Dib’in Başındaki Görmez Hilâli Neden Görmez?
21 Ağustos 2018
Hz. Muâviye’ye Karşı Bay Râif Ogan İnsâf ü Edeb!
Ahmed SELÂMÎ
20 Eylül 2018

MENŞEİ MUHTELL, YAMALI BOHÇA GİBİ BİR “HUKUK SİSTEMİ!”

Ahmed SELÂMÎ (Dağistânî)

 

 

“Lâyık Demokratik Cumhûriyet” felsefe-i garbiyyesine 95 senedir lâ şekk velâ şübhe îmân eden T.C. devlet-i ılmâniyyesinin Temyiz Mahkemesi (Yargıtay) Reisi İsmail Rüşdü Cirit nâm, âlî (yüce) ve gayr-i cüce me’mûrîninden bir zât, “Adlî Senenin Küşâdı” münâsebetiyle, Sarây-ı Hümâyûn-ı Tayyibe’de bir nutk-ı şâhâne (söyleşi) îrâd ederek; beşerî ve ilâhî bilcümle hukûkî ıstılâhât ve esâsâtı veya (freng hançeresiyle terminolojiyi) bir kaba doldurub, bir nice gayret ü “liyâkât, ehliyyet ve adâletle” biribirine karıştırarak (yani  lûgât ma’nâsıyla halt u halita ve mürekkeb eyliyerek), bunca mahsûlât ve menkûlâtı, hâzirûna, yani hükkâm u rüesâ ve ümerâ ve vükelâ ve vüzerâ ve adam ve madam cemâat-i asriyye ile, erkân-ı devlet ü asâkir-i Mahsûre-i Hulûsiyye’ye lutf u ikrâm eyleyüb, (evrâk-ı mahsûsalarından tenkîsât ile lübbü’l-lübb kıvâmında kıraat buyurarak) lisân-ı inkılâbiyye üzre ihsân u in’âm dahî buyurdular!

Adı geçen (3/Eylül/2018) târîh-i efrencîsindeki  nutk-ı muhteşeme (!) İngiliz mayasıyla Anadolumuz’da peydahlanan bazı nesebi ve ervâh-ı gayr-i tayyibesi ma’lûm veya mechûl matbuât (medya) veled-i zinâlarından, havlama, hırlama, horlama, harlama, zırlama, tavlama ve atlama savt-ı şenîa ve denîaları da hemân yükselmedi değil!. Çünki, içinde “Âyet, hadîs, dînî bir hüküm” geçen her konuşma, onları, kuduz ve uyuz ve ulus ve ucuz bir kelb-i aqûra çevirmekde en müessir bir sebeb-i yegânedir!.

Bu piç sürüsü yerli, eğerli ve semerli İngiliz tohumlarını geçelim…

Sâniyen:

“Âyet, hadîs ve şer’î hükümleri”, yaklaşan seçimlerde oy’unu alacakları milyonların önüne, oltanın ucundaki yem gibi uzatan; mukaddes ve muazzez dînimizi âdî ve İngiliz mahrecli ve haçlı patentli politikalarına “âlet ü edevât, vâsıta ve basamak” yapan kim olursa olsun, biz de bir müslüman olarak onun bu cür’etini son derece kerîh, kabîh ve sefîh görür; ve derhal ve bütün mevcûdiyyetimizle onu redd ü nehy ve men’ ederiz…

Haçlı-İngiliz patentli politikaların bu topraklarda hükümfermâ olması içün mevcûd politikacılar ve onların me’mûru olan “bürokrat, hukokrat, DİB-okrat, hipokrat, şefokrat, rütbokrat, profrat ve ne kadar dembokrat” sınıf ve kademeler varsa, bunlar, kendi saltanatlarının devam etmesi içün, bu sistem ve rejimleri Anadolu ehâlîsinin dinlerine muvâfık ve ahengdâr göstermek peşinde son derece hırslı, gözkülleyici, kataküllici, aldatıcı ve hulâsa hannâs çıraklarıdır…

O kadar ki, İslâm sarayının bahçesinden kopardıkları 20-30 cins çiçeği, İngilizden müdevver politik binâ ve saraylarının kapı, pencere, balkon ve teras gibi pek muhtelif yerlerine yerleştirib, göz küllemeyi şöyle sürdürürler:

“–Ey, Sevgili millet! Şu rengârenk hârika güzellikdeki çiçeklere bakınız!. İşte bizim binâmız, bunların renk cümbüşü ve lâhûtî râyihalar neşreden eşsiz manzarası altında, dünyânın en ulvî ve mukaddes binâsı ve yapısıdır!. Yüce dînimizin bu kadar güzel çiçekleri ile müzeyyen ve mükemmel binâmıza, dünyâ, bilhassa İngiliz bile hayranken!.

Ya sizler?

Sizler de, bu pek az nasiblinin sâhib olacağı şunca ni’metler karşısında, aman şükredin; ne edin edin, aman nankörlerden olmayın; bekleyin, birden olmaz, yavaş yavaş geliyoruz, 2023, ba’dehû 2053 ve müteâkıben 2071’i bekleyin, az kaldı; daha 16 senecikdir iş başındayız; sabır, Yâ Sabûr.. bu ism-i şerîfe sabırla devâm edelim; sabreden derviş murâdına ermiş; hem Sevgili Peygamberimiz acele şeytandandır buyurmadı mı; yeniden, yeni bayramlara ve ata ruhlarına rücû’ ile kendimizi bir bulalım evvelâ, yeter ki siz (oy)larınıza sıkı sıkıya ve son derece hırsla sâhib çıkın, yeter ki demokrasi kazansın, sonrası Allâh Kerîm?!”

İyi amma o İslâm bahçesinden koparılıb o ecnebî binânın orasına burasına serpiştirilen onlarca çiçeğin kökü nerde?. Kökünden koparıldığı içün, o çiçekler o yabancı binânın orasında burasında 3-5 gün sonra solmıyacak mı, çürümeyecek mi?!

Kim yer bu bayat lokmaları, kim koklar o zaman bu çürümüş çiçekleri!?

İşte o kökünden koparılıb oraya buraya kondurulan ve solub çürümeye mahkûm çiçekler, aşağıdaki cümlelerin ve nice politik hannâsın beyanları aralarında onlarca hatta tonlarca!.. Çeyrek akılla okursanız, dört köşe bile olursunuz da; tam akl-ı selîm ve çelik gibi bir îman-ı şer’î ile hece hece kıraat ederseniz, İslâmiyyet’in ne kadar ucuzlatılıb harcandığını, gözleriniz yuvalarından pörtliyerek ta’kîb edebilirsiniz! İşte Cirit Bey’in Saray’daki nutk-ı şâhânesinden ve aralarına serpiştirilen solub çürümeye mahkûm, kökünden koparılmış zavallı çiçekler:

Yargı etiği ve adalet konusunda İslam hukukunda, Osmanlı devletinin kadılık sisteminde ve Yargıtay’ın ilk başkanı olarak kabul edilen Ahmet Cevdet Paşa’nın Mecelle eserini örnek veren Cirit şöyle konuştu: “Osmanlı’nın yıkılmasının en büyük sebeplerinden birisi liyakat sisteminin bozulmasıdır. Liyakat sistemi işlemeyince adama göre iş, rüşvet ve iltimaslar artmıştır. Memurlar yetkilerini kötüye kullanarak halka zulmetme noktasına kadar gelmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun yükseliş ve gerileme dönemindeki gelişmelerden ve liyakate ilişkin tespitlerden gerekli derslerin çıkarılarak kamu yönetiminde liyakat ilkesinin tavizsiz şekilde uygulanması devletin geleceği açısından son derece büyük öneme sahiptir. Ehliyet ve liyakata dikkat edildiğinde 21’inci yüzyıl Türk yüzyılı, uyulmadığında ise bir felaket olacaktır.

Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Başkanvekili Mehmet Yılmaz’ın önceki günkü “Unutma, kıyamet günü Allah’ın gölgesinde öncelikli olarak şu kimseler yer alacaktır; hak kendisine sunulduğunda hakkı kabul edenler, kendilerinden istenildiğinde cömertçe harcayanlar ve insanlar arasında hükmettiklerinde kendilerini onların yerine koyup tarafsız hüküm verenler” mesajından sonra dün de Yargıtay Başkanı Cirit ‘kıyamet’ mesajlı bir hadisle kamu yönetiminde liyakatin önemine işaret etti. Önemi nedeniyle hadislerde de liyakata vurgu yapıldığını belirten Cirit, “Hazreti Muhammed’in ‘Kıyamet ne zaman kopacak?’ sorusu üzerine ‘İş ehil olmayana verildi mi, kıyameti bekle dur’ buyurduğunu” söyledi.”

İslâm Bağçesinden ve kökünden koparılan çiçekler, 3-5 gün sonra solmak ve çürümek içün o bina ve sarayların orasına burasına şirinlik muskası gibi nasıl serpiştirilmiş gördünüz mü?

Çiçeklere bakıb, ehâli-i etrâk ve ekrad da:

“Ne güzel, ne müthiş, ne hârika bir saray bir binâ” diyecek; “Seçimde oylarımı ben nereye vereceğimi artık çok iyi anladım, yaşşa vârol aslanım benim, sen biriciksin biricik yavrummm!” diye kendinden geçecekdir!

Amma şu aşağıdakileri de unuturmuş! Unutsun, ne güzel! Onlar unutulmalı artık, onların yerine bu çiçeklerin hayâlleri ile yaşamamak olur mu?. Çölde serap görüb kana kana su içmek varken, dudakların susuzlukdan şerha şerha yarılıb çatlama ve patlaması câiz olur mu?!

Unutmalı, unutulmalı, ama hatırlatanlara da düşman okları çevrilmeli:

“Neden hatırlatıyor!” denilmeli…

Kurt gibi: “Neden suyumu bulandırıyorsun!” denilmeli!

“14-15 asır evvelki hükümleri artık kalkıb bugün uygulayamazsın, yok böyle bir şey!” denildi denilmemeli!

“İslâm güncellenmeli, bunu bile anlayamıyacak kadar ÂCİZ bunlar!” denildi, denilmemeli!

“İctihadlar değiştirilmeli!” denildi denilmemeli!

“Mecelle’ye bile tersden çark ederek ezmânın tegayyürü ile ahkâmın tegayyürü inkâr edilemez!” denildi denilmemeli!

“İslâm coğrafyası lâyıklığa neden bu kadar geç geçdi anlamıyorum; layıklık, devletin bütün inançlara ve dinlere eşit mesâfede olmasıdır; dîne dayalı devlet sistemine karşıyız; dört hakk din vardır!” denildi denilmemeli!

Ve kezâ, ve kezâ…

Dahası da yazılırsa bakarsınız kitab olur, kütük gibi şeyin yüzüne dahî, bu dünyâ cenderesiyle yılan gibi sarılmış hiç kimse, kolay kolay bakamaz!

“Adlî Yılın Resm-i Küşâdı” yapılmış!

“Emânetler EHLİNE, liyâkat sâhibi adam ve madamlara verilmeli imiş; ve ADÂLET ile HÜKMEDİLMELİ imiş!”

Nerede?

Bu sistemde mi?

Mümkin değil!

Tevbeler olsun, MUHAL, MUHÂL!

Nisâ Sûresi 58. Âyet-i kerîme söylüyor bunu; kime mi söylüyor?

Bir evvelki 57. âyet-i celîle ile şunlara:

“Îmân-ı şer’î ile îmân  edib salih amel işleyenlere; altından ırmaklar akan cennetlere konacaklara!”

KİTÂB-I MÜBÎN apaçık meydanda!

Acebâ zerre kadar anlıyan oldu mu!?

Kökünde, temelinde, özünde, fıtratında ve keyfiyetinde “İmân-ı şer’î, sâlih amel, hesâb-kitab, cennet-cehennem” olmayan; bunlara, olmamak bir tarafa, harbî olarak karşı olan lâyık bir sistemde nasıl YER olacak; veya onda, “emâneti ehline vermek ve adâletle hüküm” nasıl muhal olmıyacak!???

100 seneden fazla her sene “Adlî yılın açılışı, saçılışı ve tapılışı!” icrâ ediliyor; ve fakat hep aynı şekvâ ve aynı bitmez tükenmez yanıb yakınmalar ve sızlanıb kıvranmalar!. Her gün, kıtâller, çocuk tecâvüzleri (Batıcı kelbler bunu tahfîf edib hatta neredeyse şirin de gösterib istismâr diyor!); çocuk kaçırmaları, çocukları icrâ yoluyla ana veya babalardan koparma vahşîlikleri; zinâ cinslerinin binbir türlüleri, soygun, vurgun, kapkaççılıkların en zorbacaları, kumar ve piyangonun en resmîleri; alkollü uçkur ve çarçurların en lâyıkçeleri, adam ve madam satış ve ihâlelerinin en politik ve dembokratikçeleri; tapınma ve istavroz çıkarmaların en cumbokratçaları.. daha binlerce rezâletin en insanlık dışı vahşîlikleri…

Fetocu hakim ve savcılar bu nutukları kaç on senelerce  dinledi de, eşkıyâlıklarına, hâinliklerine kaç paralık törpü çekilebildi!?. Başpapazı dinleyib itaat etdiklerinin milyarda biri kadar Allâh Azze’yi dinleyenlerine rastlanabildi mi; lâyık dembokratik cumbokrasinin resmî misyonerleri de, onlara göz yumdukları ve önlerini açdıklarının trilyonda biri kadar, Müslümanlığa ve müslümanlara (Yeraltındaki milyarların) DÎNİ)ne, müzâheret ve muâvenetde bulunabildiler mi?. Feto’nun binbir çeşit din, denâet, şenâet, felsefe, hurâfât ve esâtirden derleyib  toplama ve halt etme (karıştırma) mahsûlü “diyaloglama dîni”, sonunda “hâinlik, kâtillik, sahtelik, hırsızlık ve eşkıyâlık” noktasında hükme bağlanırken; ALLÂH AZZE’nin Mutlak Hakîkat olan DÎN-İ CELÎLİ de, “14 asır 15 asır evvelki bir din olduğu içün bugün artık kalkıb UYGULANAMAZ!” hükmü yemedi ve böyle aşağılanmadı mı?..

28 Şubat (Rütbokrat) eşkıyâları, hâkim ve savcıları “Brifing” maskarası paçozlara çevirirken, hangi “Bağımsız YARGI bülbüllerinden bir teki bile, bir meyhâne kabadayısı kadar olsun sesini yükseltib çeyrek bir nâra atabildi?!?”

Sargı veznindeki yargı ve onun familyaları! Şimdi hangi noktadasınız!?

Barsaklarınızı temizleyebildiniz mi?

Feto meczubu “Yargı-kargı ve çalgı haşhâşîlerini” tamâmen temizleyebildiniz mi; yoksa, kriptolar, uyuyan hücrelerinde yılan gibi zaman ve zemin mi kollamadalar?. Daha hâlâ ağzınız, 15 Temmuz içün “Haçlı Seferi” demeye bile bin kere korkub, HAÇLI-Yehûd globalizması tehdîdleri karşısında ödünüz nerenize karışıyor; ve “Darbe-heybe” kemkümleri ile de milleti uyutub, memleket idâre etdiğinizi sanmıyor musunuz!.

Öyle ya, ABD, AB, Nato; Yahudi-Haçlı dünyâsı önünde ezik-büzük kavisler çizmenin adı da “Yerli ve Millî duruş ve Dünyâya meydan okuyuş!” olarak kafalara çakılıb târîhe geçecekmiş!

Yandaş ve sırnaş medyaya, sahtekâr danışman ve sıvışmanlara yüz verib onları tepelerine çıkaranların, arpalıklarda semirtenlerin; ve o yalama ve yalakalara güvenib ALLÂH AZZE’ye zırt pırt “güncelleme ve geçersizsin” mesajları gönderenlerin, bir gün bu satırlarımıza mutlaka ihtiyâcı olacakdır da; lâkin o zaman bunları okumaya ve îman-fikir nâmûsu ile düşünmeye fırsatları bulunabilecek midir, zor!…

15 asırdır cihana:

 “EMÂNETİ EHLİNE VERİN ADÂLETLE HÜKMEDİN!”

Diyen Kitâb-ı Mübîn, seçimler yaklaşırken hatırlanırsa, o çiçekler gene solub çürüyecekdir, onları gene çürüteceksiniz çocuklar, tosuncuklar!

Neye akıllanamıyorsunuz?

Akletmez misiniz, düşünmez misiniz, fikir cevheriniz uyuz mu oldu, ulus mu oldu, ucuz mu, ha?

Kitâb, Sünnet, İcmâ’ ve Kıyâs-ı Fukahâ kânunları olmadan “Emânet ve Adâlet” öyle mi?. İslâm’ın bağçesinden kopar 20-30 cins çiçeği, İngiliz projeli binânın orasına burasına serpiştir; ve sonra da çok rahat ve pişkin pişkin “Emaneti ehline, adâleti de hükmüne” yapıştırır ol, öyle mi?.

Ne de kolay işmiş!. 95 sene yık, 20-30 kelimeyle 1000 yıllık sarayı yapıvermiş yerine dikivermiş ol!

Güldürmeyin, bu kadar akıl kaçkını olan bir dünyâ mı var karşınızda ayol!.

Dünyâ, üstündeki 2 ayaklı layık-seküler haçlı bozuntularından mı ibâret; yoksa, toprak altında kalarak (hiç olduğuna inandığınız) DÎNİN, MİLLETİN, VATANIN asıl sâhibleri olan milyarlardan mı ibâret?. Maddeci gözünüz bunları göremez elbetde… Görmesini beklediğimiz de yok; ancak, kendi kendiniz olmakdan yani aslınızdan bu kadar ve fezâlar çapında uzaklaşmanız, hiç de hayra alâmet değil.  Bunu söylemek istiyoruz, o kadar… Haçlının vereceği mason dereceleri de, beşerî tanrı, totem, anıt-heykel, politik (Gül fidânı) bile olsanız, sizi kurtaramaz!. Seleflerinize bakıb ibret alamaz mı oldunuz?

Onlarca ve yüzlerce dinden, inançdan, ideolojiden, doktrinden, devletden ve milletden hukuk-guguk kırıntılarını topla, koy çuvala, salla, karıştırarak halt et, sihirbazın tavşan çıkarması gibi sen de bunlardan, “Emânetin ehline ve Adâletin de hükme verilişini” ÇIKART!

Bu ne kolay ciddiyet; ve bu, ne ucuz resmiyet böyle yavrular!?

Elinizde yazı ve dilinizde Türkçe olmadığı içün, % 10 da olsa anlamanızı ümid ederek Elmalılı Büyük Müfessir, Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri’nden iktibasla yazacağız ki, “insanlar üzerinde hükmedecekseniz” BİRİCİK ÇÂRENİZ VAR; okuyun ve anlamak içün, bin kere de olsa gene okuyun:

“…İNSAN, ALLÂH TEÂLÂ’NIN EMÂNETİNİ HÂMİL BİR EMÎNİ, BİR NÂİBİ OLMAYI DERUHDE EDEN YEGÂNE BİR MAHLÛKDUR Kİ, BU SA’YEDE MAHLÛKÂT-I SÂİRE ÜZERİNDE İCRÂ-İ HÜKM Ü TASARRUFA KUDRETYÂB OLABİLİR!”

Şimdi anladınız mı, NEYMİŞ?

Yahudi-Haçlı Batı gâvuru parmağındaki PKK ve Feto ve Allâh Azze’ye karşı nice devlet terörleri neden bitmezmiş; ve neden onlar “ÜZERİNDE İCRÂ-İ HÜKM Ü TASARRUFA KUDRETYÂB” olamazmışsınız?..

Yavrular!

Tosunlar!

Pek Yüce ve gayr-i cüce makâmât-ı şâhânelerde uçan Başkan ve Sultân ve Hân ü Hâkanlar!

Anladınız mı, yoksa hâlâ daha anlamadınız mı?.

Bir de Sevmediğiniz ve aslâ da Sevemiyeceğiniz Şeyhülislâm, Merhûm Mustafa  Sabri Efendi Hazretleri’nin şu cümlesini de iktibâsen nakledelim ki, bu sefer mutlaka anlar; ve hatta öylesine anlarsınız ki, tepenizin tası bile tavana yapışabilir:

“İBÂDÂT, MUÂMELÂT, UKÛBÂT, SİYÂSİYYÂT VE İCTİMÂİYYÂTA MÜNKASİM AHKÂMIYLA, DÎN VE DÜNYÂYI MÜCTEMİAN ELİNDE TUTAN ŞERÎAT-I İSLÂMİYYE’NİN ELİNDEN, HUKÛK-I ESÂSİYYE VE SİYÂSİYYESİNİ ALMAYA, DİNSİZ OLMADIKÇA İNSANLAR NASIL CÜR’ET EDEBİLİRLER?” (Yarın Gazetesi, 5/Muharrem/1346, s.94)

Nasıl?

“İmân-ı sahih ve amel-i sâlih ve hesâb-kitab, cennet-i a’lâ-cehennemin dibi” gibi mefhumları olmayan sistemlerin “EMÂNET VE ADÂLETİ” olur mu imiş, olmaz mı imiş!

ÎMÂNIN zerresi değil, bir kerhâne işçisi vatandaşları kadar bile olsa, Fikir nâmusu olan bu suâle cevab vere?…

Nasıl bir seferberlik lâzım, anlaşıldı mı şimdi?.

Özal’ın “Rakımı da çekerim bilmem neyimi de yaparım” havaları sıkan madamının,  bir zamanlar yapdığı “Resmî ni..h seferberliği” mi; yoksa, “Tecdîd-i îmân ve’n-nikâh seferberliği” mi birilerine ve bu millete lâzım ve hatta ŞART, anlaşıldı mı acebâ ve ebedâ???

İslâm Bağçesinin Çiçeklerini toplayıb oraya buraya serpiştirdiniz, iyi de, bilfarz, bu çiçekler sizce de güzel ve fevkal’âde olsun; hatta,  noksanı muhal bulunsun!. O çiçekler, bütünün cüz’leridir… Cüz’leri güzelse, o cüzleri taşıyan ve tecezzî kabûl etmeyen (muhâl bulunan), bütün neden güzel değil? Tecezzîsi muhâl olan Bütün, çirkin ve yanlışsa; onun cüz’leri nasıl güzel ve doğru olur?!

En düz ve basit mantıkla bile, işte sizin samimiyyet turnusolunuz!.

Ne kadar da mostralık!

Buna, “DÎNİ istismârın zirvesi” denir!

Zavallı ve çeyrek akıllı kıtipiyoz mollaları ve garîbân ehâli-i etrâk ve ekrâdı katakülliye getirmek ve onların (oy)larını depolamak kolaydır; amma (fikir sancısını) îmânının gıdâsı bilenleri atlatamazsınız!..

Dünyâ, bütün saltanatlarla YOK olacağı güne, son sür’at gidiyor!

Gene mi anlamadınız?

O zaman, gitdiğiniz kendi akıl ve mantık yolunu bile göremiyecek kadar “ÂCİZSİNİZ!”

Bu akıl ve mantık acziyeti ile mi “İslâm’ı gücelliyecek ve ona uygulanamaz” iftirâsı atacaksınız!?

Öyle değil mi Bay Başkan ve “Danışmâniyyûn ve bürokrâsiyyîn…..!?”

Nasibse, çalgıtay veznindeki yargıtay’ınızın “KIYÂMET”  bahsine de geçeriz!

Bilgilerinize…

 

İntişârı: 06.09.2018 / 18:06:23tt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir