O Ki…
26 Temmuz 2017
(8) Ateist Rejimde Emekli Vâiz…
27 Temmuz 2017

MESCİD-İ FETİH (Ayasofya) MESCİD-İ NEBEVÎ, MESCİD-İ HARAM KURTULMADAN, MESCİD-İ AKSÂ ÖYLE Mİ?

(1)

Ahmed SEYYİDOĞLU

 

Bütün dünyâ nazarında, İslâm Coğrafyası sâhibsiz bir arsa!

Osmanlı Devlet-i Aliyyesi zamanında bu coğrafya bir (dâr-ı İslâm)dı, şimdi (dâr-ı ridde…) Buna Büyük Seyhülislâm Merhûm Mustafa Sabri Efendi Hazretleri “Dâr-ı Azâb” buyururken; Büyük Müfessir Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri “Dâr-ı İkrâh” tesmiye ediyor…

Müslüman, global çete dünyâsına ve eşyâya hangi noktadan ve hangi gez, göz ve arpacıkdan bakacağını bilen en keskin nişancı  ve cihâd ehli demekdir!.

Gerçi şimdi “Cihâd Fetvâsı” veren Beştepe Meşîhâd-ı İslâmiyyesi (!) bunu da, AB normlarının hoşuna gidecek, Nato-Feto-Yehudo dünyâsının nabzını sükûnete erdirecek bir şerbetçi ustalığıyla verse de,  bazı tarîkat sulandırılmışı cebhelerin asker kaçağı yârelerine de merhem gibi geleceğinde şübhe edilemez!.

Horlamalı Bektâşî tekkelerine dönmüş nice uyku apneli mihraklar, Cihâd-ı Asgâr olmadan Cihâd-ı Ekber’in olamayacağı  hakîkatını hiç dillerine bile alamazlar!. Birincisi küçükdür, evet.. Ammâ bu olmadan BÜYÜK muhâl… İkinci, birincinin biricik mutlak sebebi, ÇOK Büyük EKBER netîce!

Zor anlatırız!

15 asrın târihine ve Kadîm Kitâb’ın mahlûk yazılarına ve (BİLHASSA) DA, ALLÂH SEVGİLİSİNİN MUAZZEZ VE MUKADDES HAYÂTINA bakan dünyâ, Beştepe Meşihât-ı İslâmiyyesi’nin (!) fetvâsını yerse…

İsrâiliyyât çukurundaki Yehudo-Feto-Nato tiriumvirası, ellerinde silahlarla 3-4 yaşındaki çocukları kurşunlarken, Beştepe Meşihat-ı İslâmiyyesi (!) Büyük Cihâd’la NEFS terbiyesi içün çilehânesine sığınılacak ve erbaîne girilecek tekke-dergâh aramayı öne çıkarıyor!

Kudüs’ü kurtaracağız ya!

Yehudo-Feto-Nato tiriumvirasına anlayacağı dil ile (!) cevab vereceğiz ya!

Laik Dembokratik cumbokrasi devrindeyiz ya, fetavâ-yı ılmâniyyeler de böyle imbikleniyor zâhir!.

Yolu fazla uzatıb çalılara takılmadan dönüb dolaşıyor; ve “Maksûd hemân, sadr-ı keremkârı senâdır!” deyib sadede şürû’ eyliyoruz…

27/Nisan/1909 târîhinde, Yahudi-Haçlı ittifâkı, Cennetmekân Abdülhamîd Hân Aleyhirrahmeti Ve’l-Ğufrân Hazretleri ÜMMETİN BAŞI iken, içdeki hâin ve mel’un işbirlikçilerine bu BAŞI koparttırdıkdan sonra; ve hele Lozan andlaşması ile de, 1923’de İslâm Coğrafyasının dîni, en kahpe darbelerle yok edildikden sonra, artık bir hayâtiyyet kıpırtısı görülmemişdir…

Haçlı Batı (İngiliz) vesâyetinde, tam bir esâret…

15 Temmuz 2016 Haçlı Seferi de, 117 yıl evvelki seferin bir tekrarlanışıdır. Ancak 1.seferde Hılâfet ve Halife, 14 asırlık İslâm Hükûmet ve Ümmetinin hayâtından koparılıb atılırken; 2. seferde, kendi normlarına göre kurdurdukları rejimin mücerred (ırkçı-ateist saltanat) vechesinin el değiştirmesi, bunun da, gene yahudi-haçlı uşağı Locafendi şebekesine devri şekli istihdâf edilmişdir…

Binâenaleyh 14 asırlık ve 1909’a kadar devâm eden Hılâfet ve Ümmet kudret ve şevketi, Lozan’dan sonraki “Laik Cumhûrî Dembokratik” rejim elinde hiçbir zaman görülmemiş; yahudi-haçlı vesâyeti, bu rejim üzerinden tam ma’nâsıyla ve bütün şiddeti ile el’ân da devâm etmektedir…

Dolayısıyla bugün İslâm Coğrafyasının her tarafında görülen felâketler, 1909 fâciasıyla, Büyük Devlet Reisi, Halîfe-i Müslimîn, Cennetmekân Abdülhamîd Hân Hazretleri’nin ümmet ve devletin başından düşürülerek, hezimeti netîce veren o en büyük (Başsızlık Felâketi), 117 senedir hiç eksilmeden mütevâliyen devam etmiş; ve ivmesi gitdikçe artan bir hızla da bugünlere gelib dayanmışdır…

İngiliz’i, Nato’su, AB’si, ABD’si ve Yahudisiyle bütün bir yahudi-haçlı dünyâsı, artık Kudüs de dâhil bütün İslâm Coğrafyasında son derece pervâsızca; ve hiçbir devletler arası kânun ve teâmüllere zerre kadar aldırış etmeden; ve babasının çiftliğinde at oynatırcasına; ve mahalli hükûmetlerin ve milletlerin şeref, haysiyet ve hukuklarıyla da oyun oynarcasına; ve onlara her türlü âdî ve iğrenç kıtâl ve işkenceleri revâ görürcesine gemi azıya almış bulunmaktadır…

Bütün bu silâhlı dünya cebhesine karşı çilehânede erbaîn çıkararak “CİHÂDIN ekberiyle, nefis tezkiyesiyle” karşı durmak!..

Heveslileri deneyebilir!

117 senedir ve hele 94 yıldır, Anadolu yaylası başda olarak Ümmet bakıyesinin dîni olan İslâmiyyet’e, târihin hiçbir devrinde görülmedik alçaklık, vandallık ve zâlimlikle indirilen darbeler, halklar arasındaki “Dînî-hakîkî uhuvvet” his ve râbıtasını zîr ü zeber etmişdir. Ehâlî yani ümmet bakiyesi kitle ve kalabalıklar, partiler adedince (mikro) millet ve devletçiklere bölünmüş; ve bütün bu bölükler, ezelî düşman yahudi-haçlı cebhesi tarafından biribirlerine kırdırılmak üzere düzinelerce kahpeliklera mâ’rûz bırakılmışdır…

15 Temmuz sonrası, (Râbıta-i Dîniyyenin) yerine, tam tersden, parti, fırka, şia ve bölük-börçükler arası husûmet ve alçaklıklar, iftirâ ve kandırmalar, câsusluk ve fitneler tavan yapmış; bunlar, ehâlîyi tam bir felâkete hazırlama dönemecine doğru kıvrılmayı netîce vermişdir… Particilik dînin yerine geçmiş, partitaparlık almış başını gitmiş; partibaşlarının tiksindiren kavga ve biribirlerine cevab yetiştirme külhanbeylikleri eski (tulumbacı) boğuşmalarını gölgede bırakmışdır…

Bütün bu manzara karşımıza çıkınca da, yahudinin son haftalardaki Kudüs’de oynadığı ve oynatdığı feci kıtâl ve işgâl harekâtı, haçlıların gemi azıya alarak, dîninden utanan Osmanlı artığı hükûmetlerin iç işlerine alenen karışmayı, neredeyse onlara tekme tokat girişir olmayı netîce vermişdir. Bu manzara, ateşle oynayan yahudileri daha çok azdırdığı gibi;  dünyâyı kuşatacak büyük felâketlerin sür’atle yaklaşmakda olduğunun da bir habercisi olmuşdur…

İslâm Milleti 15 asırdır kendine hass husûsiyyetleri ile yaşamış, bunun dışında ise yaşaması mümkin olmayan bir MİLLETDİR. Bunun içün de EN BAŞDA gelen “Râbıta-ı îmân ve dîn”, İslâm Coğrafyasında ne yazık ki, artık bir ma’nâ ifâde etmekden; ve milleti “Bünyân-ı marsûs” gibi sağlam ve diri tutmakdan çıkmış bulunuyor. İslâm Coğrafyası Haçlı Avrupa felsefî ideoloji ve rejimleri ile ne yazık ki, 2 asırdır feci hâlde zehirlenmişdir. Allâh ve SEVGİLİSİNİN istediği “Râbıta-yı dîniyye” esas alınacakken, tam tersine, bunun her geçen gün daha da kökünün kazınması içün, laik (dinsiz=ateist felsefe meczub ve mecnûnu) ve hâlâ cellâdına aşk serenatları düzercesine haçlı ve yahudi dünyasına (odalık ağzıyla) şirinlik cilveleri döktüren hükûmetler, Bizans’ın son demlerindeki gabîlik ve gaflet rollerini sergilemektedir… Hâlâ, kendilerini durmadan aşağılayan ve câsuslar üreten AB, Nato ve Haçlı Batı’dan ayrılmamak içün, buralara kıçlarından yapışmış adamların “Şahsiyetli ve şevketli” bir devlet pusulasına mâlikiyyetleri kat’iyyen düşünülemez… “Havanda su dövmek”, halklarını aldatmayı politika zanneden nice siyâsîlerin yatıb kalkıb yapdıkları bir tek icraat, binlerce esef ki yıllardan beri budur…

27 senelik ceberut ve süper ateist sefokrasi zamanında İslâmiyyet ve bilhassa O’nun Mübelliği KÂİNÂTIN SERVERİ ALEYHİSSALÂT Ü VESSELÂM Efendimiz Hazretleri nasıl hakâret ve tecâvüzlere uğratılmış, bunun tafsîli cihân’a ma’lum olduğundan, burada tafsîle müsâraât fuzûlî de sayılabilir…

Ancak.. Şu kadarı müslümanın kalb ve zihninden hiçbir zaman ve mekânda aslâ çıkamaz ki, BU DİN, Allâh Celle’nin MUTLAK EMRİ OLARAK:

1) Allâh Azze’nin SEVGİLİSİNE İTTİBÂ ve;

2) O’NA TESLİMİYYET olmadan kat’iyyen olamaz, bu muhaldir…

Dinde, en baş vazgeçilemez olan ALLÂH’IN SEVGİLİSİ, 1964’de Graham Fuller denen iblisin yahudi Feto’ya el atışından sonra, son derece planlı ve programlı bir şekilde; ve “hoşgörü diyalog” maskesi ve düzmeceleri çerçevesinde; ve binbir çeşit kılıflar altında ve dünyâ çapında nasıl zihinlerden silinmek içün çalışılmış, bu da apaçık ortada olmasına rağmen, bu temelin temeli ana mes’ele hâlâ yüzdebiri nisbetinde bir ehemmiyetle ele alınamamaktadır…

Hatta tam tersine, Allâh’ın Sevgilisi, resmî makamların “AB normlarını esas alarak hadîs ayıklama” gibi son derece korkunç ve tehlikeli ihânetleri üzerinden, yok edilmeye çalışılmaktadır… Bugün global dünyâ çetesinin en baş mes’elesi, ALLÂH’IN SEVGİLİSİNİ unutdurmak, zihinlerden silmek, hadîslerini istihzâ mevzuu yapmak, O’nu ademe mahkûm etmekdir…

Dünyâdaki “57 İslâm ülkesi hükûmeti” denen kukla hükûmetler, binlerce esefle söyleriz ki, bindikleri dalı kesmek gibi bir akıl iflâsı, îmân çözülmesi ve iz’an mahrûmu vaz’iyyete sukût etmişlerdir. O kadar ki, dünyânın öteki ucundaki Venezüella’lı Nicolas Maduro’nun yüzde biri kadar, İsrail terör cebhesine ateş püskürememektedirler!

Ve gıkı bile çıkmayan şiiler ve vehhabîler!

Ve diplomatik çerçevede lâf u güzâf salatası üreten, mütelevvin, mütehayyir, mütereddid ve müzebzeb laik dembokrasi çevreleri…

“Kudüs’le alâkamız yok” demek, “Bizim İslâm’la alâkamız yok” demekdir; ve biz de bunu, yüzde yüz tasdîk ederiz…

Şuna da yüzdeyüz inanırız ki, Kudüs, mukaddesleri ve mazlumları ile akan kandır!

Esâretin sunturlusu altındaki Mescid-i Nebevî, Beytullâh ve AYASOFYA ise, kuruduğu içün AKMAYAN KAN!

İşte sözün bitdiği nokta…

(Mâba’di var)

İntişârı: 26.07.2017 / 19:32:35

Comments are closed.