Niçin Bir Mezhebe Tâbi’ Olmalıyız? Aklî Deliller (Animasyonlu Îzâh)
1 Ekim 2017
Ben De Âlimim Neden İçtihâd Yapmayayım ?(Animasyonlu Îzâh)
3 Ekim 2017

MEZHEBLER ÜZERİNDEN İSLÂMİYYET’İ TASLİYE…

Ahmed SELÂMÎ

 

25 Eylül 2017 târihli “Türkiye-Azerbaycan Örneğinde İslâm Dayanışması Uluslararası Konferansının açılışında” Başvekil Binali’nin muâvini Hukuk ve İlâhiyyât diplomalı Bekir Bozdağ, çok yakışıksız sözlerle 15 asırlık İslâmiyyet’in usûl temellerine alabildiğine ve çok feci’ bombalar yağdırdı, neredeyse (Baraj ateşine) tutdu!. Bunun yanında, Pensilvanya şeytanının 15 Temmuz bombaları pek zayıf ve cılız kalmadı mı?!.

Yozgatlı Bekir Bozdağ nam vatandaş ve arkadaşlarının, 15 asırlık İslâmiyyet yerine, “Dembokrasi Dînini” oturtmayı ve bunun da “İslâmiyyet” olarak telâkkîsini arzu etdiği apaçık ortada…

Hiç olacak iş mi?.

Gâvurcasıyla alabildiğine ütopya; ecdâdın diliyle ise düpedüz “Hülyâ, hülyâ!”

“Hattâ Hulyâ-yı hazîn!”

Ne diyelim, Bekir, Haltettin Karamanlis’i bile sollayan, ismiyle müsemmâ tam bir “İlâhiyyatçı prototipi”; ve fakat aşırı hızlılardan!. “Yavaş ol ki molla desinler!” sözünü çok hakeden cinsden…

Ne yapalım, o da o yolda vazîfesini yapacak; biz de bu yolda!.. Nasıl olsa bir “Yüce Dîvân” karşımıza gelecek. Bu dünyâdaki uydurukları delinib delik deşik edilse de, Ukbâ’daki, zerre miskâl adâletden sapmıyacak!. Bekliyelim, günü gelince o (Dîvâna) mutlak sûretde mülâkî olunacak, acele şeytandan!

Bekir arkadaş ve vatandaşlarını Okuyalım:

1) “Mezhepçilik fitnesi İslâm dünyâsını yakacak en önemli ateşlerden  biridir.”

Misâl verilib “Aha, aha ağa aha!” denmez de, vâkıadaki (!) bu “Ateş” kavl-i mücerredde bırakılırsa, bu sözün dibinde çok fırıldaklar aranır!. Dibi delik deşik olur!. Ortalıkda hiç “Mezhebçilik” konuşulmazken, bunun kıyâmeti kopuyormuş gibi birden ortalığa atılması, hangi projenin tatbiki iktizâsıdır?. Böyle fil gibi “Fincancı dükkânına” dalınırsa, bunun altında hangi akıllı, şeytanlık aramaz?

Bervechi âtî diğer bombalamaları da gördükden sonra, bu yukarıdaki 1. maddeye tekrar döneceğiz…

2) “Mezhepçiliğe karşı da bütün İslâm ülkelerinin, Müslümanların bir ve bütün olması şarttır. Peygamber Efendimiz hangi mezhepten? Vahhâbî midir, Allâh’ın  Resûlü yoksa Şîa mıdır? Yoksa başka bir mezhepten midir? Hangi mezhepten Allâh’ın  Resûlü?”

Gördünüz mü: Mezhebçiliğe karşı oldun mu Müslümanları ve İslâm ülkelerini bir ve bütün yapacaksın; amma mezheblerin karşısına çıkan yeni bir MEZHEBSİZLİK MEZHEBİNİN müntesîbi veya imamı olarak, yani onların hepsini karşısına alan, yeni, nevzuhur ve zâid bir mezheb olarak piyasada veya podyumda bel kırınca, bir ve bütün olmanın anasını bellemiyeceksin!

Oha!

Bu ne açıkgözlük böyle!. Bekir arkadaşları bu akılla daha çoook îcâdlarda, hatta (dembokratik) ictihadlarda da bulunur!

Bekir, “Dinde Risâlet makâmı” ile “Dinde İCTİHAD makâmını” aynı görecek kadar rotayı kaybetmiş ki, Allâh’ın Sevgilisi Aleyhisselam’ın “Mezhebini” soruyor!. Vahye muhâtab O Zât-ı Risâletpenâh Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz Hazretleri, hükmünü bulamadığı bir mes’elede ictihad edecek; ve onun da hataya (Zelleye) ihtimâli olacak, sonra da bu, vahiyle tashih görmiyecek, öyle mi?. İctihâdında hata’ olunca, bu, vahiyle savâba kalbolan O Rasûl-i Zîşân Hazretleri, bu (Tashihden) mahrûm olan hangi müctehidin müntesibi yani talebesi olacak???

 AKP’nin dîne bakışını sevsinler!

Tevbeler Yâ Rabb!

Çocuk oyuncağı sananlara rağmen, bizi, azîz ve mukaddes dînini, rızâna muvâfık idrâk ve telâkkî ile; Sevgilin Aleyhisselâm’a, emretdiğin gibi (ÎMÂN) edenlerden eyle… O’na îmân etmeyenlerin, sana da îmân etmeyen müşriklerden olacağı hakîkatine, bizleri kat’iyyen îmân etdir…

İlâhiyâtçı kafasıyla “Mezhebçi” avına çıkan Bekir arkadaşları, Rasûl Aleyhisselâm’dan sonra da, 15 asırlık bütün sahâbîlere, tâbiîn, tebe-i tâbiîn, müctehidîn ve etbâına ayar çeker gibi, amma da yükseklerden baraj ateşi savuruyor:

3) “Hz. Ömer, Hz. Ebubekir, Hz. Ali, Hz. Osman, Sahabe-i Kirâm’ı hangi  mezhebe sokacaksınız? Onlar Allâh’ın dininden ve Peygamber Efendimizin yolundan  gidenler. Bizim işimiz de o. Allâh’ın dininde, Peygamber Efendimiz’in yolunda  gitmemiz lazım.”

Aman Allâh’ım!

Daha neler duyacağız?. Cennetle mübeşşer Hulefâ-i Râşidîn (Rıdvânullâhi Teâlâ Aleyhim Ecmaîn) Hazerâtını aledderecât saymaya bile iktidârı olmayan Bay Bekir, o zevât-ı kirâm içün “Hangi mezhebe sokacaksınız?” gibi  son derece âmiyâne ve hürmet dışı bir lâf sıkmakla da, kendi keyfiyetini isbatlıyor!. Onlar, kendi ictihâd bütünleri dışında bir mezhebe-mektebe “Sokulamaz”; ve onları böyle bir fiilin içine sokacak herif, daha anasının karnından fırlamadı!. Kıyâmet’e kadar da fırlayamayacak!

Çünki ONLARIN KENDİLERİ MÜCTEHİD İDİ. Onlar, Ashâbın müctehidleri idi…

Müctehid olmayan ashâb-ı güzîn onlara sorar, fetvâsını alır; ve Ashâb-ı Güzîn Hazerâtının yolu, muallimi, (Diyelim ki mezhebi-mektebi yani iftâ-müftî çizgisi), bu tâbi’ oldukları müctehid sahâbîler ve onların ictihadları (Fetvâları-cevabları) olurdu…

Bu ashâb müctehidlerinin ictihadları tedvîn edilemedikleri (Kayda geçirilerek tesbit, ta’yîn ve tasnif edilemedikleri) içün; ve bu işi, başda İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe Rahmetullâhi Aleyh Efendimiz Hazretleri ve etrafındaki 40 civârındaki “Müctehid Fi’l-Mezheb” derecesindeki talebeleri ve diğer (İmâm-ı Mâlik, İmâm-ı Şâfiî ve İmâm-ı Ahmed) gibi müctehidîn hazerâtı son derece ciddiyyet ve disiplinle yürütüb (Tedvîn) etdiklerinden, bunların müdevvenât-ı fıkhiyyeleri, İslâmiyyet’in tâ kendisi olarak, müslümanları müslüman olarak yaşatmış; İslâm hukûku diğer bütün beşerî ve şeytânî hukuk ve guguk sistem ve rejimlerinin anasını bellemişdir!.

Nasıl? Olmadı mı?

Herkes, ma’lûmâtı, îmânı, ameli ve ahlâkı kadar konuşur zâten!

İslâm hukûku ADÂLET; diğer bütün hukuk ve guguklarsa mutlak ZULÜM demekdir… EN BÜYÜK ZULÜM İSE ŞİRK

Bunlara imanmayanlara, Kitâb, Sünnet, İcmâ’ ve bütün imamlar KÂFİR-İ BÎDÎN damgası vurarak, onu ebediyyen cehenneme namzet i’lân ediyor!.

Nasıl? Gene mi olmadı?

Biz, “Şerîat’da bu böyle” diyoruz, bazı adam veya cüdamlar da kalkmış, canı cehenneme çakılasılar, bize “Tekfirci” diyor!. Şerîat’ın hükmünü bu yolla (Beğenmedikleri) içün de, işte, o “Kâfir-i Bîdîn” zümresine iltihâk ediyor bu yerli küferâ!

15 asırlık İslâmiyyet böyle demişken; buna ters ne kadar lâf u güzâf varsa; ve bunlara şeytânî akıllar yani oryantalist artıklar ne kadar “İlim-bilim-milim, v.s.” gibi kılıflar geçiriyorsa, bunların tamâmı da hurâfedir; ve binâenaleyh zerre kadar ciddîye alınamıyacağı mutlakdır…

Bir müslüman, Şerîat-ı Garrâ’nın (Kâfir-mü’min) tefrîki ve tesbîtinden rahatsız oluyorsa, ona müslüman denmez; müslüman kılıklı şeytan denir!. Kitab, Sünnet ve İcmâ’ın, müctehid ictihadları olmadan sûret-i kat’iyyede hayâta geçirilib tatbik edilme imkânı yokdur…

15 asırlık tatbikât bütün hakîkatı ile ortadadır; ve bunu isbât eder…

“Sünnî mezhebleri” denilen ve yüzde yüz Kitâb, Sünnet ve İcmâ’a müstenid vâkıa, işte bu tatbikâtı ortaya koyan disiplinlerdir… Bu mezheblere, (Bu fıkıh mekteblerine, bu İslâmiyyet’i ta’lîm ve terbiye yollarına) karşı çıkmanın, biricik ma’nâsı varsa o da şudur:

“Biz, Kitâb, Sünnet ve İcmâ’ın hayata geçirilerek tatbîkini kat’iyyen istemiyoruz, buna şiddetle karşıyız! Biz, bunların yerine, Dembokrasi Dîninin hukuk ve guguk rejim ve sistemlerini İslâmiyyet diyerek ehâli-i etrâk ve ekrâda yedirib içirecek; ve onları, Lozan’da verdiğimiz SÖZ ne ise demir kazıklarla ona çakacağız; ve, onlarsız yaşıyamıyacağımız Global Çeteleri de, Haçlı Batı emrinde olarak arkamıza alacağız!”

Mezhebler üzerinden İslâmiyyet’i ne kadar iptâl etmek isterlerse istesinler, hiç kimse, KADER’E, Donkişot veya DONVEŞORT palyaçoluğuna heveslenerek at mahmuzlamaya kalkmasın!

Başnâzır (!) Binali’nin muâvini Bekir arkadaş ve vatandaşları, “Mezhebçilik” terânesiyle, mevzuları tepetaklak edib gûyâ sûret-i hakkdan görünmeye de çırpınıyor ki, “Kur’ân ve Sünneti YAŞATMAYI” tam ters kutubda görerek; ve ayetle sâbit olan Bugün Dîninizi ekmel (En kâmil, eksiği olmayan) bir hâle getirdim, böyle ikmâl etdim” hükmüne rağmen, Kur’an-ı Azîmüşşân ve Sünnet-i Seniye’nin îzâh ve tafsîlinden başka bir şey olmayan “Sünnî ictihâd mekteblerini”, onlara “Mezhebçilik HASTALIĞI ve İNSANLARI REHİN ALAN” sanki ZORBALIK ve fir’avnluk sistemi gibi de bakarak, bir çırpıda ve zerre kadar insâf göstermeden sünnî mezâhibi mahkûm ediyor… Bu ise, 15 asrın inkârı ve mahkûm edilişidir ki, bundan büyük hadnâşinaslık, aslın ve vahyin tahkîri olamaz ve görülemez…

Bu, İslâmiyyet’e şaşı bakan iktidâr (!) ekip ve kadrolarının, “Bütün inançlara eşit mesâfedeyiz!” deyişlerine zerre kadar inanma imkânı olabilir mi; ve müslümanların “Din ve vicdanlarına” her zaman ve her yerde zorbaca saldırılmıyacağından tırnak ucu kadar emîn bulunulabilinir mi!?..

İşte buyrun:

4)Ama maalesef mezhepçilik hastalığı o kadar yaygınlaşıyor, o kadar  insanları rehin alıyor ki, Kur’ân ve sünnet mezheplerin gölgesinde kalıyor.”

Bugüne kadar, yavşaklık etdikleri politikacı esnafı içün, ısrarla, “Mezhebçilik diyerek sünnî mezhebleri kastetmiyorlar” diyen bazı gerzek partiperestler, hatta bazı salon mîrâsyedileri de, gelecek 5. Maddedeki ibâreyi okusunlar, kumandası Beştepe’de olan Bekir arkadaş ve vatandaşlarının “Baklayı ağzından nasıl çıkarıverdiğini” bir güzel görüversinler!

5) “Bu kadar müftünün huzurunda soruyorum. Ben mezara girince, Cenâb-ı Allâh “Sen Hanefi  mezhebini çok iyi anladın mı, anlamadın mı?” diye bana bir soru soracak mı?”

Öyle ya, bunlara göre Hanefîlik İslâmiyyet’in dışında bambaşka bir dîn! Beştepe’nin akıl hocası Haltettin bir televizyon programında kendisine sorulan suâle şöyle başlamışdı:

“Suâlinize İslâmiyyet’e göre mi, Hanefî Mezhebine göre mi cevâb vereyim!”

Bekir de öyle görünüyor ki, aynı ekib ve kadronun en hızlılarından!

Bekir demek istiyor ki:

“Boş verin hanefîlik manefîliği, böyle mezhebdi bilmem neydi gibi hurâfe şeylerle uğraşmayın; abes, hatta fitne ateşi olan işleri, yani mezhebçiliği geçin arkadaş! 1000 yıldır Türkler kurdukları devletlerine kadar Hanefî imiş de bilmem ne imiş! Eski çamlar şimdi bardak oldu, Bardakoğlu Hocamız bile “Dünyâya bakarak dîn inşâ’ edeceğiz diyor, geçin artık eskileri!..”

Demek ki, Hanefî de olsan, Bekir vatandaşlarının şu aşağıdaki hükmü içindesin, mezhebçisin, “Fitne ateşiyle İslâm dünyâsını yakan” azılı mı azılı bir cânîsin:

“Mezhepçilik fitnesi İslâm dünyâsını yakacak en önemli ateşlerden  biridir.”

Peh peh, eğer HANEFÎ isen, ateşle YAKAN azabsın!

Mezheblere bakışdaki korkunçluğa bakınız!.

Stalin komünizması veya Hitler nazizmasında, halkçı ŞEFLER ateizmasında mı yaşıyoruz, bu ne yahû?

Bütün dünya global çeteleri ve ateistleri de istemese:

ELHAMDÜLİLLÂH HANEFÎLİK ÜZERİNDEN MÜSLÜMANIZ; VE SON NEFESİMİZE KADAR DA BÖYLE KALACAĞIZ…

Malikîler, Şâfiîler ve Hanbelîler de öyle… Mezarda da, hangi sünnî mezheb ve mektebde isek, suallere o mektebde ÖĞRENİB îmân etdiklerimizle CEVAB vereceğiz…

Müslüman-Gâvur herkes de, dilediği gibi Münker Nekir ile konuşur; kendisini de, ya “Cennet bağçelerinden bir bağçede; veya “CEHENNEM ÇUKURLARINDAN bir ÇUKURUN” dibinde (ESFEL-İ SÂFİLÎN) olarak bulur vesselâm…

Hani bunlar, kendilerine oy verenlere meydanlarda konuşurken:

“Biz size AŞIKIZ!”

Diyorlardı!.. Bunlar demek ki, “Hanefîler” başda, diğer sünnî mekteb-mezheb müntesibleri HÂRİC, geriye kalan herkesin âşıkları!!!..

Demek ki “Haltettiniyye mezheb-i bîmezhebi” ve halka âşık olmak böyle bir nesne!

Mâşuklar da bayram etsin!

Yerlerse tabii!

Bu Bekir arkadaşları şunu diyebildi mi:

“Fettö fitnesi, İslâm dünyâsını yakacak en mühim ateşlerden biridir!”

Diyemedi!

Diyemez de!

Dayısı olanlara kimse bir şey diyemez; ammâ, sâhibsiz Hanefî, Mâlikî, Şâfi ve Hanbelî’lerin topuna da salla gitsin!

Aşiret ağası bir Barzânî tufeylisi önünde bile sıfırı tüketenlerin, 1000 yıllık târih ve Anadolu Müslümanlığı karşısında gardiyan kesilenlerin encâmı hiç de sıhhatli görünmüyor; bil’akis karanlık mı karanlık…

Halbuki Müslümanların (Dayıları ve ayıları) olmasa da ALLÂH’I VAR!. Bekir bunu unutuyor!. Reisi de yıllardır “Sünnilik” deyib vurdu da vurdu, Viyanalarda bile kasırga gibi esib gürledi! Yeni “Dembokrasi Dînini” din olarak îcâd etmeyi çok kolay zannediyorlar!. Haltettiniyye mezhebini hemen oturtub çöreklendirivereceklerini ümid ediyorlar!. Bunlar o kendi mezheblerini bile adam gibi yaşamıyorlar ki, onu nasıl çakıb yaşatabilecekler!. Yaşamayan yaşatamaz… Bunlar, bunun bile farkında olamıyacak kadar gevşek, Fetto bakiyesi çöplükleri bile süpürmekden âciz; sâdece “İslâmiyyet ve Müslümanlarla” uğraşmaya güçleri yetecek kadar da pusulası şaşmış ekip ve kadrolar, o kadar!

İşleri zordur zor!

“Hakk sillesinin yokdur sadâsı,

Bir de vurdu mu yokdur devâsı!”

Olan, kavm-i etrâk ve ekrâda olacak! Ne yapalım, bir de, Kader ne ise ancak o olacakdır… Öyle şâir bozuntusu bilmem ne Koç’ların i’tikâd zehri olan “Kaderin üstünde bir kader vardır” şeklindeki herzelerini; veya koç yumurtalarını da aklı başında hiç kimse yemez!. Sabreden, ömrü varsa görür; göremeyenler yerine de, gelecek nesilleri görür!.

 Mahkeme kadıya mülk değildir mezheb-mekteb kaçkınları!

“Hanefilik, yakan bir ateş” öyle mi?

O, hiçbir zaman öyle olmadı, aslâ da olamaz… 14 asırdır Hanefîliğe böyle bir iftirâyı, resmen ve alenen, ne Vatikan, ne Fener, ne Riyâd, ne Tahran (Kum), ne de bir başka merkez atdı!

Ammâ târihe bakanlar görür ki, bazı politika madrabazları, kendi halkları ve memleketlerini cayır cayır felâketlere sürükliyerek YAKMIŞLARDIR…

Bu da geçer Yâ Hû…

19-23 hedefleri diye sayıklasın dursunlar!

İntihâbda (sandukalı seçimde) nalları dikme korkusu, evvelâ kendilerini yakmaya başladı!

O zaman anlıyacaklar: “Hanefîliğin nasıl ve ne tür yakan ateş” olduğunu; ve bu resmî ve sunturlu iftirânın neler getireceğini!. Zülf-i yâre dokununca gadab-ı ilâhî nasıl tecellî eder, vakt-i merhûnu hulûl edince, netîcenin ne olduğunu o zaman görecekler!

Ve Mevlâ Azze ve Celle’nin hesâbını da!

 

İntişârı: 02.10.2017 / 10:25:05

3 Comments

  1. ensar dedi ki:

    Muhterem Hocam!
    Bekir ve onungibilerini güzel benzetmişsiniz. Fakat bunlar bunu anlamazlar. Çünkü kalpleri de, gözleri de, kulakları da mühürlüdür.
    Bunların dini dembokrasi, ilahları ve rabları parlmentolarıdır! Mezhebleri; partileri, ibadetleri recption ve ulularını ziyaret! Zikirleri; yalan, iftira ve inkar!
    İşleri; Allah’a (c.c) ve onun şeriatına karşı harb!
    Elbedde ki Allah’ın (c.c) da bir hesabı var. Bekliyoruz.

  2. burak dedi ki:

    Muhterem Hocam,
    Önceden “Ne şiiliği ne Sünniliği, siz Müslüman değil misiniz?” diyerek Ehl-i Sünnet’e hücum ederlerdi. Peki demokrasi dini müntesibi bu şahsın, konuşmasında, mezhepsizlik (dinsizlik) adına zırvalarken, sapık Şiilik ve sapık Vehhabilik ile birlikte Hanefiliği zikretmesi, zırcahil oluşundan mı ileri gelmektedir yoksa maksat İmâm-ı Â’zam Ebû Hanîfe Hazretlerine ve Hanefîlere kasten saldırmak mıdır? İtikadda bir olan Ehl-i Sünnet mezheplerimiz arasından neden hususi olarak Hanefîliğe hücum edilmiştir? Herhalde artık ağız değiştirip, Sünnîlik yerine hususi olarak Hanefilik diyerek tahrifata, tahribata, ifsada başladılar.

    • amir dedi ki:

      Aziz Karındaşım!
      Bunların zır cahil, zırzır cahil veya hınzır cahil olmalarından bahsedilemez!
      Çünki bu kabil ma’lumat öyle derin tetebbuat ve tedkikat istiyen mevzular değildir. Bunlar, belli (Projeleri) tatbik mecburiyyetinde bırakılan eyyamcı ve mevcud saltanatlarını muhafaza etmek peşindeki kadrolardır. Bunlar, Allah Azze’ye ve Dînine güvenen insanlar olamazlar. Global dünyaya ramolmadan yaşayamayız” noktasına çakılmışlar. Bunun zaruri neticesi de İslam diyerek, dembokrasiyi İslamiyyet’in yerine oturmakdır… Dışarıdaki patronlar böyle istiyor. Halka da dembokrasi İslam diye yedirildi mi iş biter… Selam ve dualar…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir