Diyanet
7 Ekim 2017
(1) En Büyük İç Tehdîd Şimdi Sünnîlik; Ve Bu, Başlarına Derd Oldu!
8 Ekim 2017

AKP SÜNNÎ DÜŞMANLIĞINA KAYIYOR!

Ahmed SELÂMÎ

 

Dillerinden “mezhepçilik” terânesi düşmiyenlere bakınız, bunlar, muhayyel bir takım “mezheb çatışmaları” uydurarak, muayyen bir mezhebi (sünnîliği) aşındırmak ve hatta ortadan kaldırmak istiyen mihrâklardır; ve bunların başında da, bugün i’tibâriyle AKP ve onun kurmayları gelmektedir… En son olarak da, dün, Çemil Çiçek bu kervana katıldı!

Parlamento (imtiyâz-ı rubûbiyyeti, sınıf-ı ruhbandan kendisine geçiren cumhûriyetçi meclisi) başı Bay Cemil, 13 Kasım Âşûrâ günü, adı dahî İslam’la alâka bağını ademe mahkûm eden Halkalı’daki “Âşûrâ Mâtem Merâsimi”ne katıldı; ve bir müslümana aslâ yakışmıyacak îmâ ve atıflarda bulundu…

Mumâileyhe göre, “mezhebçilik ve fitnecilik yeniden hortlatılmıya çalışılıyormuş!”

İslâm’da olmıyan “mâtem bid’at ve esâtiri”, senede bir günü kuşatacak şekilde ve o dînin ana esâsı imişçesine bir mevkiye yükseltilebilmişse, orada çok büyük bir sıkıntı olduğu mutlakdır… İslâmiyyet’in, asırlarca sürdürülen bir “mâtemden” münezzeh olduğu, bedâhaten ortada bir hakîkatdır… Aklı başında insanlar, dünyânın hiçbir yerinde, senenin bir gününü “MÂTEM” diyerek hebâ etmez ve bunun içün de nice para ve pullarını savurub atmaz!. Aklı yerinde ve iyi çalışan devlet adamları da, böyle “MATEM” mekânlarında boy atarak, oy avcılığı içün  “mâtemzedeler” arasında menfaat derleme kurnazlıklarına tenezzül etmezler…

Türkiye’deki bütün partiler, İslâmiyet ve bazı mezheb ve cemaatler üzerinden, son derece bayağı ve âdî politik menfaatler devşirmenin öylesine yarışına girdiler ki, hiçbir parti başı veya kurmayı, bu tiksindiren istismârdan uzak duramıyor!

Her yeni moda popolitik beyânın altından, “alevîlik” denilen ve eski Şamanistlik ve sâir birçok dinden çizgiler taşıyan bir folklorik religiona, ya selâm çakılıyor, yahud karşısında esas duruşa geçiliyor!..

Çankaya’daki zât-ı muhterem Hacı Abdullah Bey de, İslâm literatüründe hiç rastlanmıyan bir takım oruç cinsleri içün, köşkü, alevî iftarhânesine çevirdi; ve bu ne biçim bir oruç şekli ise, onunla, alevîleri kazanmanın ve ilerideki politik hesablarının peşine düşdü…

Adı da: “Oruç açma yemeği ?.”

Su içmeyip ayran içerek oruç tutan, Ramazan orucuna ters bakan ve o ayda rakı bile yudumlamayı vecd içinde sürdüren, nice alevî fraksiyon ve kafalarını bir tarafa bırakacak olsak da,  alevîlik denen folklorik religionun, evvelâ, Müslümanlıkla münâsebeti ne kadardır, bizi bu  alâkadâr eder… Eğer bu teşekkülün, İslâm ile zerre kadar alâka bağı varsa, kendilerini nisbet etdikleri Hazret-i Ali Kerremallâhu vacheh Efendimiz Hazretlerinin hayâtını; ve onun çizdiği, başda îmân ve zarûrât-ı dîniyye esasları olmak üzere, bütün şer’î edille-i erbaayı, kendilerine mutlak rehber ve yol ittihâz etmeleri şartdır… Aksi hâlde, isim ve resim Ali’cisi olmakla, herhangi bir ferdin kazanacağı hiçbir kıymet yokdur; ve onun, Müslümanlık ve Hazret-i Ali’ye nisbet iddiası, kupkuru bir gözboyamadır o kadar!..

Sâir bütün İslâm büyüklerine nisbet taşıyanlar içün de ölçü, aynen böyledir…

4. Büyük Halîfemiz Hazret-i Ali’nin hayatında, namaz ve cihâd başda olmak üzere, Şeriat’ın bütün emir ve yasaklarına riâyet vardır; ve o mübârek ve muazzez hayât içinde, cemevli ve semah adıyla kadın erkek fırıldak gibi dönmeli, dede önünde secdeli, sonradan uydurulan ritüellere zerre kadar rastlanamaz; ve O, bunlardan ve benzeri topyekûn dalâlet ve bid’atlardan mutlak olarak münezzehdir… Bunun aksini iddia eden çıkmadığı gibi, hele “isbât” sadedinde böyle bir muhâlin hüccetini (!) ortaya koymaya cesâret eden, hiç, ama hiç görülmemiş ve olmamışdır, olamaz da!.

Çankaya’nın, bir takım religion veya folklor karması lokal gelenek grupları ile, Müslümanlık gibi mutlak Hakk Dîni müsâvî tutması, İslâmiyyet’e saygı ile de  kâbil-i te’lif görülemez… Sağına DİB başı GÖRMEZ adamı; ve soluna da, Şam Şeytanı iflâh olmaz kâtil ve cânî Esad denen mahlûkun, televizyonlarla alenen müdâfaasını yapan ve ona toz kondurmayıb, katledilen 200.000’e yakın Suriye’li çoluk çocuğu ve sivil halkı ısyancı olarak karalamakdan zerre kadar (uta.mıyan) T.C. Câferî cemaati başı S. Özgündüz’ü oturtarak, onları müsâvî dinbaşları gördüğünün isbâtını yapan Hacı Abdullah Gül Bey, daha hacılığının hatıralarını yaşarken yanlış yapmış ve sünnîleri eleme boğmuşdur… Vehhâbî Saudiyye irâdesine tâbi’ olarak yapılan bir Hac’da dökülen günahların yerine (!) nicelerini getirmemek, meğer ne kadar mühimmiş!

Başvekilin de, 8-10 yıl kadar evvel Bağdad’da, “ne sünnî ne alevîyim, ben müslümanım!” dediğini, sünnîler, kendi yakın çevresindekiler ve şiiler de dâhil bütün dünyâ hatırlıyacakdır!. Erdoğan’ın, gene bir 10 Muharrem’deki Câferî mâteminde: “Sünnînin Câferî’ye, Câferî’nin Sünnî’ye üstünlüğü yokdur!” dediği de, bütün dünyânın ma’lûmu bir husus… Laik ve demokrat bir devlet başvekîlinin ağzında, hangi mezhebin hangi mezhebe üstünlüğü var veya yok diye bir mes’eleye aslâ yer olamaz; ve böyle “toplum mühendislikleri” de, dembokrasi mantığının (nâ.usuna) halel getirir!.

Ben ise, göğsümü gere gere, “Ben, sünnîyim ve bütün mezheblere mezhebim üstündür!” derim; ve bu, benim en tabii hakkımdır… Her sünnî de, en tabii hakkı olarak buna sâhibdir… Ve böyle bir (hakk) sâhibi oluşun, “mezhebçilik ve fitneciliği hortlatmakla” zerre kadar alâkası düşünülemez; düşünen olursa, onun bu düşüncesi, çok kanserli bir fitnenin hortlatılışı olur; ve ıslâhı âcilen zarûrî bir keyfiyet ortaya koyar!.

Dembokrasi denen religionun da, “sosyal demokrasi, liberal dembokrasi ve muhafazakâr dembokrasi!” nâmında üç i’tikâdî mezhebi vardır ve T.C.’deki bu üç mezheb de son derece “mezhebçilik ve fitnecilik hortlatmaktadır!” Dembokrasinin sosyal dembokrat CHP mezhebi ile, AKP muhafazakar dembokrat mezhebinin mezhebçilikleri ve fitnecilikleri, dünyanın gözleri önünde ve her Allâh’ın günü nasıl hortlamalar püskürtüyor, akıl alacak gibi de değildir… Her gün biribirlerine nasıl hakâretler yağdırıb milleti nasıl rahatsız etdikleri, açık, saçık ve kaçık ve apaçık ortada… Hâin demeler, vatan satıcı demeler, dikizci demeler, angut demeler, geri zekalı isnadları, kâtil demeler, parti (dembokratik mezheb) binâlarını bombalamalar, mezhebçi başlarına sûikasd tertiblemeler ve bunlar gibi binlerce mezhebçilik ve fitnecilik ve bunların hortlatılışı…

Bay Cemil, evvelâ kendi gözündeki merteği görmek ahlâkını ele geçirirse, cidden rahat eder…

“Anlar ki lâf ile verir dünyâya nizâmât,
Bin türlü teseyyüb bulunur hânelerinde…”

Asıl sünnî millet ve onun, vatanın bağrında medfûn bulunan yüzmilyonlarca şehidi ve selefi, hâl-i hazırdaki, bu içinde yaşanılan  dembokratik mezhebçilik ve fitneciliğin hortlayışından müştakî ve son derece de bîzâr ve âh u enîn etmekde!.

Bugün millet, işte bunlara esir; ve bunların işgâli altında inlemektedir…

AKP parti başı ise, şimdi de, alevîlerin gözüne girme helecânı ile, kayınbirâderinin Hüseyin olduğunu, yeni doğacak (henüz rahm-i mâderdeki) torununun da “Ali” adını taşıyacağını ilân gibi gülünç ve sakîm bir manzarayı ele vermektedir… Sünnî olduğumuz içün, bizim edeb ve terbiye sistemimizde hiçbir adam, doğacak torunundan bahsederek, o bebeğin nerede bulunduğunu ele ve dile veren bir ifâdeyi ağzına alamaz… “Ben sünnî ve şii değilim” dedirten bir mezheb anlayışında, demekki bunlar ve daha niceleri, edeb ve terbiye içi ve çerçevesinde mütâlaa edilebiliyor…

Şimdi T.C.’nin üç ileri gelen başından, protokolde 2. olan Parlamento başı Bay Cemil de, “mezhebçilik ve fitnecilik yeniden hortlatılmaya çalışılıyor, milletçe uyanık olmalıyız!” diyerek, muhayyel tehlikelere dikkat çekiyor; ve böylece de, ruznâmeyi ta’yîn mimarlığına soyunuyor!. Dolayısıyla, yıllardır şikâyet etdikleri “vesâyetçi ve derin” eşkıyâların, “öncelikli ve en büyük tehlike irticâdır!” deyişini hatırlatıyor!. Bay Cemil, “böyle bir hortlak” icâd ederek, “irtica’ hortlağının” makâmını boş bırakmak istemiyor olabilir; ve böylece, kimlerin izinde olduğunu da isbatlıyabilir… Ancak, öyle muhayyel, mezhebçi, fitneci ve hortlaklı tehlike senaryoları, gece gündüz dostluk pekiştirmesinde oldukları alevîleri değil, kendilerine hiç yüz verilmiyen hatta dışlanmış bulunan SÜNNÎLERİ hedefe oturtmak içün düzülüyor dedirtecekdir!

Ortada hiçbir mezheb çatışması yok ve görülmüyorken; alevîler, “açılım” adı altında Çankaya’ların başköşelerinde ağırlanır; ve Başvekillerle, önlerine, doğmamış torun isimlerine kadar alevîleri kendinden geçirecek isim listeleri arzedilirken; ve “aman ne olur, biz sizi çoook seviyoruz, artık sizin içün varız, siz de bizi sevin, oylarınızı verirken aman bu aşk u mahabbetlerimizi tekrar derhâtır edin!” demelere varıyor ve “çalıştaylarını” şenlendirmelere kadar sevgi ve saygılar gırla gidiyorsa; “mezhebçilik ve fitneciliği hortlatmak”, acebâ kimlere râcî olacakdır?. Bedâhaten ortada olan bunca vesîkanın delâletlerini, hiç kimse kapaklayıb göz külliyemez… Bu hız ve şevkle gidilirse (!) bu memleketde bir “sünnî tehcîrinin” de yaşanabileceği, hiç de imkânsız görülemez!

AKP câmiasının, Cemil arkadaşlarının “mezhebçilik ve fitnecilik hortlağı” ile de ruznâmeyi zenginleştirib, muhayyel “hortlaklarla” milleti korkutma periyoduna girişi, fevkal’âde çirkindir…

Efendiler!

Kendi dembokrasi mantığınızda eğer zerre kadar samîmî iseniz, dosdoğru ve mert olunuz; ve alevîlere şirin görünme hesablarıyla zırt pırt “mezhebçilik ve fitnecilik hortlakları” ve bilmem neleri ile milletin karşısına çıkmayınız! Alevî vatandaşlarınıza bu kadar alâka ve yağlama peşine düştüğünüz bir hengâmda, eğer kafa ve dillerinizin ayarını kaçırarak “mezhebçilik ve fitnecilik hortlağı” gibi hortlaklar icâd ederseniz, bu, doğrudan doğruya alevîliğin zıdd-ı kâmili olan SÜNNÎLİĞİ hedef göstermek demek olur, bu da ateşle oynamakdır!…

Milleti saftirik yerine koyarak, oy derdiyle “alevî” şımartıcılığı yaparsanız, bu, Cenâb-ı Hakk’ın gadabını celbeder; ve böyle zülf-i yâre dokunmanın neye mâl olacağı da, en geri kafalara kadar herkese ma’lum bulunur!

Dembokrasi mantığınızda zerre kadar samimi eseniz dedik… Bir tarafı bağrınıza basarken, öteki tarafı “mezhebçiliği hortlaklaştırmak” ne demekdir?. Sünnî sünnîliğini çok iyi bilir ve nasıl yaşayacağını sizden değil; inkıyad etdiği Şeriat kânunlarından öğrenir; ve hiçbir zaman ve mekânda da “hortlaklaşmaz…”

Alevîler de, alevîlikden ne anlıyorlarsa, onlar da öyle yaşar ve  nasıl isterlerse kendilerini öyle muhâfaza ederler…

Hiç kimse, hiç kimsenin din ve mezhebine hudud çizmeye kalkışamaz; ve hiç kimse, hiç kimsenin mezhebine, “mezhebçilik fitnesini hortlatmak!” gibi bir erâcif sıçratamaz; ve böyle tehlikeli lâfları, ateşle oynar gibi zırt pırt ağzına ve eline de bulaştıramaz…

Tekrâr beyân ederiz ki, dembokrasi mantığında zerre kadar samimi olan dembokratların, iki tarafa de müsâvî yaklaşması, müsâvî bakması, birini şımartıb diğerini “hortlak” gibi görmemesi şartdır!. Aksi halde, bunu böyle değil de tersine işletenler, bizzat kendileri “mezhebçilik fitnesini hortlatmış” ve bunu, milletin başına belâ etmiş olurlar…

Bir takım dinleri, “ibrâhimî dinler” diyerek ve (zorlama ile), HAKK DÎN içinde göstermek, ne kadar muhâli hülyâ ise; bazı folklorik yapıları veya religion ve mezhebleri de, “İslâmiyyet’in içinde” göstermek içün (zorlama ve ıkınmalara) başvurmak, öylece abes ve muhaldir…

Herkes, kendi i’tikâd çerçevesi neyi âmirse, elbetde öyle yaşıyacakdır. Bugüne kadar, mezheb çatışmaları içine itilenler, bizzat kendi mezheb taassub ve fitnelerinin hortlamasından değil; vesâyetçi ve tertibçi eşkıyâların tahrik ve tertibleri sebebiyle çatışmaların içine girmişlerdir… Bunları, ortada fol yok yumurta yokken, mezhebin iç bünyesinden ve kendi mâhiyyetinden neş’et eden birer “hortlama” gibi takdim ederseniz, o mezheblere, (husûsan) SÜNNÎLİĞE giydirmenin mürtekibleri olarak meydanda kalırsınız!. Sünnîlik târihinde “mezhebçilik fitnesinin hortlayışı” diye bir hortlayışın gösterilmesini Bay Cemil’den istemek, bütün (sünnîlerin) hakkı, Bay Cemil’in de, iddiasını isbât sadedinde vazîfesidir… Hiçbir adam ve madam, iddiasını kavl-i mücerredde bırakarak minder dışına kaçmak ve yakayı kurtardığını sanmak mevkiine düşmemelidir… Buyursun, bize, “sünnîlerde mezhebçilik fitnesinin hortlayışını,” târih, hadise ve mekân üzerinden göstersin!

Bay Cemil çok iyi bilsin ve bellesin ki, târihde de hiçbir zaman, mezhebçilik fitnesi zırt pırt öyle kolaycacık hortlamamışdır!. Bilhassa sünnî mezheblere böyle bir iftirâ ile atıfda bulunmak, son derece çirkindir… Tarihde de, mezhebler arasına girerek onları biribirine kırdırmak istiyen, münâfık Sebe tohumları, Şah İsmail eşkıyâsının kuyrukları ve darbeci hâinler dâimâ var olmuş; ve bu mücadele ve mukâteleler, onların bir ihânet ve iblisliği olarak “hortlamışdır!”

AKP de, “mezhebçilik hortlamasın” perdesi altında, bir mezhebi, yukarıda bir nebze temas etdiğimiz şekillerde şımartır ve sünnîliği dışlarcasına tahdîd ve tazyîk altına alırsa, bunun altından, birgün nasıl “hortlamalar” çıkacağını, târih bir kere daha tekerrür ederek sahneye sürer; ve müsebbibleri de, altında kalarak bir başka türlü “hortlamış” olabilirler…

Memleketde, muhayyel hortlaklar dolaştırarak, müslümanlara (sünnîlere) gözdağı vermek istiyenlere bu kadar…

Ve îmân etdikleri dembokrasinin münâfığı olanların bilgilerine…

(İlk intişârı: 14.11.2013)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir