“Kutlu Doğum Haftası!” Denen Şey, Lâik Dembokratik Felsefenin Bir Göz Boyamasıdır…
15 Nisan 2012
Zamanımızın Fitnesi Kutlu Doğum Haftası
23 Nisan 2012

24. MART. 2012 tarihli Zaman gazetesinde bir tâziye i’lânı ki aynen okuyalım: “- Uzun yıllardan beri Türkiye dostu olarak tanıdığım, engin

PAPANIN T.C. TEMSİLCİSİ MAROVİTCH’İN ÖLÜSÜ SEBEBİYLE  PENSİLVANYA’DAN TÂZİYETLER VE SABR-I CEMÎL TEMENNÎLERİ!

Ahmed SELÂMÎ

 

  1. MART. 2012 tarihli Zaman gazetesinde bir tâziye i’lânı ki aynen okuyalım:

“- Uzun yıllardan beri Türkiye dostu olarak tanıdığım, engin vicdan sahibi, dünyâ barışının temini için samimi gayret sarfettiğine şahit olduğum ülkemiz vatandaşı İstanbul Latin Katolik cemaatinin eski şansölyesi MONSEYYÖR GEORGES MAROVİTCH BEYEFENDİ’NİN vefat ettiğini öğrendim. Başda kederli âilesi olmak üzere geride kalan dost, akraba ve sevenlerine taziyetlerimi bildirir, sabr-ı cemil temenni ederim. (M.F. Gülen)”

“Monsenyör Marovitch Beyefendinin” de hayatında en sevdiği ve takdis etdiği zatlardan birisi, hiç şübhesiz, “Okyanus Ötesi!” rûhânî ve münzevî politikacılardan biri olan M.F.G’dir!.

4-5 sene kadar evvel “Monsenyör Marovitch Beyefendi” bir hastanede yatmakda ve hasta yatağından da, Diyalogcu ve Nasrânîsever Zaman Gazetesi takımından birisiyle yapdığı röportajda, aynen şu kehâneti ve aşılmaz sırları ifşâ etmekteydi:

“- F.Gülen Hocaefendi Allâh tarafından görevlendirilmişdir!”

DİKKAT: Bunu söyleyen, Vatikan Devlet-i Hristiyâniyyesinin T.C’deki temsilcisi ve son derece politik, “diyalog misyoner ve mütehassısı” Katolik Papazı Monsenyör Marovitch Beyefendidir!…

Vatikan temsilcisi tarafından böyle fevkalâde bir sırrın ortaya konulması son derece mühimdir. Vatikan Katolik Devletinin, “Allâh tarafından kimin vazifelendirilmiş!” olacağını böyle kat’î ifâdelerle Marovitch Beyefendinin ağzıyla dünyâya i’lân etmesi, M.F.G’nin, Vatikan nazarında ne kadar mühim ve takdîse şâyan bir vazîfeli “görevli” olduğunda,  zerre kadar şübheye mahâl bırakamaz…

Papalık i’tikâdlarına göre, öyle alelâde müslüman bir kasaba vâizinin “Allâh tarafından vazifelendirilişine!” inanmanın aslâ imkânı da yokdur…

Onlar içün bu vazifelendiriliş, ancak, papalığın “takdis” edib dünyâ çapındaki “aziz rûhânîler!” listesine aldığı kişiler içün bahis mevzuu olabilir; ve “yalancı peygamber” kabûl etdikleri (hâşâ ve kellâ) Kâinâtın Fahri Aleyhisselâm’a hakkı ile îmân eden bir kişinin de, Vatikan ve insanlığın (!) lehine “Allâh tarafından vazifelendirilmesi” aslâ düşünülemez…

Bu itibarla “Monsenyör Marovitch Beyefendi”nin, M.F.G. nezdindeki yeri fevkalâde mühim ve ma’nâlıdır. Dolayısıyla:

1) Müteveffâ, Vatikan Papalık Devletinin temsilcisi olması hasebiyle, papalık “misyonu” ve siyâseti dışında bir dostluk da takib edemez. Onun böyle bir müstakil irâde ve karar ortaya koyma hakk ve salâhiyyeti yokdur. Onun bütün söz ve fiil çapındaki her beyânı, doğrudan doğruya ve mücerred papalık politikasının bir îcâbıdır, oranın irâdesidir… Buna rağmen, Monsenyör Beyefendi, F.G. tarafından “Türkiye dostu!” olarak dünyâya reklâm ediliyor… Aslında ise (dost) ilân edilen, Vatikan’ın tâ kendisidir… Müslüman dünyâsını Vatikana ısındırmak, Nasrâniyyet’e (Hristiyanlığa) hümanist bir maske giydirerek müslümanlara bu yüzü göstermek ve bu misyonu yerine getirmek…

2) Müteveffâ Marovitch Beyefendinin “misyonu” ile, “tanrı tarafından görevlendirildiğini” beyân etdiği M.F.G’nin, Papayı ziyâretinde Papa ile elele tutuşub “Biz burada papalık misyonunun bir parçası olarak bulunuyoruz!” deyişi, misyondaşlık noktasından da bir vesîka ortaya koymaktadır…

3) Papalığın Anadolu’ya, bir Hristiyan toprağı olarak baktığı ve orayı hristiyanlaştırma plânlarına sâhib olduğu, 1000 yıldır bütün cihânın bildiği ve bunda da asla şübhe etmediği bir hakîkatdır…

4) Bu Vatikan Devletinin politik temsilcisi Monsenyör Beyefendi, aynı zamanda 20 asra yakındır, vicdânının rengi bütün haçlı seferleriyle dünyâca müseccel olan papalığın “engin vicdanlı!” bir papazıdır; ve böylelikle de, nasıl olmuşsa (!) kendi târih ve aslına ters düşüveren bir Beyefendidir!.

5) Bütün dünyâyı misyoner teşkîlâtları ile avuçlarına alarak sömürgeleştiren batı dünyâsının beyni Vatikan Devleti ve onun T.C. temsilcisi Marovitch, M.F.G. Beyfendinin politikasına göre, “dünyâ barışının temini için samîmi gayret sarfettiğine şâhit olduğu ülkesi vatandaşı” bulunmaktadır… Hem de bu, “samîmi bir gayretdir!” ve bunun şâhidi de, öyle “şıracı-bozacı” misillü birisi değil, koskoca Okyanus Ötelerinin “HOCAFENDİSİDİR!”

6) Artık bunda, BU ŞEHÂDETDEN SONRA kimse ve hele “cemaat” aslâ şek ve şübhe edemez ve her kim ederse, o, N. Veren misillü bir hâindir; ve derhal rûhânî takdis ve tedrisden aforoz edilerek, tanrı katında la’netli bilinecekdir!

7) Monsenyör Beyefendi, “ülkemiz vatandaşı İstanbul Latin Katolik cemaatinin eski şansölyesi” olmak gibi nâdîde rütbeler ihrâz eden bir “yüce papazdır!” ve kendisine ta’zîm buyurulması, İslâm’ın Son  Şerîat’ına göre aslâ değil ama, Vatikan Devleti Papalık i’tikâd ve protokol esaslarına tevfîkan, kat’iyyen lâzım ve vâcibdir…

8) Vatikan Devlet-i Hristiyâniyyesinin politikası içün yaşamış Katolik büyüğü bu zâtın muhibbânı ve cemaat müntesibîni, M.F.G. dünyâ politikasına göre “sabr-ı cemîl!”in en güzelini ve en lâtîfini hakk etmiş bulunmaktadır… Ayrıca M.F.G Okyanus Ötesi mecmuası “A.siyon” dergisine bakılırsa, Marovitch Beyefendinin ne kadar kadri yüce bir zât-ı kabîr olduğu ve eline su dökecek bir müslüman bulmanın müşkilâtı da hemen anlaşılacakdır!

9) M.F.G Beyefendinin, “eğer ukbâda sefaat etme hakkına sâhib olursa!” yalınızca, müteveffâ ve “Osmanlı Şerîat Düzeni” diyerek bir ömür mücâdele etdiği Müslümanlığı bir türlü ortadan kaldıramayan ve Raşel Hanımın zevci Allende-Büllende takımlarını değil; bu “yüce şefaat hakkından” Monsenyör Marovitch sevgilisini ve O’nun da bütün muhibbânını perverde edeceği, aslâ ihtimâl hârici olamaz…

10) Kendisi içün (şefaat etme) makâmı münhâl bulunduğuna ve oraya kendisini namzet bildiğine göre, artık M.F.G Beyin “15 asırlık kelime-i tevhidi” de, şefaatine erecekleri içine alacak şekle getirmesi ve “…..Herkes kelime-i Tevhîdi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta Kelime-i Tevhidin ikinci bölümünü, yani “Mu….d Allâh’ın Rasûlüdür” kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere  rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır.” (Küresel Barışa Doğru, 2002, sh.131) diyerek bu kadar revizyonize etmesi de, şefaat ehli bu zâta mahsûs bir imtiyâz olsa gerekdir…

11) Ayrıca aynı mecmuada, T.C.deki Nasrâniler’in (Hristiyanların) asırlardır nice mağdûriyetlere uğrayıb nice “hakk ve hürriyetlerinin” verilmediği ve onlara çok zulmedildiği yana yakıla anlatılmaktadır!!!. Ancak, tam 90 yıldır müslümanlara yapılan ve Kâinâta âr gelen zulüm, işkence ve kıtâlin, binde biri bile kaleme alınmamakda!. Çünki M.F.G Beyefendinin yıllardır zihinlere çaktığı bir bâtıl icâbı: “Türkiye’de Müslümanlık %98 yaşanabilmekde ve geriye kalan %2 ise idârecileri ilgilendirmekde olub, herkesi alâkadâr etmemektedir. İslâm’da, hükûmet isteyen emir ve esaslar (hâşâ ve kellâ) yokdur, kutsal ittifak icâbı hedef, bu “siyâsal İslâmla?” mücâdeledir!!!”

12) Öyle ya, 15 asırdır Vatikan haçlı dünyâsı, İslâmiyyet’in, hükûmet emrini lâzım-ı gayr-ı mufârıkı olarak taşıdığını; Allâh Rasûlünün hem bir Rasûl ve hem de Hükûmet Reisi olduğunu; ve bugüne kadar bu emrin fiilen ve kan ve can pahasına yaşatıldığını veya yaşatılmak istendiğini; ve Kıyâmet’e kadar da bütün müslümanların bu din emrine “zarûrât-ı diniyyeden” bir esas olarak bakdığını; ve bunun, haçlı dünyâ emperyalizması önünde en büyük çin seddi teşkîl etdiğini bilecek, sonra da, birileri eliyle bu ana i’tikâdı yıkmadan dünyâyı sömürmeye devâm edecek!… Mümkin mi?. Uydur bir “siyasal İslâm!” masalı; ve ver ağzına safoşların, geviş getirib dursunlar!. “İbrâhimî Dinler!” ninnisiyle de milletleri uyutub, biçilen “misyonlarını!” edâ etsinler!. Hem de “engin vicdanlı!” Vatikan Devleti politikacılarının emrinde…

13) Dolayısı ile bu 7 maddeye göre müteveffâya ihtirâm ve ta’zim, “Hizmet-i îmâniyye ve Kur’âniyye” cümlesinden olub; “diyalogcu ve loşgörülü” bilcümle Risâle-i Nûr şakirdlerine lâzımdır!. Aksi takdirde cümlesi de, “hoşgörü-diyalog mesleği ve mezhebi!”ne ters düşmek “mülâhazasıyla” mahkame-i Kübrâya varamadan, yollarını nûra ve “sevgiye” değil, karanlıklar cenâhına çevirebilir ve seâdet-i dâreyne vâsıl olamazlar…

14) Ayrıca “Kutlu Doğum Haftasının,” 1989’da hangi “hoşgörü ve diyalog” meczubları tarafından ve hangi maksatla uydurulduğu ve bu uydurmanın da nasıl millet nezdinde zarûrât-ı diniyye derecesine yükseltilen bir (DİN) emri hâline getirildiği apaçık ortadadır. Diyalogcu cemaatin neşir organı ZAMAN ceridesinin yazarı Mümtazer Türköne’nin bir hafta evvelki yazısı okunursa, bu hakîkat dehşetle de görülebilir!

15) Allâh Rasûlü’nü, Kur’ân, Hadîs ve İcmâ’ esaslarına uygun tes’îd etmeyi yok ederek, bu 15 asırlık esasları çiğnemek; ve yerine de, (nasrâniyet) esas ve standartlarına uygun bir “Kadın Hakları haftası” piç mantığıyla, bir küfr ü bid’at ikâme etmek… Tamâmen kavmiyetçi bir kafa ile uydurulan bu haftanın, 15 asırlık “velâdet kandili” keyfiyetiyle zerre kadar alâkası yokdur; ve İslâm âleminde de, M.F.G’nin icâd ve uydurması olan “Türk Müslümanlığı!” denen bu bölücülüğe  ve onun “kutlu, mutlu, putlu ve kurtlu haftalarına!”  iltifât eden bir tek memleket bulunmamaktadır…

16) Konya’daki Mevlânâ türbesinin tepesindeki hilâlin kâidesine (HAÇ) resmedilmesi de, adı geçen “kurtlama” iblisliğinin bir eseri olarak şu son haftada ortaya çıkan bir rezâletdir ki, resmî makam denilen yerlerin, resmî DİB denen mıntıkaları, buralara bakarak kınama mı, yoksa kına yakma mı ister, bilemeyiz..

17) Bazı Millî Eğitim Md’lükleri denen yerlerin “loşgörü ve diyalogculuk” cezbesine kapılarak HİLÂL’in en etli sırt kısmına (HAÇLI PAPALIĞIN) sembolünü monte etmesi de, bu “kutlu uydurma hafta etkinliği!”

18) Bu gibi rezâletlere göz yuman AKP hükümeti de, ebedî cürüm olacak bu kabil gayr-i islâmî ve gayr-i insânî manzaralara cür’et edenlerin suç ortağı bilinecekdir…

19) Bu haller, kınanmanın da nâmütenâhî ötesinde bir keyfiyetdir; ve vaktiyle Midhad Paşa denen mason hâinin Osmanlı bayrağındaki hilâlin yanına (Haç) kondurması gibi bir hâlin hortlatılışıdır… Mason ve illüminati emrinde çalışan “loşgörü ve diyalog cebhesi!” bugünki hâliyle Mason Midhad Paşaların halefi olarak sahnede…

20) Bugüne kadar Papalık ve Marovitch-Gülen mukaddes ittifâk târihinde bir azîzin kabrinde haçın altına hilal takıldığına veya bilmem ne Vatikan Devleti müdürlüklerinin, haçın dörtyol ağzına hilâl oturtduğuna aslâ rastlanmazken; bunun aksinin ortaya konuluşundaki el çabuklukları ve Zâti Sungur numaraları şunu gösteriyor ve isbât da ediyor ki, “Hoşgörü-diyalog” fitnesi, dünyâ çapında İslâm’a revâ görülen en mel’un bir fitnedir; ve tamâmen Allâh Dîni İslâmiyyet’in Anadolu’da aşındırılıb Hristiyanlığın tahkim ve tatbikine müteveccih, Vatikan ve Haçlı Batı’nın, gizli ve sinsi bir haçlı savaşı ve harekâtıdır…

21) Sahneleri, pop-star havasına çevirerek, Kâinâtın Serverini, sulandırılmış ve çığırından çıkarılmış dekorlar elinde yüceltiyor görünmek ve bu görünüş elinde aşağılamak sapıklığı… Herşeyi Hristiyanlaştırma esasları içinde ele alarak, milleti ve Anadolu’yu, 1000 yıllık hırslı hayâllerin elinde “değiştirme ve dönüştürme” gizli  ve sinsi plânları ile yoğurmak…

22) Bunun içün de, Şer’î bütün merâsim ve ibâdetlerin merkezi 15 asırdır CÂMİ iken, bu “Loşgörü-Diyalog” fitnesinin uydurduğu “Kurtlu ritüellerle” CÂMİ saf dışı bırakılarak, milletin hedefine, müslüman ibâdedethâneleri değil, varyete artistlerinin de mekânı olan sahneler yerleştirilmek isteniyor… Ve sonra da, buralardan Vatikan ibâdethânesi olan kiliselere, kolayca geçiş yapmak…

23) Ayrıca, 15 asırdır İslâm esaslarına uygun tes’îd edildiği takdirde bir ma’nâ ifâde edebilen bütün kandiller, hacc, kurban, oruç ve bayramlar, hicrî takvimin islâmî disiplininden sıyrılarak, mîlâdî takvimin ve haçlı standartlarının zamanlarına göre sâbitlenmek isteniyor… Ve böylelikle de, islâmî esaslar, tahrif ve tağyirci, azılı ve sinsi bir İslâm düşmanlığının eline bırakılmakda… Binnetîce, müttefik diyalog cebhesi, hristiyânî esaslara yaklaştırma ve islâmi esaslardan uzaklaştırma hedeflemektedir… Dünyanın 130 ülkesindeki mektebleşmelerin ve Türkçe Olimpiyatları adı altındaki faaliyetlerin temelinde de bunlar yatıyor…

24) Vatikan Devleti cenâhının, en mukaddes merâsim ve ritüellerini kendi ma’bedleri dışındaki mekânlarda ve meselâ varyete artistlerinin kullandığı sahnelerde icrâ etdiklerine, acaba dünyâ nerede ve ne maksadla şâhid olabilmişdir?! İslâmiyyet’i, Hristiyanlığın istediği şekil ve kalıplara dökmek üzere başlatılan ve yürütülen faaliyetlerin adı: Hoşgörü, Diyalog, Medeniyetler ittifâkı, Kadın Hakları Haftası vezninde Kutlu D. Haftası, Türk Okulları ve Türkçe Olimpiyatları, İbrahimî Dinler, Dünya Dinleri Parlamentosu, Abant ictimaları, bilmem nere fitnebazlıkları, v.s… Topunun da biricik hedefi, hristiyanlaştırılmış, sekülerleştirilmiş, Kur’an, Sünnet, İcmâ ve müctehidlerden koparılmış sun’î ve uydurma bir din icâd etmek… Adı da (Müslümanlık) olmak üzere…

25) Elhâsıl monsenyör Marovitch nam papazın ne kadar yüce ve kıymetli bir cemaat büyüğü olduğunu anlamak içün, cemaatin “A.siyon” dergisini okumak ve işin iç yüzünü bütün çıplaklığı ile görmek de mümkindir!..

Hâdiselerin dış yüzündeki sahte makyaj ve yaldızlamaları sıyırıb bunların altını göremeyenler, daha çoook “kutlu, mutlu, kurtlu ve putlu haftalarla!” yatıb kalkar; ve Felemenk İneklerinden beter sağılmaya râzı olanlar da, sütleriyle nice yaban bilmem nelerini beslemeye devâm ederler…

(İntişârı: 22.04.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir