Zamanımızın Fitnesi Kutlu Doğum Haftası
23 Nisan 2012
Başvekîl Rte, Tenâkuz Ve Îmân Karışıklığı İçinde Mi?
20 Mayıs 2012

Ma’lûm ve ma’hûd “hoşgörü diyalog” tâifesi, mu’tâd halvetlerinden birini “uluslar arası peygamber yolu” gibi acâib bir isim altında ve Anteb

NİHÂYET GÜLEN’İ, (müctehid ve mehdîden sonra) ASRIN MÜCEDDİDİ DE YAPDILAR!

Ahmed SELÂMÎ

 

Ma’lûm ve ma’hûd “hoşgörü diyalog” tâifesi, mu’tâd halvetlerinden birini “uluslar arası peygamber yolu” gibi acâib bir isim altında ve Anteb bilmem ne salonunda ifsâd ü icrâ eyledi!

“Kutlu, putlu, mutlu ve kurtlu doğum haftası!” uydurmasından hemen sonraki bir iki haftaya da bunu eklediler; ve evvelkinin izi henüz kaybolmadan,  enternasyonal mihrâklar bunu da planlarının bir iktizâsı olarak mutad olduğu üzre devreye sokdular…

 Okyanus Ötesine bey’atlı dergilerin paravan yapıldığı bu organizasyon, mesajını, hristiyan ve yahudi dostlarına değil, İslâm memleketlerindeki garîbanlara vermek üzere düzenlenmiş ve İslâm coğrafyasından nice memleketin bel’am veya gayr-i bel’am, perde arkasını gören veya göremeyen, bilen veya bilemeyen her renkden adamına ve boynunda yuları olandan olmayanına, salon ve sahnelerde, tam  iki gün süren Vatikan standartlarında bir “ılımlılık ve ibrâhimî dinler” kursu…

Her hatib, plân ve peşinen çizilen hedef iktizâsı, konuşmasının başında veya sonunda, mutlaka, Okyanus Ötesi Makâm-ı Muallâda oturan hocafendinin ism-i pâkini zikrederek nice himmet ve rûhâniyetlerinden, sanki istimdâd eylemek zorunda, tembihlenişinde, dolduruluşunda ve disiplinindeydi!

Nihâyet son 6. Celsede, “oturumu” idâre eden boynu gravatlı (ağlâlli) Ürdün’lü zât, son noktayı koydu; ve “Cenâb-ı Hakk, her yüz senede bir, “MÜCEDDÎD” göndererek dinini yeniler. Muhterem M.F.Gülen Hocafendi de asrımızın müceddidi olarak büyük hizmetler veriyor!” yollu bir acem palavrasıyla arz-ı endâm eyledi…

Bir kere “Uluslar arası peygamber yolu!” gibi bir söze, sâdece lâf u güzâf demek daha doğru olur ki, bu peygamber, ismine apaçık izâfetle neden ortaya konulmaz ve ma’rife olarak zikredilmez; bu nokta aklı başında olanların gözünden elbetde kaçmıyacakdır…

“Son ve en büyük Peygamber yolu!” noktasına vurgu yapılmayan hangi yol olursa olsun kat’iyyen bir ma’nâ ifâde edemez. Buradaki ta’yîn ve tahsisdışılık, her zaman incinmemeleri hassâsiyetle ön plana alınan hristiyan ve yahudi dostlarının, burada da, hatırları gözetilme hesâbıyla böyle yapılmış olmasını öne çıkarıyor…

Ayrıca, “uluslar arası peygamber yolu!” ne demek?.

“Peygamber!” diyerek kast edilen kim?. Son ve En Büyük Peygamber kastediliyorsa, onun yolu, “uluslar arası yol!” olmak gibi ne idüğü belirsiz bir nesne olmakdan münezzeh ve müberrâdır. Kitâb ve Sünnet nassları arasında, O’nun yolunun, “uluslar arası yol!” olduğuna dâir ne bir emir, ne de bir işâret vardır… Onun yolu, “Ancak bütün mü’minleri kardeş yapan ve ırkdaşlık ma’nasındaki ulusculuğu, “ulusalcılığı”, bölgeciliği ve topyekûn beşerîlikleri kökünden kaldırıb atan” bir yoldur; ve “mutlak ma’nâda tevhîd dîni ve Allâh indinde mücerred Hakk DÎN olan İslâmiyyet’i,” sâdece, bu vasfı ile tasdîk ve tahsîne muhâtab kılan bir yol…

“İnternasyonal” iken, sonra “uluslar arası yol!” hâlinde afişe edilerek değiştirilen bu yol, bütün hatiblerin Okyanus ötesi zâtı mutlaka herhangi  bir cümle içinde  överek zikretmeleri ile de apaçık görülmüşdür ki, “Uluslararası M. F. Gülen yoludur; ve O’na yüklenen misyonun, “peygamber yolu” ambalajıyla İslâm Coğrafyasına taşınması” işi…

Anadolu çapında Kamal Paşayı “Tek Adam!” olarak yontub her köşe başına, O’nu heykeliyle diken putperest Roma genetiğindeki BATI, şimdi de, İslâm Coğrafyasına sarıklı-sakallı ve yerine göre gravatlı-grand tuvaletli ve ağzı duâlı din adamları ruhânî takımlarıyla, milyonlarca dile, GÜLEN heykeli serpiştirme peşindedir… Bunda da, şaşılacak bir şey görmüyoruz… Eşyânın tabiatına uygun bir manzara…

Eğer “müceddid!” olarak da, bu “idol” inşâı bir tutarsa, globalizmin patronları, plânlarını “ılımlı İslâm” olarak dünyâya şırınga etmiş bulunacak; ve “Allâh indinde din, ancak İslâmdır!” diyen mutlak dîni de, onlar, kendi hesablarınca hayatdan böylece kaldırılıb, Kitâb’a habsetmiş olacaklardır!

 “Kelime-i tevhidin” 15 asırdır gelen ma’nâsını “M……d Allâh’ın Rasûlüdür kısmıyla yeniden gözden geçirmeye ve ıslâh etmeye” dünyâyı da’vet edecek kadar İslamiyyet’in temelini dinamitleyenlerden; ve Allâh Rasûlünün aynı zamandaki 9 hanımı içün, “bu evlilikler Efendimizin sırtında kambur gibi bir şeydir!” demeyi göze alacak kadar gözü kararan adamlardan hangi tür “müceddid!” olacağı, gerçek müslümanlarla erbâbına kat’iyyen ve bedâhat derecesinde ma’lumdur…

“Fethullah Gülen Fıkhı” diye kitab yazarak M. F. G’i “müctehidlik!” makamlarına kadar îsâl eyleyen, ibre ve dengeyi böylesine kaybeden ve bir de üstelik “Ben hanefiyim!” diyerek göz külleyen Prof. Faruk Beşer nâm adam, aynı sempozyumun 6.5.2012 Pazar günki 5. Celsesinde, aynen şöyle zırvalayacak ve İmâm-ı A’zam Hazretlerini ve O’nun şahsında, gelmiş geçmiş yüzmilyonlarca hanefîyi, şöyle tahkîr edib aşağılayacakdır:

“- Eğer hanefiler “İmam-ı Â’zam” tabirini  Ebû Hanîfe için patentleyip ona hasretmeselerdi, ben, bu “imâm-ı a’zam” tabirini İmâm Şâfi içün münâsib görürdüm!”

İşte “Uluslararası peygamber yolu!” maskesi altındakilerin iç yüzü ve onlara âid hayâ ve edeb!.

Cumhûriyet diktatörlerinin dalkavuklarına  rütbe dağıtması gibi, evvelâ müctehidlikler, sonra ve şimdi de “müceddidlikler!”

“Mehdiyyet makâmı!” ise, daha evvel zâten nasb ve gasb edilmiş olduğundan, zikre medâr olamaz!

O koca imâma “İmâm-ı A’zam!” diyen, koskoca 14 asırlık bir ümmet!. Bu “ben, falana değil filana, feşmekân rütbeyi verirdim!” diyecek kadar kendisinden geçen ve Roma tanrılığı hülyâ ve vehimlerine bulanırcasına uçuklaşan  adam kim?. Bunun i’rabdaki yeri?!

İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe Rahmetullâhi Aleyh Hazretlerinin büyüklüğünü, İmâm-ı Şâfi Hazretleri de kaç hâdise ve beyânı ile bedâhaten ortaya koymuş ve bunun bizzat canlı şâhidliğini de yapmışken…

Sâdece o mu?. İmâm-ı Mâlik Hazretleri gibi bir allâmeye varıncaya kadar niceleri… (Rahmetullâhi Aleyhim Ecmaîn)

Mezhebsiz ayarsızlığı ve megalomanisi ile, “hoşgörü-diyalog” sapıtması el ele verdi mi, işte ortaya çıkan rezâletlerin manzarası bu…

Ehl-i Sünnet Ve’l-cemaatın muazzez ve mukaddes Selefine, böylesine olur olmaz zaman ve mekânlarda dil uzatan; ve onları küçümseyerek kendilerinin ve güdümlü misyonlarının seviye kazanacağını sanan; ve kendilerine çizilen yol harîtalarının bu sâdık ve “ılımlı” bende ve vahşîleri, global şeytanların er-geç ihâneti altında kalarak kendi ihânet bedellerini de mutlaka ödeyecek ve perişân olacaklardır…

(İntişârı: 07.05.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir