“İslâm’ın Unutdurulması” İçün Lozan’da Verilen Sözler!
Ahmed SELÂMÎ
24 Temmuz 2018
İslâmî Istılahları Atan Dilin, Müslümanlığı Sahtedir!
9 Ağustos 2018

LÂYIKLIK VE SEKÜLARİZMA İÇİNDE TAPINAN  MAHPUS POLİTİKA…

Ahmed SELÂMÎ (Dağistânî)

 

 

Dembokrasi dîni, bütün dünyada, bir tek dîn (kendisi) üzerinden, yine bir tek dünyâ hükûmeti teşkîlini istihdâf ederek, Evangelist tehdîd ve dayatmaları ile, zorbaca yürütülmeye çalışılıyor…

Bu hedef içinde bulunan Osmanlı Bakiyesi İslâm Coğrafyası’nın Allâh irâde ve hâkimiyyetinden uzaklaştırılarak global derin çetelerin (irâde ve hakimiyyeti) altında bulunduğunu da, âkil olan bir insanın inkârı, gayr-ı kâbil bir hakîkatdır…

Adı geçen coğrafyadaki “Hükûmetim” diyen istisnâsız bütün teşkillerin hiçbirisi, bu vâkıanın dışında kalamaz. Onların, halkın gözünü küllemek içün “islâmî” nice teferruatı öne çıkararak, bunlar üzerinden halka, “Kendilerinin halkla bütünleşmiş müslüman idâreciler” süsü vermesi, bu hakîkatı aslâ değiştirmez.

İslâm, tecezzî kabûl etmiyen bir bütündür; ve Tevhîd KELİMESİ, onun her zerresine varıncaya kadar her noktasını bu bütünün cüz’ü olarak içinde toplıyan bir çekirdekdir… “Bir iken iki, iki iken üç, üç iken dört olun, size cemaat olmayı emrediyorum……” emrine kadar en küçük teferruat gibi görünen şık bile, bu TEVHİD Kelimesinin içinde… Tâğûtî idârelerin zapt u raptı, avcu ve emri içindeki namaz, oruç, hacc, başörtüsü, tarîkat, barikat, cema(d)at, cum’a, bayram, kandil, zekat, rek’at v.s.ye kadar her şey, o Tevhid kelimesine açılan ve sımsıkı  bağlanan olduğu cihetle hakîki; aksi halde, i’tibârî, izâfî, sathî, sahte ve yalancı; bütünün dışında bir cüz olarak uzviyet dışında kalmış, çürümeye mahkûm kadavra, gömülesi bir ölü veya çöpe gidecek bir artık, cüruf…

Global derin yapıların bugün bütün dünyaya çakmak içün fevkal’âde ısrarla “Şeytânî Dembokrasi Religionunu” oralara kazıklama inâdı, binbir türlü zulüm, işkence, hukuksuzluk, baskı, soygun, tehdîd, hulâsa son derece ahlâksız ve vahşî usûllerle yürütülmektedir. Bütün buna rağmen, adı geçen coğrafyadaki idâreci mevkiinde bulunan şebekeler, global standartların dışına çıkmamak ve çetelerin gadabına uğramamak içün büyük bir dikkat ve itaatla, bu “Dembokrasi Dîni” içinde bulunduklarını her fırsatda tekrarlıyarak bir nevi inanç tâzeliyor ve patronlarına “Tekmil veriyor”lar…

Hulâsa edersek, Osmanlı’dan bakıye kalan İslâm Coğrafyası, bugün ma’nevî kuvvet ve silâhlanmanın en üst seviyesini teşkîl eden (Allâh-Rasûl-Kur’an) bağını koparıb atmış; yüzünü tamâmen kendisini esir alan Haçlı Batı standartlarına dönmüş; ve (Lâyık-Seküler) bir felsefe ve istikâmeti, “Vehen hastalığı ile de sürünerek” kendisine kayıtsız ve şartsız kıble edinmişdir…

Bir ruh ve hakîkât istinadgâhı ve dünyâsı olmayıb maddeye TAPAN müşrikler arzı, ne kadar kendi içinde bu tapınmada benzerlik, ayniyyet ve mütecânisiyyete sâhib gibi görünse de, insan fıtratı iktizâsı ihtilâflardan kat’iyyen kurtulamıyacakdır. Mevcud olan itiş kakışlar, “Dembokrasi denilen şeytânî Anka kuşu” üzerinde yani aynı beşerî dînde toplanmakdan değil; mevzii, mahallî ve ferdî ihtirasların, insan fıtratından mecbûren tezâhür eden çalkantı ve ifrâzâtından peydahlanmaktadır!… Bundan kurtulma imkân ve ihtimâlleri de kat’iyyen düşünülemez…

Mücerred ma’neviyyât mahrûmu ve mücerred Maddiyât “bağımlısı” ve mecbûru bir dünyâ ve ona TAPAN bir İslâm Coğrafyasının, Dembokrasi Dîni ile, herhangi bir mes’elesini çözmesi ve hele mutlak bir hürriyet sâhibi olarak, mutlak bir irâde ve hâkimiyyet altına girmesi muhaldir… Bunun netîcesinde de, dışa “Bağımlılık-esâret-rıkkıyet” mutlakdır…

İlerleme, yükselme, inkişâf, terakkî, çağ atlama; “uçduk, erişdik, yakaladık, tutduk, falan noktalarda kıymet kazandık, dünyâ devleti olduk v.s.” gibi binlerce politik lâf ve beyanların hiçbirisi, (Hakîkat) nazarında zerre miskâl bir kıymet ortaya koyamaz… Rûh ve maddeye hâkimiyyet merkezi olmayan ve mücerred bir organizma hâlinde kalan, (lâyık ve seküler dünyevîleştirici bir felsefenin), o vücûdu ceset hâline getireceği mutlakdır…

Osmanlı bakiyesi İslâm coğrafyası, kendi kendisi olmanın dışında kalmaya (mahkûm) edildiğini bile, şu anda idrâk etmiş görünmüyor… Bütün dünyevî sistemini, Haçlı Bâtıl Batı’nın DİLİ ile konuşarak halledeceği vehmine inandırılmış bir âlem ve ecdâdının dilinden mahrûm ve kendi müstakil DİLİ bile olmıyan, gâvurunkinden başka bir DİL de bilmiyen bir coğrafya, acziyyetin en çukur noktasında demekdir…

Öyle ki, kendi kendisi değilken, üstelik, başkası olmak içün istihâle geçirdiğine bile ruh ve irâde tâkatı bulunmuyor… Global dünya, “Layık-Seküler-Dünyevîleştirici” narkozlamasıyla bu netîceyi almışdır.

Adı geçen coğrafyanın, RUH, İRÂDE ve HÂKİMİYYET Silâhlanmasının merkezi olan “Allâh-Rasûl-Kitâb” merkeziyle bugün alâkası kalmamış; bu hâlle Târihe de zerre kadar bakmadan, tam bir kör gidişle ve vahşîce o merkeze el atılmakda; ve tefekkür, tezekkür, muhâkeme, mukâyese ve fıtrî melekeleri de böylece dumûra uğratılmış bulunmaktadır…

Mümtehine (13. Âyete) Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretlerinin Muhalled Tefsîri ile bakarsak, bugün antik dünyâ malzemesi hâline getirilen vahy, kör ve narkozlu dünyaya, bilhassa adı geçen coğrafyaya şöyle sesleniyor:

“Ey o bütün iman edenler! ÖYLE BİR KAVMİ DOST TANIMAYIN Kİ, ALLÂH KENDİLERİNE GAZÂB ETMİŞ. ÂHIRETDEN ÜMİDİ KESMİŞLER, ASHÂB-I KUBÛRDAN OLAN KÂFİRLERİN ME’YÛSİYYETLERİ GİBİ YE’SE DÜŞMÜŞLERDİR.”

Merhûm, tefsir sadedinde ise, kör ve narkozlu dünyaya ve adı geçen coğrafyaya şunları beyân buyuruyor :

“ALLÂH’IH GADAB ETDİĞİ BİR KAVMİ DOST TANIMAYIN—ONLARIN VELÂYETLERİNE TUTUNMAYIN, TARAFDARLIK ETMEYİN, BİRŞEYLERİNE HEVES EDİB DE MEYİL ETMEYİN……BUNDAN MURÂD, MUAYYEN VE MAHDÛD BİR KAVME MÜNHASIR OLMAYIB, ZİKROLUNAN VASIF İLE MUTTASIF HERHANGİ BİR KAVME ŞÂMİL OLMAK GEREKDİR. ZİRÂ ĞADABIN VEYA NEHYİN SEBEBİ OLMAK ÜZERE BEYÂN BUYRULAN ŞU VASIF, ONLARIN VASF-I MÜMEYYİZLERİYLE BİR TA’RÎFİ DEMEKDİR.” (c. 7, s. 4921)

Bugün şu satırların ifâde etdiği ma’nâ ve hakîkatlere, ne dünyâda ve ne de (istisnâlar hâric) İslâm Coğrafyasındaki narkozlu milyarlar arasında, ruh, kalb ve beyin muhâtabı bulabilmek mümkindir!

Ruznâmeyi Global Çeteler hazırlar ve Osmanlı Bakiyesi İslâm Coğrafyası da “Efendisine bağlı bir köle” gibi bu ruznâme üzerinden tıpış tıpış âtîye akıb gider!. Ve ona, “Bağımsızlığı, devleti, milleti, vatanı ve bayrağı” avazı çıkdığı kadar tekrarlatılır ve her yerde söyletilir… İnsanlık, politikacı sihirbaz esnâfının güdümünde, 4, 6, 9, v.s. gibi sihirli, i’tibârî, izâfî, nazarî ve hakîkat dışı rakamlara bağlanarak, RÛH-VAHİY dışı materialist hedeflere sürüklenerek beşerî tanrıların tapınıcıları hâline getirilmektedir…

Ruznâmeyi dâimâ tâğûtların ta’yîn etdiği bir dünyâda, beşeriyyetin “Hürriyyet ve İstiklâlinden” asla bahsedilemez…

Halkı şartlandırmak içün onların ağzına verilen sloganlar, merkezî bir RUH-VAHİY mihrâkına kat’iyyen bağlanmadan, lâfız planında kof ve boş, son derece ma’nâsız bir tekerlemeden öteye geçemez… Bunların bugün, hakîkat indindeki ma’nâsıyla söylenmesi ise, görünmez bir yasakla hem yasak, hem de buna tâkati kâfî gelecek îmân ve RUH istiklâliyyetine sâhib bir BAŞ, buna müsâid adam gibi adam yokdur; olsaydı çıkardı!.

Ruznâmenin, “TEVHİD Kelimesi” olacağı güne kadar, MUTLAK HAKÎKATİN HÜRRİYET VE İSTİKLÂLİNDEN BAHSEDİLEMİYECEKDİR…

Ruznâmeyi, İslâm Târihinde olduğu gibi ta’yinden son derece uzak ve bundan âciz Osmanlı Bakiyesi bir İslâm Coğrafyasında, bütün sulta, dembokrasi dînine (DA’VET) esasıyla ve tam bir (tâbi’ oluş esâretiyle) yürümekdedir. Ayrıca, dembokrasinin emrinde ve ona son derece muti’ bir İslâm (!) inşaı veya (uyduruluşu) da, Diyanetler, ilhâdiyyatlar, Diyaloglar, Güncellemeler, “ictihadları değiştirmeler” , gûyâ ihyâ ve Kur’an’a dönüş sahtekârlık ve dolapları, reform ve revizyon hezeyanları, “14 asır, 15 asır evvelki islâmî hükümleri artık kalkıb bugün uygulayamazsın, böyle şey olmaz!” taarruzları ile, her gün biraz daha pervâsızca ele ve dile alınmaktadır…

Mâzîde 27 sene MUTLAK HAKK VE HAKÎKATE, halkı KARŞISINA ALARAK  vuranlara mukâbil; bugün, HALKI YANINA ALARAK VURANLARLA içiçeyiz…

 

İntişârı: 31.07.2018 / 23:40:41(tt.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir