Velâdet Kandili Mi İmiş?
Ahmed SELÂMÎ
17 Kasım 2018
Velâdet Kandili Şeytanları!
Ahmed SELÂMÎ
19 Kasım 2018

SARIKLI POLİTİKACI FESLİ MISIRZÂDEYİ ZİYÂRET EDİNCE, DEVLET KÖPÜRDÜ; CHP PATLADI, MADAM İP’İ KOPARDI !

(1)

Ahmed SEYYİDOĞLU

10 Kasım ihtifâli, her kafada ayrı ma’nâ ve ehemmiyeti hâiz! Kimi Kanadı Kırık madam gibi çılgına dönüb Kamal Paşa’ya “Tapıyorum” ve “İlâhımdır” diyor; kimisi “Tanrı” diyor, kimisi tapanlara kızıb “O ilâh değil, kutsamayın, o da bir beşer” diyor; kimisi  de 80-90 sene evvelki Cum gazetesinin manşetden “Atatürk Yarı İlâhdır” deyişi gibi uçuklayıb uçuyor; kimisi “Türkün Peygamberi” derken, el öpeni bol olası Bağçeli Devlet vatandaşları ise, “Milletin ortak değeridir”  diye milliyetçi ve türkçü vecîzeler îrâd ediyor!…

Hulâsa herkes kendi dediğini en iyi, karşısındakinin dediğini ise en kötü görme asabiyeti, gerginliği, kaş çatıklığı, ses tokmakçılığı ve homurtusuyla yıllarını boşa geçiriyor! Böylece, “varlığını şeytan varlığına armağan edib” kendisine yazık ediyor!

Hulâsa, bilir bilmez, hiçbir şey demiyen yok! Öyle ya, dembokratik ve şefokratik hürriyet ü zürriyyetler i’câb ve iktizâsı olarak ehâlinin ağzını ne büzebilirsin; ve ne de fermuarını çekib susturabilirsin!. Dembokraside “Dîne, îmâna, Kâinâtın Fahri Aleyhisselâm’a, Kur’ân-ı Kerim’e, Allâh Azze ve Celle’ye kadar” ağzını bozan öyle ilhâdiyatçı ve DİB’çi, müşrik, münkir, pırasasör; püftü ve tütsü takımları var ki, sebil!..

Bugün bütün contalar patladı, cıvatalar yalama… Çeneler ağız ishâline yakalanmışcasına, herşeyi püskürüb ortalığı lâğım çukuruna çevirebiliyor!

Böyle bir herc ü merc arasında ortalığı karışdırıb bulanık suda balık avlamak; ve darbeci ve heybeciler içün hazır ve olgunlaşmış sokak-meydan istiyen dış gâvurlar ve onların parmaklarında oynayan, oynatılan, satılık ve (Başda Allâh Azze’ye, sonra insanlara karşı  terörist ve anarşist) iki ayaklı ences mahlûkât ise, her geçen gün hınzır sürüleri gibi çoğalmakda…

Hedef, iç harb çıkararak, mevcûd Anadolu işgâl ve esâretini daha müşedded ve mudaaf hâle getirmek; ve kavm-i etrâk ve ekrâdın biribirini boğazlaması…

Cehennem pırtısı da her kökü dışarıdaki hâine el uzatarak, ok ve mızraklarını, “Bizim atadan kalma çiftlik elimizden çıkacaksa, batsın ve  yansın bu memleket” diyerek önüne gelene saplamakda… Buna muvâzî olarak, aynı hâinlikdeki “yandaş ve g.vurdaşları” ile de, başdaki uyku mahmûru, âciz, gayr-i muktedir, “vesâyetden kurtulduk” palavrası ile avunan ve bu ham hayâllerden kurtulamamış gâfil idârecilerden intikâm alma hırsında… Ayrıca, kendisini, eskiyib dökülen cumburlop saltanatına bir türlü taşımıyan garîbân ehâliyi, mâzîsinde olduğu gibi sıra dayağından geçirme ve adam ile madam etme hülyâ ve  ihtilâclarında, zaman zaman da kudurmaya ramak kalacak kertelerde!. Kendi içinde de, bir türlü dikiş tutmıyan  koltukaltı ve çatarası sökükleri gibi mîâdı dolmuş dinazoryuslarla tamirden geçirilemiyor!. Tepeden tırnağa elden geçirilse de, hizâya  getirilmesi muhâl! Bu hâliyle de dost düşman herkesi itici, çirkin bir manzarada…

Son bir ay içinde bir takım and-mand,  heykel, ezan, ilâh, tapınma, yeni darbeler ve heybeler, Feto-Nato fitneleri ve Kamal Paşa, DİB sarıklı politikacısı, müzmin Paşa muhâlifi Mısırzâde Kadir, v.s. ile iltisaklı hâdisât, torna tezgâhından çıkmış gibi perde arkasındaki iblis parmaklarıyla piyasada!. Kimin eli kimin cebinde, kim kiminle kilim dokur belli değil!. Ehâliye, en berbat derekede bir dembokratik intihâb evveli yaşatıyorlar; itişiyor ve didişiyorlar, bölüyorlar, geriyorlar, halkı istedikleri gibi tasarruf edib canına da tak dedirtib zıvanadan çıkaracağa benziyorlar!

Şimdi de, Diyânet’in Başındaki Sarıklı Politikacı, 10 kitabının 9’u hıristiyanlık üzerine olan o sâbık diyalogçu, Görmez Memed’in halefi Ali Bey, İhtifâl-i Kamâliyyûndan bir gün evvel 9 Kasım günü saat 14.30’da, Fesi Osmanlı ve gravatosküllü meşhûr, gene Osmanlı çocuğu (!)  ve üstadlığı kendinden menkûl; ve İngiliz yanaşması şeyh-i nâkıs Nâzım-ı Kıbrûsî’nin mürîd ü mensûbîninden; ve tarihçiliği, Osman-ı Zinnûreyn ve Aliyyü’l-Murtazâ Radıyallâhu Anhüma Hazerâtından, tâ bize göre asırlar evvel yaşamış ve beynelmüslimîn tebcîl ü ta’zîm ve tahsîne mazhar olmuş Salâhaddin, Timur ve Târık b. Ziyâd gibi  târîhî nice büyük Müslüman şahsiyyetlere kadar; ve ayrıca, Büyük mücâhid Merhûm Üstâd Necib Fâzıl Bey’in vefâtından sonra Rahmetli aleyhine yazdığı kitab çapındaki pek çirkin isnad ve hılâf-ı hakîkat karalamalara kadar, ifrâd ve isnâd çukurlarına batarak irtifâ kaybeden (dil uzatıb, hakâretler savuran)….

Kâinâtın Fahri Aleyhisselâm Efendimiz Hazretlerinin nice hadîs-i şerîfiyle medh ü senâsını yapdığı, ikisi de ŞEHİD; ve kızlarını vererek dâmad yapdığı (Ehl-i Beytine) dâhil etdiği 3. ve 4. Halîfe-i Müslimîn olan; ve cennetle mübeşşer ve peygamberân-ı Izâm Aleyhimüsselâm’dan sonra beşeriyyetin 3. ve 4. Büyüğü o 2 zât-ı şerîf’i levmedib, fırâk-ı dalleden şîa, vehhâbî ve hâricî tâifelerine imrenmişcesine onların müslümanlar nazarında derecelerinin düşmesine sebeb olan; ve böylesine çirkin bir fiil-i kabîhayı irtikabdan hâyâ etmiyen;  ve “Tayyib Beyi desteklemeyi Kur’ân emrediyor, Şerîat emrediyor; falana oy vermek îmânın 7. şartıdır” misillü ve ayrıca “Biz devleti elimize alınca kamalistler korkmasın onların kerhânelerini kapatmıyacağız, onlar istedikleri gibi yaşayacaklar”  meâli ve soyunda nice indî, ifrâdî, infirâdî ve inâdî fetavâ-yı (!) fâside ve fâsıkası bulunan; Cennetmekân Abdülhamîd Hân Aleyhirrahmeti Ve’l-Ğufrân Hazretlerinin kerîmesi merhûme Şâdiye Sultan Hanımefendi Hazretleri’nden emânet aldığı nice mühim târihî evrâk-ı müsbite ve vesâiki, merhûmenin araya nice zevâtı koyarak ısrarla ve uzun seneler taleb ve âh u enîn etmesine rağmen, sâhibesine bu EMÂNETLERİ teslîm etdiği duyulmayan; merhûme irtihâl-i dâr-ı bekâ eyleyince Sebil Mecmuasında intikâm alırcasına o Sultan Hanımın ağzı açık (hortlak gibi çok çirkin bir resmini basmakdan)  zerre kadar hazer etmiyen;  herküller kadar cesîm ve mücessem ve müseccel ve müşekkel  bir antikamalist başkumandanı olarak da iştihâr-ı cihan eylemiş, Cihân çapında da pek meşhûr ve mansûr, Trapezus’lu Üstâd-ı Möhderem bir Bey’i, Sarıklı politikacı Ali Bey ziyâret eylemiş!.

İfrâd ve tefrîd arası grafikleri pek bol ve meşhur olan o zât, yalınız yukarıdaki evsâf-ı mümtâzenin (!) sâhibi olmakla kalmaz; istikbâlden ve gâibden haberler vermek noktasında da ileri derecede ihtisas sâhibidir! Bir misâl verelim dersek, kaç derecelik Osmanlı olduğunu da buradan okumak üzere şu müneccimliğini de kaydedebiliriz:

“Tarihimizin en büyük devri önümüzdeki devirde olacak. Türkiye; Selçuklu’dan da, Osmanlı’dan da daha büyük devlet olacak buna emîn olun.”

Mûmâileyhin, “EMİN OLUN”lu pek ileri mübâlâğası bir tarafa, istikbâldeki Mehdî-Îsâ Aleyhimesselâm devrini kasdetmediği açık! Çünki (Osmanlı ve Selçuklu’dan daha büyük devlet olma sıfatı, Mehdî ve Îsâ Aleyhimesselâm’ın nüzûlünden sonra dünyâ çapındaki İslâm hakimiyyetinin değil; “Türkiye” nin bir sıfatı olarak) ve belli ve dar bir bölgeye inhisâr etdirilivermişdir!.

Ağleb-i ihtimâl,  “14-15 asır evvelki hükümleri ile İslâm bugün uygulanamaz” vecizesinin muhteşem sâhibi, Başkumandan ve Başkan ve dahî Raisü’l-Umme olarak hükümdâr ve hükümrân bulunan bizzat Receb Tayyib Paşa’nın ve her dâim muzaffer fırka-yı şâhânesinin lâyık ve dembokratik himmet ü gayretleri ile, böyle Osmanlı ve Selçuklu’yu bile gölgede bırakacak bir cihan devlet-i cümhûriyye ve gayr-i İslâmiyye’sinin vücûd bulub, hayâlhâneleri ve hatta hülyâhâneleri dahî tezyîn ü tahsîn eyliyeceği, “Üstâdâne, müverrihâne, mücâhidâne, cesûrâne ve şâirâne” bir lisân-ı hârikül’âde ile dile-damağa getirilmektedir!.

Sarıklı politikacı Ali Bey’in cürmü de (!) işte bu derece  kibâr-ı müslîminden bir zât-ı şarîfi ziyâreti sebebi ile, böylesine fezâlar çapında iri ve diridir! Fırâk-ı dâlleden bir nice zevât-ı siyâsiyyûnun Bremen mızıkacıları gibi hep beraber akapella koro hâlinde kıyâm edişlerinin sebeb-i esâsiyyesi bu olduğu gibi; 150 desibel şiddetinde savt u sadâ eylemelerinin sâik-i kemâliyyesi dahî bunlar olsa gerekdir!..

Sen misin böyle zirve bir adamı ziyâret eden, Kurtçu Devlet’iyle, .okçu CHP’siyle, Madam Meral’iyle cümle politika simsar ve sihirbazları ayağa kalkdı!

Bir cayırtı ki, aman Allâh’ım!.. Tam da dembokratik fazîletlere (!) ve rezîletlere tıpatıp uygun!

Adı dembokrasi ammâ, kendisi, tam “dembokratiksel faşist” bir düzen!.

“Paşayı seveceksin, kutsayacaksın, ilâh yapacaksın, “tanrı” diyeceksin, “Yarı tanrı” diyeceksin, “Türkün Peygamberi” diyeceksin, “eşsiz önder, eşsiz kurtarıcı, müncî” diyeceksin, “bizi yokdan yaratdı” diyeceksin, “ona tapacaksınız, tapmayanın canı çıksın” diyeceksin; böylece, İslâmiyyet’in nice şirk ve küfür dediği ve kat’iyyen yasakladığı şeyleri deyib  işliyeceksin, bunları tasdîk ve tahsîn edeceksin; amma “ilâh değildir, tanrı değildir, peygamber değildir, şu şu sözleri dînimi-îmânımı kökden yaralıyor; ben bunun içün bu paşayı sevemiyorum” dedin mi, hiç hakâret yoksa da, “hâtırâsına hiç toslanmıyorsa da”, 5816’nın gölgesinin esintisi ve onun da bir mikron rutûbeti varsa eğer, sen, Ali Kemâl gibi bir güzel linç edileceksin, yamyamlar gibi dişlenecek ve sonra da Müteveffâ Mason Demirel gibi kara şapkanı sallayıb “İşte bu ÇAĞDAŞ TÜRKİYE!” deyib, zorbalığını müşeddet ve muda’af kılacak, “Ne mutlu Türküm diyene” deyib Türkün anasını belliyeceksin!

Bu saatden sonra bunları yiyen de bulunur mu dersiniz!

İşte, zerresi olmıyan adâlet, hukûk ve hürriyet önünde insan.. Vicdan, söz, fikir, düşünce hakk ve bilmem neleri, bugünün Türkiye’sinde bunlar…

Paşa’nın insan oluşu ne kadar saklanırsa, onun hata, kusur ve yanlışları ne kadar dile getirilmez de, bunlar YASAK olarak insanlara dayatılırsa; hakkında, dünyânın hiçbir yerinde görülmeyen ve akla zarar “koruma kânunları” çıkarılırsa; onun, o kadar çok “sevileceği ve kutsanacağı” zannediliyor! Halbuki tam tersine, ahmak dostlar, “Açıkları var ki bu kadar yasakla ve o 5816 denilen cezâ kânunu maddesi ile korumaya alınıyor” denilmesine sebeb oluyorlar!.. Akıl kaçıklığı, daha en evvel burada böyle başlamada!

Hatası olmıyan insan mı olur?. Peygamberlerden bile “zelle sâdır olurken”, diğer insanların hangisi “ismet sıfatına” sâhib kabûl edilerek, tehkîd edilmeleri bile zaman zaman “hakâretmiş”e çevrilir; ve dünyanın gözü önünde zulüm, işkence, bölücülük, soysuzluk, kânunsuzluk, insaniyetsizlik, manyaklık, âsabları gericilik, vahşîlik, ruh ve kafa çatlatma  çarkları îcâd edilir?.. Ve.. “Hukuk Devleti” de dimdik ayaktadır! Üstelik bir de, “Cihâna meydan okuyan bir ümmet lideri ve devlet Başkanı ve millet kurtarıcımız vardır!”

Kamal Paşa’nın, bir müslüman tarafından kabul edilemiyecek ve dînî inançlarına ters, hiç mi sözü, nutku, beyânatı, ta’mîmi, emri, tavsiyesi, v.s. yokdur, olmamışdır?.

Olmaz olur mu, bal gibi de olmuşdur…

Olmamışdır diyen, onu ilâhlaştırmak ister ki, bunu da aklı başında bir insan ve hele bir müslüman aslâ kabûl edemez… Hatta evvelce yıllar yılı beraber olduğu en samîmi silâh arkadaşları bile, ilerdeki  zamanlarda, Paşa’nın fikirlerini beğenmediklerini kitablar yazarak, partiler kurarak, konferanslar vererek ortaya koymuşlardır.

Bugün Murat Bardakçı da Paşa’nın sözlerini tenkîd ediyor, hatta beğenmiyor. Bunlar, bir (hakâret) değildir. Tenkîdi, yamultarak, hakâret maskesi altında pazarlıyanlar, yalan, iftirâ ve isnadlarla muârızlarını ezik büzük hâle getirmek istiyen diktatörlük artıklarıdır; ve bunlar, bulanık suda balık avlamak peşindeki, ortalığı bölücülüğe, ötekileştirmeye, nifâka, tefrikaya, düşmanlığa, teröre, anarşiye, darbe ve harbeye çekmek istiyen halk düşmanları ve vatan hâinleridir…

Meselâ Murat Bardakçı’nın 26 Mart 2017 tarihli vidyosunu buna bir misâl orak gösterebiliriz ve aynen deşifresi şudur:

“İlhamlarımızı gökden gâibden değil doğrudan doğruya hayatdan alırız, ne demekdir bu? Bu metin materyalist bir metindir, din karşıtı metindir, aslında ateizmdir bir yerde.”

Burada Paşa’nın, bizzat kendi ağzından çıkanlarla, söyledikleri üzerinden “materyalist ve din karşıtı ateist olduğuna işâret” edilmektedir…

Bugün Türkiya’da “materyalist veya ateist olmak suçdur” diye; veyahud birisini bunlarla tavsif etmek ona “hakâretdir” diye bir kânun maddesi mi vardır; böyle bir şey göstermek veya böyle bir kânun yapmak mümkin midir?. Zaten “Lâyıklık”, bütün bunları ve daha ilerisi olarak ne varsa, hepsini de içine almış bulunmuyor mu?

Gene Murat Bardakçı bir vidyosunda da aynen şunları söylüyor:

“Mustafa Kemal İslâm Dînine “Beyni sulanmış hâfızların dînidir” diyor. Yani bunu neye saklıyoruz yahu. Bunu kıvırmıyalım artık. Senelerdir böyle yapılıyor. Atatürk’ün sözleri açıkça dine reddiyedir. Bunları demek düşmanlık değil. Adamcağızın kendi yazdıklarını söylemek düşmanlık oluyor yahu…”

Doğu Perinçek ve Uğur Mumcu’ya kadar pek çok kişi kitabına Paşa’nın şu sözlerini almış:

“Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkumdurlar! Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Bunun için önce din ve namus anlayışını değiştirmeliyiz. Partiyi (CHP’yi) bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz!”

“KAYNAKLAR: (Bkz. Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası: Atatürk-Karabekir, Yayına hazırlayan: İsmet Bozdağ, Emre Yayınları, Aralık 1991, s.143.) (Bkz. Kazım Karabekir Anlatıyor, Yayına hazırlayan: Uğur Mumcu, Umag Vakfı Yayınları, 1996, s.75-76.) (Bkz. Atatürk Din ve Laiklik Üzerine, Derleyen: Doğu Perinçek, Kaynak Yayınları, 3. Basım: 1999, s. 251-252.)

Murat Bardakçı’nın dediği gibi “Adamcağızın kendi yazdıkları veya söylediklerini söylemek, ona nasıl düşmanlık” çerçevesine alınarak SUÇ telâkkî edilebilir?.

 “VESÂYET SİSTEMİNİ KALDIRDIK” DİYEREK EHÂLÎYE YANLIŞ VE HILÂF-I HAKÎKÂT BEYÂNLARDA BULUNAN HÜKÛMET VE DEVLETLİLER,   PAŞA’NIN İSTİSMÂRI İLE MUHAYYEL SUÇLAR İHDÂS EDEN AZILI BİR AZINLIĞIN TASALLUTUNA SON VEREMEYİB VESÂYET SİSTEMİNİN KALKDIĞINI SÖYLEMEKLE, HALKI ALDATIB GÖZ KÜLLEMEKDEN BAŞKA HANGİ İŞE YARAYACAKDIR?.

(Mâba’di var)

 

İntişârı: 17.11.2018 / 14:17:35

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir