Battal Ğâzînin ‘Arablığı Haqqında veyâ Batâl Boy Palavralar
9 Ocak 2018
Fetö, Takiyyecilikte, “İtibardan Tasarruf Etmeden” Saray Ve Köşklerde Yaşayan “Haddini Bilmez” Kasımpaşalı Recep’in Eline Su Dökebilir Mi?
12 Ocak 2018

“YERLİ VE MİLLΔ OLMA MEFHÛM VE MEVHÛMU !

Ahmed SELÂMÎ

 

Bir-iki yıl içinde uydurulan bir ta’bir de, “Yerli ve millî olmak” şeklinde hançerelerden fırlatılır oldu!

Öyle bir lâf u güzâf ve yâve, hatta herzevât kabilinden bir ta’bîr ki, ma’nâsını, sarih ve vazıh olarak ne söyleyen ve ne de duyan biliyor!. Karanlıkda el yordamı ile giden a’mânın çifte karanlık içindeki hâli bile, bunu diline alanın hâlinden daha netdir desek câizdir…

Geçmişdeki Millet-i İbrâhîm’e tebelleş edilen “Mefhumlar Anarşisinin” bugüne sarkan bir kuyruğu da, işte bu “Yerli ve millî olmak” ta’biridir!. Ta’bîr kelimesi bile, bir yandan şu kurbağaca “Deyim” ile yok edilmiş; diğer yandan da, freng hançeresinden alınan ve “Argo” ile ifâde edeceksek, gene frengden, kurbağacanın “Arakladığı” kelime  “Terim!.”

Zâten “Haçlılaştırma Devrimlerinden” en netâmeli üçünden biri olan “Harf Devirgenliği” ile kısırlaştırılan (İğdiş edilen) TÜRKÇE’nin, bir de böyle uydurma ta’bîrlerle içine edilişi var ki, birileri bulanık suda balık avına veya (Politik şeytanlıklara) heveslendikçe, bu kabil herzevât, ehâli-i etrâk ve ekrâdın beyin ve diline bulaştırılıb sıvanıyor… Ve kurdun sevdiği dumanlı hava da, böylece “Çakılma” imkânına kavuşmuş oluyor!

1908 Meşrûtiyet fâciasından bugüne, bu (Dil frengisi=Lisan cüzzamı) her sene ivmesini artırarak, Anadolu insanının ifâde hayâtını; ve fehmetme, idrâk ve telâkkî karîhasını felç etmişdir…

Yazılanlarda ne ilmîlik ve ne de edebîlik kaldı…

“Mürteci’ ve münevver” diye başlatılan BÖLÜCÜLÜK, “Gerici-ilerici”, “Aydın-yobaz” v.s. gibi uydurma ta’birlerle halkı bölüp ikiye ayırdı… Bu ihânetler, 109 senedir halkı zehirledi, biribirine düşürdü ve kırdırdı!. Şimdi ise bu kanserli ve “ECNEBΔ beyin, ehâliyi “Yerli ve Millî”-“Yabancı ve Gayr-i millî” olarak ikiye ayırmanın, kamplaştırmanın ve biribirine yan bakan düşmanlar îcâd etmenin yoluna girdi… Bu yeni uydurmanın nerede başlayıb nerede biteceği mechûl olduğu gibi, bunu, kimin kime karşı kullanması îcâbedeceğinin de bir nizâmından kimse bahsedemez!. Tamâmen “İlerici-gerici” uydurması ne ise, bu da başka bir mevhûm ta’bîr olarak odur!. Politikacıların, muârızlarını töhmet altında bırakmaya ma’tûf bir aşağılama, i’tibarsızlaştırma ve halkın idrâklerini istikâmetlendirme âleti ve lâf içine sıkıştırılmış şeytânî bir silâh…

Bütün bu ikiye bölmelerin, “Müslümanım” diyen bir ferd nazarında zerre kadar îmânî, fikrî, amelî ve ahlâkî kıymeti olamaz; tam tersine, tefrîka ve adâvete sebeb olucu hâliyle tevlîd edeceği (zarar ve ziyân) halk çapında bir belâdır; onları biribirine düşürmekdir… Lâfa geldi mi “Müslümanız, %99’u müslüman olan bir memleketde” diye başlıyarak sahtekârca nutuk sıkıb atanlar, Müslümanlık’da, bütün insanların üçe ayrıldığını bilemez olabilirler mi? Ve gene Müslümanların, edille-i erbaaya tevfîkan, bu Kur’ânî tasnifden başkasına ve hele küffâr ve müşriklerle münâfıkların insan tasnîfine aslâ iltifât edemiyeceğini; ve bunu, Kelâm-ı Kadîm’e teâruz ve taarruz kabûl edeceklerini bilmezler mi?..

İlâhlık iddiasıyla  ve kendi kâsır akıl ve menfaatlarına göre insanları ikiye ayıran beşer putlarına rağmen, “İnandık” dedikleri Allâh Azze ise, Fâtihadan sonra başlıyan Bakara Sûresi ile, her şeyin önüne ve başına bütün ins ü cinnin üçe ayrıldığı hakîkatını geçirerek, ins ü cinni böyle muhâtab almaktadır… 4 âyetle mü’minleri, 2 âyetle kâfirleri ve 13 âyetle de münâfıkları tavsif buyurduğu apaçık ortada iken, Kelâm-ı Kadîm’i her hususda olduğu gibi tekzîb içre yaşıyan bu ilâhlar, hem “Müslümanız” der; hem de KİTÂB’ı değil, kendi hevâ ve heveslerini esas alarak, indî “Zann ve çürük mızrakları ile ölçer biçerler!”

Yerli ve millî olmak ne demekdir?

Yerli olmanın İslâm nazarında zerre kadar bir kıymet ifâde edemiyeceği 15 asırlık tatbikat ile apaçık ortaya konulmuş, yaşanmış ve yaşatılmışdır. Nice kâfir, hem îmânı ve hem memleketi dar-ı İslâm’ın pek uzağında olduğu halde “Allâh Azze’nin sulta ve hâkimiyyeti” altına girer girmez, en yüksek devlet me’mûriyyetlerine kadar yükselmiş ve nice yerliden bin kere daha fazla sadâkatle hızmet etmişdir… Nice yerli malı mallar da, ihânetin en iğrenç ve lâ’netli mürtekibleri olmuş, kimileri kaçmış, kimileri de yağlı urganı boyunlarına geçirmekden kurtulamamışlardır… 15 Temmuzda kâtilini de cânîsini de, dembokrasi misyoneri sahtekârları da, hâinleri de görmedik mi? Kan beraberliklerine kadar nice iblisler, yerli malı katır kadar “YERLİ” ve dolayısıyla da MİLLÎ piyango kadar “Millî” değiller miydi!?.

Mefhumlar anarşisini anlamıyanlar, kaş yapacağız derken göz çıkarıyorlar ki; en iğrenç çukur da, bunun göz çıkarmak değil, gözlük ayarlamak telâkkî edilmesidir!..

RUH ve KALB birliği olmadan, bunu da 15 asırlık ecdâdın izinde ve en baş ve en büyük ŞART olarak onların DÎNİNDE bulunmadan; fizîkî ve mâdenî bir “Yerli ve millî” olmakla te’mîn edileceğini zannetmek, felâketin en korkuncudur… Bu temel noktayı, 109 senedir haçlıdan kopyalanmış ve ona ayar yapılmış papağan zihniyetin görmesine, aslâ imkân olamıyacağı anlaşılıyor…

Görüldüğü gibi “Yerli olmak” , bir kuruntu, yâve, bir herze ve bir saçmalıkdır ki; İslâm dediğimiz 1000 yıllık îmân manzûmemiz nazarında bu, câhiliyye pisliğinden, tefrîka ve bölücülük ihânetinden başka bir şey kabûl edilemez… İslâm nazarında bu, merdud, son derece kafa ve kalb bulandıran, (Tevhid ve  Îman-ı Şer’îyi) berhavâ eden rûhî bir cüzzam illetidir…

Bedir, Uhud ve Hendek Gazvelerinde karşı karşıya gelen baba oğul ve kardeşler gibi en yakın sahâbîler, nerenin veya neyin YERLİSİYDİ?

Anadolu Fâtihi Cennetmekân Sultan Alpaslan’ın ordusundaki kavmiyeti ve memleketi alabildiğine farklı olan asâkir-i İslâmiyye, nerenin veya neyin YERLİSİYDİ?

Çanakkale’de Haçlı sürülerine karşı şehid düşen ve dünyanın pek çeşitli memleketlerinden gelen ve kavmiyyeti farklı 250.000 Mehmedçik nerenin veya neyin YERLİSİYDİ???

CB Tavil Tayyib Paşa’nın dedesi Mustafaoğlu Kemâl’in de aralarında bulunduğu, Palandöken’de donarak Hakk’a kavuşan ve İslâm Coğrafyasının dört bir köşesinden koşub gelen 90.000 ALLÂH ERİ YİĞİD ŞÜHEDÂNIN, hangisi ve kaçı, nerenin veya neyin YERLİSİYDİ???

Daha yüzlerce harb ve muhârebede şehid düşen ecdâdı, “YERLİ” olmak gibi bir “Kıymet Hükmü” çerçevesinde ele almak, 1908’e kadar 14 asırlık ümmete yapılacak hakâret ve ihânetin en sunturlu ve korkuncudur… Nereye çekilse oraya da gidecek uçkur lâstiği gibi ta’birler uydurmak; ve bunlarla (Bölücülük) peydahlamak, işte dembokrasi dîninin verdiği “Oy ve hırs şeytanlıklarının” gemi azıya aldıran dişlek yüzüdür…

“Millî olmak” da, ne idüğü belirsiz, gene “Yerli Olmak”da olduğu gibi “Tevhîd, Îmân-ı Şer’î ve uhuvveti, birlik ve berâberliği” yok eden, uydurma ve herzevât cinsinden bir ta’bîrdir ki, Haçlı dünyanın parmağındaki ateist ve ataist unsurların uydurduğu ve onların diliyle “Deyim ve Terim” denen kakafonik ve dembokratik uçkur lâstiği gibi bir malzemedir!.

Hiç kimse, 1908’e kadar millet kelimesine yüklenen (Dîn ve İslâm) gibi kelimeleri, bugün de öyle imiş gibi (Müterâdif) gösterme sahtekârlığına yeltenmesin!. Meşrûtiyyet felâketinden sonra “Millet” kelimesi, kurbağaca “Ulus” kelimesinin sanki Müterâdifi=Sinonimi olarak sulandırılmış, “Millî” kelimesi de “Dînî” kelimesinin dışına taşınarak ateistleştirilmiş ve  “Ulusal” kurbağacasının sanki müterâdifi bir sıfat yapılarak ma’nâ kaydırmasına sürülmüşdür!..

“Millî Piyango” gibi terkibler uyduran ateist ve haçlı kuyruğu idâreciler, bununla “Dînî Piyango” demiş olabilirler mi?

Muârızlarımız, biraz iffet ve insaf sâhibi olabilirlerse, ne dediğimizi elbetde inkâra mecâl bulamıyacaklardır!

Bugün “Millî” kelimesi, belli bir kavme (Irka) mensûbiyet ve nisbet ortaya koymaktadır ki, bunu da hiç kimsenin inkârı mümkin değildir!. Cumbokrasinin bidâyetinde yaşamış bazı mütereddid, mütehayyir ve müzebzeb şâirler, bir yandan o zaman (Millet) kelimesiyle (Dîn) kelimesini müterâdif kabûl edenlerin dilini “Milletimin yıldızı” diyerek kullanırken; diğer yandan da “Irkıma yok izmihlâl” gibi lâflar ederek, belki de “Cumbokrasi ırkçılığı veya kafatasçılığına” yanaşmalık peşine düşmüşlerdir!… Belki de, hangi kelime ile hangi ma’nâyı ne kadar nereye taşıyacaklarını bilememiş ve biribirine halt ederek (Karıştırarak) bir telâkkî bulanıklığı sürdürmekden fâriğ olamamışlardır!.  Bu bile, 109 yıllık “Mefhumlar anarşisinin” ne kadar sirâyeti geniş hududlara sâhib olduğunu gösterir…

“Millî Mutabakât, millî koalisyon, millî partiler, millî şef, millî piyango, millî dansöz, millî bilmem ne kraliçesi, millî eğitim, millî heykel, millî savunma, millî içki, millî parti, millî seçim, millî güreş, millî federasyon, millî servet, v.s.” dendiği zaman da, utanmadan ve alâmeleinnâs zırvalanmaktadır… Çünki bu terkiblerde geçen “Millî” sıfatı hangi ULUSA veya hangi KAVME (IRKA) âid bir nisbet taşımaktadır, bu mübhem ve mechuldür! Bu suâle cevâb olarak “Türk Ulusu, ırkı veya kavmi” denilecekse, Anadolu’da kavmiyet menşei farklı 30 civârında insan çeşidi vardır ki, bunların tamâmını, 30 çeşidin biri içine sokarak, onlara “Siz busunuz, böyle kalacaksınız, buna mecbursunuz!” denmiş olur; ve bu, “Hukuk devleti ve âdil” olmakla değil, “Cebâbire ve decâcile palavrası” olmakla münâsebetdâr bilinir…

Bugün piyangodan kumara, partiden, seçimden dembokrasiye kadar her haltın başına “Millî” kelimesini geçirerek, bunun, 14 asırlık ümmetin (Şu anda yok) kendi öz kıymetiymiş gibi göz külleyen sahtekârlar, yarın da nice “Millî” noktalar uydurub, bunu da ehâlîye zorla dayatabilirler!. Meselâ: “Millî tanrımız, millî peygamberimiz, millî kitâbımız, millî cennetimiz, millî cehennemimiz, millî imamımız, millî câmimiz, millî kıblemiz, millî nikâhımız, millî bilmem neyimiz v.s.” de diyebilir ve sayıb dökebilirler!!!..

Âdem Aleyhisselâm’dan bugüne kadar cihâna apaçık ma’lûmdur ki, Allâh Azze’ye şeksiz ve şübhesiz, cezm ve yakîn derecesinde ve îmân-ı şer’î ile bağlanan bir müslümanda, herşeyin “DÎNΔ olanı mu’teberdir; onun indinde ancak bu geçer!. Politikacıların kendi saltanat ve koltuklarını muhâfazaya ma’tûf uydurdukları ve uyduracakları, Allâh irâde ve hakimiyyetine ters ve zıd her şey, müslüman nazarında keenlemyekündür. Bu i’tibarla onları, bu butlânı meydanda dalâletlerinde desteklemek ve onlara iştirâk edib ortak olmak, ebedî mes’ûliyyeti mûcib bir hasâret ve felâket getirecekdir… Bu, kendisinde aslâ şübhe olamıyacak mutlak bir hakîkatdır.

İnsanlara, kendi irâde-i cüz’iyyeleri ile, içinde hissedecekleri muayyen bir dîn ve “İmân sistemi” hattında değil de, “Muayyen bir ırk” çerçevesine kıstırarak hüviyet biçmek, son derece berbat bir decâcile ve cebâbire zorlamasıdır… Kavmiyet asabiyeti içinde ölmeyi CÂHİLİYYE ÖLÜMÜ olarak îman esaslarına alan bir dinin müntesibi bulunarak, “Müslümanım” diyen bir insanın, bu asabiyet üzere yaşaması, İslâmiyyet tarafından kat’iyyen kabûl edilemez…

  Hele “Millî Mutâbakât”  zırvasıyla, dembokrasi dîni içindeki mezhebler arası bir anlaşmanın kastedildiği de apaçık ortadadır… Kadîm Yunan’ın ve sonra Haçlı Avrupa’nın îcâd ve ihdâs etdiği politik bir sistemi ve bunun gibi yüzlerce haçlıdan idhâl felsefî ekolleri “Millî” kabûl etmek; ve hele bunları, el malı ecnebî tuzakları olarak telâkkî edenleri, menfî ma’nâ yükleyerek ve “Millî”  olmanın zıdd-ı kâmili olarak ve “Gayr-i Millî” kelimesiyle mimlemek ve karşı cebhe hâlinde idrâklere takdîm etmek ise, belki de tam “Millî (!) bir ihânetdir!”

Bütün bunların, gözlerini seçim hırsı ve oy kaygusu bürümüş kaht-ı ricâl devri polikacılarıyla; bir tarafdan da “Ümmet” nânesi yiyen din simsârı ve istismarcısı dinsiz tâifelerin hayâsız bir dümen ve tuzağı olduğu îzahdan vârestedir…

1000 yıldır bu memleketin ve İslâm Milletinin “Kıymet Hükümlerini” körleştirib muattal kılmak; ve ademe mahkûm etmek  netîcesini verecek olan bir takım nevzuhûr ve bölücü ve tefrîka i’râs edib parçalayıcı ta’bîrler uydurmak, dembokrasi dîninin, kendisini, ancak cebâbire ve decâcile kucağında hayat hakkına kavuşturmak usûlü olsa da, bir müslümanın bu kabil çukur ve tuzaklara düşmemesi, “Îmânının” lâzım-ı gayr-ı mufârıkı olarak bilinmesi kat’iyyen ortadadır…

Müslüman içün “Yerli ve Millî” olma mecbûriyyeti ve karşısındakilere “Yabancı ve gayr-i millî” gözüyle bakması ne kadar muhalse; topyekûn insanlara da, bâlâda beyân etdiğimiz gibi, HÂKİM-İ MUTLAK Celle ve Alâ’nın ins ü cin tasnifiyle bakması, o kadar zarûrîdir; ve o kadar emr-i DÎN bilinecekdir…

Dembokrasi Dîninin bilmem ne i’tikâdî mezhebleri olan muhâfazakâr, liberal ve sosyal mezâhibi; ve alfabetaları dolusunca amelî mezheblerinin zekâsı özürlü amigoları ve ağababaları istemeseler de…

 

İntişârı: 12.01.2018 / 00:13:13

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir