10 Muharrem 1439 Âşûrâ Günü Münâsebetiyle
28 Eylül 2017
Hz. Muaviye’ye Düşman Olan Seyyide Hz. Ali Buyurdu
30 Eylül 2017

HZ. MUÂVİYE’YE KARŞI BAY RÂİF OGAN

İNSÂF Ü EDEB!

Ahmed SELÂMÎ

 

B. Anadolu gazetesinde “Kerbelâ Fâciası” serlevhasıyla intişâr eden serî yazınızın 28 ve 29 Şubat 1972 târihlerinde çıkan kısımlarını okuduk. Ba’zı satırlarınızı, mukaddesâtımıza saplanan hançer mesâbesinde telakkî etmemize imkân bırakmadınız.

Bay M. Râif OGAN!

Şunu hemen çok iyi biliniz ki, samimî bir sünnet ehli müslümanı, hiçbir sahâbîye seb ve şetmetmez, küfretmez, sövmez, hakâret etmez, iftirâ etmez. İşte esefle kaydedelim ki, siz ise Büyük Sahâbî Hazret-i Muâviye Radıyallâhu Anh’a zerre kadar sıkılmadan bu edilmiyeceklerin topunu birden etdiniz. Siz, Hazret-i Muâviye’yi sevmiyebilirsiniz; iddialı bir şiî ve bir alevî vatandaş kadar düşman da olabilirsiniz. Hattâ, müteveffâ Şemseddin Yeşil gibi: “Şam vâlisiyle ölünceye kadar mücâdele edeceğim” yollu ilân-ı harb fermanları da çıkarabilirsiniz. Ama, size âid olan mekânda… Kendi dâireniz içinde… Buna kimse ses çıkaramaz. Fakat te’sîri bütün dünyâya açık gazete gibi bir vâsıta ile buna tevessülünüz hâlinde, iş değişir. Böylece aleniyyete dökülen sedânızı, sarp ve yalçın kayalara çarparak geri dönen aks-i sedâ olarak duymak ve biraz da irkilmek zorunda kalırsınız! Biliniz ki aks-i sadâ sadânızın; sadânız ise sizin eserinizdir. Bizde günâh arayamazsınız!

Evet Bay Râif OGAN!

Hazret-i Muâviye’ye edilmeyecekleri etdiniz. Hesâb etmeliydiniz ki O Büyük Sahâbî, geçmiş ve geleceğiyle milyarlarca sünnet ehli müslümanın mukaddesâtından bir parçadır. Mukaddes sahâbîler, yüce Allâh Nizâmı İslâm’ın temelini, canlarıyla, mallarıyla, tâ İstanbul önlerinde kopan başlarıyla, kollarıyla, bacaklarıyla, ter, gözyaşı ve oluk oluk akıtdıkları kanlarıyla yoğurdukları harçla atsınlar ve bize devretsinler, sonra da biz, onlara edilmiyecekleri eden Râif OGAN karşısında susalım! Bu mümkün müdür? Bu, ehl-i sünnetin Îmân, İslâm ve nâmus anlayışının dışında bulunuyor.

  • İşte Hazret-i Muâviye önünde ve O’nu da fezâlar kadar aşan (aşağıda gelecek) ma’rifetleriniz madde madde:

MADDE 1- “Hissiz ve merhametsiz”

Yalan ve som iftirâ. Hisli ve merhametli…

MADDE 2- “Desîsekâr”

Yalan ve katı iftirâ. Desîsekârlıkla alâkası yokdu…

 MADDE 3- “Makâmı için hiçbir cinâyeti irtikâbdan çekinmez.”

Yalan ve su katılmadık iftirâ. Alâkası yokdu.

MADDE 4- “Şüphelendiği kimseleri öldürmekten çekinmez.”

Yalan ve iftirânın bayağısı. Alâkası yok.

MADDE 5- “Siyâseti muhâliflerini yok etmek idi.”

Kimsenin inanamayacağı bir yalan ve iftirâ. Bunun da alâka noktası sıfır…

MADDE 6- “Hz. Hasan’ı zehirletdi.”

Pek iri bir yalan ve iftirâ. Alâka bağı yok.

MADDE 7- “Hucr bin Addi katletdirdi.”

Alâka noktası yalan ve iftirâdan ibâret…

MADDE 8- “Melik Esteri öldürtdü.”

Zerre kadar alâkası yok…

MADDE 9- “Abdurrahman’ı zehirletdi.”

Alâka bağı yalan ve som iftirâ!

MADDE 10- “Sözünde durmayıcı.”

Bu da yalan ve iftirâ çıkını…

MADDE 11- “Tutduğu siyâset MAKYAVEL istibdâdına uygun.”

Mücessem bir yalan ve iftirâ. Edeb yoksulu…

MADDE 12- “Bağî.”

Mükemmel bir yalan ve olgun bir iftirâ!

MADDE 13- “İsyâncı”

İsyân derecesinde yalan ve iftirâ…

MADDE 14- “Bağy ve isyânının ise, BİZİM BİLGİN GEÇİNEN MÜTEASSIBLARIN BUYURDUKLARI GİBİ İCTİHÂD DEĞİL, tamâmıyla hânedan riyâsetinin te’mîni maksadıyla tutulmuş bir dünyâ siyâseti olduğunu söylemekten de vazgeçemem.”

(İctihad) olduğunu beyân eden nice müctehid, müceddîd, müfessir, muhaddis, fakîh ve târihçiye kadar uzanan ve kulaç ölçüsü içinde vücûd bulucu bir dile âid yalan ve iftirâ…

VE DEHŞET VE CİNNET MADDESİ:

MADDE 15- “İsmet yâni kusur ve günâhlardan korunmuş bulunmak sıfatı, ancak Resûlü Ekrem (S.S.)de mevcut ve müstehakk’dır. (Ondan gayrı, sıfat ve derecesi ne olursa olsun) hiç bir ferd kusur ve noksandan arınmış değildir. Bu sebeble târihî şahsiyyetlerin tenkîd ve muâhezeleri de normâldir.”

Değildir, anormâldir. Bu 15 nci maddeniz cihânın ismetine uzanıcı bir günâh mahsûlü olarak fâciadır… Peygamberimiz Îsâ Aleyhisselâm ismetsiz miydi? Peygamberimiz Mûsâ, İbrâhim, Nûh, Âdem Aleyhimüsselâm Hazerâtı da dâhil nice Peygamber ismetsiz miydi? Değildi. Hepsi de ismetli idi. Size iptidâîde peygamberlerin sıfatlarını ezberletmediler mi? Bu ne müthiş ismetsizlik fışkırtma isnâdı? Artık bütün sıraladığımız şu maddeler, hakkınızda bu 15 nci maddeden hâsıl olacak zarûrî bir ilmin ve itimâdın ışığında derhâl halledilme imkânı da bulabilecekdir…

MADDE 16- “Muâviye’nin İslâm’a yaptığı kötülükler.”

Bu da yalan ve iftirâ…

Bay Râif OGAN!

14 asır evvel en üst kademe arasında cereyân eden hâdiseleri, sizin gibi (veya benim gibi) en alt kademeden birinin hıristiyânî 1972 Şubatında yeniden fırınlayıp öne sürmesinin faydası nedir? Böyle yapmakla hangi ihtilâfın önünü alıp İslâmiyyet’e hizmet etdiğinizi sanıyorsunuz?! 10 Muharrem Hazret-i Muâviye’ye sövmek panayırı mıdır? Komünistlere, siyonistlere, ataistlere, bilmem ne “istlere” saklasanız o sövgünüzü, daha isâbetli olmaz mı?

  • Hazret-i Muâviye’nin eshabdan olduğunu değil Kıtipiyoz papaz eskisi Makaryos, en dîn sevmez Mao cenapları bile iddia edemez… Öyle ise:

MADDE 1) Hz. Muâviye, Kur’ân-ı Kerîm’deki sahâbîlerle alâkalı âyetlerin şümûlü dışında mıdır? O, sıkılmadan sıraladığınız sıfat ve hallerin sâhibi olsaydı, Cenâb-ı Hakk “Muâviye hariç” diyemez miydi, hâşâ? Hani böyle bir âyet? Halbuki Hazret-i Muâviye, sahâbîleri öven, yücelten, onların “biribirlerine merhametli” oluşunu beyân eden her âyetden hissedârdır. Yâni Allâh Azze ve Celle, O’na “iyisin” derken, siz bay OGAN, “kötüsün” diyorsunuz! Ve siz bu hâlinizle, Allâh’a itaat ve Hazret-i Ali (Kerremallâhü Vecheh) Efendimiz Hazretlerine ve ehl-i beyte muhabbet iddiasındasınız öyle mi?

Güldürüyorsunuz!

MADDE 2) Hazret-i Muâviye, dediğiniz gibi kötü, iğrenç sıfat ve hallerin sâhibi olsa, Rasül-i Ekrem’in (Vahy kâtibliğinde) ve (Kayınbirâderi) olarak yakîni olmakta işi ne? Gene bu vesîle ile hücre-i peygamberîde ve harem-i seâdetde işi ne?.

MADDE 3) Atıp tutmalarınız doğru olsa, Hazret-i Muâviye’nin hadîs râvîsi olarak, Sahîh-i Buhârî’de, Sahîh-i Müslim’de, Sünen-i Tirmizî’de, Sünen-i Neseî’de, Sünen-i Ebî Dâvûd’da, Sünen-i İbn-i Mâce’de işi ne?! Yüksek ilâhıyatçı (!) olarak hadîs râvîlerinin sıfatlarını bilmeniz îcâb etmez mi? Hadîs rivâyet edici bir zât olarak kütüb-i sittede yer almak, sizce bir ma’nâ ifâde etmez mi?

Gene Hazret-i Muâviye, isnâd ve iftirâlarınız istikâmetinde bir zât olsaydı, İmâm-ı Mâlik gibi bir allâmenin El-Muvatta’ında işi ne? İmâm-ı Ahmed İbni Hanbel gibi bir müctehid, Müsnedinde O’nu tam (104) hadîsin nâkili olarak kaydetmiyor mu? İmâm-ı Şâfiî gibi yüce bir müctehid de, Müsnedine O’nun nakletdiği hadisleri almamalı değil miydi? Mâdem almışlar, sizin beyânlarınızın yalan ve iftirâ olması muhakkak olur. Aksi halde şu 10 allâme zâtın, beş paralık kıymeti kalmaz. Mantık bunu âmirdir. Sizi mi tercîh edelim onları mı?!

MADDE 4) Hulefâ-yı Râşidîn ve Aşere-i Mübeşşereden olan muazzez sahâbî Hazret-i Ali ile Hazret-i Muâviye arasındaki ihtilâfa ictihâd ayrılığı diyenleri: “BİLGİN GEÇİNEN MUTAASSIBLAR” olarak techîl ve tahfîf cür’etinde bulunuyorsunuz. İmdi:

  • İmâm-ı Rabbânî Mücedded-i Elf-i Sânî Hazretleri Mektûbâtında bu ihtilâfa (ictihad) ayrılığı buyuruyorlar. Bu yüce Şerîat kahramanı zat “BİLGİN GEÇİNEN MUTAASSIB” öyle mi? Siz ise hakikî bilgin! Hem de mutaassıb olmıyan! Büyük değil ekber bir cür’et sâhibisiniz…
  • Eâzım-ı Evliyâdan Büyük Önder Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri (Gunye) nâm kitabında “Dilimizi tutmakdır”, “Her biri sahih bir te’vîle sâhib olmuşdur” gibi ibârelerle “ictihâda” işâret buyuruyorlar. Ba’zı Kâdirîlik iddiasındakiler, dikkat!
  • Gene Eâzım-ı Evliyâdan Büyük Önder Şeyh Ahmed Er Rufâî Hazretleri de, (Elbürhanü’l-Müeyyed) nâm eserinde “Sahâbe-i Kirâm Hazerâtı arasında zuhûr eden vukuât husûsunda ıtlâk-ı lisân hiç câiz değildir” ibâresini isti’mâl buyuruyorlar. Ba’zı Rufâîlik iddiasındakiler, dikkat!
  • Allâme Teftâzânî, en muteber akâid kitabımız Şerh-i Mekâsıd’ında şöyle buyuruyorlar:

“Râfızîler ve bilhassa onların gulâtı, sahâbe-i kirâmdan ba’zıları hakkında pek ziyâde buğzda, ta’n ve teşni’de bulunmuşlardır ki, bunlar, ikinci ve üçüncü asırlarda bulunmıyan bir takım hikâyeler ve iftirâlar üzerine müsteniddir. Bunları dinlemekden sakınmalıdır. Çünki bunlar her ne kadar sırât-ı müstakîm üzere dosdoğru yürüyenlere te’sîr etmezse de, gençleri şaşırtır, orta hallileri hayrete düşürür.” (Şerh-i Makâsıd, sh: 303)

  • Rûh’ül-Beyân tefsîrinde İsmâil Hakkı Bursevî Hazretleri de, bu ihtilâfa “ictihad” buyurmaktadır.
  • Büyük Şâfiî Fakîhi Hazret-i Nevevî, Sahîh-i Müslim Şerhi’nde:
  • “Amma Muâviye Radıyallâhü Anh, o, adâlet sâhibi füzalâdandır. Necîb sahâbedendir. (Radıyallahü Anh) Cereyân eden harblerde ise, her tâife için bir şübhe vardır. Bu sebeble her biri kendi nefsini savâb görmek i’tikâdında idi. Hepsi de âdildirler. (Radıyallahü Anhüm.) Harblerde ve sâirede müteevvil idiler. Bunlardan bir şey, onlardan birini (adâletden) çıkarmış değildir. ÇÜNKİ ONLAR MÜCTEHİD İDİLER. İçtihâda mahâl olan mes’elelerde ihtilâf etdiler.” buyurmaktadırlar.
  • Kâzî Ebülfadl İyâz Hazretlerinin Şifâ-yı Şerîf nâm eserinin Aliyülkârî şerhinde de buyurulur:
  • “Resûlullah Sallallâhü Aleyhi ve Selleme ta’zîm ve tebcîl cümlesinden biri de, onun ashâbına tevkîr ve ihsanda bulunmakdır. Onların haklarını – dîne olan hizmetlerini bilmekdir. Onlara uymak, onları güzel güzel senâda bulunmakdır. Haklarında mağfiret-i ilâhiyyenin tecellîsini dilemekdir. Aralarındaki ihtilâfdan susmak, ONLARA ADÂVETDE BULUNANLARA ADÂVET ETMEKDİR. Bir takım müverrihlerin bid’at ve dalâlet erbâbı olan bir takım câhil râvîlerin verdikleri haberlerden sakınmak, onlara dâir rivâyet edilen ihtilâfları güzelce te’vîle çalışmak, onlardan hiçbirini kötülükle yâd etmemekdir. Çünki Allâh Teâlâ onları Kitâb-ı mübînin birçok yerlerinde senâ buyurmuşdur. Resûlullah da, ashâbına ta’zîm edilmesini ümmetine tavsiye etmişdir. Kezâlik Ashâb-ı Kirâm’ın hasenâtını, fezâilini methe şayân olan şeylerini zikretmek, onların şanlarına lâyık bulunmayan şeylerde sükût eylemek de Rasûl-i Ekrem’e TA’ZÎM CÜMLESİNDENDİR.”
  • İmâm-ı Süyûtî Hazretleri de Camiu’s-Sağîr’inde Hazret-i Muâviye’nin fezâiline dâir birçok hususlar kaydetmektedir.
  • Müdakkık târihçi İbn-i Haldun da mukaddimesinde adı geçen ihtilâflardan “İCTİHÂD” olarak bahsetmektedir.
  • Cevdet Paşa merhûm da Kısâs-ı Enbiyâ’sında şöyle buyurmakta: “Elhâsıl: Ashâb-ı Güzînin ihtilâfları hep İCTİHÂDA mebnî mübâhasât-ı ilmiyye kabilinden idi. Ağrâz-ı dünyeviyyeden nâşî değil idi. Anların Kulûb-i mutahharaları hubb-i riyâset ve emr-i siyâsetden ârî idi.”

Bay Râif OGAN!

İŞTE 16 MADDELİK YALAN VE İFTİRÂLARINIZ, İslâm âleminin en büyük allâme ve âlimleri, Kitâb, sünnet, akıl ve nakil ile, böyle püskürtülüb, böylece red ve cerh edivermektedir… Bu muhterem âlimler, fakih ve târihçiler, adı geçen ihtilâflara “İCTİHÂD”dan başka bir şey demezken, sizin:

 “Bizim bilgin geçinen müteassıbların buyurdukları gibi ictihâd değil!”

Demeniz, ne ifâde eder? Bu hâl, sâhibi bulundunuz hangi rûh hâlinin ifâdesi olabilir? Siz kim ve nesiniz?

Siz binlerce Peygamberân-ı izâm Aleyhimüsselâm Efendimiz Hazerâtına “İsmetsizlik isnâd edecek kadar ismet hudutları dışına fırlamakdan” zerre kadar hayâ, nâmus, edeb sızısı çekmiyor musunuz? Sizin o sünnet yolu dışına düşmüş mantığınıza göre, İmâm-ı Ali Hazretlerini ve ehl-i beyti sevmiş olmak için, Hazreti Muâviye’ye küfretmek mi lâzım? Yahut Hazret-i Muâviye’yi seven, Hazret-i Ali ve ehl-i beyti sevmemiş mi olur?

“Edeb yâhû!” “El hayâ el edeb!”

Milyonlarca müslümanın mukaddesâtına saldırmak cür’etini hangi dalâlet kitablarından derliyorsunuz? Umarım ki şu makâle-i âcizânem, sebeb-i necât ve ıslâhınız ola… (Bizim Anadolu) refîkimiz de, adı geçen yazı ile eleme boğulan müslümanlara tavzîhde bulunursa, bizim dostça îkâzımın yerine varmış olur.

Ve minallâhittevfîk…

(04.03.1972)

[ Muhteşem Şerîat ve Fikrî Mes’eleler (1), Ahmed Selâmî, sh: 229-236) Tab’ı: 1976 ]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir