÜSTAKİMDİR. YANİ İSTİKÂMET YOLUDUR. YALAN, HİLE, İĞFÂL VE TEZVÎR YOLU DEĞİLDİR. İSLÂM DİNİ, İNSAN YARADILIŞ VE MENFAATININ ESASI OLAN VİCDÂN İSTİKÂMETİNİ GELİŞTİRİR VE BUNUN İCRÂ VE TATBİK ŞEKİLLERİNİ GÖSTERİR. BUNDAN DOLAYI İSLÂM DÎNİNİN BÜTÜN HÜKÜMLERİ (SIRÂT-I MÜSTAKÎM-DOĞRU YOL)UN PLANLARINI VE UMÛMÎ HATLARINI İHTİVÂ EDER VE BUNLARIN HEPSİNİ CENÂB-I HAKK’IN BİRLİĞİNE, SAF VE SAMÎMÎ BİR  D İ Y Â N E T’İN  TE’MÎNÂTINA TEVDİ’ EYLER.” ” (Elmalılı Tefsîri, Tab’-ı evvel, c.5, s.X-XIII, mukaddime kısmından.)

Mösyö JAN,  daha 1995 yılında bile Paşa içün sahte Atatürkçülerin duymak istemediği, duydukları zaman uçuklayacakları bir takım lâfları da “Hakîkî Kamalistlik adına, içi Atatürkçü dışı Fettöcü olarak” ve cihâna meydan okuduğunu da zu’mederek şöyle dillendirir:

“Son zamanlarda “Atatürk’ ün de iyi bir müslü­man olduğunu” anlatan nutuklar türedi.

Atatürkçüler ille İslâm’ı tartışacaksa, hadi gelin Mustafa Kemal’in yıllarca gizlenen konuşmala­rını raflardan indirelim. Göze alabiliyorsanız, O’nun Kazım Karabekir’e “herşeyden önce din anlayışını kaldırmalı­yız” dediğini ortaokul din kitaplarına koyalım. Bir İngiliz yazara söylediği “Benim dinim yok. Ba­zen bütün dinler denizin dibine batsın istiyorum” sözlerini Diyanet İşleri Başkanlığı’nın girişine asalım.” (Can Dündar, 07.01.1995)

JAN Dündar veya Murdar, atasının “Din anlayışını kaldırmalıyız, benim dînim yok” gibi sözlerini pek beğenmiş ve tasdîk etmiş olmalı ki, “Paşa’yı müslüman olarak anlatan nutuklardan” da pek sıkılmış görünüyor!. Bunları sık sık ruznâmeye taşımış ve bu istikâmetde ömür tüketmişdir!.

Gene içi kamalist dışı fettoşist JAN Murdâr, bir tv kanallamasında da şunları söylemişdir:

  • “Gerçek (İslâm dinini reddettiği) Atatürk’ü anlatmaya çekindiler!. Atatürkçüler Atatürk’ü korumak adına (İslam dînini reddettiği) kitabını sansürlediler. Ve bu adamı, adam dediğim için kusura bakmayın!” (Can Dündar – Kanal D)

JAN’ın, “açılım ve saçılım” yaparak demek istediği şudur:

 “Gerçek Atatürkçülerle, Atatürçülüğün sahte ve münâfıkları ayrıdır; gerçek ve dobra dobur ve taş gibi kaskatı ataist ve ateist Atatürkçüler, onun İslâmiyyet’i reddetdiğini çok iyi  bilirler, kitâbını sansürlemezler, sansürlemekle onun korunacağı zannını illet ve zillet bilirler… Ammâ Atatürkçülüğün münâfığı, yahudi kafasıyla tüccarı ve arsa-parsa ve kasa-masa ve makâm-harâm peşindeki istismarcı aşşağılık çakal sürüleri yani onun gölgesinde korunmak içün onu korumak iblisliğindekiler; halkın, onu İslâm’ı reddeden bir adam bilib de Paşa’dan yüz çevirmesine mâni’ olmak içün, onun kitâbını sansürlerler, onu ilâhlaştırırlar; ve kendileri de, böyle dehhâmeleşmiş dev gibi bir ilâhın, kendilerini Herkül gören küçük tanrıları olarak yine kendilerini insanlara kakalarlar!.. Bunun içün, bu tilkilikleri tezgâhlarlar; ve bunun içün de nice hakîkatların gün yüzüne çıkmasını bir asra yakındır inatla ve her yavşaklığı göze alarak engeller de engellerler!”

İçi kamalist dışı fettoşist JAN’ın da artık hangi taraf içinde yer aldığına, “tarafsız yargı”, ABD’lı papazı nasıl “tarafsızca yargılayıb” sargıladı ve çalgıladı ise, Selânik yürekli JAN içün de aynı “kutsal tarafsızlığı”  dile getirir, dilerse ufkî (horizontal), dilerse şâkulî bir hâl tarzı bulabilir!.

(Mâba’di var)

 

İntişârı: 21.11.2018 / 18:33:53

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir