Hükûmât-ı Tayyibât İle Mısrîler Ve Diyalogsistler!
21 Kasım 2012
Sungur “Ağabey”in Cenâzesine Neden Aktılar!?
6 Aralık 2012

Laik (ateist) rejimin reis-i hükûmeti Tayyib Bey, Kütahya’da “Zafer Havameydanı!”nı açarken (muhteşem yüzkıl)ın en az yüz noktası

“MUHTEŞEM YÜZYIL” MI; (MUHTEŞEM YÜZKIL) MI? 

 

Ahmed SELÂMÎ

 

Laik (ateist) rejimin reis-i hükûmeti Tayyib Bey, Kütahya’da “Zafer Havameydanı!”nı açarken (muhteşem yüzkıl)ın en az yüz noktası dururken, belki sâdece bir noktasına vurdu; ve sanki tâkatı kesilmiş gibi de, gerisini, târihçi denen hayâlî vatandaşlarıyla, târih ve asl inkârı içindeki dejenerasyon neslinin ulumalarına bırakdı!.. Başvekîl Efendi, Kânûnî Cennetmekân’ın, Filimcilerin filmindeki gibi bir Sultân olmadığını, dünyâya ve (oy) sâhiblerine beyân kahramanlığındadır!. Buyuruyor ki:

“- Bizim öyle ecdâdımız yok, biz öyle bir Kânûnî, öyle bir Sultan Süleyman tanımadık…. Ben o dizilerin yönetmenini de, o televizyonun sahiblerini de milletimin huzurunda kınıyorum…. Bu milletin değerleri ile oynayanlara, milletçe gereken dersin, gereken cevâbın hukûk içinde verilmesi gerekir!”

Ajanslara düşen haber bu…

“BOP eşbaşkanıyım, Zapetero ve Berlisconi gibiler ahbâbım, A. Birliği benim evim, Türkiye Nato toprağı ve ABD stratejik ortağım ve dostum, hatta velîm!” diyen ve demeye getiren Laik düzen sâhibi zâta; ve laiklik misyonuyla şimâlî Afrikalarda reklâmcılık yapan bir başvekîle sorsak, O Cennetmekân Süleyman İbni Selîm Hân Aleyhirrahmeti ve’l-Ğufrân Hazretleri, acaba diyor mudur ki: 

“- Benim Receb Tayyib ve benzerleri gibi bir “ahfâdım var!. Ben öyle bir başvekîl tanırım, tanıyorum ve onunla iftihâr ediyorum!”

El Cevâb?????????????????

Ve o Halîfe-i Müslimîn, Sultân-ı Rûy-i Zemîn El Gâzî İbnü’l- Gâzî………………………Cennetmekân Hazretleri’nin, şöyle inleyib sızlanmadığını, âhu enîn, belki de beddua etmediğini, kim te’mîn edebilir?. Buyrun kulak verelim:

“- Hakk Teâlânın ve Rasûlüssekaleyn Aleyhisselâm Hazretlerinin ve ervâh-ı müslimîn ve bütün meleklerin huzûrunda, benim ecdâdımdan emânet aldığım Şerîat-ı Garrâ-yı Mu….diyyeyi ve O’nun yüzbinlerce emir, nehiy, kânun, hukuk, umde, nizam ve kâidesini mer’iyyetden kaldırıb, onları yasaklayan ve onlara îmân eden mü’minîn ve mü’minâtı 90 yıldır süründüren, asan, kesen, işkence eden, laiklik denen ateizmayı benim en mukaddes varlığım olan Mukaddes ve Muazzez Dînim İslâmiyyet’in yerine bir dîn gibi geçiren; benim at sırtında gece gündüz demeden uğrunda ter ve kan döküb can verdiğim (değerleri), benim ülkem ve vatanımdan, haçlı keferelerinden bin beter söküb atarak, “devrim” adı altında akla hayâle gelmedik inkilâblarla benim bütün mukaddeslerimi zîr ü zeber eden; imdâdına koşarak mazlûmiyyetine terahhüm etdiğim Fransız keferesi Fransuva ve vâlidesi madamın bâtıl îmân ve istikâmetlerini, onlardan taklîden ve onlara inkıyâden alarak, onlara tam bir teşebbüh içine giren ve böylece alçalan ve beni de binnetîce reddetmiş bulunan; ve beni ve ecdâdımızı, Âdem Aleyhisselâm’dan Son Peygamber Aleyhisselâm’a kadar modası geçmiş bir eşya gibi bodrumlara istif eden; soyumu sopumu beşikdeki bebeklere kadar vatanımdan sürüb atan ve bizlere benzemekden utanan ve haçlı-yahudi gavurlarına benzemeye ve onların içinde erimeye can atan; hâşâ min huzûr, heykelcilik, müşriklik, tefecilik, kumarbazlık, zinâkârlık ve lûtîlik ve hâkezâ… gibi binlerce şenîa ve denîayı, fezâhet ve rezâleti,  levsiyyât ve münkerâtı, küfr ü şirk ve nifâkı, her karış toprağı şühedâ kanları ile ıslanmış vatanımda devlet ve hükûmet himâye, siyânet ve hatta teşvîkine alan; pederimin cedd-i azîzi Sultan Fâtih ve sâir âbâ u ecdâdımın ve dahî ahfâdımın vakfiye ve âsârını, vakıf şartları dışında vicdansızca sûiisti’mâl eden;  benim bırakdığım afîf, nezîh ve tertemiz vatan sokak, cadde ve meydanlarını (Bizans fâ….şe ve o…….pularının) cirit atdığı levsiyât çukurları hâline getirmekden zerre kadar hâyâ ve iffet sancısı çekmeyen; Allâh ve Rasûlü düşmanlarını dost ittihâz ederek, onların kuyruğuna takılan bazı “medeniyetler ittifâkı ve hoşgörü diyalog!” gibi şeytanlıklar peşindeki hâin ve fitnebazları; milletimin şer’î îmân, amel ve ahlâkını silip süpürerek, bunların yerine yahudi-haçlı inanç, hayat tarzı ve kânunlarını ikâme edenleri; ve beni, kabrimde kemiklerimi sızlatacak kadar bana zıddıyyet ve muâraza içine girerek, bana zerre kadar BENZEMEYENLERİ;  BEN DE, AHFÂDIM OLARAK TANIMIYORUM… BENİM BÖYLE AHFÂDIM YOK. BEN DE BUNLARI ALLÂHIMIN, RASÛLÜNÜN, ENBİYÂNIN, EVLİYÂNIN, ŞÜHEDÂNIN, ULEMÂNIN, VÜKELÂNIN, VÜZERÂNIN, MELEĞ-İ MUKARRABÎNİN, MİLLETİMİN VE TOPYEKÛN KÂİNÂTIN  H U Z Û R U N D A  KINAMALARIN EN MÜŞEDDED VE MUDA’AF ŞEKLİ İLE  KINIYORUM. BENİM BU MİLLETE EMÂNETİM OLAN ŞERİAT VE DEVLETİMİN DEĞERLERİYLE OYNAYARAK ONLARI ZULMÜN EN ÇUKUR NOKTASI OLAN ŞİRK VÂSITALARININ TOPUYLA İMHÂ VE İHLÂL EDENLERE, HÂLIK-I KÂİNÂT HAKK CELLE VE ALÂ HAZRETLERİ KENDİ HUKÛKU VE ADLİ İLE MUÂMELE EDECEKDİR. O, BEŞER DENEN “MİLLET” GİBİ KARAR VERMEKDEN MÜNEZZEH OLUB, SİZİN GERİ ÎMÂN VE AKLINIZLA OLDUĞU GİBİ ONUN “KARAR VERMESİNDEN!” BAHSETMEK MUHALDİR… VE O’NUN (TAKDÎRİNİ=MUKADDER OLANI=KADERİ) İSE, BÜTÜN CİHÂN VE SİZ, VAKT-İ MERHÛNU GELDİĞİNDE MUTLAK OLARAK KARŞINIZDA BULACAK VE GÖRECEKSİNİZ,  VESSELÂM…”

(Halîfe-i Müslimîn ve’l Müslimât, Es Sultân- İbnü’ssultân……Süleyman İbni Selîm, Abd-i Âcizî)

Evet, Devletlû, Hükûmetlû, Âtıfetlû Saltanât-ı Cumhûriye Böyyükbaşları!

Bu devrân, bir gün sizi de ayakları altına almadan, siz, akıllarınızı başınıza ve îmânlarınızı da kalblerinize alır ve oraya devşirirseniz; ve etrâfınızdaki soytarıların oyuncağı olmazsanız, kâr eder ve o zaman “ecdâdınız!” gibi şerefyâb olur ve iki cihanda da rahat edersiniz!. Aksi hâlde mi?.

Kafalarınızı mâzîye çevirir ve târîhe bakarsanız, görürsünüz!

Filimciler, “ecdâdımız!” falan diyerek O Cennetmekân Sultân Süleymân Hân Hazretlerine zerre kadar NİSBET iddiasında bulunmadan ve nefs ü hevâlarının modern esîr ve köleleri olarak binbir türlü halt ediyor, (karıştırıyor, çalkalıyor ve kıvırtıyor)… Onlardan beklenen de mücerred bunlardır; ve onlardan, başka bir asâlet ve fazîlet beklemek ise, zâit, abes, hatta muhal derecesinde müstahil ve mümteni’…

 Ancak siz! Evet siz, “ecdâdımız!” diyerek, beşikdeki bebeklerine kadar vatanları dışına bir çöp torbası gibi fırlatılıb atılan Osmanoğullarının, en baş ecdâdına “NİSBET” iddiası taşıdığınız hâlde, hangi yüzle yaşadığınızı ve onların yüzüne de nasıl bakma cesâreti taşıdığınızın muhâsebesini, çok iyi yapabilmelisiniz!. Yapabiliyor musunuz, işte asıl mes’ele bu… Yoksa onlara, elinizdeki düzenin binbir noktasıyla ters; evet… ve bin kere ters mi düşüyorsunuz?.

Taşıyacağınız kıymet, bu suale vereceğiniz cevaba bağlı olarak ortaya çıkar; ve tatbîkâtınızın dışında da, zerre kadar bir irtifâ kaydedemezsiniz…

Bilgilerinize… 

(İlk intişârı: 28.11.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir