Gerçek Muhabbet Ve Şer’î Delilleri
27 Temmuz 2017
Gıda A.Ş
28 Temmuz 2017

MESCİD-İ FETİH (Ayasofya), MESCİD-İ NEBEVÎ, MESCİD-İ HARAM KURTULMADAN, MESCİD-İ AKSÂ ÖYLE Mİ?

(2)

Ahmed SEYYİDOĞLU

Yahudo-Feto-Nato v.s. gibi Batı emperiallerinin önündeki en aşılamaz mânia İslâm ve bilhassa da O’nun Peygamberi olan ALLÂH’IN  SEVGİLİSİDİR. Adı geçen global çete bugün, yehûd ve nasârânın -hâşâ- 15 asırdır “Yalancı Peygamber” i’lân etdiği Server-i Kâinât ve Rasûl-i Rusül Sallallâhu Aleyhi Ve Sellem Efendimiz Hazretlerini her yerde ve her zaman kıymetden düşürme projesini işletiyor…

Bu meş’um, mel’un ve habis iblislik, yahudi ve hıristiyan dünyâsının 15 asırdır en baş projesi olarak İslâm Coğrafyası’nda tatbîk edilmekde… Çünki ALLÂH SEVGİLİSİNİN yok edilmesi yani kalblerden ve gönüllerden silinmesi, yahudi ve hıristiyan işgâl ve istîlâsının dünyâ çapındaki muvaffakiyyeti içün EN BAŞDA GELEN BİRİNCİ ŞARTDIR… Bu şart yerine getirilmedikçe, global dünyâdaki çete ve iblislerin, mutlak hakîkat olan İslâmiyyet’i ve onun Mukaddes ve Muazzez Kadîm Kitâbı’nı yeryüzünden silmeleri aslâ mümkin olamaz, bu muhâldir…

Böyle olunca da, global ve nihâî sömürü çarkı yani (Tek Dünyâ Devleti)ne vâsıl olmak, hiçbir zaman tahakkuk edemiyecekdir… Bu iblisliğin biricik çâre-i yegânesi, yahudi-haçlı cebhesinin, (Sonsuz kere hâşâ ve kellâ) “Sahte peygamber” iftirâsı atdıkları ALLÂH SEVGİLİSİNİN YOK EDİLMESİ, YANİ KALBLERDEN silinib KALDIRILMASIDIR… Bunda muvaffak oldukları takdirde, KELÂM-I KADÎM, SÜNNET  (HADÎS-İ ŞERÎFLER) ve bunlara bağlı olarak diğer 2 ve sair tâli edille de “Sahte Peygamberin sahte KİTÂBI ve HADÎSLERİ ve delilleri olarak” hâli ile ve derhâl yok olmuş; ve meydan, “global sömürü çetesine” kalmış olacakdır…

Bu şeytânî projeyi yarım asırdır gözlere sokmaya çalışdığımız, îzahdan vârestedir. Bu noktada, “Amerikalı tarih profesörü Texe Marrs’ın, Amerikan derin devleti” ile alâkalı konuşmasından şu satırları iktibâs edelim:

“Marrs, Rotschild ailesinin Rockefeller ailesini de ele geçirdiğini ve dünyadaki gücün en tepesine tırmandığını açıkladı. Marrs, ayrıca yeni Yahudi milyarderleri devlet başkanlarını ve yöneticileri açıkladı.”

…………………….

Marrs konuşmasına şöyle devam ediyor:

“Yahudilerin asıl amacı bütün dünyayı kontrol etmekdir; bunun için de önce dünya dinlerini kontrol etmeleri gerekiyor. Şimdi ise Roma’daki Papa’ya, Müslümanlar’a söylenenlerin aynılarını hristiyanlara da söylemesini istiyorlar; İsa’ya ihtiyacınız yok, sadece bizimle birleşin ki hepimiz bir bütün olabilelim” diyorlar…

Ben de hristiyanım. Ama inanın bana, onlarla bir bütün olarak yaşayamazsınız. Sonunda sizi mahvetmeye çalışacaklardır. Bütün dinleri, müslümanları, hristiyanları, budistleri, hinduları mahvetmeye çalışacaklar ki, yahudiler dünya üzerindeki tanrılar olabilsinler. Bütün zenginliklerinizi yahudilere bırakmak zorunda kalacaksınız ve sonra hâlâ Hz. Mu..mmed’e inanmaya devam ederseniz, bu sefer de öldürüleceksiniz. Yahudiler tarafından başınız kesilecek. Planları bu. Tevratlarında, kutsal kitaplarında bu yazıyor. Bir hristiyan olarak Türk insanlarına sesleniyorum, bunu hristiyanlara da yapacaklar. Dünyadaki üstün ırk olmak istiyorlar. Hem de üst konumlardaki bütün yahudiler bu durumu onaylıyor!” (http://www.medyamit.com/haber/1682/peygambersiz-din-siyonist-proje)

Yahudi târihine bakılacak olursa, 40 civarında Peygamber öldürdükleri; ve peygamber düşmanlığını en ileri safhalara götüren yegâne kavim oldukları görülür. En son Zekeriyâ ve oğlu Yahyâ Aleyhimesselâm’ı şehid etdikleri, toprak altındakiler de dâhil 10 milyarlarca müslümana ma’lumdur. Îsâ ve Rasûl-i Rusül Aleyhimesselâm Hazerâtının da (Sonsuz kere hâşâ) “Yalancı Peygamberler” oldukları iftirâsı ile yaşadıkları ve bütün ahfâd-ı yehûdun da, bunun gibi nice vahşî ve insanlık dışı telkînât altında yetiştirildikleri bilinen bir hakîkatdır.

Ma’lum olduğu üzere Peygamber muârızı kesân, yeryüzünde iki sınıfa münkasim bulunur:

1) Kâfirler: Bunlar, kendi hâllerinde olub hiçbir Peygamber veya Kitabın veya Dinin aleyhinde faaliyyet göstermez, nasibleri olmadığı içün de Peygamberleri münkir bulunurlar… Bunlarla müslümanların itişib kakışmasına lüzum yokdur…

2) Mütecâviz Peygamber Düşmanları: Bunlar ise, kâfir ve münâfık olmakla berâber, belli şeytânî usûller çerçevesinde İslâmiyyet, Dîn, Kitâb ve bilhassa Peygamber düşmanlığı ile muvazzaf ve mütecâviz yaşarlar. Müslümanların, dolayısıyla bütün insanlığın en büyük düşmanları ve başbelâları bulunurlar… Bunların başında da, evsâfı beyân edilen o yahûdîler gelmektedir… “Mütecâviz Peygamber Düşmanlığı” dışında bulunan pek ekalliyetde kalıcı yehûd, beyânlarımızda istisnâ teşkîl eder…

Bervechi âtî beyân ve işâret olunacağı vechile bu “Mütecâviz Peygamber Düşmanları”, son birkaç sene zarfında T.C. içinde de, resmî ve gayr-i resmî mahfillerde “azgın ve mütecâviz” bir hâl kesbetmiş, kuduz kelbler derecesinde işi zıvanasından çıkarmışlardır…

Hulâseten beyân ederiz ki, “Mütecâviz Peygamber Düşmanlığı”  üzerinden, dinlerin ve bir takım inançların ve bilhassa İslâmiyyet’in ortadan kaldırılması istihdâf edilmektedir. Yukarıda iktibâs etdiğimiz ecnebî Târihçinin de serdetdiği gibi bunun, “Global çetelere hass bir yahudi projesi” olduğu açıkça ve vâkıa çapında tebeyyün etmektedir…

Birkaç sene geriye âid olmasına rağmen Venezuella Devlet Reisi Nicolas Maduro’nun internete düşen ateşli ve isâbetli konuşması, İslâm Coğrafyası’ndaki (57 adı devlet, kendisi illet ve zillet) nicelerinin suratına şaklatılan, tam tokluk ve oklukda bir tokatdır!

Bunun içündür ki:

1) Resmî devâir ve tedrîs müesseselerindeki PEYGAMBER düşmanlığının temel sebebi, dünyâdaki insî şeytanların rahat cirit atamamaları ve beşeriyyetin kanını ve iliğini rahatça sömürememeleridir…  “Hadîs kürsülerinin hadîs (!) parafesörü kisveli ve maskeli nice oriyantalistleri”, bu iş için harıl harıl çalışmakda ve Peygamberi olmayan veya “Gölge bilgesi” bulunan, muhayyel bir din (religion) inşâ’ etmenin peşine düşürülmektedirler!.

Geberen bir İlhâdiyyât parafesörünün:

“Peygamber bir postacıdır. Mektubu (Kur’ân’ı), posta kutusuna bırakmış, işi de bitmişdir!”

Diyecek kadar “Mütecâviz Peygamber Düşmanlığı” yapması, ne kadar dehşet verici ve korkunç bir vâkıadır…

Son günlerde vazifeden tardı esnâsında “Fetö Locafendisi yahudi ve mason Feto’nun” giderayak iğrenç sapıklık ve dalâletlerini sayıp döken, şu habisçi veznindeki hadisçi GÖRMEZ adam, geberen “Peygamber Düşmanına” da, Feto’ya susduğu gibi on yıllarca susmuş ve gıkını bile çıkarmamışdır… Tabii yalınız bu Parafesör değil, binlercesi de “Haksızlık karşısında susan dilsiz şey..n olmayı”, olmayan şer’î îmân ve salâbetlerine bilmem ne çamuru gibi yedirib içirebilmiş veya sıvayabilmişlerdir!

En nihâyet GÖRMEZ de kendinden evvelkiler gibi devrini tamamlamış, efendilerinin başını ağrıtır hâle gelince de kapının önüne konuluvermişdir. Gerçi sarıklı politikacı olarak kırdığı potların, düşdüğü î’tikâdî çukurların haddi hesâbı da yokdur!.İdârecilere hass maslahat, tedebbür, teennî ve suhûlet gibi kavâidden de mahrûmiyyetini sık sık göze sokmuş ve çevresini rahatsız etmişdir…

Pekçok zemâne zavallısı, (Parafesör) olunca kendisini “Âlimmiş” gibi görüb kasıntı kesilmeye; “Zerdûz palan vurulmuş” şeyler gibi görüb, bülendâvâz savt u sadâ salıvermeye de başlıyorlar…

Laik dembokratik cumbokrasilerde (nefs murâkabesi) içün hiçbir müessese bırakılmadığından, bütün iki ayaklılara âid rütbe ve nişanlar da, Kayserevî Hacı Abdulla’nın Kraliçe’den aldıkları kadar işe yarıyor!

Sadede şürû’ etdikde:

2) Halkın ise % 99.9’u hadîs ile alâkalı ilimlerden hiç mi hiç anlamaz. Dolayısıyla DİB başı GÖRMEZ’in bu ilimle alâkalı  ve oradan iktibâs etdiği, birazını   budadığı, birazını da abartdığı söz, son derece tehlikelidir. Diyor ki:

“Bir hadîsin isnâdı ne kadar sahîh olursa olsun, metninde aranması gereken ilk özellik, Kur’ân’a uygun olub olmadığıdır.”

Bu, ilm-i hadîsde bilinen bir kâidenin yarım yamalak dile getirilişidir… Burada aslolan, bunun, kimler eliyle ve kimin (îmân ve ehliyetiyle) tatbik edilebileceğidir….. Bunun içün, Dîn ve Peygamber telâkkîsi ve îmânı, fevkal’âde mühimdir. Senedin  (isnâdın) sağlamlığı tek başına, bizi “metnin”  sağlamlığına götürmezse de; senedi sağlam olmayan bir metnin sağlamlığı, nasıl ve kimin eli ve diliyle ortaya konulabilecekdir!?

DİB’çi veya ilâhyapyatçı veya ilhâdiyyatçılar eli ve diliyle mi!?

Yakışır!!!

Sâbık DİB başı GÖRMEZ adam, neden bu kadar “Peygamber Düşmanlığı” uluyan ve ürüyenlerin çoğaldığı bir hengâmede, “Hadis metinlerinin Kur’âna uygun olub olmadığını” milletin önüne getirib, sanki onlara:

“Her hadîsi sakın almayın! Kur’âna uygun mu değil mi, evvelâ buna bakın! Evvel emirde ve der’akab sahte mi değil mi, uydurma mı değil mi bunu araştırıb karıştırın!. Aman faka basmayın, her hadîse güvenilmez, çok dikkatli olun, aman aman yanarsınız!”

Dercesine, hadîs-i şerîflere karşı (ŞÜBHE) tohumları ekiyor!?

“Hadisler Üzerinden” Peygamber Aleyhisselâm’a şübhe tohumları ekilince, cennetden müjde mi geliyormuş!??.

GÖRMEZ OĞLUM!

Böyle demelere getirmek, 15 asrın ulemâsından da şübhe etmeyi netîce verir; sonra da onları reddetmeyi!. Bunun netîcesi de dinsizlik, yani gâvurlukdur…

Îmânın şartını, Allâh Azze ve Peygamberlerin sıfatlarını bilmiyen ehâlinin önüne, en hassas usûl-i hadîs mes’eleleri atılırsa, bu, bit pazarında, bir kuyumcunun bütün dükkânının mallarıyla tezgâh açması gibi bir rezilliği netice verir… En azından o tezgâhın önünden geçenlere o kuyumcu, kendisi içün “Kelleyi sıyırmış!” dedirtir; ve birilerine de yağma hırsı verir!

Anlaşıldı mı acebâ?

Ashâb-ı Güzîn Rıdvânullâhi Teâlâ Aleyhim Ecmaîn Hazerâtı zamanından beri (Ehâdîs-i Şerîfelerin) bu tedkîk ve tahkîk işi, akla durgunluk verecek derecede ve bugünki “hadisçi-hedesçi” takımları havsalasının alamıyacağı bir mükemmeliyyet ve derinlikde ele alınmış ve ikmâl edilmişdir. Şimdiki “hadisçi-hadesçi” takımlarına bırakılmış bir iş de, iyi ki bırakılmamış, nokta kadar yer eksik kalmamışdır!. Yoksa hâlimiz bin kere felâket, yüzbin kere rezâlet olurdu!

15 asırdır, onlarca müctehid, binlerce muhaddis, ulemâ, müceddid ve evliyânın süzgecinden geçmiş hadîsler, bugünki mîrasyedilerin elinde çocuk oyuncağı mıdır?.

Sonra ve en mühimi, isnâdı (senedi) son derece sağlam olduğu halde kaç hadîs tesbît edilmişdir ki, METNİ, Kelâm-ı Kadîm’e uygun olmamış bulunsun!?

Evet, kaç hadîs?.

Râvî silsilelerinde akla durgunluk verecek kadar hassas davranan muhaddisler, (adâlet, ehl-i sika, ehliyet, zabt) gibi hususlarda o kadar ince eleyib sık dokumuşlardır ki, başka hiçbir milletde bu kadar tedkîk ve tahkîk ile ortaya konulmuş sened mükemmelliği yokdur, olmamışdır. Bunu İslâmsevmez nice oryantalistler (Şarkiyatçılar) bile bizzat ifâde ve i’tirâf etmiş, kitablarına geçirmişlerdir.

Bu cihâna, yüzbinlerce hadis-i şerîfi bütün râvî zinciriyle hıfzetmiş nice allâme (Hadis Âlim ve HÂFIZLARI) gelmiş!. Bunlardaki merâtib bile insanları şaşırtmaya kâfî geliyor… Şimdiki hadisçi veya hadesçi gürûhun topu bir araya gelse, içlerinden, 10 hadisi râvî zinciri ile ezberlemiş bir tek adam-madam değil, çeyrek herrüf bile çıkarabilirler mi?!..

Bunların i’rabda yeri de olmaz!. Kim bunlar, neci bu nevzuhurlar?. İslâmiyyet’i, şikârını yere yatırıb parçalayan sırtlan gibi, hangi cins familyaların mahlûkudur bu nevzuhurlar?.

GÖRMEZ Efendi, (isnâdı), küçümseme derecesinde hafife alarak, onu, boyunun onda birine indirib 7 cüceler gibi görmeye ve göstermeye başlarsa, burada elbetde bir maksad aranır!.

Giderayak ma’rifet etmiş!

Yardakoğlu’nu aratmamış, selefinin nice münk..liğine çanak tutmuş!. Selefi de pek büyük bir cür’etle bütün 15 asrın “Yazılmış kitablarının satır ve formatlarını” tanımayıb; “Dünyaya bakarak din inşâ’ edeceğini” cihâna höykürmüşdü!

Ne Donkişotluk, ne donuşortluk!

Aman Allâhım!

Hesâb günü herkes, mü’miniyle-kâfiriyle, biribirinin hâllerini bakalım nasıl görecek!?

İsnâd, sened, râvî ve metin mes’elelerini (ayağa düşürenlere) hangi müslüman gözüyle bakılabilir?

Abdullah İbni Mübârek Hazretleri’nin Müslim’de geçen şu sözünü duymamışlarsa, Görmez’e ve benzerlerine duyuralım:

“İSNÂD Dindendir, isnâd olmasaydı, her rast gelen aklına eseni rivâyet etmeye kalkışırdı.”

Demek ki (isnâd), Görmez Efendinin gözündeki gibi cüce bir şey değildir!. Laik dembokratik cumbokrasi içinde yuvarlananların “Hadisciliği”, habiscilik vezninde gibi bir şey olduğundan, acebâ pek de ciddîye almayıb kusurlarına bakmasak mı?!

(Mâba’di var)

 

İntişârı: 27.07.2017 / 23:34:25

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir