Lâyıklık Ve Sekülarizma İçinde Tapınan Mahpus Politika…
Ahmed SELÂMÎ
31 Temmuz 2018

İSLÂMÎ ISTILAHLARI ATAN DİLİN,

MÜSLÜMANLIĞI SAHTEDİR!

Beşerin ruznâmesi her zaman ve mekânda zarûreten dindir!

Ahmed SELÂMÎ (Dağistânî)

 

1908’ Meşrûtiyet ve bilhassa 1923 Lozan Haçlı Seferleri’nden sonra (tam 110-95 yıldır), Anadolu’da Avrupa standartları ve politika esasları dayatılmış, hâlâ da bu, pek çok andlaşma, anlaşma ve sözleşmelerle aynen hükümfermâdır… Oynak ve fırıldak politikacı ahlâksızlığına dayanan yevmî itişib kakışmaların ciddîye alınacak bir tarafı da olamaz. Bütün bunlar, temelde aynı dünyâ ve devlet felsefesine îmân eden “Birâderân-ı hâzırûnun”  bir nevî kendi aralarındaki (akılsız-delişmen-ihtiraslara dayalı-nefs emrindeki) mu’tâd el ense çekmeleri, sanki aynı âile içi hırlaşmaların muâdilidir o kadar!. Bunlara aynı zamanda, Osmanlı Ecdâdımızın “İdâre-i Avâm=Ayakların baş yerine geçerek idâresi” buyurduğu (Dembokratik cumbokrasilerin), müzmin, müzebzeb, mütehavvil ve fıtrî abesi ve mücerred hasis menfaatları uğruna, (Ruznâme işgâli) ile biribirlerine külâh geçirme sululuk ve cıvıklığı da denilebilir!.. Şeytânî politikaların, kendi içlerindeki şeytânî herc ü merc…

27 yıllık CHP diktatoryası ve zalemesi zamanında olmıyan nice Haçlı Avrupa “Atık, artık, çer-çöp ve süprüntüleri bile”, bugün, Haçlı’dan müdevver dil (telâkkîler) olmazsa anlatılamamaktadır. Bu da gösteriyor ki, hâl-i hâzırdaki dembokrasi dînine irticâ’ eden bakiye-i millet, kendi dilini yani kendi kendisi olmayı değil, artık (Haçlı dili=Kıymet hükümleri) ile ne olunursa onu olmaya çakılmış; “devrim-evrim-değişim-dönüşüm-güncelleme-revizyon-reform, v.s.” rezâletleri ile buna mahkûm edilmişdir!.

15 asırdır kendi kendisi olduğu içün, nazarında, kendisi içün “Siyâset-i islâmiyye” ve gayrındakiler içün de “Siyâset-i müşrikiyye”den başkasını görmiyen millet-i İslâmiyye’nin bugüne devrolmuş dembokrat bakıyesi, artık “Jeopolitiksiz, ecopolitiksiz, sosyopolitiksiz, reelpolitiksiz, teopolitiksiz, global stratejisiz, v.s’siz” konuşamıyor!. Haçlı kıymet hükümleri öylesine cemiyeti esir almış ki, bu esâretin farkında olan bile kalmamış; hâlâ, varmış gibi “Bağımsızlık ve ipsizlik” nâraları atılabiliyor!

İstiklâl ve hürriyet-i dîniyyenin yani (hürriyet-i hakîkiyyenin) zerresi kalmadığı hâlde manzara bu…

15 asrın milleti, “Mutlak Hakîkata îmân etmenin” zarûrî bir netîcesi olarak dünyâyı “Dâr-ı İslâm ve Dâr-ı Harb” diyerek ikiye ayırırken, şimdi Haçlı dili ve kıymet hükümleri ile, “Tek kutublu-çift kutublu, yok Batı dünyası-Doğu dünyası; yok Kapitalist hınzırlar, sosyalist ayılar; yok Moskof-Çin-Hind-İran-Ankara hattı, yok ABD-AB-İngiliz-Yahudi kuyrukçuluğu; soyanlar-soyulanlar, dembokratlar-faşistler, v.s.” gibi uyduruk tasnifler dillerde… Bu da isbât eder ki, hayâtın her safhası, bütün teferruatına kadar Haçlı dili yani (telâkkîlerine) göre sistematize edilmiş-programlanmışdır. Böyle olunca da, buradaki İslâmiyyet, haçlı-yahudi cebhesinin ezelî düşmanı olduğundan elbetde terörist bir öcü gibi gösterilecek; ve mahallî yandaş ve oynaşlar da, heman aşağıya alacağımız bir sürü sakatlıkları, şirk ve küfürleri, nifak ve fesadları sıralamakda îmânî ve ahlâkî bir mahzûr görmiyecekler, bunları sık sık şöyle homurdanıb duracaklardır:

“İslâm güncellenmelidir, ictihadlar değiştirilmelidir, hılâfet diye bir mes’eleleri yokdur; âilenin ve kadın kolları ve hayatlarının Haçlı standartlarına göre muhtalit-karma bir noktaya çakılması lâzımdır; olmıyan “eşcinsel vatandaşlarının  hakkları(!)nı” da güvence altına almak şartdır… Günümüzde fâizsiz ekonominin düşünülemiyeceği; dine dayalı devlet sistemine karşı olunduğu; 14 asır 15 asır evvelki hükümlerin bugün kalkıb da uygulanamıyacağı; 4 hakk din bulunduğu; dinler arası diyalogla İslâmiyyet’in Haçlı ve Yehûdun hoşlanacağı şekilde tıraşlanıb budanabileceği; mezheblerin bölücülük, İslâm coğrafyasını tehdîd ve dîni (!) tahdîd eden şeyler bulunduğu; lâyıklığa şimdiye kadar neden geçilmediği ve bunda gecikildiğine akıl erdirilemediği; dembokratik cumbokrasi gibi beşerî ve izâfî sistemlerdeki paralamento tanrılarının neredeyse insanlığa ebedî ve sayısız nimetler olduğu; v.s…”

Bunlar gibi binlerce Haçlı ve dembokrat dili ve kıymet hükmü esas alınarak politika yapılacakdır!.. Üstelik de bunların, İslâmiyyet ile ters düşmediği, tam tersine İslâmiyyet’le aheng belirtdiği, zerre kadar utanmadan ve durub dinlenmeden propaganda edilerek… Sonra da, gene hâlâ “Müslüman kalındığı” ve bu (Lâyık, kayık ve gayr-i ayık) sistemin bütün müslümanlara emsâl teşkîl etmesinin îcâbetdiği, gerine gerine ve en yüksek tepelerin doruklarından dünyâya i’lânen tebliği yapılacakdır…

Âdem Aleyhisselâm’dan beri bütün enbiyâ vâsıtasıyla bazı kavimler üzerine ve SON RASÛL Aleyhisselâm ile de bütün insanlığa tebliği yapılan MUTLAK dîn, nizam, hakîkat veya sistemin, bugün adı, “Lâyık Dembokrasiyi” dile almanın bindebiri kadar bile dile alınmakdan uzakdır!. Üstelik de onu dile almakdan uzak durulmaya husûsî bir i’tinâ ve hassâsiyet gösterilmekde; global çete patronlarının rahatı bozulmasın diye, “Dembokrasicilik, yerli ve millî oluşculuk ve bağım(!)sızlıkçılık” adına, bu hassâsiyet ve dikkatin bozulmasından a’zamî derecede korkulmakda ve çekinilmektedir!..

Hulâsa, “Bağımsızlık, yerli ve millî olmak” gibi yüzlerce palavra, bugünün “Jeo(!)politiği, sosyo-politiği, eco-politiği, teo-politiği, global-politiği ve stratejisi, kemo-politiği, nato politiği, hatta feto-politiği” gibi binlerce Haçlı dili mefhumları ile yürütülmekde; medyanın ve internetin, matbuat ve reklâm atış-satış mihrâklarının, parti-pırtı trollerinin ana menfaat mevzuunu ve 24 saatlik mütemâdî dedikodu malzemesini teşkîl etmektedir…

Anadolu, Haçlı-Yehûdî filozoflarının şeytânî akıllarından sızan ifrâzât bulaşıklarına çöplük yapılmışdır. Medya başkuşu sonradan görme şarlatanların dillerine pelesenk etdikleri şu “Jeopolitik” uydurmasının bile bu kadar tutacağını bilseydi, bunun mûcidi (İsveçli Rudolf Kjellen) denen ateist, ifrâzâtının patentini belki de pek pahalıya devrederdi!. Anadolu’yu binlerce felsefenin cirit atdığı bir çöplük hâline getirmenin bir tek ingilizvârî sebebi de, gene aynı hedef; yani, Dîn-i Hakk’ın ve Onun lâzım-ı gayr-ı mufârıkı olan Hılâfet-i İslâmiyyenin, bunca çerçöp arasında tanınmaz hâle getirilmesi, dolayısıyla ademe sürüklenerek unutdurulmasıdır ki, “Muhâfazakâr Dembokrat” parti-pırtılar da bunu, “Din istismârında pek mâhir olduklarından” çok güzel becermiş; ve târihle aranın koparılıb atılmasını ve köksüzlüğe geçilmesini de, İngilizin tahminlerinden daha mükemmel ve pek hâince irtikâb etmişlerdir!

Kanser ve cüzzam hücrelerini tekessürde mümbit ve son derece kabiliyyetli bazı vücudlar gibi, Haçlı patentli ve menşe’li bu necâset sistem de, bol bol sahtekâr ve kenef çeteler üretmekde; ve fakat, onlara, “İslâmî ıstılahda mukaddesliği olan CEMAAT” mefhûmunu etiketliyerek, Allâh’ın Dînini kemirmekde bir mahzûr  görmemektedir!. Güneşde kalarak kurtlanan bir necâset benzeri bu ateist ve ataist sistem, 95 yıldır İslâmiyyet’in hakîkatına yasak ve tahrîfler uydurarak saldırmakda; ve merdivenaltı îmâlâtın başmücrimi, müfsidi ve müşriki olarak, Feto gibi, Kedicikli fuhuş mihrâkı (B.ktar) gibi, şii sapıtmalarının dâîsi (Ha.dar B.ş) gibi, Bursalı şeyh-i iblis ve hokkabaz (Yal.ın Ya.ar) gibi ve daha yüzlerce mülevves ve mübtezel (İslâm muharrifi decâcile)nin de vücud sebebidir… Sonunda da, bütün bu şeytan takımı decâcile ve cebâbire takımları, bugün, o Allâh’sız sistemin kendi başına ma’kûsen ve ilâhî bir cezâ ve belâ olarak geri tepmişdir!.

Uydurma inanç ve bâtıllara sûret-i kat’iyyede tenezzül etmiyen gerçek muvahhid bir mü’minin ruznâmesi, o, cihanda tek başına da kalsa, TEVHÎD, TENZÎH, TAHMÎD ve TEKBÎR olmak zorundadır. Bunun dışındaki ruznâmelere teslîmiyyet, Haçlı-Yahudi-Şarklı-Hindli-bilmem neli v.s. gibi beşerî ruznâmelere öyle bir teslîmiyyetdir ki, bunun, HÜR ve İSTİKLÂL sâhibi olmakla zerre miskâl alâkasından bahsedilemez…

İşte, “lâyıklık” denilerek dinin hükûmet ve ictimâî hayatdan TARD edilib kovulması veya 95 yıldır MAHZENE (Zındana tıkılması), bütün yukarıda zikri geçen menfîlikleri ve belâları netîce vermişdir. Bütün buna rağmen o, yani (Lâyıklık) denen ve şirkin en baş putu, “Bütün inançların teminâtı ve bütün din ve inançlara eşit mesâfede bulunmak” gibi tam tersden ve son derece uydurma ve aldatıcı bir ma’nâ anbalajına ve maskesine sarılmışdır ki, pes!. Zifirî karanlığı (aydınlık) diye yedirmek bu kadar olur; ve bunun bir misline dünyânın hiçbir yerinde de rastlanılamaz…

Bugün, “İslâm Güncellenmelidir” demek gibi câhiliyye dindarlarını narkozlayıcı mugâlâtalar bile abesin abesidir… Çünki bunun altında, Kelime-i Tevhîde beşerî sistemlere göre değil de Allâh ve Rasûlü Aleyhisselâm’ın istediği gibi îmân eden gerçek bir müslüman nezdinde, “İslâm, politikacı ateizmasının keyfine göre kurcalanıb değiştirilmelidir” demeye müsâvî, korkutucu, nefret etdirici, ürkütücü ve buğza hatta bedduaya vesîle olucu pek iğrenç ve dişlek bir müşrik suratı yatar… Bu gidiş, ortalığı Luter taslağı  müşrik İlhâdiyyatçılarla veya DİB azmanları ve sarıklı-cübbeli bazı soytarılarla doldurmaya kadar gider ki, buna, İslâm’ın (ALLÂH AZZE’NİN) karşısına geçmiş “Terör ÖRGÜTLENMESİ” denileceği îzahdan vârestedir… Ayrıca bütün bunlar, halkın en büyük ve köklü hayat damarlarını kesmek, “Millet olma kıvam ve özünü” sulandırıb, ruh ekseni ve omurgasını kaydırarak onun genleri ile oynamak olacakdır… Böyle ictimâî bir yapının, bugünün dünyâsında ayakda kalması da aslâ mümkin olamaz…

110, hele 95 yıldır Anadolu’da İslâm HİLÂLİ bayrak olarak göndere çekiliyorsa da, politikanın ve onlara takılan garîbân halkın dili, “Haçlı Batıl Batı” dili yani ehl-i salîb telâkkîleridir. Haçlılar, bilhassa İngiliz, 1923 Lozan Andlaşması ile, (eyâletlerinden birisi) olarak gördükleri Ankara hükûmetlerinin topraklarını, bir takım andlaşma, anlaşma ve sözleşmelere dayanarak istediği gibi tasarruf etmişdir. Müslümanların bin yıllık vatanındaki dilini de, kâğıt üzerinde TÜRKÇE yazsalar bile, hakîkatda ve ifâde kıymetleri noktasında (Haçlı Avrupa) dili yapmışlar; Anadolu’ya, kendi eyâletlerinden birisi imiş gibi çok rahat hükmetmişlerdir. Türkçe “İstiklâl”, kurbağaca “Bağımsızlık yani ipsizlik”, öyle, “Ben bütün dünyâya dik dururum” diyerek omuz kabartan başçavuş edâ ve tavrı ile ve (İstiklâlin) 15 asırdır yaşayan ve dirilten ma’nâsını tahrîf ederek ortaya konulacak bir keyfiyet değildir. Osmanlı devlet siyâsetindeki asâlet, kıvam ve seviye, ayak hududlarına inince, bu manzara içindeki palavralar, câhiliyye patlaması içinde hapsedilib kıvranan kalabalıkları da sanki mesteder hâle gelivermişdir!.

Yeryüzündeki “En alçak ve yüksek cem’iyyetleri” Müfessir Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri şöyle tesbit buyurur:

“…cemaatindeki muhtacların ihtiyâcını düşünmiyen harisler insanlıkla alâkası yok hâsirûndan (ebediyyen zarardakilerden)   başka birşey değillerdir….Mele-i esfelîn (cehennemin dibini boylıyacak cem’iyyet ve halklar),  yani en ALÇAK CEM’İYYETLERİN muhâsemât ve mücâdelâtı, (düşmanlık ve mücâdeleleri) hep yemek da’vâsı üzerinde dolaşır…. YÜKSEK CEM’İYYETLERİN münâkaşaları ise, yedirmek, infâk etmek ve muhtâc olanların ihtiyaclarına yetişerek ALLÂH’A KULLUKDA YÜKSELMEK YARIŞI üzerinde dolaşır.”  (c. 7, s.5014, Tab’-ı evvel.)

Bugün yeryüze bakıldığı zaman “EN ALÇAK CEM’İYYETLERİ” her adım başında görmek mümkün iken; “YÜKSEK CEM’İYYETLERE” yani İslâm Dîninin terbiye ve ta’lîminden geçmiş; “ALLÂH’A KULLUKDA YÜKSELMEK YARIŞI ÜZERİNDEKİ” hükûmet ve idârelere ise, hiçbir yerde rastlamak aslâ mümkin olamamaktadır…

“ALLÂH’A KULLUKDA YÜKSELMEK YARIŞI ÜZERİNDE” bulunmayan yeryüzü devlet ve hükûmetlerinin hiçbirine “EN YÜKSEK CEM’İYYET” nazarı ile bakılamıyacağı, bedâhaten ortadadır. “Globalizma emrinde Dembokrasi ve lâyıklık..” diye yırtınan hiçbir devlet ve hükûmetin, MÜSLÜMANLIK ve MÜSLÜMANLAR NAZARINDA “YÜKSEKLİK” ve kıymeti olamıyacağı da, islâmî mutlak bir hakîkat olarak Kelâm-ı Kadîm’in kat’î tebliğidir…

CHP, Haçlı ve bilhassa İngiliz kafası ve tâlimatları ile Lozan çukuruna atılarak İslâmiyyet’i yasakladı. Bu Lozan hezîmeti, jeopolitik, reel-politik, sosyo-politik bilmem ne çizgisi diye binbir şeytanlıkla halka yutduruldu; hayır, bu, onların diliyle yazarsak “TEOPOLİTİK HAÇLI DİKTASIYDI!..” Bizim dilimizde ise bu, (Hırıstiyan kıymet hükümlerinin), bütün memleketi işgâli yani “DÂR-I İSLÂM’I” (dâr-ı ridde) hâline getirişiydi…

Şimdi ise manzara daha da vahim. CHP, halkı karşısına alarak milleti yok etdi; şimdikiler ise bunlara munzam, HALKI YANLARINA alarak o yasaklamalara nice ilâveler ve eklemeler yapdılar!. Üstelik de bunları, hem Haçlıya kafa tutar gibi yaparak halka şirin görünme perdesi arkasından; ve hem de onun diktesiyle irtikâb etdiler. Şunları hiç kimse inkâr edemez ki, hepsi de vesîkaya merbut hakîkatlerdir:

Hem yerli ve millî ve müslüman olacak, hem de, haçlı zoruyla boyun eğib zinâyı suç olmakdan çıkaracaksın; İstanbul Sözleşmesi denilen bir ucûbeyle homoların olmayan haklarını varmış gibi kabul edib, onların “Haklarını Güvence altına” alacak; metres hayâtı yaşayan ve Allâh NİKÂHI olmayan “Müslüman geçinici” şeyta.larla İsviçre Papaz muâmelesi de olmayan uçkurperestleri “Evli” statüsünde göreceksin! Âileden REİSİ (BAŞI) kaldırıb, başsız sürüler îcâd edeceksin; ve âile yapısını iyice bozacaksın! En son Loto üzerinden şans oyunlarını teşvik edib KUMAR denen ictimâî âfet ve belâyı sârî illet hâline getireceksin! Nafaka soygunu uydurub, işsiz adamı bile ölünceye kadar nafaka haracına bağlıyarak, nice kancığı azdırıb kudurtacaksın!  Etiyle fıtratı bozan, ar-nâmus duygusunu dumura uğratarak dişileri kıskanmayı tamâmen tersine çeviren (Hâşâ min Huzûr) o mahlûku, “Kesim hayvanları listesine” alacak ve Anadolu toprağını o mahlûkun çiftlikleri ile kirletecek ve çürüteceksin!  Yetmemiş gibi, milyonlarca heykele bir de “Demokrasi Şehidleri” şirkiyle nice Anadolu çocuğunun heykellerini sağa sola zammedecek ve serpiştireceksin; meyhâne, umumhâne ve fâizhâneler her geçen gün daha da azıb kuduracak; ve îmânî, amelî, ahlâkî bütün dînî kıymetler zâten ayaklar altına alınmışken,  hukûkî, adlî, iktisâdî, ictimâî, siyâsî, askerî, tıbbî, onbinlerce kânunu, Haçlı kafasıyla Paralamento (tanrılarının) irâde ve hâkimiyyetiyle mer’iyyete sokacaksın!  Sonra da bu Haçlı saplaması dille, (Jeopolitik, sosyopolitik, reelpolitik, ecopolitik bilmem ne) diye, piyasa yapacak, oy devşirecek ve gemini yüzdürüb gideceksin!

Geçin bu sahtelikleri!.

Millet-i İslâmiyye’den bakiye kalan ve (dembokrasi dînine) istihâle etmiş ve (Câhiliyye PATLAMASI) içindeki  onmilyonlar bunları yiyib yutuyor diye, toprak altındaki mü’min-i muvahhid onmilyarlar da mı öyledir, hâşâ ve kellâ?. Millet-i İslâmiyye’nin %99.999’u toprak altında… Hem de Âdem Aleyhisselâm’dan bu güne ve Kıyâmete kadar… Üstdekilerin adı mı olur?.

Üç paralık dünyâ saltanatı içün sonsuz vebâl altına girerek, ebedî bir hasâreti satın almak.. öyle mi?

110 senedir, Haçlı patronlar, eyâlet idârecilerinin dillerine “Jeopolitik” tekerleme ve nakarâtı gibi şeyleri vermiş olsa da; dünyanın politiği, Âdem Aleyhisselâm’dan bugüne ve Kıyâmet de kopuncaya kadar Haçlı gâvur hançeresi ile:

“TEO-POLİTİK!”

De diyerek dünyanın gözünü külleyebilecekdir!. Aslında kendi içlerinde, onların her şirk, küfür nifâk, cinâyet, zulüm, fitne, fücûr, soygun ve harbi, bu (teopolitik) üzerinden yürütdükleri de bir vâkıadır… Tavizsiz, tevhidli, tenzihli, tahmidli ve tekbirli her Müslümanın ruznâmesi ise, haçlı dili ve telâkkîleri değil; her zaman ve mekânda, TEVHÎD TEMELLİ Siyâset-i İslâmiyye olmak zorundadır. Bunun da, haçlı literatüründeki teo kelimesi delâleti ile anlatılması muhâl… Zerre miskâl “Tecezzî kabûl etmiyen bir bütün olan İslâmiyyet”,  edille-i erbaası dışında mevcûd olamaz; olur diyenler, onun iç ve dışdaki mutlak düşmanlarından başkası değildir…

Müslüman odur ki, arz yuvarlağında bir tek ferd-i vâhid olarak da kalsa, kemmiyet (kantite putunu) kâidesinden deviren tevhid eridir; ve beşerîliğin de, zerresine kadar reddedeni ve nefyedeni… Hayatı ve memâtı, (Ancak) Allâh Azze içün olan adama ve mü’mineye müslim ve müslime denir…

Etrafında dönülecek ve ona ya taraf veya düşman olarak yaşanacak biricik ana ve temel esas, mü’mininde de, münkirinde de MUTLAK hakîkat ve onun sistemidir; yani, Allâh Azze ve Celle’nin irâde ve hâkimiyyeti MİHVERİDİR… Dünyâ, teziyle de antiteziyle de, bu tesbit ve hakîkatın dışına çıkmaya aslâ muktedir olamaz. Ve Mülk Sâhibinin Mutlak irâde ve TAKDÎRİ, ancak budur. Dünya içindeki ins ü cin, bu yolda ömrünü tamamlamaya mahkûm ve mecburdur…

İslâm, dünyânın ruznâmesinden hiçbir asır, yıl, gün ve saatde nasıl düşmemişse, gene şu anda bile bütün mevcûdiyyeti ile ruznâmededir; ve yarın da aynı şekilde olacakdır. İnsan denilen mahlûkun, bunu görememesi, bu ruznâmenin ademine delil olamaz…

MUTLAK DÎN, SİSTEM, SİYÂSET, HAKÎKAT, DEVLET VE HÜKÛMET, İRÂDE VE HÂKİMİYYET İSLÂM’DADIR; ONDAN BAŞKASINDA OLMASI DA MUHALDİR, MÜSTAHİLDİR, MÜMTENİ’DİR… Çünki onun dışındakilerin topu da, O’na bir aksül’amel; indî, izâfî, i’tibârî, âfâkî ve beşerî çerçöpden ibâret, zerre kadar kıymet ifâdesi olmıyan, şeytânî oyun ve oyalanmalardır. MÜLK VE MAHLÛK ne kadar Allâh Azze’nin ise, irâde ve hâkimiyyet de, mutlak ma’nâda o kadar O’nundur…

Cici Beylerin diliyle: “Açık ve net!”

“Herkes bunu böyle bile!”

Lâkin dünyâ, global çete iblislerinin peşine takılmış; ve son sür’atle uçub gidiyor!

Beynelmilel Gavur, “Armagedon” adını verdiği harbin çabuklaşması içün, yahudi-evangelist plan ve projeleriyle her yerde “Dembokrasi” diyerek; ve insanları paralamentolardaki ta’yinli (tanrılara) taptırarak, kontrolu elinden bırakmıyor; ve vampir gibi dünyanın kanını içmenin kuduruşunu, bu formüller üzerinden yürütüyor!…

Mezhebsiz kafanın kurduğu cümle, Haçlı dili ile iğdiş kelle hamûlesi olarak bakınız nasıl:

“ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesi, rasyonel ve reel politikaya aykırıdır. Buna rağmen bu karar alınmıştır. İşte bu, tam olarak ‘teopolitik’ bir karardır.”

Haçlı gâvurun diliyle konuşmanın düşüklüğü ve süründürücülüğü, Tanzîmat’dan ve bilhassa 1909 ve hele hele 1923 Lozanik Haçlı Seferleri’nden sonra o hâle gelmişdir ki, İslâm, böylece yok edilmiş; ve binâenaleyh devlet ve ona tâbi’ olan ehâlînin İslâm’a nisbeti de, bu (DİL BELÂSI) yani Haçlı dili ve onunla ortaya konulan Kıymet Hükümleri ile ortadan kaldırılmışdır…

Mezhebsiz münkirdeki cümlenin Müslümancası ise şudur:

“ABD’nin Kudüs’ü İsrâil’in Hükûmet Merkezi i’lân etmesi, Ehl-i Şirkin, Kadîm Müslümanlığın mukaddes KIBLESİ olan; ve nice Paygamberân-ı Izâm Aleyhimüsselâm Hazerâtının Makarr-ı hükûmeti bulunan; ve Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm Efendimiz Hazretlerinin Mukaddes ve Zarûrât-ı Dîniyyemizden bulunan Mi’râc Mu’cizelerinin ikinci basamağı olan Mescid-i Aksâ’nın da bulunduğu o Mukaddes Şehri, dâr-ı harbde bulunan müslüman kılıklı kalabalıkların şiddetli acziyeti ve irtidâdları sebebiyle işgâl ve istilâ ederek, tapu ve tasarrufu zâten İslâm’dan çıkmış o muazzez mekânı, aynı Mekke, Medîne, Şam, Bağdad, Kâhire ve İstanbul gibi DÂR-I ŞİRKE zammı ve ilâvesidir…”

Lâf u güzafdan meded ummadan ve lâklâkiyyâtı dolaştırıb dolandırmadan, mes’elenin açık, vazıh ve sarîh îzâhı budur…

Afgan işgâlinden, Suriye, Irak, Filistin, Yemen, Afrika, Filipinler, Mekke-Medine ve vâkıadaki bütün işgâllere; ve  “Yaptırım” kurbağacasıyla ifâdeye çalışılan her mes’eleye kadar topyekûn mevzu’lardaki çözüm, (yahudi saçı-sakalına çevirmekden uzak kalış), kadîm İslâm Coğrafyası’nın, bugün Yahudi-Haçlı lâ’netli işgâli altında olduğu kabul edilmeden aslâ anlaşılamaz; ve o coğrafyada, ne Müslümanlık’dan ve ne de Müslüman’lardan kolay bahsedilebilir!.. Politikacı sürülerin halkı ve kavimleri sevketmek ve kullanmak  içün ortaya atdıkları, o aslâ yaşanmayan eli kolu bağlı MUTLAK dîni istismâr ve sû-i isti’mal edişleri, sâdece hasis ve kabih saltanat menfaatlerinin bir iktizâsı bilinmelidir.

Her mes’eledeki (yahudi-evangelist)-haçlı politikalarının  altında, İslâmiyyet’in zıdd-ı kâmili olarak Jezus’un dünyaya DÖNÜŞÜ (Bizdeki nüzûl-i Îsâ Aleyhisselâm değil); ve haçlı ilâhiyyât esasları; ve yahudinin “Arz-ı Mev’ûd” gibi Talmut dogmalarının yatdığını kim inkâr edebilir?. Adı var olub kendisi olmıyan ve yahudi-haçlı dünyâsının kuyruğuna takılmış “İslâm Coğrafyası” denilen o beyne’l-hayât ve’l-memât yaşayan dünyâ da, dolayısıyla METBU’LARININ ruznâmesini tatbik etmekde ve onlara merbut bir keyfiyetin mahkûmu bulunmaktadır…

İslâmiyyet’in insanlığa getirdiği hürriyet ve istiklâl mefhumları da dâhil bütün ıstılahları yerine, Haçlı Avrupa DİLİ ve telâkkîleri ile konuşan kavimlerin, devletlerin ve onlardaki idâreci ve idâre edilib maymun gibi oynatılan ins ü cinnin (!) kendilerini “İslâmiyyet’e nisbetleri”, mutlak bir YALAN, GÖZKÜLLEME VE SAHTEKÂRLIKDIR; bunun başka bir delâleti de olamaz…

BU ŞEYTÂNÎ YOLLARLA Müslüman geçinenler, kendileri ile beraber Allâh Azze ve Celle Hazretlerini de “aldatmak” gibi (!) zırvalar zırvası bir muhâliyyetin ve ebedî hasâretin mahkûmu bilinecekdir…

İntişârı: 09.08.2018 / 16:44:15 tt.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir